Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Günler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
Hayvanları Koruma Kanunu ortada kaldı Doç. Dr. Türker SAVAŞ Arş. Gör. Gürbüz DAŞ Arş. Gör. Cemil TÖLÜ Çanakkale Onsekiz Mart Ünv. Ziraat Fakültesi ayvanları Koruma Kanun Tasarısı, 3 Aralık 2002 tarihinde TBMM’ye sunulmuş ve 24.06.2004 tarihinde 5199 Numaralı "Hayvanları Koruma Kanunu" olarak kabul edilerek yasalaşmıştır. Hayvanları Koruma Kanunu Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde gündeme gelen bir kanundur. Söz konusu tasarının kanunlaşmasının üzerinden iki yıl geçmesine rağmen uygulanmasına yönelik düzenlemeler henüz yapılmamıştır. Ancak bu konuya değinmeden önce Kanundaki temel bazı çarpıklıkları dile getirmek isteriz. Mesleğimizi ilgilendirdiği için öncelikli itiraz noktalarımızdan birisini Kanunun, "Mahalli Hayvan Koruma Kurulları Teşkilat, Görev ve Sorumluluklar" kısmında yer alan 15. Maddesindeki il hayvanları koruma kurulunu oluşturan üyelerin içerisinde Ziraat Mühendisi Zooteknistlere yer verilmemiş olması oluşturmaktadır. 15. Maddeyi aynen aldığımızda; "Her ilde il hayvanları koruma kurulu, valinin başkanlığında, sadece hayvanların korunması ve mevcut sorunlar ile çözümlerine yönelik olmak üzere toplanır. Bu toplantılara; a) Büyükşehir belediyesi olan illerde Büyükşehir belediye başkanları, Büyükşehir’e bağlı ilçe belediye başkanları, Büyükşehir olmayan illerde belediye başkanları, b) İl çevre ve orman müdürü, c) İl tarım müdürü, d) İl sağlık müdürü, e) İl milli eğitim müdürü, f) İl müftüsü, g) Belediyelerin veteriner işleri müdürü, h) Veteriner fakülteleri olan yerlerde fakülte temsilcisi, i) Münhasıran hayvanları koruma ile ilgili faaliyet gösteren gönüllü kuruluşlardan valilik takdiri ile seçilecek en çok iki temsilci, j) İl veya bölge veteriner hekimleri odasından bir temsilci, katılır.". Denilebilir ki Kurulda İl Tarım Müdürü bulunmak H tadır. Ancak İl Tarım Müdürünün bir kurumu temsil ettiği ve Ziraat Mühendisi değil Veteriner Hekim olabileceği de unutulmamalıdır. Hele hele söz konusu kurulda Ziraat Fakültesi ve Zootekni Bölümü bulunan illerde Ziraat Fakültesi temsilcisi olarak bir kişinin yer almaması düşünülemez. Zira Kanun daha çok evcil hayvanlara vurgu yapmaktadır. Zootekni, Hayvanları Koruma Kanunu’nun öngördüğü çalışmalar yerine getirilemiyor... 4631 numaralı Hayvan Islahı Kanunda "Hayvan yetiştirmesi, ıslahı, bakımıbeslenmesi, yem üretimi, hastalıklardan koruma gibi hususları düzenleyerek hayvanlardan daha yüksek ve ekonomik verim elde ermeyi sağlayacak teknoloji ve uygulamaları" olarak tanımlanmaktadır. Görüldüğü gibi insan kontrolünde Hastalıklara dayanıklı mısır tohumu... ANTALYA (A.A) Türk tarım araştırmacıları tarafından Türkiye'de ilk kez genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) kullanılmadan klasik ıslah yöntemleriyle mısır sap ve koçan kurduna dayanıklı mısır tohumu geliştirildi. Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü (BATEM) tarafından geliştirilen ve ıslah edilen ''Karaçay'' ve ''Side'' (BATEM 7252) mısır çeşitlerinin tanıtımı, özel sektöre kiralanan TİGEM arazilerinde yapıldı. BATEM Enstitü Müdürü Suat Yılmaz, mısır ıslah çalışmaları üzerinde 15 yıldır çalışma yaptıklarını, Türk tarım araştırmacalarının başarısıyla, mısır sap ve koçan kurduna dayanıklı GDO kullanılmadan, klasik ıslah yöntemleri kullanılarak, Türkiye'de ilk kez mısır tohumu geliştirdiklerini bildirdi. BATEM Enstitüsünde GDO kullanılmadan geliştirilen ''Karaçay'' ve ''Side'' mısır tohumunun, yurtdışından gelen mısır tohumlarına göre, daha verimli ve kaliteli olduğunu belirten Yılmaz, şöyle konuştu: ''BATEM tarafından geliştirilen Karaçay ve Side mısır çeşitleri, 2005 yılında tescil ettirilmiş olup, bu yıl Türk üreticilerinin hizmetine sunulmuştur. Geliştirilen bu çeşitler son derece yüksek silaj performansına sahip olup, dekar başına 712 ton silaj verimi alınabilmektedir. Türkiye silaj ortalaması ise 2 bin 440 kilogramdır. Ayrıca ana ve ikinci ürün olarak ekildiğinde de dekar başına yaklaşık 1200 kilogram dane verimi elde edilmektedir. Türkiye dane verimi ortalaması ise 440 kilogram civarındadır.'' Geliştirilen mısır tohumlarının Türkiye'de bir ilk olduğunu vurgulayan Yılmaz, ıslah edilen mısır çeşitlerinin boylarının 33,5 metre civarında olduğunu, kalite ve verim açısından da yabancı tohumlara göre kat kat daha üstün olduğunu kaydetti. ki hayvanların özellikle "çevresel" gereksinimlerinin düzenlenmesi Zooteknistlerce yapılmaktadır. Veteriner hekimler, "Hekim" olmanın verdiği sorumlulukla özel bir konu olan hastalıkları derinlemesine inceleyerek uzmanlaşmalarına karşın, zooteknistler daha çok evcil hayvanların genel gereksinimleriyle yatay düzlemde uzmanlaşmışlardır. Hayvan korumaya yönelik bilimsel verilerin elde edilmesi konusunda hayvan refahı bilim alanı ilgilenmektedir. Hayvan refahı alanında özellikle evcil hayvanların çevresel yetersizliklerinin belirlenmesi konusunda çalışılmaktadır. Bir hayvanın çevre gereksinimlerinin başlıcalarını ise beslenme ile barınak, yemlik, suluk gibi teçhizatın teknik detayları, barınak iklimi, sürü büyüklüğü, sürü bireylerinin niteliği ve kendi türünün davranışsal ihtiyaçları ile sosyal gereksinimleri oluşturmaktadır. Burada sayılan "gereksinimlerin" ev hayvanı olarak bakılan sürüngen, amfibi gibi hayvanlardan, kafes kuşlarından, ev memelilerinden çiftlik hayvanlarına dek geçerli olduğu ortadadır. Ayrıca Kanunun 5 Maddesinde "…Ev ve süs hayvanlarının üretimini ve ticaretini yapanlar, hayvanları sahiplenen ve onu üretmek için seçenler annenin ve yavrularının sağlığını tehlikeye atmamak için gerekli anatomik, fizyolojik ve davranış karakteristikleri ile ilgili önlemleri almakla yükümlüdür…" ifadesi üretim aşamasında söz konusu önlemlerin alınabilmesi derin bir genetik bilgiyi gerektirmektedir. Zooteknistler, kapsamlı olarak aldıkları genel genetik ve evcil hayvanlara yönelik olan özel genetik dersleriyle bu alanda yetkindirler. Kanunun 14. maddesinin L bendinde "Pitbull Terrier, Japanese Tosa gibi tehlike arz eden hayvanları üretmek; sahiplendirilmesini, ülkemize girişini, satışını ve reklamını yapmak; takas etmek, sergilemek ve hediye etmek" yasaktır, denmektedir. Ancak bilimsel somut veriler ortaya koymadan belli ırkların "tehlikeli" olarak sınıflandırılmaları uygun değildir. Belli ki yalnızca popüler haberlere dayandığını düşündüğüm ki söz konusu haberler de yalnızca gözlemlere dayanmaktadır bu ifadeler kanundan çıkarılmalıdır. Zira köpek ısırma vakalarına bakarsak, köpek ırklarının tamamının insanları ısırabildiğini ve tehlikeli olabileceğini görürüz. Fakat bir köpeğin, tehlikeli bir hayvana dönüşmesinin neredeyse tamamıyla yetiştirme ile, yani hayvan sahibi ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz.Kanun özellikle uygulamadaki eksiklikleriyle hayvan severler tarafından çokça eleştirilmektedir. Kanunun uygulanmasına yönelik yönetmelikler çıkartılamamıştır. Hayvan sevgisini teşvik etmeye yönelik Kanunun öngördüğü faaliyetler yapılmamaktadır. Özellikle denetim konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır. Hayvan barındıran mevcut kişi ve kurumların Kanuna uyarlılıklarının denetlenebilmesi amacıyla bilimsel referans noktaları eksiktir. Tekrar vurgulamakta yarar bulunmaktadır. Hayvan refahı kapsamında bilimsel çalışmalar eksiktir. Kanunun uygulanabilirliği, ancak hayvan refahı konusundaki uzmanlarımızın ve bu konudaki bilgi birikiminin artması ile mümkün olacaktır. Her konuda olduğu gibi, bilimsel ve sosyal dayanaklar üzerine tam olarak oturtulmamış kanunlar toplumsal ilişkileri düzene sokma becerisini edinemeyen atıl kanunlardır. 26

