Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Günler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
Üretici sürekli kaynak yitirdi Mahir GÜRBÜZ TEMA Danışmanı lke gündemine dış finans çevreleri dayatmalarının egemen olduğu son beş altı yıllık dönemin ilk ve yakıcı sorunları kanımızca tarımda yaşanmıştır. Yüksek enflasyon, aşırı faiz, iç ve dış borç batağı ve kamu finansman açığı gerekçe yapılarak teslim olunan IMF niyet mektupları ve Dünya Bankası programlarında, gerçek çarpıtıcı bir yaklaşımla ekonomik bunalımın en temel nedeni olarak tarım ve bu sektöre aktarılan destek kaynakları gösterilmiştir. Rant–faiz ekonomisinin ülkeyi sürüklediği bunalımın maliyeti, gerçek nedenler gizlenerek önce tarıma çıkarılmıştır. Üstelik bu yapılırken; üretici – tüketici zincirindeki kazanç halkaları görülmemiş, etten – süte, sebzeden – meyveye birçok temel üründe taban fiyatı özellikli hiç bir tarımsal desteğin olmadığı göz ardı edilmiş, ekmek ve şeker gibi temel tüketim malı fiyatlarının, tarımdan çok sanayi ve ticaret paylarından oluştuğu unutulmuş, tarım destek maliyetinin özel bankalardan alınan ve zamanında geri ödenmediği için faiz yükü artan kredilerden kaynaklandığı gerçeği saklanmış ve sorumsuz bir tavırla "Köylü kentliyi ve tüketiciyi sömürüyor. Tarım bu topluma ve ekonomiye yüktür" kışkırtması ve suçlaması kötü niyetle yapılabilmiştir. Tüm çarpıtma ve saptırma çabalarının sonucunda asıl niyet ortaya koyulmuş, "Tarım destekleri kaldırılmalıdır." dayatması gündeme getirilmiş ve ülkeyi ürünü fazlası bulunan gelişmiş ülkelerin tarımları yararına endeksleyen senaryo, kamuoyuna "Tarımda devrim yapıyoruz." diye tanıtılmaya çalışılmıştır. Bütün bunların sonucunda; ürün fiyatları IMF’nin izin verdiği düzeyde tutulmuş, destekleme alımları izne bağlanmış, yerli üretimi koruyucu gümrük vergileri en alt düzeye indirilmiş, hububatta destek fiyatı uygulamasına son verilmiş, TMO’nin piyasayı düzenleyici rolü ortadan kaldırılmış, verilen söz gereği Tütün ve Şeker Kanunları hiç bir tartışmaya olanak tanınmadan çıkarılmış ve bu üretimler yabancıların yararlarına endekslenmiş, Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri özerkleşme adı altında ilgili Bakanlığın yönetimine devredilmiş, 2002’den başlayarak bütün ürün desteklemeleri kaldırılmış, gübre ilaç dahil tüm girdi sübvansiyonları kaldırılmıştır. Özetle; destekleri kaldıran, kurumları çökerten bu senaryo ile dönem içinde artık "neyin ne kadar üretileceğine, nerede üretileceğine, nasıl pazarlanacağına" ulus devlet değil, IMF ve Dünya Bankası karar vermeye başlamıştır. Kaldırılan tüm desteklerin yerine dünyanın hiçbir ülkesinde tek başına bir tarım politikası olarak örneği görülmeyen Doğrudan Gelir Desteği yöntemi uygulanmaya başlamıştır. Uygulanan bu yöntemde tarımın geliştirilmesi gibi bir amaç yoktur.Yöntemin, üretimin yönlendirilmesini, verimliliğin artmasını Ü derinleştiren, bu uygulamayı bir tarım politikası olarak değerlendirmek mümkün değildir. Bu dönem uygulamaları konusunda eleştirel bir değerlendirmeyi de, ilginçtir bizzat programların sorumlularından birisi olan Dünya Bankası yapmıştır. Dünya Bankası'na göre; 1999’da 7,16 milyar dolar olan bütçe destek harcaması, 2002’de 2,33 milyar dolara düşmüştür. Oysa, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı verilerine göre 1999’da üreticiye sağlanan net destek, 3,3 milyar dolar, 2000’de 1,7 milyar dolar, 2001’de 1,1 milyar dolardır. 2002 desteğinin ise Bakanlık verilerine göre 1,670 milyar dolar olduğu gözetilince, iddianın aksine üreticiye yönelen destek miktarında azalış olmamıştır ama, destek yöntemi yanlış olduğundan, bu kaynak tarımsal gelişmeye yararlı olmamıştır. Üreticiler, KİT sübvansiyonları azalışından 1,3 milyar dolar, kredi faiz desteklerinin kalkmasından 1,4 milyar dolar, girdi sübvansiyonu kalkmasından 300 milyon dolar ve TSKB destekleri kalkmasından 900 milyon dolar olmak üzere, toplam net 4 milyar dolar kayba uğramıştır. Sübvansiyonlar kalktığı için girdi fiyatları artmış,girdi kullanımı azalmış ve bu azalışa rağmen katma değerdeki girdi maliyeti artmış, bu maliyet 1997’de yüzde 30 iken 2001’de yüzde 49’a çıkmıştır. Çok gerekli olan tohumluk, damızlık, sulama girdileri için hiçbir destek uygulanmamış ve üretim verimliliğinde bir gelişim sağlanamamıştır. Destekler kalkarken, girdi maliyetleri dolayısıyla üretim maliyetleri artarken, ürün fiyatlarının düştüğü itiraf edilmiştir. En büyük düşüşlerin hububat, şeker pancarı ve tütünde olduğu belirtilerek, üreticinin çoğunluğunu ilgilendiren bu ürünlere yönelik desteklerin kalkmasının, açıkça üretici gelirlerinin azalmasına ve yoksullaşmaya yol açtığı açıkça kabul edilmiştir. Toplam fiziki üretimde bir azalış olmamasına rağmen, ürün fiyatlarındaki düşme ve yapılan devalüasyon etkisiyle tarımsal GSMH 23,5 milyardan 16,4 milyar dolara, hektar başına üretim değeri 875 dolardan 621 Üreticiler, toplam net 4 milyar dolar kayba uğradılar dolara düşmüştür. Belgenin bir başka bölümünde ise 19992001 arasında tarım kitle için 6,5 milyar TL ödenebilmiştir. Amacı ve ürünlerinin brüt değerinin reel olarak yüzde 16 ilkesi olmayan bu uygulamanın, görüldüğü gibi, azaldığı, hektar başına dolar eşdeğerinin ise yüzde 28 adaleti de yoktur ve var olan gelir dağılım dengesini düştüğü açıklanmıştır. Bu açıklamalar, program daha da bozmuştur. Gelişmiş ülkelerde gereğinden uygulaması sonucu tarım üreticisinin net kaynak çok üretim yapılmaması ve üretimin kısıtlanması için yitirdiğinin ve daha da yoksullaştığının, açık bir uygulanan yöntem, gelişmesi gereken Türkiye itirafıdır. tarımının önüne gelişme engeli olarak getirilmiştir. İddianın tersine, desteklerin kaldırıldığı ürünlerin Sonuç olarak bir sosyal yardım özelliğinin ekilişlerinde meydana gelen azalma, karlı olan başka ötesinde, tarımsal gelişme ve verimlilik gibi amaçları ürün ekiliş ve dikilişlerinde bir artışa neden bulunmayan, tarımla ilgili ihtiyaçlar yerine tüketim olmamıştır. harcamalarında kullanılan, üstelik çoğunlukla büyük Kısaca; iki binler sonrası dış güdümlü tarım arazi sahiplerine kaynak aktaran, ihtiyacı olan küçük politikalarının sorunları çözmek bir yana, ülkeyi işletmelere ise sadaka düzeyinde yararlı olabilen yabancı egemenliğine daha çok sokan bir dramatik özellikleri ile "sosyal yardımda adalet" amaçlarını da sonuç yarattığını bilmek ve anlamak gerekmektedir. karşılamayan, tersine gelir dengesizliğini sağlayacak ve üretici örgütlenmesini özendirecek Hiçbir özelliği bulunmamaktadır. Yöntem, ödemeleri işlenen tarım arazisi büyüklüğüne bağladığından, tarıma değil, açıkça tapuya para aktarmıştır. Bu yöntemle küçük çiftçilerin korunacağı iddia edilmesine rağmen, uygulama tam tersi sonuç vermiş, varlıklı çok topraklılara yaramıştır. Uygulama ile üreticinin üçte ikisine dönüme 16 milyon TL ’den, yılda toplam 288 milyon TL ödeme yapılırken, ortalama arazi büyüklüğü 408 dönüm olan 200 dönüm üstü 27

