Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Günler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
Su ürünleri yetiştiriciliği hızla büyüyor Prof. Dr. Metin KUMLU Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi aşta balık olmak üzere, midye, istiridye, istakoz, karides, kerevit ve yosun gibi sucul canlıları içeren su ürünleri yetiştiriciliği (AKVAKÜLTÜR), dünyada en hızlı gelişen gıda sektörünün başında gelmektedir. 1950’li yıllarda dünyada 1 milyon tona yakın olan akvakültür üretimi, olağan üstü bir büyüme ile 2004 yılında 59.4 milyon tona kadar yükselmiştir. Bu üretimin ise 41.3 tonu sadece Çin tarafından gerçekleştirilmiştir. Akvakültürden sağlanan üretim, doğal alanlardan avlanan üretimin yaklaşık yarısına kadar ulaşmıştır. Akvakültürün parasal anlamda yıllık değeri ise 70.3 milyar ABD doları civarındadır. Ülkemizde 1970’li yılların başında sazan ve alabalık ile küçük çapta başlayan akvakültür üretimi, 1985’li yıllarda üretime çipura ve levreğin ve 2000’li yıllarda orkinos üretiminin katılmasıyla olağanüstü büyüyerek günümüzde 90.000 tonu aşmıştır. Levrek ve çipura üretiminde Yunanistan’dan sonra Avrupa’da ikinci sırada yer almaktayız. Üretim, Ege yöresinde, özellikle de Muğla civarında yoğunlaşmıştır. Akvakültürün Ege kıyılarında yol açtığı ve etkileri henüz tartışmalı olan kirlilik olgusu, turizm sektörü ile ciddi sıkıntıların yaşanmasına yol açmıştır. Sonuçta işletmeleri kıyısal alanlardan daha derin sulara kaydırılmasına karar verilmiştir. Sektördeki yenilikleri yakalamak için, yurdumuzdaki mevcut üretilen türlerin dışında, kalkan, sivri burun karagöz, fangri, mercan, lahoz, eşkina ve karides gibi türlerin deneysel ölçeklerde yetiştiricilik çalışılmaları yapılmaktadır. Diğer yandan, Anadolu’nun orta, doğu ve güneydoğu bölgelerinde, özellikle baraj göllerinde alabalık yetiştiriciliği hızlı bir şekilde yaygınlaşmaktadır. Ancak, sektörün daha da geliştirilebilmesi için, öncelikli olarak, Karadeniz ve Marmara Bölgelerinde midye ve istiridye, Akdeniz Bölgesi’nde ise havuzlarda karides, dil balığı ve kefal gibi denizel türlerin ticari ölçeklerde yapılabilmesi için çalışmaların hızlandırılması B gerekmektedir. Ülkemiz genelinde kayıtlı 1215 adet iç su ve 345 adet deniz balıkları çiftliği bulunmaktadır. Mevcut üretimin yarısını alabalık, yarısını da çipura ve levrek oluşturmaktadır. Levrek ve çipuranın tamamı, denizlerde konuşlanan ve çapları 1624 m ve derinlikleri 1218 m’yi bulan modern kafeslerde yetiştirilmektedir. Alabalıklar ise, ağırlıklı olarak havuzlarda yetiştirilmektedir. Ancak son yıllardaki bilgi birikimi ve kafes teknolojisindeki ilerlemeler sayesinde, alabalık yetiştiriciliği baraj göllerindeki kafeslerde de yaygınlaşmaya başlamıştır. DSİ’ye ait baraj göllerinde de önemli miktarda (yaklaşık 5000 ton) alabalık üretilmektedir. Ayrıca, DSİ ve Köy Hizmetleri tarafından sulama ve taşkından korunma amacıyla yapılmış olan 1000 civarındaki gölet 2004 yılı itibariyle su ürünleri yetiştiriciliğine açılmıştır. Doğu Akdeniz kıyılarında da çipura ve levrek yetiştiriciliği yapmak üzere pek çok projeli başvuruların Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na yapıldığı ve yakın bir gelecekte bu bölgede de büyük açıkdeniz kafeslerinde balık üretiminin başlayacağı beklenmektedir. Akvakültür sektörü sayesinde artık ülkemizin her bölgesinde, her mevsim, standart kalitede ve uygun fiyata balık bulabilme olanaklı duruma gelmiştir. Buna rağmen, ülkemiz insanının su ürünleri tüketimi oldukça düşük değerdedir. Dünyada kişi başına düşen su ürünleri tüketimi 15 kg iken, yurdumuzda bu rakam ne yazık ki 78 kg civarındadır. Sadece su ürünleri sektörünün geliştirilmesi için değil, halkımızın son derece sağlıklı ve dengeli bir besin kaynağı olan su ürünlerinden daha fazla yararlanması açısından, su ürünleri tüketiminin arttırılması özendirilmelidir. Tür çeşitliliğinin düşük olması, turizm sektörü ile yaşanan yer paylaşım sorunları, çevre kirliliği, yasal düzenlemelerdeki karmaşa ve bürokratik zorluklar, ARGE için ayrılan yatırımın yetersizliği, üniversite ve üreticiler arasındaki koordinasyon yetersizliği, bilginin paylaşımındaki sıkıntılar ve birlikler oluşturmadaki ilgisizlik gibi sorunlar, sektörün büyümesini sınırlandırmaktadır. Ancak, 3035 yıl gibi bir kısa geçmişi olmasına rağmen, insanımız su ürünlerini daha önce hiç olmadığı kadar tanımaya ve bu potansiyelden yararlanmaya başlamış, bu alanda önemli sayılabilecek bilgi birikimi ve deneyimler elde etmiş ve teknoloji üretmeye yönelmiştir. Bunun sonuncunda, ülkede son derece modern ve etkin çalışan kuluçkahaneler, büyütme tesisleri, yem fabrikaları, aletekipman üretim tesisleri, işleme ve paketleme tesisleri kurulmuş ve yurtdışına düzenli olarak dışsatım yapabilecek duruma gelinmiştir. Ziraat Bankası tarafından yatırım amaçlı verilen düşük faizli krediler, üretilen ürünün her kilosu için ve ayrıca yavru başına yapılan teşvik ödemeleri akvakültürün daha cazip hale gelmesini sağlamaktadır. Kısa geçmişine ve yaşadığı pek çok sorunlarına rağmen, akvakültür sektörünün göstermiş olduğu parlak başarının bundan sonra da aynı ivmeyle devam edeceği ve yakın bir gelecekte ülkemizin diğer başarılı sektörleri yanında hakkettiği yeri alacağı tahmin edilmektedir. İstilacı deniz salyangozu için avlanma teknolojisi AMSUN (Cumhuriyet)Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Erdemli Deniz Bilimleri Enstitüsü ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sinop Su Ürünleri Fakültesi’nden bilim adamları Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) desteğiyle Karadeniz’de istilacı bir tür üzerinde yaptıkları ortak araştırmada önemli bir buluş gerçekleştirdiler. 1940’lı yıllarda Japon denizlerinden gemilerle kazara Karadeniz’e taşınan "Rapana thomasiana" bilimsel adlı deniz salyangozu, aslında deniz ekologları için gerçek bir ikilem. Bu salyangozun Karadeniz’de en sevdiği besin, hani dolması meşhur, yerel midyeler! Deniz salyangozu midyeler üzerinden oburca beslendiği için midyelerin sayısı son derece azalmış durumda. Diğer taraftan deniz salyangozunun kendisi önemli bir ihracat ürürn. Yıllık 2 milyon dolarlık ihracatı söz konusu olan bu salyangozların S avlanmasına kullanılan iki değişik yöntem var. Algarna denilen torba şeklinde ağır bir ağ deniz tabanında sürüklenmesiyle yakalanması veya dalış yaparak elle toplanması. Bunlardan algarna deniz tabanında yaşayan irili ufaklı çoğu canlının ölümüne neden olabiliyorken, dalış yöntemi de insan sağlığı açısından hayli riskli! "Karadeniz’de ekonomik öneme sahip Deniz Salyangozunun optimum avcılığı için uygun av aracı geliştirilmesi ve temel biyolojik özelliklerinin belirlenmesi" adlı proje çalışmasında, bu deniz salyangozlarının yakalanması için, öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet E. Kıdeyş (ODTÜ) ve çalışma arkadaşları Doç. Dr. Sedat Karayücel (OMÜ), Prof. Dr. Levent Bat (OMÜ), Doç. Dr. Erhan Mutlu (ODTÜ), doktora öğrencileri Gökhan Erik, Fatih Şahin ve Hakan Aksu, çok basit bir av aracı geliştirerek, bunun "Rapana" avcılığında başarıyla kullanabileceğini gösterdiler. Balık kafası ve iç organları gibi artıkları yem olarak kullanarak, içine ağırlık konarak hacıyatmaz şekle getirdikleri bidonların ağzına balık ağı koyarak, salyangozların bidonlara girip ağ nedeniyle tekrar dışarıya çıkmasını engellediler. Bu yöntem salyangozlardan başka hemen hiçbir başka canlının istenmeden bile olsa ölümüne neden olmuyor. Ve dalış yönteminde olduğundan farklı olarak balıkçı için risk taşımıyor. Bu sayede gerek midyelere olan tahribatın engellenmesi ve gerekse deniz salyangozunun bolca avlanması mümkün olacak. Devam eden bu proje çalışmasında şimdiki hedef; bir taraftan bu yeni av aracını balıkçılara tanıtmak, bir taraftan da yıl boyunca yapılacak örneklemelerle bu türün miktarı, dağılım, üreme, beslenme gibi biyolojik özelliklerinin anlaşılması olacak. 4

