Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Günler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
Pazarlama et üretimini etkiliyor Prof. Dr. Orhan ALPAN Veteriner Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi T oplumların tükettikleri etin çeşit, miktar ve kalitesi üzerinde, esas olarak, coğrafi, ekonomik ve kültürel nedenler rol oynar. Örneğin Amerika’da en çok sığır eti tüketilirken, Yeni Zelanda’da koyun eti, Japonya’da balık eti önde gelir. Hindistan’da dini inançlar nedeniyle sığır eti yenmez. Aynı ülke içinde, söz gelişi, Almanya’da üst gelir düzeyindeki çevrelerde sığır etine olan tercih, düşük gelir düzeyindeki kesimlerde domuz ya da tavuk etine yönelir. Türkiye’de 1970li yıllara kadar halkın et tüketim tercihi koyun etine yönelik iken izleyen yıllarda öncelik sığır etine kaymış, daha sonra da tavuk etine yönelmiştir. Bu makalenin amacı, Türkiye’de genel olarak et üretimi ve özel olarak da sığır eti konusundaki teknik ve ekonomik durumları irdelemek gelecek için nasıl bir stratejinin izlenmesi gerektiğine ışık tutmaktır. Kırmızı et üretimi söz konusu olduğunda ilgi ilk olarak ülkedeki sığır ve koyun varlığı üzerinde toplanır. Manda ve keçiden de et elde edilir. Fakat bu hayvanların sayı ve önemi göreceli olarak düşüktür ve et tercihinde de bu etler son sırada gelir. Son on yılda sığır varlığı, yaklaşık 2 milyon, koyun varlığı 8 milyon azalmıştır. Bununla beraber et üretimi sığırda benzer düzeyde kalmış koyunda ise yarıya yakın bir düşme olmuştur. Aynı dönemde karkas ağırlığı sığırda 45 kg kadar artmış koyunda ise aynı kalmıştır. Sığır karkas ağırlığının artışı bir yandan kültür ırk ve melezlerinin sayı ve oranının artışı, diğer yandan da besi tekniğinin iyileşmesi ile ilgilidir. Ancak, ortalama sığır karkas ağırlığının bizde 185, Avrupa’da 285 kg olması Türkiye de bu konuda daha çok şey yapılabileceğini göstermektedir. Et sorununun iki ucundan birisi üretim diğeri tüketimdir. Tüketim için en belirleyici faktör toplumun ekonomik gücüdür. Türkiye, Doğu Avrupa ve Batı Avrupa ülkelerinde kişi başına düşen ortalama yıllık kırmızı et tüketim miktarları sırasıyla 9.9, 11.5 ve 23.3 kg dır. Bu sıralama, ülkelerin ekonomik konumlarını da yansıtmaktadır. İnsanın hem fiziksel hem de zihinsel olarak sağlıklı bir büyüme ve gelişme göstermesi için et önemli ve vazgeçilmez bir besin maddesidir. Çünkü vücut fonksiyonları için gerekli olan bazı amino asitler yalnız hayvansal kökenli besin maddelerinde, özellikle ette bulunur. Türkiye de tüketilen kırmızı etin üçte birinden biraz fazlası yurt dışından ithal edilmektedir. Eğer gerekli tedbirler zamanında alınmış olsa idi Türkiye, sahip olduğu coğrafya ve doğal şartları ile kırmızı et ithal eden değil, ihraç eden bir ülke olabilirdi. Yıllar yılı çoğu tarımsal ürünler taban fiyatları ve destekleme alımları ile teşvik edilirken kırmızı ete yakın zaman öncesine kadar "narh" uygulanmıştır. Yani, etin belli bir fiyatın üzerinde satılamayacağına dair yasaklar konmuştur. Buna ek olarak1980 sonrasında Tarım bakanlığında yapılan reorganizasyon ile veteriner hekimliği adı bakanlık şemasından silinmiş, haralar ve hayvan ıslah kuruluşlarını kapatılmıştır. Geçmişteki bütün bu olumsuzluklara rağmen alınacak ciddi tedbirlerle hayvancılığın Türk ekonomisine olan katkısı önemli ölçüde artırılabilir. Mevcut 11 milyon baş sığır ve 25 milyon baş koyun varlığı Türkiye için büyük bir potansiyeldir. Sığır varlığının yüzde 60 kadarı melez, yüzde 20 kadarı kültür ırkı ve yüzde 20 kadarı da düşük verimli yerli ırklardan oluşmaktadır. Fakat bu potansiyelden yeteri kadar yararlanılamadığı da bir gerçektir. Sığır eti, genç erkek ve dişilerle süt verimi düşüklüğü ve yaşlılık gibi nedenlerle sürüden ayrılan hayvanlardan elde edilir. Sığır eti üretiminin esas kaynağını genç erkekler oluşturur. Bunlar buzağılık döneminden itibaren genellikle çayır ve meralarda otlatılarak et üretim amacı için yetiştirilirler. Süt üretim işletmelerinde yetiştirilen bu genç hayvanlar bir yaş civarında besiciler tarafından toplanarak entansif veya yoğun besi adı verilen besleme rejimine alınırlar. Yoğun beside amaç hayvanın en hızlı büyümesi ve en yüksek ağırlık artışını sağlamasıdır. Bunun için hayvanın ihtiyaç duyduğu besin maddelerinin ve en uygun yem rasyonlarının verilmesi gerekir. Aslında en ekonomik ve karlı besi, Arjantin, Amerika, Kanada ve Avustralya gibi geniş ve zengin çayırlara sahip ülkelerde yapılan besidir. Bu ülkelerde sütçü ırkları yanında et yönlü kültür sığır ırkları da geliştirilmiştir. Etçi sığır ırklarında hem büyüme hızı hem de etin kalite ve lezzeti yüksektir. Besi ve et üretimini etkileyen ya da sınırlayan en önemli faktörler hayvan, yem, işletme yönetimi ve pazarlama ile ilgilidir. Bu faktörlerin her birisine Türkiye’deki gerçekler ve uygulamalar açısından kısaca değindikten sonra batı standartları düzeyinde üretim sağlayabilmek için nelerin yapılması veya yapılmaması gerektiğine işaret etmeye çalışacağım. 1. Hayvan: Türkiye sığır varlığının yüzde 80’ini oluşturan kültür ırk ve melezler esas olarak süt yönünde geliştirilmişlerdir. Ayrıca, melezlerin kültür ırk genotip oranları da değişik düzeylerdedir. Yani melezlerin verim performansları, sahip oldukları genotip düzeyine paralel olarak yerlilerle kültür ırk arasında dağılım gösterirler. Türkiye de iki milyon civarındaki yerli ırklar ise kötü çevre şartlarına çok iyi uymuş fakat tükettikleri yemin karşılığını ancak verebilen veya veremeyen hayvanlardır. 2.Yem: Sığırların beslenmesinde çayır ve meralar önemli bir yer tutar. Ancak bu gibi yerler gereğince “Süt inekleri ve besi sığırlarının büyük bir bölümü hijyenik şartlardan uzak, karanlık, rutubetli ve havasız barınaklarda tutuluyor.” koruma altına alınmadığından aşırı otlatma sonucu hem kalitesini hem de verimliliğini kaybetmiştir.. Kültür ve melezlerin beslenmesi için yapılan yem bitkileri ekimi ise ihtiyacın çok altındadır. Batı ülkelerinde yem olarak kabul edilmeyen saman, bizde kaba yemin en büyük kısmıdır. 3.Sürü idaresi, bakım ve besleme: Süt inekleri ve besi sığırlarının büyük bir bölümü hijyenik şartlardan uzak, karanlık, rutubetli ve havasız barınaklarda tutulmaktadır. Sürü büyüklüğü ekonomik ölçütlerin altındadır. Hayvancılıkla uğraşanlar gerekli teknik bilgiye sahip olmadıkları gibi ilgili konularda eğitim imkanı bulmaları da zordur. Bu durum özellikle genç hayvanların çeşitli mikrobik ve metabolik hastalıklara duyarlı hale gelmesine, gelişimlerinin geri kalmasına, üreme sistemi bozukluklarına ve yavru atmalara neden olmaktadır. 4. Tedarik ve pazarlama: Besi işletmeleri için karlılığı etkileyen iki önemli faktörden birisi besi için uygun hayvanın bulunup uygun fiyatla satın alınması, diğeri de hayvanların besi sonunda uygun zamanda ve uygun fiyatla satılmasıdır. Ancak bu konular için Türkiye de kurumsallaşmış kanal ve pazarlar yoktur. Yetiştirici kış öncesi hayvanını satma telaşı içine düşerken besici de ahırını dolduracak hayvan bulma sancısını yaşar. Besici benzer güçlükle, besisini tamamlayan hayvanlarını satmak zorunda olduğu zaman karşılaşır. Gerek yetiştirici, gerekse besici devamlı olarak bu tedirginlik içindedir. Yukarıda çizilen olumsuz tabloyu geride bırakarak, yetiştirici, besici, sanayici, pazarlayıcı ve tüketiciyi memnun edecek bir düzene kavuşmak için yapılması gereken işler ana hatları ile aşağıdaki gibi özetlenebilir. 1. Hayvan varlığının genetik yapısının iyileştirilmesi ve verim kabiliyetinin yükseltilmesi için suni tohumlama çalışmaları yaygınlaştırılmalı, suni tohumlamada genetik üstünlüğü denenmiş boğalar kullanılmalı ve melezleme çalışmaları hızlandırılmalıdır. 2. Çayır ve meralar bilimsel esaslara göre kullanılmalı, tane ve kaba yem olarak yem bitkileri üretimi teşvik edilmeli, yem maddelerinin kış için depolanması ve hayvanların beslenmesinde bilimsel teknik ve uygulamalar konusunda ilgililer eğitilmelidir. 3. Sürü büyüklükleri artırılmalı, hayvanların bakım ve beslenmesinde hijyenik şartlar sağlanmalı, hayvancılıkla uğraşanların sorunlarına daha kolay çözüm bulmalarına olanak sağlayacak örgütlenmelerine ve eğitimlerine yardımcı olunmalıdır. 4. Hayvan yetiştiriciliği, besicilik ve hayvansal ürünler sanayi için gerekli olan çağdaş iletişim ve pazarlama kanalları oluşturulmalıdır. Yukarıdaki tedbirlerin gerçekleştirilmesinde hem devletin hem de özel kesimin sorumluluğu olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. 25

