Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Günler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
ve kaliteyi konuştu ze de diğer arkadaşları aradım, herhangi bir yazı gelmedi. Bu sene verilecek olan 35 bin liralık destek 12 nci ayda son mu bulacak, yoksa bunun süresi uzatılacak mı? Bizim temennimiz, üretici ürününü ister 11 inci ayda ister 3 üncü ayda satar, ne zaman satarsa parasını verelim, en azından bunu beşinci aya kadar uzatalım. İkincisi, TİGEM’in tohumluk buğdaylarda fiyatını düşürmesi gerekir. Bir hafta öncesine kadar bizim orada tohumluk buğdaylar özel sektörün 500550 bin lira arasında satılırken, TİGEM’in fiyatlarının yerinde 585 bin lira, artı nakliye, 650700 bin lira olunca özel sektörün fiyatları da çıktı 650 bin liraya. Hem kaliteyi yükseltelim diyoruz hem de kaliteli tohumun fiyatını yüksek tutuyoruz; Bunun düşürülmesi gerekir. FERRUH KÖKNEL (Zile Ticaret Borsası) – Sayın Konsey Başkanım, değerli katılımcılar; bölgemden bir analiz yapmak istiyorum. Rekolteden dolayı % 1020 arasında üründe azalma var. % 1015 de yağlı bitkilere kayma var, onlara daha yüksek paralar verildiği için; kanola da bu sene girmeye başladı ve buğdayımızın % 50’sinde süne var, bu süne oranı da % 23 arasında değişiyor İSMAİL DAYI (Mersin Ticaret Borsası) – Benim konum ihracat. Ayda 10 bin tona yakın un ihraç eden firmayım. Dolayısıyla, TMO, mayıs ayında buğday vermeyi kesti, peki, biz, bu sefer dış piyasadan buğday almak suretiyle ihracatımıza devam ettik. Yalnız, bizim aldığımız buğdaylar TMO 120 dolardan belki bu sene 150 dolar yapacaktır, hesaplasak aşağı yukarı 215 liraya falan geliyor, ama biz 375400 lira arasında buğday alarak ihracat yapıyoruz. Bu demektir ki, çifte finansman yaratıyoruz. Bu nereye kadar yaratılır; TMO, bu buğdayları mayıs ayında keserken, acaba, çiftçilerden aldıkları buğdayları aynı şekilde depolama yapmadan direktman bizlere devredemez miydi. Fabrikacılara diyemez mi ki filan yerlerde zaten alım yapıyor, buyurun siz de buralardan alım yapın şeklinde bunları gündeme getiremez miydi? ŞAHİN KAYA (Ankara Ticaret Borsası) – Sayın TMO Genel Müdürümüz % 10 gibi bir düşüş var diyor, kendi yöremde görüyorum, % 10’un çok üstünde rekolte düşüklüğü var. Süne tahlili de yapıyorum kendim, ama yapılan tahlilleri Ofis eksperine yaptırdım, 1,5 geldi Ofiste yapılan tahlil, ben yaptığımda 3 küsur geldi, Yahya Bey de burada, bu buğdayı Polatlı’ya gönderdim, 5,4 geldi. Süne tahlili üç yerde yapılmasına rağmen değişik rakamlar aldım. MEHMET KARA (Konya Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı) – Önemli olan nokta, birim alanda elde edilebilecek ekonomik değeri tespit etmek. Birim alanda bitkinin kalitesinden önce veriminin belli artış nispetinde olabilmesi için toprağı kalitesinin yanında yağışın ve hava şartlarının, tohumun ve zirai mücadelenin önemi var. Birinci derecede etki su. Suyun da bizde değeri ile dünyadaki değerlerine bakmak lazım, suyun belli bir maliyeti var. Bizde hükümetlerin daha önceki dönemlerde buğdayın verimsiz arazilerde ve düşük kilogramlı yetiştirme nispetlerinde o bölgedeki insanların hayatlarını idame ettirebilmelerini sağlama adına da fiyatla devlet hep destek vermiş. İki senede bir defa ekiyor, birim alanda dekarında 100125 kilo alıyor, bunların hayatını idame ettirmesi çok zor. O zaman da destekleri girdilerde değil fiyatları artırarak yapılmış. Öyle bir noktaya gelmiş ki, siyasî de bir güç olmuş, buğday fiyatını dünya fiyatlarının bazen 33,5 misline varan şekillerde açıklamışlar. O zaman da bazı yerde sulanan arazilerimizde de pamuk, narenciye, yağlı tohumlar, pirinç; belli ürünler bunlar. O zaman ne yapmışız biz; gümrükleri indirmişiz, gümrükleri kontrol etmemişiz, dışarıdan bize pirinç, mısır, yağlı tohumlar gelmiş, pamuk sıfır gümrüklü gelmiş. Öyle bir noktaya gelmiş, Harran’da, Çukurova’da pamuk çok güçlü,imkânı olan çiftçilerimiz bile oradaki güneydoğudan toplamaya gelenlere, bunu topla, benden para isteme, yevmiyeni alın demiş. Bu memlekette pamuğu bile işçi, bir lira para vermeden kendi yevmiyesi adına toplamamış. O zaman da pamuk eziyetli, masraflı, imkanlılık isteyen bir olay. Onun yerine buğday ekmiş. Narenciyede belli noktada, kontrolsüzlükte sökmüş buğday ekmiş. FAİK YAVUZ (TOBB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı) – Bu toplantıyı neden programladık ve sizleri buraya kadar getirdik; Başkanımız sayın Hisarcıklıoğlu ile sık sık Türkiye'yi dolaşıyoruz, hepinizin ziyaretine geliyoruz. Burada görüyorum ki, Türkiye'de yeteri miktar ve kalitede buğdayın olmadığını, ithalatın bir an önce açılmasını talep edenlerin yanı sıra, bazı borsa başkanı ve sektör mensubu da, hayır, yeterli miktar ve kalitede buğdayımız vardır, şu an ithalatın yapılmaması gerekir dediler. Elbette buğdayı sık tartışmak, gündemimize getirmek gerekiyor. Bir kesim ithalat yapılsın, bir kesim de yapılmasın diyor; ama, bugün burada görüyorum ki, un ihracatçıları dahil, herkes, ithalatın şu an gerekli olmadığını hissettim; Ben, notlarımı alırken de artılar eksiler koydum. Ancak, sistemde bir yanlışın olduğunu da hem buradaki ithalat istemeyen borsa başkanlarımız hem de isteyenler hepsi de açık açık ifade etti. Değerli arkadaşlarım, yalnız buğdayda değil, sanayide de böyle, Türkiye'nin diğer sektörlerinde de böyle; doğru dürüst bir stratejimizin, planımızın olmadığını hepimiz biliyoruz. Bakınız, stratejik ürün diyoruz, doğru, dünyada, önümüzdeki dönemde iki şeyin savaşı olacak; biri su, biri buğday. Mercedes’e binmeyebilirsiniz, lüks yaşamayabilirsiniz, iyi de giyinmeyebilirsiniz, ama yemek zorundasınız insan olarak; o zaman, bu, stratejik bir ürün oluyor. Yani yaşamak için yemek gerekiyor. Dünyadaki gelişmeleri göz önüne almadan, çevrenizdeki gelişmeleri göz önüne almadan Türkiye'deki bu stratejik ürün üzerine politika yapmamız da politika üretmemiz de biraz zor diye düşünüyorum. Geçmişte de hep ifade ettik, bu rekolte tespitinin doğru olmadığını sizler de devletin temsilcileri de ifade ediyor. Nasıl yapıldıklarını da burada net söylemedi, ama ben, geçmişte söylemlerimden çıkarıyorum; tamamen tahmini; bu sene hava iyi, yağmur iyi, güneş de iyi; evet verimlidir. TİGEM örnek gösterildi, tabiî, üretimin içindeki payı çok düşük bir kapasite. Bunu örnek gösterip % 7 artış var diyebiliriz; ancak, çevreden gelen insanlarımızın söylediklerini değerlendirdiğimizde, bu rekoltenin düştüğü yönünde de bir açık ifade var. Ancak, burada şu açıklığa kavuşmadı: Ekim alanında mı daralma var, Mehmet Beyin dediği gibi, birim verimlilikte düşüş mü var. Bu net ortaya konulmadı. Eğer ekim alanında bir daralma varsa, belki de Türkiye'nin hayrınadır bu. Buğday üretimine haiz olmayan topraklarda buğdayın ekilmemesi Türkiye'nin de üreticimizin de lehine, dolayısıyla sanayicimizin de lehine. Ancak, birim verimlilikte düşüş varsa o tehlikeli; çünkü, biz, birimde verimliliğin hep artmasını, çok üretmemiz gerektiğini savunuyoruz. Ayrıca, ben, hem üreticiyi hem sanayiciyi hem de ihracatçıyı bu sektörün temsilcileri olarak görüyorum. Biri olmadan birinin olması mümkün değil. Sanki burada sektörün içindekiler karşılıklıymış gibi, politikalar değişik olabilir, ekonominin doğal kuralı; tabiî ki, üretici, buğdayını en üst fiyata satmaya çalışacaktır; tüccar ve sanayici düşük almaya bakacaktır; ihracatçı, düşük alıp pahalıya satacaktır. Bu, ekonominin kuralı. Ama, dengeli, istikrarlı gitmenin de birtakım mekanizmaları var. İşte bizim dünyadan alabileceğimiz belki bu mekanizmaları artık devreye sokmamız lazım. Doğru, ihracat olacaktır bu ülkede, ihracata dayalı bir büyüme modelini de tercih etmişiz; ancak, savunduğumuz bizim, buğdayda, fındıkta, tarımsal üründe savunduğumuz, dışarıya, aramalı ithal etmeden, kendi katma değerlerimizi satarak çok büyük gelirler elde ediyoruz. Yani, siz bir televizyon ihracatını yapıyorsunuz, 2 milyar dolarlık ihracat; ancak, bunun 1,7 milyar dolarlık kısmını dışarıdan getirtiyorsunuz, yani bunun karşısında para ödüyorsunuz, Türkiye bir cari açık veriyor. Ancak, buğdayda, fındıkta ve yaş sebze meyve ihracatımızda tamamen kendimizin yarattığı katma değerler; bunları dışarıya karşı, yani ithalata dayalı bir ihracat modeli değil bizimki. Tamamen ürettiğimiz ve kendi alın terimizi dışarıya sattığımız ürünlerle uğraşıyoruz. Onun için, tarımsal ürünlerin ihracatı çok önemli.. Tabiî ki piyasa mekanizmalarını bozmayacağız, yani serbest pazar ekonomisini model olarak benimsemişiz 80’den sonra, bu mekanizmaları bozmadan ihracatı nasıl yaparız; işte esas sorun da burada tıkanıyor bana göre. Yani, iç piyasadaki mekanizmayı bozmadan ihracatı nasıl yapacağız. Bu, gelişmiş ülkelerin çoğunda vardır, ihracatı teşvik denen olay vardır. Elimizde ürün varsa ihraç edilmesi doğaldır, ancak bu, birtakım spekülasyonlar yaratıyorsa, birtakım yanlışlıklara mahal veriyorsa ki, geçmişte tüm taraflar aynı şeyde birleşiyor, hepimiz gördük, yaşadık; ama, bu demek değildir ki, tüm sektör ve ihracatı yapanlar bunu yaptı; hayır, her toplumda, her ülkede bu tip şeyler vardır. Yani, bir yerde bir teşvik varsa, muhakkak orada ondan yararlanmak isteyen kesimler vardır, haksız yere yararlanmak isteyen kesimler vardır ki, bu haksız yere faydalananların da normal ihracatını yapanlar, sizin gibi dürüst tüccar ve esnafın, sanayicinin, ihracatçının da en büyük haksız rekabetçileridir. Odalar Birliği olarak her türlü kayıtdışına, haksız rekabete karşıyız; bunu açık açık da söylüyoruz. Onun için, bugün sonuç olarak şunu ifade etmek istiyorum: Bu mekanizma bulunur, bu mekanizmayı hep beraber çözeriz. Ne yapmamız gerekli; yani, dahilde işleme belgesi adı altında buğday mı verelim, yoksa direkt hazineden, kardeşim, ihracat yaptın, 100150 dolarını alıp git, TMO’dan mal mı alın diyebiliriz. Buğdayımız varsa buğday verebiliriz; ama, bu, belirli bir anlayış içerisinde, belirli bir çerçeve içerisinde olur. Buna yine bizler karar vereceğiz. Tabiî ki TMO temsilcileri bizim temsilcilerimiz, yani biz bu ülkenin vatandaşlarıyız, biz bu ülkede katmadeğer yaratanlarız, biz bu ülkede vergi verenleriz, biz bu ülkede vergiyi yaratanlarız; yani, her ne kadar dense de % 75 dolayı vergi, ama bu dolaylı vergiyi yaratanlar da bizleriz. Bir yerde alışveriş yoksa vergi de yoktur. Bir üretim varsa, üretimden sonra tüketim varsa, demek ki, bu üretimin karşılığında bir vergi doğuyor. Bunlar bizim temsilcilerimiz. Biz, kendi aramızda, siz bizi idare edin diye biz göndermişiz, bizim seçtiğimiz onları göndermiş. Bunları ikna ederiz, yani devletin temsilcilerini ikna edebiliriz. Biz anlaşıyorsak onlar bundan memnun olurlar." Toplantının sonucunda, bu yıl Türkiye’de kalite ve rekolte sorunu olmadığı ve ithalata şu an için gerek olmadığı kararına varıldı. de düzenlenen bir toplantıda enine boyuna tartışıldı. 17

