Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Günler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
‘Kırsal kalkınma’ oyalaması Yücel ÇAĞLAR Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Arş. Der. N eresinden nasıl bakılırsa bakılsın; hangi değerlendirme ölçütlerinden yararlanılırsa yararlanılsın; bu bir serüvendir, kamusal kaynakların savurganlığıdır, dışa bağımlılığın yaygınlaştırılması ve derinleştirilmesidir, çarpık olduğu söylenen Türkiye kapitalizminin köy ve mahallelere değin sokulmasıdır, umuda işkence edilmesidir, yoksul yurttaşlarımızın oyalanmasıdır, kamu hizmetlerinin ve kamu görevlilerinin işlevsizleştirilmesidir, devlethalk ilişkilerinin yozlaştırılmasıdır, dolayısıyla da akıl almaz bir aymazlıktır ! Çeşitli ülkelerarası kuruluşların buyruklarına uyup tarım kesimini her alanıyla çökertecek, kamusal yatırımları en aza indirecek, onlarca yılın bilgi ve deneyim birikimlerini görmezden gelecek, yapılan uyarıları duymayacak, görece olarak çok daha ulusal yaklaımlarla hazırlanıp uygulanan kalkınma planlarıyla gerçekleştirilen yatırımları bir kenara koyacak, üreticilerin her türlü demokratik örgütlenmesini etkisizleştirecek, gönüllü kuruluşları dış desteklere bağımlı taşeronlara dönüştürecek her türlü yola başvuracak, sonra da "denize düşüp yılana sarılırcasına" Dünya Bankası’nın "Tarım Reformu Uygulama Projesi"nin (ARIP) kalıntılarıyla "kırsalı" kalkındıracaksın; olası mı ? Anlaşılan, siyasal iktidar, bu soruya olumlu yanıt veriyor ya da her alanda olduğu gibi yine takiyye yapıyor: Somut adımları, geçtiğimiz yıl 23 Ağustos 2005’de çıkarılan Köy Bazlı Katılımcı Yatırım Programları Kapsamında Yatırımcılar Tarafından Yapılacak Hibe Başvurularının Desteklenmesi Yönetmeliği’yle atılan "Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı" sürecini başka türlü aşıklayabilmek olası değil çünkü. Görülmedik bir yaklaşım... Bilindiği gibi, Türkiye, kırsal kalkınma yaklaşımı deneyimleri yönünden son derece varsıl bir ülkedir: Cumhuriyetin ilk yıllarında gündeme gelen köy kalkınması çalışmaları 1960’lı yıllarda "toplum kalkınması" ve "merkez köyler" yaklaşımlarıyla sürdürülmüş, ilçeler düzleminde "orman köyü kalkındırma planları" hazırlanmış, iller düzleminde de çok sayıda "kırsal kalkınma projesi" uygulanmıştır. Ancak, böylesine dışa bağımlı, plansız, parçacı ve rastgeleci, önceliksiz ve savurgan bir yaklaşım hiç, ama hiç gündeme gelmemiştir. Anımsanacağı gibi Dünya Bankası ile 12.7.2001 tarihinde imzalanan ve 20012005 dönemini kapsayan ARIP, doğrudan gelir desteği, ürün değişimi, tarım satış kooperatiflerinin yeniden yapılandırılması ile proje destek ve tanıtım hizmetleri bileşenlerinden oluşuyordu ve proje kapsamında 600 milyon Dolar kredi kullanılması öngörülüyordu. Ancak, Dünya Bankası’nın 9 Mart 2004 tarihli raporunda da açıklıkla belirtildiği gibi, öngörüler gerçekleşmemiştir. Bu nedenle, Proje de, yeni bileşenler eklenerek 2007 yılı sonuna değin uzatılmıştır. Köy Bazlı Katılımcı Yatırımlar Programı ARIP’in bu yeni bileşenlerinden birisi. Programın amaçları şöylece açıklanıyor: "Gelir ve sosyal standartların geliştirilmesi, alt yapının iyileştirilmesi, tarımsanayi entegrasyonun sağlanması, gıda güvenliğinin güçlendirilmesi, tarımsal ürünlerin pazarlama ömrünün uzatılması, alternatif gelir kaynaklarının yaratılması, yürütülen kırsal kalkınma çalışmalarının etkinliğinin artırılması, katma değeri yükseltecek alt yapıların kurulması, kamu hizmetlerinin iyileştirilmesi, hizmetlere erişim olanaklarının artırılması, girişimcilik kapasitesinin yaratılması, başta AB olmak üzere ülkelerarası kuruluşlardan sağlanacak kaynakları kullanabilme becerisinin geliştirilmesi…" Ancak, gerçek amaçlar, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın Programın tanıtılmasına yönelik çalışmalar için uygulayıcı birimlere gönderdiği "…Tanıtım Planı"nda açıkça dile getiriliyor: 1 "Programın en önemli amacı, uluslararası fonların kullanımı için yerel kapasite yaratmaktır." 2 "Ülkemizin bundan sonraki kırsal kalkınma vizyonu, yatırımcılar tarafından hazırlanacak öz sermaye katkılı proje başvurularının desteklenmesidir." 3 "Amaç, tarıma dayalı küçük ve orta ölçekli sanayinin geliştirilmesidir." 4 "Üretimin değil, üretilmiş ürünlerin işlenmesi yoluyla pazara sunulabilecek hale gelmesidir." Bu amaçların gerçekleştirilmesiyle "kırsal kalkınmanın" sağlanabileceğini düşünebilmek denli büyük bir aymazlık olabilir mi?.. İnanılmayacak, ancak, olur: Söz konusu "tanıtım planında" açıkça belirtildiğine göre, Bakanlık Programın, "…proje yarışması olarak…" düşünülmesini istemekte, sonra da "katılımcılık esastır" vurgusunu yapmaktadır. Böylece, ülkemizdeki "kırsal kalkınma" yazını yeni bir terim katkısı da (!) yapılmış olmaktadır: "Katılımcı Yarışma" ya da ""Yarışmacı Katılım"… Nasıl derler; "insafınız kurusun !" Dokuz kişiye bir gazoz… Tarım ve Köyişleri Bakanı’nın da açıklıkça belirttiği gibi, Programın deneme uygulamalarının yapılacağı 16 pilot il "bölgesel kalkınma ajansları için oluşturulan istatistiki bilgi birimleri, yani NUTS esas alınarak" belirlenmiştir. Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı bunların dışındaki 65 ilde başlatıldı. Program kapsamında 16 milyon doları kamu kurumlarına, olmak üzere toplam 30 350 bin Dolar hibe ödemesinin yapılması öngörülüyor. Oysa, bilindiği gibi ülkemizde, yalnızca "köy" sayılan 3536 bin yerleşme bulunuyor. Bu sayı, köy altı yerleşmelerle birlikte 7080 binlere çıkıyor ve bu yerleşmelerde 25 milyon dolayında yurttaşımız yaşıyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın yukarıya aktarılan açıklaması ciddiye alınacak olursa, Programın öngördüğü amaçlar bu denli geniş bir alanda ve 30,3 milyon Dolarlık dış kaynakla gerçekleştirecek. "Kalkınma", ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşamın tüm boyutlarıyla "olumlu" sayılabilecek doğrultuda dönüşmek ise eğer, böyle bir gerçekleşme sağlanabilir mi? Sağlanamayacağı açık, açık, ancak, deyiş yerindeyse "dostlar alış verişte görsün"… Öte yandan, Programda iki boyutlu bir uygulama sürecinin iletilmesi öngörülmüştür: i) Ekonomik yatırımlardan "Kırsal kesimde yaşayan, tarımsal üretim yapan veya küçük ölçekli iş alanlarında etkinlikte bulunan, Bakanlığın çiftçi kayıt sistemine kayıtlı kişiler, şirketler, vakıflar, tarımsal amaçlı kooperatif, birlik ve üretici birlikleri" yararlanabilecek. Bu kapsamda proje bedelinin % 50’sini aşmayacak hibe ödemeleri bireysel projelerde 17,5, grup ya da ortaklık projelerinde ise 125 bin YTL ’yi aşmayacaktır. Desteklenebilecek projelerin konuların ise tam da "kırsal kalkınmalık" (!): Tarımsal ürünlerin depolanması, işlenmesi, paketlenmesi, ambalajlanması; jeotermal, güneş, rüzgar vb enerji kaynakları kullanılan seraların yapılması. ii) Alt yapı tesislerinin iyileştirilmesine yönelik yatırım destekleri ise köy bazlı sulama, köy içme suyu, yolu ve kanalizasyonu yatırımlarına verilecek. Bu desteklerden kaymakamlıklar, sulama kooperatifleri, köylere hizmet götürme birlikleri yararlanabilecek. Yapılacak hibe ödemeler ise proje bedelinin % 75’ini ve 225 bin ABD Dolarını geçmeyecek. Programın uygulanması için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın merkez ve taşra kuruluşlarında, valiliklerde yeni birimler oluşturuldu; programın tanıtılmasına yönelik "eylem planları", sunum CD’leri hazırlandı; uygulayıcılar yaygın eğitime tutuldu. Belirtildiğine göre, öngörülen süre içinde 283’ü ekonomik ve 545’i de alt yapı tesisi yatırımlarına yönelik olmak üzere toplam 828 başvuru yapıldı; değerlendirme sonucunda da 159 projeye hibe desteğinin yapılması kararlaştırıldı. Demek oluyor ki, "ekonomik" gereksinme içinde olan yurttaşlarımızın sayısı üçyüzü, alt yapı gereksinmesi olan yerleşme yeri sayısı da altı yüzü bulmuyor !.. Bakanlığın açıklamasına bakılırsa, bu gülünç durum; "…potansiyel yatırımcı konumundaki hedef kitlenin programın usul ve esaslarına ilişkin kaliteli detaylı bilgiye sahip…" olmamasından kaynaklanıyor. Program bir işe yarayacak mıdır? Evet, yarayacaktır: "Kırsal" sayılan yerleşmelerdeki "uyanık" yurttaşlarımız, her zaman olduğu gibi, bu Program kapsamında desteklenebilecek kırsal kalkınma "projelerini" (!) geliştirip, deyiş yerindeyse bir yolunu da bulup hibe ödemelerinden yararlanacaktır. Program, bir de anılan Yönetmeliğin 26. maddesi uyarınca "uyanık" yurttaşlarımıza danışmanlık hizmeti satacak kişi ve kuruluşların işine yarayacaktır. Açıktır ki, siyasal iktidar da bu ulufeci Programdan olabildiğince yararlanma çabası içinde olacaktır. Ülkenin, bölgenin gerekleri ve öncelikleri ile ilişkisiz projeler temel alınarak yürütülecek Programın bu yaklaşımla başka sonuçlar vermesi olası değildir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın merkez ve taşra birimleri ile valilerdeki yönetici ve uzmanların özenli, özverili çabaları da Programın başka sonuçlar vermesini sağlayamayacaktır. Bu nedenle Program bir yandan kamu görevlilerinin çeşitli baskılar altında kalmasına bir yandan da kamu kaynaklarının savurganlığına yol açabilecektir. Öyle anlaşılıyor ki bu gerçeği, kırsal üretici örgütleri de görmüyor ya da göremiyor.Ne denli yazık ! 28

