15 Ocak 2026 Perşembe English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Çay acılaştı İbrahim YETKİN Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı Ö yle ürünler vardır ki, bir bölgenin kimliğinin bir parçası olur, onun geçimini, geleceğini belirler. Doğu Karadeniz, özellikle Rize ile çay arasındaki ilişki de böyledir. Türkiye’de çayın tanınması ve ilk kültür denemelerinin yapılmasının 1890’lı yıllarda başladığı söylenir. Ancak, çayın ekonomik değeri olan bir ürün haline gelmesi, Cumhuriyet döneminde olmuştur. Cumhuriyet’in tarımın gelişmesiyle ilişkisi üzerinde ne kadar dursak azdır. O zamana kadar, Osmanlı’nın tarıma ilgisi yalnızca vergi almakla sınırlıydı. İlk kez Cumhuriyet, çiftçiyi vatandaş olarak görmüş, onun doğduğu yerde doymasını öngören önlemler almıştır. Çay tarımının Doğu Karadeniz bölgesinde gelişmesi de bu kaygıdan doğmuştur.. Bölgenin ekonomik imkanlarının sınırlılığı, coğrafyası ve ikliminin özelliği, göç olgusu, gibi faktörleri göz önüne alan Cumhuriyet yönetimi, bölgede hangi ürünün ekonomik olarak üretilebileceği konusunda bir araştırma yaptırmış, Ziraat Umum Müfettişi Zihni Derin’in önderliğinde 1924 ile 1940 yılları arasında bilinçli bir çalışma yürütmüştür. Bu çalışma sırasında, İngiltere’den Seylan’a kadar uzmanlar gönderilmiş, çeşitli çay tohumlarının deneme ekimleri gerçekleştirilmiş, üreticinin geleneksel ürünler dışında bir ürüne olan direncini ortadan kaldırmaya yönelik teşvikler uygulanmıştır. Sıfırdan başlanan bu çalışma, öyle başarılı sonuçlar vermiştir ki, 19501960 yılları arasında tesis edilen çay bahçesi alanı 137.000 dekara üretici sayısı 63.500 kişiye ulaşmıştır. 1965 yılına gelindiğinde ise çaylık alan 214.000 dekar, üretici sayısı ise 100.000’i bulmuştur. Bölgede çay üretiminin gelişmesi, Devletin öncülüğünde tarımsal sanayinin, yani çay fabrikasının kurulması ile desteklenmiş, kısa sürede bölge tüccarı çay işleme tesisleri kurarak sanayici olma yolunda önemli adımlar atmıştır. Ne yazık ki, çay tarımı konusunda başlangıçta gösterilen örnek çabalar, zamanla yerini bir çok üründe olduğu gibi gözden çıkarmaya varan bir ihmale bırakmıştır. Destek önlemlerinin yanlış uygulanması, kaliteye önem verilmemesi, istikrarlı bir fiyat politikası izlenmemesi, özel sektörün 1984 sonrasında sektöre girişi sırasında gerekli denetimin uygulanmaması yüzünden hem üretici, hem de tüketici açısından çayın tadı bir hayli kaçmıştır. Günümüzde bu duruma bir de hemen her ürünümüzün başına bela olan "kaçakçılık" sorunu eklenmiştir. Eskiden oldukça sınırlı olan kaçakçılık olgusunun, günümüzde çay üretimini tehdit eder boyutlara geldiği belirtilmektedir. Kaçak çay, yalnızca üreticinin refahını, devletin vergi kaynaklarını erozyona uğratmakla kalmamakta, halk sağlığı açısından da tehdit oluşturmaktadır. Aslında çayın öyküsü, aşağı yukarı tüm temel ürünlerimizin öyküsüdür. Tarımın "milli ekonomi"nin temeli olarak görüldüğü, üreticinin milletin efendisi olarak nitelendiği, üretmeden kazanmanın ayıp sayıldığı, kalkınmanın ithalata dayalı ticaretin artışı ile değil fabrikaların kurulması, tarlaların şenlenmesiyle ölçüldüğü bir dönemin, ve onun ardından gelen hüzünlü bir kendi kaderine terk edilişin öyküsü… Tütünün, çayın, fındığın, pancarın, buğdayın, narenciyenin, üzümün hepsinin ortak öyküsü… Bir zamanlar, bu bölgede ne yetiştirebiliriz diye, o bölgenin doğal ürünlerini inceleyen, dünyanın o bölge ile benzer iklim ve toprak yapısına sahip ülkelerde yetişen ürünleri araştıran, bu araştırmalar için enstitüler kuran, yurtdışına uzmanlar gönderen, gecesini, gündüzünü üretici ile paylaşan bir teşkilat, o teşkilatın idealist uzmanları vardı… Günümüzde ise, birbiri ardına kapatılan enstitüler, eğitimin kalitesindeki düşüş, araştıran, planlayan yapılar yerine her şeyin piyasanın insafına terk edilmesi… Ve bunun "gelişme", "çağdaşlaşma" olarak sunulması var. Aslında, yalnızca çay üreticilerinin değil, pamuk, fındık, tütün, pancar, ayçiçeği, buğday ve tüm ürünlerin üreticilerinin anlaması gereken gerçek şudur: Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkılmadıkça; çiftçiyi insan olarak gören, tarımı ekonominin temeli, ekonomiyi üretim, istihdam, ticaret olarak gören anlayışa dönülmedikçe, o değerler bilimsel bir dünya görüşü ile her alana egemen kılınmadıkça, bugün şikayet edilen koşullar değişmeyecek, hatta daha kötüye gidecektir. Acı gerçek budur. Devekuşu Kongresi yapıldı BURSA (Cumhuriyet) Yetersiz, dengesiz ve sağlıksız beslenme sorunları nedeniyle, hayvansal üretimlerin artırılması ve alternatif protein kaynaklarının arayışı sürüyor. Tüketici bilinci ve refah düzeyinin yükselmesiyle birlikte sağlıklı ürünlere olan talep de her geçen gün artıyor. Yeni hayvan türlerinin yetiştiriciliği gündeme gelirken, Türkiye'nin bu yöndeki gereksinimleri göz önüne alınarak, "Türkiye 1. Ulusal Devekuşu Yetiştiriciliği Kongresi", 24 Haziran tarihleri arasında Bursa'da gerçekleştirildi. Kongrede, devekuşu yetiştiricilerinin bir kooperatif altında birleşmesinin önemine işaret edilirken, devekuşu etinin ve ürünlerinin tanıtım eksikliği nedeniyle pazar sıkıntısı yaşadığı belirtildi. Türkiye 1. Ulusal Devekuşu Yetiştiriciliği Kongresi’ne Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, Dünya Bilimsel Tavukçuluk Derneği Başkanlığı, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Deri Mühendisliği Bölümü ile Uludağ Üniversitesi Ziraat ve Veteriner Fakültesi öğretim üyeleri, EBİLTEM, Bursa Damızlık Yetiştiricileri Birliği, Türkiye Deri Sanayicileri Derneği, Ziraat Bankası Bursa Bölge Müdürlüğü, Bursa Tarım İl Müdürlüğü, Bursa Gıda Kontrol ve Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Türkiye'nin farklı illerinden devekuşu yetiştiricileri ile Devekuşu Yetiştiricileri Derneği Üyeleri katıldı. Kongrenin açılışında birer konuşma yapan Devekuşu Yetiştiricileri Derneği Başkanı Prof. Dr. İbrahim Ak, Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Vahap Katkat ile Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürü Yardımcısı Dr. Cevdet Akdeniz sektörün sıkıntıları ve devekuşu üretiminin önemine değindi. Devekuşu Yetiştiricileri Derneği Başkanı İbrahim Ak, devekuşu yetiştiriciliğinin ülkemizde sağlıklı bir şekilde gelişmesi için dernek çatısı altında örgütlenmenin önemli olduğunu vurguladı. En kısa sürede sözleşmeli üretim modeline geçilmesi gerektiğini belirten Ak, devekuşu ürünlerinin tüketiminin artması ve talep yetersizliği sorununun çözümü için de yetiştiriciler tarafından ortak bir tanıtım fonu oluşturulması zorunluluğuna dikkat çekti. 20
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle