23 Ocak 2026 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Hayvancılık hep küçümsendi Prof. Dr. Ayhan FİLAZİ Ankara Bölgesi Veteriner Hekimler Odası Başkanı B ilindiği gibi ülkemizde hayvancılığın gelişmesi için elverişli ve uygun toprak, iklim ve sosyal koşullar müsaittir. Ancak bunları kullanacak ve yönetecek zihniyetler eksiktir. Yetkililer bilgisiz, bilgililer yetkisiz olunca olacağı da budur. Her ülke sanayide gelişebilir, ama doğanın vergisi olan hayvancılıkta pek çok ülkenin ileri gitmesine olanak yoktur. Elbette biz de sanayileşmekle demokratik düzen içinde hızlı bir kalkınmaya kavuşacağız. Ama Türkiye’nin ümidi tarım ve bunun yanında da hayvancılıktadır. Eğer biz günde sadece bir inekten bir kilo daha fazla süt üretebilirsek yılda ulusal gelirimize ne kadar katkı konacağını varsın yetkililer hesaplasın. Hangi sanayi kolunu gösterebilirsiniz ki bu kadar geniş, bu kadar hızlı ve ekonomik olarak bir kalkınmayı ifade etsin. İyi organize olmuş toplumlarda her davanın bir sahibi veya sahipleri vardır. Çeşitli meslek topluluklarının kendi sorumlulukları çerçevesinde giren konuları organları (Oda, dernek, birlik gibi) aracılığıyla teker teker ele alarak incelemeleri ve somut delillerle savunmaları ve sorumluluk almış bulunan idari makamları uyarmaları gereklidir. Şu veya bu şekilde aldanan veya konuyu iyi bilmediği için aldatılan makamlara zamanı gelince yanlış uygulamaları için çatmak, onları yermek, genellikle işin sonunda bu çareye başvuranların kendi suçluluklarını gizlemek için başvurdukları bir davranıştır. 1964 yılının Tarım Bakanı Sayın Turan Şahin’in " Veteriner hekim yalnız dilsiz bir hayvanın ızdırabını dindiren bir meslek adamı değildir. Veteriner hekim, dilsizin ızdırabının yanında, dillinin açlığını gideren insandır" ve yine aynı dönemin Adalet Bakanı Sayın Sırrı Atalay’ın "Davalarımıza sahip çıkmasını bilelim. Fikirlerine evlatları gibi sahip çıkan insanların halledemeyecekleri meseleleri yoktur" dedikleri gibi biz yine tarihi görevimizi yapalım da dinleyen dinler dinlemeyen kendi bilir ki bizler suçu üzerimizden atalım. Hayvancılığın gelişmesi için uygun coğrafi koşulların yanı sıra pazar koşullarının da iyi olması gereklidir. Hayvancılığın çeşitli kolları yetiştirmeyi karlı bir hale koyacak pazarlar bulunabildiği ölçüde gelişebilir. Bugün hayvancılıkta ileri gitmiş ülkeler hayvan ve hayvansal ürünlerini her yönden üstün bir seviyede tutabiliyorlarsa, bu söz konusu ürünler için gerekli iç ve dış pazar şartlarını bilgili bir tarzda ıslah etmiş olmalarındandır. Örneğin bir bölgede süt sığırcılığı yapılmak istenilsin. Bunun için her şeyden önce yapılacak işler arasında kısaca ırk seçimi, o bölgenin toprak, iklim ve ekonomisinin bu ırkın gelişmesine uygun olup olmadığının ve bunlara yedirilecek yemin, kullanılacak bakıcı ve sağım masraflarının hayvanlardan elde edilecek süt ve süt ürünleriyle karşılanıp karşılanamayacağının ve ayrıca o bölge yetiştiricilerine kar sağlayıp sağlamayacağının araştırılması gereklidir. Eğer o bölgenin pazar şartları süt sığırcılığının gelişme ve ilerlemesine olanaklar sağlayacak, kar getirecek bir yapıda ise o zaman toprak ve iklim şartlarının izni oranında buralarda süt sığırcılığı için yatırımlara geçilebilir. Aynı şeyler et, yumurta ve yapağı için de geçerlidir (Damızlık hayvan ithalatını başlatacaklara duyurulur). Toplumların bugün hayvansal proteinlere karşı duyduğu ihtiyaç reddedilemez bir gerçektir. Ayrıca hayvansal proteinlerin yerini bitkisel olanların da alamadığı bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Bundan dolayı toplum tarafından daima istenilecek ve aranılacak olan hayvansal proteinleri sağlamak için resmi veya sivil organizasyonlar önlemler alacak ve olanaklar hazırlayacaktır. Hayvan, kötü bakım ve kötü pazar şartları karşısında kendinden beklenen verimleri veremeyecek bir yapıya sahip olduğundan söz konusu şartlar altında beklenen verimlerin elde edileceğini beklemek kendimizi aldatmak olur. Damızlıklar ne kadar mükemmel olursa olsun hayvanların verim yetenekleri en üst seviyeye ulaşmış, sağlık ve yapıları ne kadar sağlam olursa olsun bunlardan sağlanan ürünler değer fiyatla satılamadığı zaman yetiştirmeler sarsıntı geçirmeye ve hatta yıkılmaya mahkumdur (Tıpkı yıllar önce yine hayvan ithalatı yaptığımız dönemlerde o güzelim yüksek verimli sütçü inekleri mezbahada kesip et olarak yediğimiz veya basit hastalıklara kurban verdiğimizde yaşanan sarsıntılarda olduğu gibi). Üretimin artırılması ve kalitenin yükseltilmesi bakımından pazar şartları eğer kötü ve iptidai ise hemen yapılacak iş ilk önce hayvanların ıslahını ele almak değil tersine yine pazar şartlarının üzerine onarıcı gözle eğilmek, tedbirler düşünmektir. Yani bilgili hareket etmek gerekir. Hayvancılıkta bütün şartlar tüm olarak bir arada ele alınmadıkça o hayvancılıktan beklenen gelişme olanaklarıyla umulan kar sınırları daima gerileyecektir. Örneğin ele alınacak önlemler etin lehine yem maddelerinin aleyhine veya bugün olduğu gibi yemin lehine etin (süt, yumurta ve yapağının da) aleyhine olmamalıdır. Ülkemiz hayvancılık bakımından iyi bakım ve pazar şartlarına sahip olduğu gün, esasen hayvancılığın ileri gitmesine elverişli bütün şartlar bulunduğundan sahip olduğumuz hayvan topluluğu bir taraftan iç tüketimi rahat rahat karşıladıktan sonra diğer taraftan da dış pazarlara bol bol hayvan ve hayvansal ürünler ihraç edebilecek kapasiteye sahiptir. Fakat ne acıdır ki, 1980’den sonra iş başına gelen bütün hükümetler hayvan ıslahı ve onarımı için hayvan sayısındaki artış, hayvanın insan sağlığı ve beslenmesindeki yerini daima küçümseyerek hareket etmişlerdir. O nedenle ülkemizde daha önce hiç görülmeyen kuş gribi ve KırımKongo kanamalı ateşi hastalığıyla karşılaşmaya başladık. O nedenle Avrupa ülkelerinin hiç birinde görülmeyen kuduz hastalığından bir türlü kurtulamadık. Bu sebeplerden ötürü hayvancılığımız verimsiz, acıklı ve perişan hale gelmiştir. Hâlbuki sürekli değişen hükümetlerin ama değişmeyen bazı bürokratların (veya zihniyetlerin) görevi hayvancılığın gelişmesine engel olacak sıkıntıları yok etmeye çalışmak olmalıydı. Bu bakımdan bugün ülkemizin kalkınmasında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na en ağır ödevler düşmektedir. Hayvancılık gibi ana konularımızın plan hedeflerine göre bilinçli ve bilgili bir tarzda halledilmesi en iyi dileğimizdir. Nusret Aras da, araştırma ve uygulama projeleri için kaynak sorunu yaşadıklarına dikkat çekti. Rektör Aras, "Araştırma ve uygulama fonumuzda hiç para kalmadı. Araştırma fonu üniversite döner sermayelerinden kesilen yüzde 5 ten oluşturuluyor. Bunun da tamamına yakını Tıp Fakültesi döner sermayesinden sağlanıyor. Türkiye'deki tıp fakülteleri devletten alacaklarımızı tahsil edemiyor, tamamı neredeyse iflas durumunda. Bu durum bizim araştırma ve uygulama projelerimizi durma noktasına getirdi. Bu duruma acilen bir çözüm bulunmasını bekliyoruz" diye konuştu. Yöre tarımının geliştirilmesi için çiftçilere alternatif tarım ürünleri sunulması gerektiğini belirten Aras, "Çiftçilerle ilişkilerimizi geliştirmeliyiz, onlara alternatifler sunmalıyız" dedi. ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemal Talu, araştırma ve uygulama çiftliklerinin önemine dikkat çekerek, yeni projelerle araştırma ve uygulamalara hız verilmesi gerektiğini belirtti. Talu, "Yöre çiftçileri ve sektörle etkileşimi arttırarak soruna odaklı araştırmaların yaygınlaştırılması gerekir" dedi. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nin her yıl gerçekleştirdiği hasat bayramı, Haymana Uygulama ve Araştırma Çiftliği’nde yöre üreticileri, köy muhtarları, Haymana ve Oyaca belediye başkanları ve Ankara Üniversitesi Rektörü Nusret Aras'ın katılımıyla gerçekleştirildi. Ziraat Fakültesi Haymana Araştırma ve Uygulama Çiftliıi Müdürü Köksal Demir, araştırma çiftliıinin Avrupa Perakendeciler Birliıi tarafından Hasat bayramı yapıldı kaliteli tarım ürünleri alanında EUROPGAPE sertifikası almaya hak kazandııını belirtti. Kaliteli eleman sıkıntısı yaşadıklarını belirten Demir, "Hızla kan kaybediyoruz. Eıer hedefimiz büyümek, gelişmekse bir çok alanda nitelikli işgücü saılanmalıdır. Eıer bu saılanmazsa çok yakında ayakta durmak bile mucize olacaktır" dedi. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nin Türkiye'nin ilk yüksek öırenim kurumlarından biri olduıunu anımsatan Demir, "Ziraat Fakültesi kurulduğu yıldan bu yana gerçekleştirdiği eğitim çalışmalarıyla, çiftçi kurslarıyla bilimsel tarımın gerçekleştirilmesine çalışmaktadır" diye konuştu. Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. 26
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle