05 Temmuz 2022 Salı English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYTA CUMHURİYET 20 HAZİRAN 1996 PERŞEMBE OLAYLAR VE GORUŞLER Gerçekler Toprağa Gömülemez M. İSKENDERÖZTURANLI^miw/-Afw Diişünce Derneği Izmir Şubesi Başkanı A tatürk'ten sonra gelmiş geçmış de\ let adamları \e siyasal iktidarlar. Tür- kıyenın bugünkü duru- ma gelmesinden az y a da çok sorumludurlar. fsmet İnönü az sorumludur. Şemsettin Cünal- tay sa çok'.. Celal Bayar. Adnan Menderes, DemireL E\ren. Özal daha çok soruml udur Erbakan ise 14S kılo külçe aliın ağırlığın- ca sorumluluğu taştmaktadır. Saydığımız bu devlet adamlarından her bın ayrı yazılann konusu olabıliî. SOTUITI- lulukİarı'da rahatça kanıtlanabılır. Bu yazı- da içlennden bırını gündeme getirmek is- tıyorum. Ötekıleri belki daha sonra ele ala- bılirim. Günlerden 13 Nisan 1996. Samanyolu televizyonunu ızliyorum gece yansına doğ- ru. Izlenceninadı."ToplumunNaba". K.o- nu. ölümünün 3 v ılında "rahmetii Turgut Özal- Konuşmacılardan bin. bugüne değin hıç- bircumhurbaşkanına "rahmetti" denilme- diğini. bu sözcügün v alnız Turgut Özal tçın kullanıldığını söylemeye çalışıyor. biraz kendini zorlavırak \e İnönü've rahmetli denmiş ne Korutürk'e. Rahmete kavuşan yalnızÖzarmış'... Konuşmacı nedense Atatürk'ün adını hiç almıyoraâzma. Atatürk sankı hiç yaşama- mış. Sankı Türkiye Cumhurıyeti'nin 1. Cumhurbaşkanı değil... "Atatürk'ü rahmefle anmamasr doğru biryaklaşımbiçimi diye düşünüyorumken- dt kendime. Çûnkü Atatürk. saygı ve se\gı ile anılması gereken bir de\let adamı. rah- mete kavuştuğunu söy lemek olanaksız: Bu- gün de yaşamakta, bugün de ülkenın dön köşesine ışık saçmakta. Bu nedenle rahme- te kavuştuâu (öldüğü, diyelim) söylene- mez. Birçoğumuz onunla birlıkte yaşıyor. düşünceierini yaşatmaya çahşiyoruz. Ne var kı şeriatçı kesımin Atatürk'ü la- netle andığı da açık bir gerçek. Durmadan sövüyorlar, durmadan aşağılamaya çalışı- yorlar "yoktan bir vatan yaratan" bu bü- yük insana. Düşünemıyorlar ki Mustafa kemal olmasaydı. bugün ona söv enler baş- ta olmak üzere. büyük bir olasılıkla birço- ğumuz dünyaya bıle gelmeyecek. soluk al- mayaeaktık. Çagdaş uygarlık nedir bilme- yecektik. Başka bir konuşmacı, devlet adamının nitelikleri arasında üç öğenin \ar olması gereğinden sözedıyor:" Zeka.deneyim.ce- saret" Bu üç öğenin Turgut Özal'da bırleş- tiğini. -rahmetlinin bir elinde kuran. bir elinde bilgisayar bulunduğunu" anlatıyor. tçlennden bin de "Adriyatik"ten Çin Sed- di'ne kadar Türkiye'yi büyütmek" yolun- daki hızmetlerini getiriyor gündeme. Bu arada devleti küçültmek istediğini de ekli- yor sözlerine. Türkiye'yı Adriyatik'ten Çın Seddi'ne kadar büyütmek ısteyen bir kışı- nin. devleti niçin küçültmeye çahştığını açıklay amıyor doğru dürüst. Asılamacının devleti küçülterek Özal'ı daha büyük gös- termek olduğu açık seçik çıkıyor ortaya. Başka bir konuşmacı ise rahmetti Özal'ın "sivil, dindar ve demokrat" bir cumhurbaşkanı \ede "devbirinsan" oldu- ğunu, ne yazık ki "cüceler arasında kaldı- ğını" dile getiriyor ballandıra ballandıra. Bir des let adamında ikı çızginin bulundu- ğunu. bunlardan binnin "hizmet etıtıe çiz- gisi" ötekıninse "hükmetme çizgisi" oldu- ğunu, Özal'ın her zaman "hizmet etmeçiz- gisPnde kaldığını belirtiyor. Bu arada ağ- zından "rahmetii Menderes" sözcüklerı de çıkıyor ayırdında olmadan... • •• Daha bir yığm söz. bır yığın anlamsız deyim... Tutarsızlıklarla dolu tümceler ve sonra erişor izlence. Bense türlü düşünceler ıçindeyım. Hız- met çızgisı ile hükmetme çızgısi üzerınde duruyorum daha çok. Bir sınema şeridi gı- bı çizgiler geçıyor gözlerımin önünden. Ve şu gerçekler çıkıyor karşıma: Bir zamanlar kendi seçtiği milletvekille- rini tutsak (esir) almaya kalkışan Turgut Özal değil miydi? Bu arada Meclis" ı de tut- sak almak istememiş miydi? Bu davranışı hangi çızgıye uygun düşüvordu' 1 Clkeyı az daha bir savaşa sürükleme noktasma getirmemiş miydi? Cn peşınde koşarak bir serüvene atmamış mıydı Tür- kiye Cumhunyeti*nı° Körfez bunalımı sı- rasında. ulusun yaşam hakkını ve can gü- venliginı hiçe saymamış mıy dı? Atatürk'ün insancıl v e banşçı polıtika yöntemini değış- tirmek isteyen. 14 Yurtta banş, dünyada ba- nş" ilkesıne aykırı davranışlanyla savaş rüzgârları estiren bir cumhurbaşkanı değil miy di rahmetii Özal? Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün sosyal adaletçı politikasıyla alay etmeye kalkmamış mıydı? "Sosyal adâletçiyiz diy enler, bu düzenin devam et- mesine göz \ umdular. Yıllar yılı bu düzen devam etti. Biz geldik. düzeniyıktık. Yıkma- ya da devam edeceğjz" bıçımındeki konuş- malarıyla yapıcı degıl. yıkıcı bir politika sergilememış mıydı 1 "Ben zenginleri seve- rim", "Sosyal devlet de ne demekmiş" gıbi sözleriv le. Türkiv e'de bir kav ram karmaşa- sı varatmamış mıydı 0 Seçim sistemleriyle çıkarı uğruna oynayarak siyasal bir denge- sizliğe yol açmamış mıydı? İkide bir baş- kanlık sısteminden söz ederek tek adam \e tek egemen olmak sev dasına kaptırmamış mıydı kendisıni* 1 "Tabulan yıkıyoruz". "Kemalizm miya- dını doldurnıuşrur". "Atatürk fanidir. ha- tayapmıştır" gibi sloganlar üreterek "yeni Osmanlılar" \e "ikinci cumhuriyetçiler"ı siyaset sahnesine çıkaran Turgut Özal de- ğil miydi? Türkiye Cumhuriyeti'nin temel taşı olan laiklıkten ödün üstüne ödünler \ e- rerek cumhuriyetin temellerini sarsan Özal'dan başkası mıydı? Anayasanın buyruğu gereğince tarafsız bircumhurbaşkanı olacağma. içtiği andı da çiğneyerek partisinden kopamayan ve Ana- vatan Partısı'nın "dahasertmuhalefetyap- ması'nı isteyen. militan bir partilı gıbi dav - ranarak "Bize karşı tavır koyanlar. ANAP içinde duramazlar'' diye kükreyen Turgut Özal değil miydi? Anayasanın koruması al- tmdabulunan Öğretim Birliği Yasası'nı yü- rürlükten kaldırmak istememiş miydi'? Kendi düşüncesi doğrultusunda y asalar çı- karmak için hükümete baskı yapmaya kal- kışmamış mıydı? Anayasa Mahkemesi'nin kararlannı hi- çe sayarak yargı organlanyia gereksız bir tartışmaya girmemiş miydi? Bugün ülke- mizde bölücü terörle dinci terör kol gezı- yorsa bunun sorumlulan arasında Özal'ın dabulunduğunuyadsıyabilırmisinizkolay kolay 0 "BenyalnızTann'yakarşı hesapve- ririm" demek suretıy le yönetsel ve yargı- sai denetimiküçümseyen. "Anayasanın bir kez çiğnenebileceği t 'ni söyledikten sonra, onu birkaç kez çiğneyen bir cumhurbaşka- nı değil miydi Öza!° Samanyolu tele\ izyonunu izlerken bun- ları düşündüm hep. Daha onlarcasını bulup çıkarabilirim gazete keseklerini (kupürleri- nıl karıştıracak olsam... • • • "Ölülerinizi hayırla anınız." Bu sözün doğruluğunu yadsımak olanaksız. Ne var ki gerçeğı çarpıtmak ısteyenlerin karşısında susmak da doğru bir dav ranış değil. Ne de- mış divan ozanlanmızdan biri: "Bir haki- kat kalmasın dünyada Allahını nihan." Eğ- rilerle doğnılar bırbirine kanştınlamaz. ka- nştınlmamalıdır. \'ery üzünde gerçeği sap- tıranlar var olduğu sürece. onu doğrultmak isteyenler de bulunacaktir. Dünya. yaşayan- lardan çok. ölülerden oluştuğuna göre. rah- mete kavuşanları da sorgulamak ve yargı- lamak dogal sayılmahdır... Zararlı olan. gerçeğı gizlemeye çalışmak, gerçeği ört- bas etme"ktır. Oy sa gerçek kolay kolay top- raSa aömülemevecektir. HABITAT Bizi Kurtardı mı? ALEVÇAĞLAYAN ODTÜMimarhk Y. Lisans Öğrencisi N e zamandır bekledigimız "HABITAT- II Konferansı" > apıldı. bıttı. Hepımizin gözü aydın 1 Artık ne patlamış çukur- îar. ne hava kırlılığı ne de kırlenen mi- man çevre sorun yaratacak. "6 miKar dünyah ülkemize gclip gitti": gezdıkle- rı yerlere. "yeni" kaldınınlanmıza hayran kaldılar ('.) ve karşılığındabızlere kendi şehırlerinin "altın anahtannı" sundularherhalde... "Arredamento Dekorasyon" dergİMnın "Nisan%" sa- y ısında değerlı hocalanmızın katıldığı *H.\BITAT-irnin Düşünsel Sınırian Üzerine" adh bir söylesi yer alıyor. Bövle bir konteranbin mıınan platforma olası katkılan üzerine ba^layan söyleşı. bizlergıbi veni mezun mımar- lan çokça hevecanlandıran 80 sonrası söylemlenn ızle- rım vansıtan "parçacı yaklaşımlar". "farklı kimliklerin kabulünü Öngören >eni bir yerleşme anlavışının başan olasılığı". "düny anın tarihselIbir dönüm noktasında olup olmadığı ve mimann bu süreçteki konumu ve rolü" gıbi kente \ e mımanv e v önelık borgulamalarla devam ediyor. Kanımca söyleşının can alıcı noktalanndan bin de Tür- kiye'nın kendıne özgü sorunlannın çok ı>i saptanmasi ve kendine özgü çözümlennin getırilmesı zorunluluğun- da düşün bırliğme varılmasıdır. Eskı bir marşta olduğu gibı "Ey vatangözyaşlanndin- sinyetiştikçünkübiz* > dıyebılme>ıçokısterdım Amaül- kemızde olduğu gıbi. mıman kirlilığın ilen a^amaya var- dığı ve konunun tek "günah keçisi" olarak mimann gös- tenldiğı. kentlerin tammlı mekânlarda mutlu yaşamlar sunan yerleşim bırimlerı olmaktan çok. gittıkçe daha ba- şa çıkılmaz bir "kaos" ortamı. her anlamdakı çev resel kır- lılıklenyle kendi içine batan bırer kara delik olduğu bir platformda genç bir mimarca daha önce söylenmış olsa dahi, sorunlan saptama çabasının ötesine nasıl geçebılır bilemiyorum... Sn. Doğan Kubanbaşta olmak üzere "ar- sa spekülasyonu"nu Türkiye'nın en ıvedı sorunu olarak gören değerlı mımarlann görüijlerine katılmamak olası değildir. Ancak. kanımca bu sorun kadar göz önünde ol- masa da kısa zamandaçözüm üretmemız gereken ve ıçer- diği derin ahlaksal boyut nedenıyle çozümü. uygarlığın gerektirdiği her alanda ses getirecek olan bir başka ra- hatsızlık da. lîmbertoEco'nun ortaya koyduğu "yazar- metin-okuyucu" ılışkısıne değın bağlantı zincınnin bız- de tam bir keşmekeş ıçınde olduğudur. Yazar-metın-okuyucu... Mımar-tasarım-kullanıcı.. gıbi bir benzetme yoluna rahatlıkla gıdebileceğımız bu zıncırde mımar kımdır. ta- sarım nedir. kullanıcının rolü nedir" Her şevden önce bızde "metnin", yanı "tasannTın. kabaca "iş"ın; yaratıcısından bağımsız bir karakterı, iç bıleşenlerı ve iç dengesi olduğu unutulur. metin adeta "dilsiz" gıbi kabul görür \ a da ifade ettiğı tek şey yaza- rının(tasanmcı)kımlığıdır! Popülerbırörnek veımekge- rekırse, Sezen Aksu ı> ı bır sanatçıdır. öy ley se yaptığı her beste lyıdir. (Bestelenn tek tek kımlıklen >a da olumlu ya da olum^uz >önleri "Sezen Aksu" ortak parantezinde çoktan erımmır. ı \'a da demokrat bır ınsandır. ö>leyse mımarisı ve kente katkısı da öyledır \b... Bu taviT ister ıstemez "birs,ey yapmak"tan çok. "bir şeyolmak"tırve bıreylen de koşullandırmaktır. Kısaca- sı artık bir tasanmı "tasanm" olarak algılay ıp kendi dı- lını öğrenme zanıanı gelmıştır: kı ancak böyle bır algı- lama bıze kente sorumsuzca ya da bellı bır "politika" etı- 7.000.000 TL peşinat ödemeden, taşıma derdi çekmeden. Çalışır durumdaki her marka ve model beyaz eşyanızı evinizden ücretsiz alıyoruz, BOSCH bulaşık makineleri, çamaşır makineleri, buzdolapları ve derin donduruculardan dilediğiniz birini evinize ücretsiz getiriyoruz. Üstelik, size 7.000.000 TL peşinat da ödetmiyoruz. H E M E N T E S L D E G I S T I R M E K A M P A N Y A S I F I Y A T L A R I 1.SEÇENEK 2SeçENEK 3.SEÇENEK SMS 2422 3 PT>9 SMS 4702 ı Proç T«o-.nOpe 44 330 D00 37 330 DOC ı 64 280 000 I 57 280 000 j SMS 5082 5 »roç SMS 6042 6 Fros SMS 6702 6 F*o« T«n..o« 50 590 000 43 590 300 • 54 940 000 ' 47 940 3-30 ' o ç §1 70 210 000 63 210 00C TMUH " « 0 300 11 360 000 8 6*0 000 3 500 000 Topt. FİY"I I 5' 400 00ü 75 160 000 58 840 000 54 000 000 Taklit Topl. Fly« ı ı- »î gll 5 300 OOO 8 130 000 5180 000 6.800 000 60 000 000 88 300 000 68 800 000 75 000 000 12 530 000 I 82'80 000 8.970 000 96 700 000 ; Taksit Topl. Flytf 4-10 OOO "230 000 5 500 000 6 050 000 63 520 000 93 760 000 73 000 000 79 600 000 p e dığer vergverdOKi deffışAftfc fyatiara yansth&cakr' Kanpanyaiiız 3C Haz^^an <S96 tartforw Kadar geç&nü"' Bu ^snoartya 8SG Sfûnoerg F» AteOer Tîcaret AŞ ,Cwnaı Satur Soksn 2fi 28 a BOSCH-AEG ytOalı sattdannöa tesbm s&ec&kar Sanay *e Ticavt BaKam'tğ- nca2S05 1994 tanh ve 2^94C say-1 Resmı Gazete oe iar «Men tabtğe uygundut Psraksnde safş tryatınoan sorvs T peşi" 5 takstöe %4 4* KDV ! peşm >0 lateıtM %6 2* KDV 1 paşm 12 tatsma %6 * * KDV oratu-Kla ayt'k aas-1 taız uygutawnı$tir Frfatianmtz Tûrk Urzs, dr Çalışır durumdakı her marka ve model soğutucu. çamaşır makinesi, bulaşık makinesi. dertn dondurucu veya fınntannı getırenler (mını moaeder hanç) peşm atımtarda ındırımlı peşin fiyatı ödeyeceklerdır; vadelı seçeneklerde ıse 7 000.000 TL peşinatı ödemeyecekterdır. BOSCH ' AEG yetkıtı satıctları eski ürûnünüzü evinizden üaetsiz alıp, yeni ürününüzü evinize ücretsiz teslim edeceklerdir. Urüntenmız stok mıktarian ile sinırlıdır. Vm^ff^6 " 0 8 0 0 2 1 1 4 0 2 9 0800 211 40 21-0B00 2H 40 25 BOSCHEn doğru seçim keti ile yapılmak istenenleri eleştırme şansını getirebılir ve tasanmcıyada kendini gelıştirebilmek adına olumlu bir ıvme kazandırabilır. Bu nedenledır kı Gombrich'ın "sanat eserinianlamaya" yönelık yaklaşımına ve toplu- mumuzdakı yerleşik anlamıyla değil. -bence düşünceye ve insana güvenı ıçeren- bır eleştin anlayışı ve yeni bır düşünce sıstemı ıçın Karl Popper'e bır daha ve çok iyi bakmak gerektığıne inanıyorum. Öte yandan metnin okuyucu ya da sanat eserının ka- tılımcı tarafından tamamlandığı önceden ben söylenege- len ve tümüyle katıldığım bır olgudur. Ancak söz konu- su yapıt mıman bır ürün ya da örneğin kentsel bır park olduğunda kullanıcı(lar) hangı anlamda ve nereye kadar bu sürecm ıçmde yer alacaklardır'. 1 Örneğin. makette \e çizınıde kabul ettiğı projenın uygulama aşamasında uyumsuz ıkı malzemede dıreten ve tüm eserın ıfadesım değıştıren bir kullanıcı. bu tartişmanın neresındedır' \'e nıhayet böy le bir ortamda. hele de söz konusu olan kent ıse. mimar kımdır.' Sn. Doğan (Cuban'ın ılgıli söy- leşıde dıle getırdığı. mımarı eğıtım almamış bır ınsanın çevresine mımardan daha çok katkıda bulunabileceğı gerçeğinı yadsımadığım gıbi. mımande kalıcı ızlerbıra- kan bazı çok degerlı mimarlann da bu eğıtımı tamamen kendi çabalarıyla edındıklennı de bılıyorum. Ancak söz konu- su olan kentsel tasanm olduğun- da kent vönetımınde bulunma- nın verdığı yaptınmı kullanarak tasarıma müdahale eden beyın ile tasanma yatkın beyın ve el- len ayırdetmenın yolu nedir? Öte yandan. burada bizzat yaşa- dığım gıbi. "yeni tasarlanan" kentsel projenın asılı paftalann- da dünyanın başka yerlennde uygulanmış u kür" ya da "kent sembolü" gibi birtakım tasarım- lan fotograflanyla. avnen öne- ren Prof. Dr. HakkıÖneL Y. Mi- mar Veli Oaürk ve daha başka ikı doçent. üç araştırma görev lı- sı ve üç mımardan oluşan akade- mik grubun çalışmasına şaşkın- lıkla bakarak kabullenemeyen kaplıca işçisinin, -üzülerek- mı- mariye \e kente daha say gılı ol- duğunu söy lemek zorundayım. Tüm bu saptamalar elbette kı bılinen. görülen belkı kulakardı edilen. belkı başka pek çok so- run arasındaeriy ip gıden sorun- lardır. \'e elbette kı dünyadakı son gelişmelerin çarpıcı bırer uzantısı gıbi görünmektedırler. Örneğin. para. kullanıcının mı- mari tercihini belirlemekle kal- mamakta. kullanıcı ya da işvere- nin yerinde rol alarak. mimann üzerinde de egemenlık kuran bır yetke (otonte) olmaktadır. Yıne burada (Gönen'de) yaşadığım (ve tabıı pek çok yerde yaşanan) bir park olayı da tipik bir örnek- tir. Dünkü dünyanın içinde bu- lunduğu tarihsel sürecı yarım yamalak yaşayarak. kendımızı bırdenbire sonuçların içinde bulduğumuz ülkemızde. tasarı- mın da tasanmcının da katılım- cı ya da kullanıcının da kım ol- duğu belli değildir kı araların- dakı ilışki tanımlanabılsin. Bu nedenle durum "acil"dır. Çünkü üzenne tüm sorumluiuğu yığı- verdiğimız "politika"lann öte- sinde. bireyler durumu çoktan benımsemiş görünmektedirler. Burada küçük bır parantez aça- rak. tüm bu sorunların çözü- münde bir adım olmak üzere or- taokul v e liseden başlay arak "te- mel tasanm" ilkelerinı veren. yaratıcılık gerektıren derslerin ve mimari çevrenin y aşamın ay - nlamaz bir parçası ve şehırlenn yaşayan birer organizma kadar canlı olduklan duyumunu vere- cek TV programlannın. uygun aktanm dıli bulunduğunda ba- şan şansı olduğuna inandığımı belirtmek ısterim. Burada amaç. mimari merkezli bırtoplum kur- mak değil. gün geçtikçe artan kirlılığe karşıt yönde. -mümkün olan ölçüde- bir ıvme kazandır- maktıv. Böyle bıröneride merke- zin rolü de tıpkı yııkanda sıkça değındığim söyleşidc değiniidı- ği gibi temel bir basjangıçtaki fırsat eşıtlığini sağlamak olabi- lir. (Özellikle eğitim için.) Durum acildır. Çünkü bu so- runlar ölçekle de sınırlı kalma- maktadır. Metropollenn yanı sı- ra küçük kentler de hızla taşiaş- makta. yeşıl yok edılmektedir. "V üce HÂB1TAT!, umanm benim küçük kentim için de çareler getirirsin." PENCERE Darbenin Eli Kulağında mı?.. Askeri darbe mı olacak?.. ' Medyanın yazdıklanna çızdiklerine bakılırsa dar- benin eli kulagında!.. •> Daha açık nasıl söylensin?.. I Davul zurna mı çalınsın?.. Ama kimileri diyorlar ki: - Dünya dengeleh elverişli değil, darbelehn mo- dası geçti. Türkiye 'de öyle bir ortam yok, rejimin çarkları işliyor, hükümet kurulamazsa seçime gidi- lir, hem askergelip de ne yapacak?.. Kimileri daha hızlı: -Yetti artık!.. -Neyetti?.. - Askeri darbe yetti!.. Biz sivil topluma ne zaman ulaşabıleceğiz?.. - Neyapmalı?.. - Direnelim.. - Neye?.. - Askeri darbeye!.. - Ortada darbe yok kı direnelim!.. - Ben askeri darbeye karşıyım!.. - Hele bır gelsın, görürüz!.. • Gelmeden önce askeri darbeye karşı mangalda kül bırakmayanların, asker geldikten sonra kuyruk- larını apış aralarına sıkıştırıp süt dökmüş kediye dö- neceklerini şimdiden yazmak bakla falı açmak de- ğil; ama, askeri darbe nasıl gelir?.. - Darbeyiyapacak olan enayi değilya, önce dün^ ya dengelerine göre bir "durum tartışması" yapar; VVashington 'la anlaşması gerekiyor.. -YaAvrupa?.. - Boş ver canım, Avrupalı söy/en/r möylenir, iki üç temsilciyollar, devede kulak birkaç parasalyar- dımı askıya alır; için için sevinir... - Neden?.. - Çünkü Avrupa'da Türkiye'yı dışlamak isteyen* lerin ekmeğine yağ sürülür. Avrupa tarihinden kal- ma bu eski göreneği savunan güçlü lobiler var. Yunanistan zil takıp oynar. Ermenistan 'a gün do- ğar!.. Suriye el ovuşturur. Ankara, kuşatma altın- da kalınca, Amerika'ya daha çok sığınır... - Sonra neolur?.. - Şimdi askeri darbeye karşı görünen medya, he- men askeri darbecilerle tatlı ve çıkarsal ilişkilerku^ rar. Kışlada gözü açılmamış sığırcık yavrulan gibi yetişenler, istanbul iş dünyasının kucağına oturur. Halkı yatıştırmak bahanesiyle dinci siyasete kapı- lar açılır; toplumda ağırlığı olan tarikat ve cemaat liderleriyle işbiriiği yapılır, dine bulanmış askeri fa- şizm kurulur... - Bu kadarı dafazla!.. - Amenka'da ve Avrupa'da ünlü gazeteler "Ke- malist devrımin modası geçti, Türk halkı artık tarı- hiyle barışmak, dınıyle uzlaşmak, başkanlık siste- minde federasyon düzenine geçmek istiyor" diye yazıyorlarya, bu işi gerçekleştirmek için birgene- ral ortaya çıkar... - YapmaL - Yapılmışı var: 12 Eylül Atatürkçülük maskesiy- le Türk- islam sentezini getırmedi mi?.. 12 Eylül- cüler MSP'yı kapatıp Erbakan'/ içeri atarak dinci- lik yapmadılar mı? - Evet... - Dış güçlerin kıskacı, askeri darbeyle düştüğü, noktada Türkiye 'yi soluksuz bırakır... •k Ne o, senaryoyu beğenmediniz mi? â Öyleyse bir senaryo da siz yazın!.. Senaryo üretmek günümüzün modası değil mi!.. Bu konuda kimbilir köşede kuytuda daha ne senaryolar yazılıyor?.. Çağdaş Avukatlar Grubu Genel Toplantısı Tarih : 20 Haziran 1996 Perşembe Saat: 17.00-22.00 arası Yer : Muammer Karaca Tiyatrosu İstiklal Caddesi, Beyoğlu Mesleğin genel sorunlarının ve baro seçimlerine hazırlık çalışmalarının tartışılacağı ve kararların alınacağı bu toplantıya meslektaşlarımızın en yüksek katılımını bekliyoruz. Radyo-TV, basın-yayın, halkla ilişkiler ve servis hizmetleri (turizm, otelcilik, ulaşım) dallarında Avrupa iş deneyimi olan, Avrupa'da üniversite (Batı dilleri ve kültürü- psikoloji, edebiyat) eğitimli İngilizce, Fince, Almanca ve isveççe bilen genç eleman saygın bir kurumda iş arıyor. HÜSEYİN KILIÇARSLAN Kellonsoittajankatu 3-7 F 133 20500 Turku-FINLAND Tefefon -.00-358-21-2501808 Telefaks .00-358-21 -253 96 60 I.C.TIPFAKOLTESİ ÖGREKCt KtMLİĞİMİ ICAYBETTİM HÜKÜMSÜZDL R. HARlN SERKAN LZEL
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle