11 Mayıs 2026 Pazartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Yaşar Holding Onursal Başkanı Selçuk Yaşar: “Kültür balıkçığında geri kalamayız” Yusuf ÖZKAN İ ZMİR Yaşar Holding Onursal Başkanı Selçuk Yaşar, turizm dengesi gözetilerek, bilimsel standartlara göre kurulmuş balık çiftliklerinin doğaya zarar vermediğini belirterek, "Ülkemiz coğrafı ve iklimi nedeniyle kültür balığı üretimine elverişlidir. Turizmin olduğu, halkın içinde yaşadığı bir ortamda elbette elbette bu iş yapılamaz. Ancak sektörün ülke ekonomisine yaptığı katkı gözardı edilemez" dedi. Türkiye'de 21 yıl önce kültür balıkçılığı alanına el atan Yaşar Holding, bugün sektörde "Pınar Balık" markasıyla yer alıyor. Holding Onursal Başkanı Selçuk, Türkiye'nin diğer ülkelere oranla bu sektöre geç adım atmasının sıkıntılarını yaşadığını belirtiyor. 1996 yılında AB ülkeleri arasında çipura ve levrek üretim miktarı açısından üçüncü sırada bulunan ülkemizin 1997 yılında ikinciliğe yükseldiğini belirten Yaşar, Akdeniz ülkeleri arasında da dördüncü konumda yer aldığını söylüyor. 'Kültür balıkçılığı konusunda bilgisi olmayan insanların yaptığı yanlış yorumların, Türkiye'nin geleceğini kararttığını savunan Yaşar, "20 yıl önce Yunanlılar benden yavru balık alıp çiftlik kurdular. Balıkçılığı benden öğrendiler. Ama, şimdi Türkiye'nin iki katı balık üretiyorlar. Türkiye'nin 50 bin ton olan üretimi en kısa zamanda Yunanistan'ın üretim düzeyi olan 150 bin tona çıkmalıdır. Kültür balıkçılığı turizmle çatışmaz, tam tersine büyük bir sinerji içinde gelişebilir. Avrupa Birliği'nin de balık ihtiyacı artıyor. Türkiye'den de balık üretimine yönelmesi konusunda beklentisi var. Böyle bir ortamda bu sektörü kötülemek değil, desteklemek lazım'' diye konuşuyor. Çiftliklerin balıkların uygun fiyattan tüketiciyle buluşmasını sağladığını, hayvansal ürünler alanında sade ce balığın AB'ye ihraç edildiğini de belirten Yaşar, şunları söylüyor: "2005 yılında kültür balıkçılığından 246 milyon dolar döviz girdisi olmuştur. Yunanistan'da kişi başına 24 kilogram olan tüketim, ülkemizde 68 kilogramlardadır. Kültür balıkçılığı ülkemizde geleceği parlak olan sektörler arasındadır. Biz bunun öncülüğünü yaptık. Ege Denizi sahillerinde çipura ve levrek balıkları yetiştiricili hızla artıyor. Şirketler teknolojilerini yeniliyor, yurtdışındaki firmalar ülkemize yatırım yapıyor. Üç tarafı kıyı olan ülkemizde, atıl, turizme elverişsiz, yatırım yapılması imkansız olan kesimlerde balık çiftlikleri kurulmalıdır. Zaten biz de bu alanlarda çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz. Balık çiftliklerimizin çevre için yarattığı etki, tankerlerin sularımızdan geçerken yarattığı kirliliğin kaçta kaçıdır? Bu sektör gelir sektörüdür. Bu sektör ülke ekonomisine katkı sektörüdür. Denizlerimizdeki bilinçsiz avlanmalar balığı yok etme noktasına getirmiştir.20 yıl önce Pınar Balık Çiftliği kurma kararı aldığımızda, İngiliz teknik adamları Türkiye'ye davet ettik. Tekneyle sahilleri gezip ön araştırmalar yaptılar. En doğru yerin Çeşme Ildırı olduğunu belirlediler. Üretim ondan sonra başladı." Yaşar Holding Başkan Yardımcısı Hasan Girenes de, sektörde yer alan bir kaç kötü örneğin tüm balık çiftliklerine mal edilmemesi gerektiğini saYaşar Holding vundu. Türkiye'nin şu anOnursal Başkanı da 150200 milyon dolar Selçuk Yaşar olan kültür balığı ihracatı nın 2015 yılında 500 bin ton üretim ve 1 milyar avro düzeyine çıkmasının öngörüldüğünü kaydeden Girenes, ''Su ürünleri bilişim ile birlikte son 20 yılın en hızlı gelişen sektörüdür. Türkiye'nin bu alanda önü çok açık" dedi. Doğru planlama ile balık çiftliklerinin uygun yerlerde kurulabileceğini belirten Girenes, Türkiye’nin balık ihtiyacını karşılayacak tek kaynağın çiftlikler olduğunu savunarak şunları söyledi: "Ülkemizde denize kıyısı olan 32 ilimizden 7 tanesinde su ürünleri yetiştiriciliği yapılıyor. Ne yazık ki turizm ve balık üretimi her yaz çatışıp karşı karşıya getiriliyor. Aslında, birbirleri üzerinde sinerjik etkileri var. Doğru planlama ile doğru yerde çiftliklerin kurulması sorunu çözecektir. Günümüzde tüketicinin gücü büyük bir hızla artmaya devam ediyor. Tüketici ne yediğini bilmek istiyor ve buna da hakkı var. Biz, gelişmiş bilişim teknolojileri sayesinde, tüm üretim aşamalarında izlenebilirlik sistemini tam anlamıyla uyguluyoruz. Tüketici için makul fiyatlı, kaliteli ve doğal balık üretiyoruz. Bir anlamda empresyonist bir balıkçılık yapıyoruz. Yani doğada balıklar nasıl yaşayıp besleniyorsa biz de doğayı taklit ederek onlara alışık oldukları ortamı sağlıyoruz. Yüksek kalitedeki yemlerimizle, doğal ortamında en iyi şekilde yetiştirilen balıklarımız sayesinde ihraç pazarından homojenite, et rengi ve lezzet açısından övgü mektupları alıyoruz. Bu bizi gururlandırıyor ve daha iyisini yapmak için bize güç veriyor." Ulusal Tarım Kurultayı’na doğru... Çetin YİĞENOĞLU A DANA Ulusal Tarım Kurultayı hazırlıkları hızla sürdürülüyor. Şimdiye dek yapılan tarım sorunlarıyla ilgili toplantılara benzemeyen Kurultay'ın önümüzdeki ay ülkenin en önemli gündemlerinden biri olmasını ve Türk Tarımının çok gereksindiği "yol haritası"nı çizmesini umuyoruz. Kurultay için yola çıkıldığında iki türlü yaklaşıma tanık olundu... Bir kısmı "neden" diye sordu. Aslında bu nedenin içinde "ne lüzum vardı canım" gizliydi... Öyle ya ne lüzum vardı... Tarımda her şey güllük gülistanlıktı... Mesele halkın çıkarıysa her şeyin, tarımsal ürünlerin bile bol bol ve ucuza bulunması değil miydi... Bırakınız, buğday ve pirinç gibi antik ürünleri, daha düne değin bir çoğumuzun adını bile bilmediği, duymadığı modern sebze ve meyveler de artık yılın her mevsiminde marketlerde bulunmuyor muydu, siz ona bakın... Tarımdaki nüfus, hâlâ yüzde ellialtmış dolayındaydı... (Burada çiftçiyi yok etmeyelim de besleyelim mi mantığı vurgulanıyor). Bu çağda ürün dediğin de neydi ki, dünyanın her yerinden getiriliyordu işte. Memlekette bolluk bereket, ganiydi maşallah... AB boşuna mı diyordu, "Tarımda küçülün" diye... Baksanıza AB'ye, nüfusun oranı sadece yüzde beş dolayında, bazı İskandinav ülkelerinde ise yüzde iki... Buna karşın, Kurultay haberini coşkuyla karşılayan ve yürekten başarı dilekleri sunanlar ise bu ülkenin böyle bir Kurultay'a neden gereksindiğini çok iyi biliyorlardı. AB'de nüfusun o, yüzde beşini oluşturanlara ait sektöre102 milyar Euroluk AB bütçesinden yüzde 45 pay (43 milyar Euro) ayrılıyordu. Bizde ise tarım sektörüne ayrılan kaynak GSMH'nin binde 7'si kadardı ancak... Aradaki bu derin uçurum o yurtsever yürekleri haklı olarak kaygılandırıyordu. Dahası, IMF, Dünya Bankası ve Avrupa Birliği'nce Türkiye tarımı için öngörülen değişimlerin yol açtığı olumsuz etkiler şimdiden toplumsal yaşamın her alanında hissediliyordu. Yakın zamana dek tarımsal ürün ihraç eden bir ülkenin nasıl ithal eder duruma düşürüldüğünü, kırsal kesimde işsizlik oranının yükselmesi, tarımsal arazilerin atıl kalması, iç göçün artması ve bu gelişmelerin yol açtığı sosyal sorunların toplumsal yaşamı derinden etkilemeye başlamasını da kaygıyla izliyorlardı. Bu durum, sadece ilgili çevrelerce değil, toplumun her kesiminde gündeme getiriliyor ve yakınmalara yol açıyordu. Bu gelişmelerin bilincinde Ulusal Tarım Kurultayı bildirgesini hazırlayanlar da konuya özetle şöyle yaklaşıyorlardı: "Türkiye'nin tarıma dayalı yapısı ve tarımın bugünkü konumu dikkate alındığında, sektörel açıdan tarım ve kırsal kesim, ucuz ithal tarım ürünleri karşısında ilgiye muhtaç bir görüntü sergilemektedir. Ülkemi zin doğasına uymayan bakış açısı ve yaklaşımlarla oluşturulan günübirlik politikalar, tarımı adeta kendi kaderine terk edilmiş bir duruma düşürmüştür. Tarımda sürdürülebilir büyümenin gerçekleştirilmesi için uzun erimli stratejik politikalara bugün daha fazla gereksinim duyulmaktadır. Halen nüfusunun önemli bir bölümü kırsal kesimde yaşayan ve gayri safi milli hasıla içinde tarımın payı AB ülkelerine göre oldukça yüksek olan ülkemizin tarımsal sorunlarına çözüm önerileri üretmek amacıyla bir Ulusal Tarım Kurultayıdüzenlenmesine karar verilmiştir." Bu saptamanın altına imza atanlar, Çukurova Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Alper Akınoğlu'nun himayesinde, Ziraat Fakültesi Dekanı Sayın Ayzin B. Küden'in önderliğinde yakın çalışma arkadaşları Prof. Dr. M. Faruk Altınkasa, Prof. Dr. Taner Alagöz ve Prof. Dr. İbrahim Ortaş başta, araştırma görevlisinden öğrencisine, emekli profesörüne değin fakülte kadrosundaki herkes önümüzdeki ay yapılacak Kurultay için seferber olmuş durumda. Bu yazı yayınlandığı tarihte büyük olasılıkla uluslararası tohumculuk tekellerinin istediği olmuş ve Tohumculuk Yasası TBMM'den geçmiş olacak... Anadolu'nun on bin yıllık birikimini yok sayacak bu yeni yapılanmayla birlikte Türk Tarımı üzerinde oynanan bütün oyunlar bu Kurultay'da elbette masaya yatırılacak. 11
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle