21 Ocak 2026 Çarşamba English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

TEMA Vakfı Rize Temsilcisi Nevzat Özer: “Çay sektörü yeniden yapılandırılsın” R İZE (Cumhuriyet) Tema Vakfı Rize Temsilcisi Nevzat Özer, çay sektörünün yeniden yapılandırılmasını önerirken, tüm üreticilerin demokratik bir şekilde katıldığı, çay sanayi ve çay politikaları karşısında ciddi ve etkili bir muhatap olarak yer aldığı üretici örgütlenmelerinin gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade etti. Nevzat Özer, çay ve çay üreticisinin sorunlarına ilişkin sorularımıza şu yanıtları verdi: Çay sektörünün ülke ve bölge ekonomisindeki yeri nedir? Türkiye’de çay, 2005 yılı rakamlarına göre, 76.630 hektar alanda yaklaşık 202 bin üretici tarafından gerçekleştirilmektedir. 2003 yılı verilerine göre, çay üretiminin GSYİH içindeki payı yüzde 1.0, bitkisel üretim değeri içindeki payı yüzde 2.7, çay üretim bölgesindeki bitkisel üretim değeri içindeki payı yüzde 40, çay üretimi yapan işletmelerin toplam tarım işletmelerine oranı yüzde 3.6, çay tarımında çalışanların toplam tarımsal istihdam içindeki oranı ise yüzde 6.7’dir. Sektörün mevcut durumunu nasıl görüyorsunuz ? Yoksullaşan, kararlara katılamayan, örgütsüz çay üreticilerini, faizstokyüksek maliyetler altında ezilen çay sanayini, istediği kalite ve ürün çeşitliliğine ulaşamayan, kendi ürettiğini tüketme bilincinden gittikçe uzaklaşan tüketici kitlesini, verimlilik ve kaliteyi yaratacak rekabet ve risk ortamının oluşmadığı bir piyasayı görüyorum. Çay üretimindeki arz fazlalığı ve yüksek maliyetler mi buna neden oluyor? Arz fazlalığı tükettiğimizden daha fazlasını üreterek oluşuyor. Bu farkın birinci nedeni ülkemize yasal ve yasadışı yollarla sokulan yabancı menşeli çayların piyasadaki yeri. Yıllık 5060 bin tondan söz ediliyor. Çay sektöründe sözü edilen arz fazlalığı bu miktarın yarısı kadar. Yani kendi üreticimizden esirgediğimiz desteği yabancı tekellere aktarıyoruz. Burada devlete olduğu kadar tüketiciye de görev düşüyor. Halen uygulanmakta olan budama projesi ile arz fazlalığı önemli ölçüde giderilmiştir. Diğer taraftan hasatta tomurcuk ve Nevzat izleyen iki ÖZER yaprak standardı uygulandığında dekara verim daha da düşecektir. Burada sorun olan fazla üretim değil, birim alandan alınan verimin artırılamamış olmasıdır. Ülkemiz çay üretimindeki artış, bütün yasaklamalara rağmen, çay alanlarının orman, çayırmera ve diğer bitki türleri aleyhine genişlemesiyle sağlanmıştır. Oysa dünyada çay alanlarındaki artışın çok üzerinde kuru çay üretiminde artışlar gerçekleşmektedir. Örneğin 19952004 yılları arasında çay alanları yüzde 7 artarken, kuru çay üretiminde ki artış yüzde 23 olmuştur. Dünyanın hiçbir yerinde birim alanda verim ve kaliteyi artırmadan geliri artırmak mümkün değildir. Peki bu nasıl sağlanacak ? Burada destekleme politikaları ve üretici örgütlenmeleri çok önemli onlara biraz sonra değineceğim. Teknik olarak ise, öncelikle ülkemiz çaylıklarının tamamının tohumla tesis edilmiş olması müthiş bir seleksiyon imkanı vermektedir. Bugüne kadar 78 klon tespit edilmiş ancak bunlarda tespit edildiği ile kalmıştır. Zaman yitirilmeden bu çalışmaya başlanılması, tespit edilen klonların üretimine geçilmesi, diğer ülkelerde geliştirilen yüksek verimli klonların bölgeye uyumunun araştırılması, gerekli yasal düzenlemelerle üreticilerin bahçelerini yenilemesi teşvik edilmelidir. İkincisi, organik tarıma, katma değeri yüksek ürünlerin üretimine geçilmesidir. Bugün dünya çaycılığında en çok konuşulan konu "Bioçay" üretimidir. Bunu en kolay üretebilecek ülke Türkiye’dir. Doğu Karadeniz Bölgesi; sahip olduğu coğrafik konum, iklimi, tarımı yapılan ürün sayısının az olması zirai mücadeleye ihtiyaç duyulmaması gibi üstünlüklere sahiptir. Bugün Uzakdoğu ülkelerinde insanlar çaylıklara maske, eldiven takarak girebilmekte. Bu ülkeler organik tarımı gündemlerine alırken, Türk çaycılığı bu fırsatı kaçırmaktadır. Küreselleşme adı altında Türkiye tarımı tasfiye ediliyor. IMF tarımsal desteklerin kaldırılmasını istiyor. Bu destekler ülke ekonomisine yük mü ? Bu bir yük ise en çok ABD ve AB ekonomilerine yük olması gerekir. Dünyada tarımını desteklemeyen bir tek gelişmiş ülke yoktur. Türkiye’de çiftçi başına destek bin beş yüz dolar, Avrupa Birliğinde on altı bin dolar. OECD’ye göre tarıma 336 milyar dolar destek verilmiş, bunun önemli kısmı AB, ABD, Japonya’ya ait, kendileri 336 milyar doları kullanmışlar, bizdeki birkaç milyar dolarlık desteği kaldırın veya üretim, verim, kalite gibi hedefleri olmayan sosyal yardımlara dönüştürün diyorlar. Peki çaya gelirsek… Siz sanıyor musunuz ki dünya çay ticareti Hintlilerin, Kenyalıların elinde. İngiliz, Hollanda’lı birkaç uluslar arası tekel bütün piyasayı kontrol ediyor. Örneğin Ünilever, Kenya’dan Tanzanya’ya, Hindistan’a on binlerce hektar büyüklüğünde işletmelere sahip, şirketin yıllık ortalama satışı 320 bin ton, bu dünya ticaretinin yüzde 15’ine denk geliyor. Markalı çaylar az gelişmiş ülkelerin dökme çaylarının 67 katı yüksek fiyatla satılıyor. Gözleri Türkiye pazarında. 195060’lı yıllarda Türk Çayı’na Darjeeling Çayı kalitesinde diyen İngilizler ne oldu da bugün 50 cent’ten fazla etmez diyorlar. Çay üreticisinin yıllardır yaşadığı sıkıntı ortada. Üretici ne kadar destekleniyor ? Yıllardır çay üreticisinin desteklenmesi adı altında çay sanayisinin hantal yapısı desteklenmiştir. Oysa desteğin her şeyden önce güç coğrafik koşullarda, 4.5. sınıf topraklarda başka bir seçeneği olmadan çay tarımı yapan üreticilere; birim alandan alınan verim ve kaliteyi artırılması amaçlanarak uygulanması gerekirdi. Destekleme doğrudan üreticiye ve koşullara bağlanmalıydı. Bu koşullar neler ? Üretici örgütlenmesi, bahçelerin her yıl belirli oranda yenilenmesi, organik tarım, budamagübrelemebakım gibi tekniklerin yerine getirilmesi, desteklemenin tomurcuk ve izleyen iki yaprak standardında alınabilecek azami verime uygulanması, belgelendirme… Her şeyi özelleştirin diyen bir anlayış var, Çaykur’un özelleştirilmesi de artık gündemde… Bu bize dışarıdan dayatılan bir anlayış, devleti küçültün, ekonomideki payını azaltın. Peki kendi ülkelerinde ki durum ne? "IMF ve OECD verilerine göre devletin ekonomideki payı 19371997 yılları arasında ABD’de yüzde 8,6’dan yüzde 32’ye, İngiltere’de 30’dan 41’e, Almanya’da 42’den 49’a, Fransa’da 29’dan 43’e, Japonya’da ise 25’ten 35’e çıkmıştır. Çay sektöründe özel sektör zaten var. İşletme kapasiteleri Çaykur’un neredeyse iki katı. Eğer çay üreticileri ve tüketiciler özel sektörden memnun iseler diyecek bir şey yok. Bugün Çaykur’un piyasadaki, dengeleyici, yönlendirici durumu mevcutken bile üreticiler özel sektörle ciddi sorunlar yaşıyor. Çaykur’un olmadığı bir piyasayı düşünmek bile istemiyoruz. Çaydan geçimini sağlayan herkesin öncelikle 10 yıl önce özelleştirilen EBK, SEK ve Yem Sanayisi’nin durumunu görmeleri gerekir. 8
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle