25 Haziran 2022 Cumartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
13EKİM1996PAZAR • f DEGIŞEN DUNYADAN HUSEYIN BAŞ REFAHYOL mecbııriyet koatesyonuÜlkenin içte ve dışta giderek katlanan sorunla- nnın kolay kolay üstesinden gelinemeyeceği boy'ut- lara ulaştığı bugünkü karmaşanın tek sorumlusu olarak. şeriatın yapılanma sürecinde adım adım y- ol almasına göz yuman "mecburiyet koalisvonu- nun" mimarı DYP liderini görenler haksız sayıl- maz. Her türlü ciddi içerikten yoksun. ağzına ge- lenin söylendiği bir anlayış. ülkenin dış siyasetine egemen. Palavra. ham hayal \e Nasrettin Hoca öy- küleriyle idare edilen ekonominin durumu da fark- Iı değil. Kötü gıdişe son \ermek için birleşerek hamle yapma>a karar vermiş. göriinen muhalefet ise da- ha başında kendi içinde "muhalefetle" karşı karşı- ya. Ortak girışimi rafa kaldırmaya yönelik oyun- bozanlık. birkez daha sahnede. Kısaca, üç aylık icraatıyla ülkeyi içte ve dışta inanılmaz bir karnıaşanın içine atan REFAHYOL koalisyonunu bir "üfîiriikte"' alaşağı etmek kolay olmayacak. Ama gerek ortalığı kırıp dökerek hükiimet etme- yi sürdüren REFAHYOL "mecburnet" koalisyo- nu. gerekse de ülkenin bu koalisyondan \akit ge- çirmeden kurtulması gerektiğini öne süren muha- lefet arasında. çelişkifi görünse de temel bazı or- tak yanlann varlığı kimsenin sakJısı değil. Devlet başkanından koaTisyon ortaklanna. giderek RE- FAHYOL'u devirmeye yeminli muhalefete kadar hemen herkes. neoliberal ideolojısıyle. dünyayı hiçbir engelle karşılaşmadan kasıp kavuran küre- selleşmenin gereklerinin bir an önce yerine getiril- mesi için birbirlerıyle yarış halinde. Küreselleş- menin uyum kriterlen arasında önemli biryere sa- hipolan "devlefinküçültiilmesi". zaten acınası du- rumda olan sosyal kazanımların birer ikişer yok edılmesi. kamu mallarının finans gruplarına yok pahasina haraç mezat satılması konusıında iktidar \e muhalefet neredeyse bütünüyle anlaşmış du- rumda. Başbakan yardımcısının yeni dış kredi kaynak- ları bulunması düşlerı fırsatiyla gündeme gelen Meksika. aslında küreselleşmenin \e ultraliberal ideolojiye bütünüyle katılmanın iilke ekonomile- rinı nasıl perişan ettiğini gösteren en çarpıcı örnek- ler arasında yer ahy or. "Liberal doktrin adına Meksika siyasetçi sınıfi. gerçekte de\ asa boyutlarda bir talan \e sahtekâriık suçu işlemiştir. \\vuka çıkan yolsuzluklara bulaş- mış bu sınıf, ulusun tüm mirasını. son derecede teh- likeli sosyal eşitsizlikler yaratılması pahasına bir a\uç aileve pa/arlanmıştır. 100 milyonluk nüfusun yüzde 10'u, ulusal gelirin yüzde 70'ini sahiplenmek- tedir. Kalanını. nüfusun \ üzde 9O'ı pa> laşmaktadır. Çalışan nüfusu oluşturan 37 milyon insanın 21.5 milvonu siirekli işten >oksundur. Çalışan 15.2 mil- \on niifus. günde 3 dolardan (270 bin) daha az ka- zanmaktadır. Buna karşılık, Amerikan dergisi For- bes, 1996Temnıuzsa\ısında hemen tümii hileliöztl- leştirmelerden cebini dolduran on beş Meksikalı dolarmiljardeıininlistesiniyayımlamıştır. Biıieşik Amerika"da depolanan Meksika ka> naklı sermaye, 1995yılı sonunda 26.6 mihardolara ulaşmıştır. Bu, 1994 \ ılındaki toplamın iki katıdır." (I) Küreselleşmenin dayatıldığı hemen her ülkede ozelleştirmenın mantığı. giderek bahanesi aynıdır. Örneğinyine Meksika'da De la ıVtadrid hükümeti, kamuva ait kuruluşların satışlarını haklı göstermek için bunların \erimsiz ve sürekli ziyan eden kuru- luşlar olduğunu. bu yüzden de hükümetin dış borç almak zorunda kaldığını, bununsa ulusal ekonomi- yı çıkmaza soktugu bahanesini ileri sürmüştür. De la Madrid. ayrıca kamu kuruluşlannı yok pa- hasına satarken. "enkâriıdurumdaolanlannrya- kın "dostlanna" ayırmayı da ihmal etmemiştir. Meksika örneği. dünyadaki çok sayıda örnek gi- bı küreselleşme yönünde yapılanların. Türkiye'de yapılmakta olanlardan pek farklı olmadığını gös- teriyor. Aslında çoğu A\ rupa ülkesinde olduğu gi- bi. kımse ulusal ekonomilerin dünyaya açılmasına karşı değil. Ancak vahşi ultraliberal ödeolojinin "de\letin küçültülmesini"dayatarak. ekonomik sı- kıntılar içinde yaşam savaşı veren büyük kitleJerin sosyal kazanımlannı. uyum kriterleri adına birer ikişersilindirgibiezipgeçmesine. kamumirasının yok pahasına ulusal ve uluslarüstü finans devleri- ne pazarlamasına izin verüemez. Ulusal ekonomi- lerin fren ve denetim mekanizmalanndan bütünüy- le arındırılarak ultraliberal ideolojiye teslim edil- mesi. demokratik rejimi tehdit eden en büyük teh- likedir. (1) Jaime Avıle's Le Monde Diplomatique Filistin'le Israil arasındaki banş sürecinin önde gelen mimarlanndan Şimon Peres 6 Banş yara aldı ama ölmedi'Israil'le Filistin arasındaki banş süreci. sağeı mil- liyetçi Likud'un aşın dincilerin de desteğiyle iktida- ra gelmesınden bu yana Kudüs'te patlak \eren ve sek- seni aşkın insanın canından olmasına. yüzlercesinin yaralanmasına yol açan "kutsaltünerolay ından son- ra ciddi bir biçimde tehlikeye giren banş süreei. ta- rafların Ointon'ın çağnsıvla Hashıngton'da bir ara- ya gelınelerı: ardından. görüşmelere Erez'de de\am etmeye karar \ermeleri. banş umutlannı \eniden gün- deme getırmıştır. Erez görüşmelerinde. bir iki olumlu adım atılmış. önemli sayıda Fılistınliye kapalı tutulan iş alanlan ye- niden açılmıştır. Ama barış sürecinin en önemli aşa- malanndan biriolan EI Halil'in Filistinlilere iadeedil- mesi henüz gerçekleşmedığı gibi. Lıkud liderinın ba- nş sürecıne devam etmeye gerçekten kararlı olup ol- madığı da tam olarak ortaya çıkmamıştır. Ciddi Fran- sız haftalık dergisi Le N'ouvel Obsenateurdergısinın son sa\ isinda. dergınin baş>azan Jean Daniel'in. Ra- bin'le bırlikte banş sürecinin önde gelen mimarlann- dan biri olan Işçi Partısi lideri, eski Dışişlerı Bakam ve Başbakan Şimon Peres'le >aptığı söyleşı konm.ı ışık tutuyor. Önemli bölümlerıyle aktarıyoruz. JEAN DA.NIEL - Son ola>larla on \ıl öncesine mi dönülmüş olunu>or? ŞIMON PERES-farih asla genlemez. J. D. - Belki. Ama trajik olduğu kesin. Ş. PERES-Sarsıntılan. gerçekten de ö\ le olabilır. Bunu İsraillilere anlatmaşa gerek >ok. Ama tarih bir yönde ilerlıyor. Hıçbir şey onu yolundan döndüre- mez. J. D. - Benyamin Netanyahu bile mi? Ş. PERES - E\et o bıle. Gerçeklerden kaçınmak mümkün değildir şu \a da bu biçimde kendisıni da- yatacaktır. J. D. - Hangi gerçekler? Ş. PERES- Şimdiden otonom \ e herkes tarafından tanınmış bir Filistin örgütü \ ardır. Bu örgütün sorum- lulan bızinı muhatabımızdır. Anlaşmış olalım ya da olma\dlım bizimortaklarımızdır. NeGazze'nin nede Nablus'un yeniden işgali söz konusu değildir. İsrail ekonomisi barışa bağlıdır. Filistinlilerle banş da eko- nomiye bağlıdır. J. D. - Yaser Arafat ve Benyamin Netanyahu. Clinton'ın misafiri olmayı kabul ettiler. Her ikisi de bazı ödünler \ermc\i kabul etmemiş olsalardı bu ziyaret gerçekleşebilir miydi? Ş. PERES - Sanıyorum bir ön anlaşma me\ cut de- ğildi. Amerika'nın \o!unu tutmadan önce hıçbir gö- rüşme vapmadılar. Kafalarındaki çözüm, Camp Da- vıd sırasmda olduğu gibi. görüşmelerin biçimiyle il- gilijdi. Bu şö\le oluvordu: İsrailli \e Fılistinli dele- gasyonlar önceden saptanan bir \erde bir arava geli- yorlar. özellıkle İsrail kuvvetlerinin El Halıl kentın- den (Hebron) çekilmesı ve Filistinlilere kapalı tutu- lan bölgelerle ilgilı düzenlemelerde anlaşmava varı- lıncayadek görüşmeleri sürdürüyorlardı. J. D. - Eğer bu tiir kararlar almırsa Netanva- hu'yu destekler misiniz? Çünkii koalisvon hükü- metinin bazı üyeferinin onu bırakması olasılığı mevcut. Ş. PERES- E\et. Ovumuzu ona verebilirız. Banş yönündeki her karan desteklerız. Begin dönemınde de bunu yaptık. Beni ilgılendiren iktidar değil. banş sürecidir. J. D. - Pazartesi gördüğünüz şu Benyamin Ne- tanyahu nasıl bir adam? Ona gihenilebilir mi? .Şiıtıoıı l'c'R's veni başbakan Netanyahu'nun aldığı cesur kararlan "milliyetçi nıaçoluk' olarak adlandınyor. Leah Rabin. kocasının katledilmesinden sonra onu en sert biçimde suçlamadı mı? Bu adam rehlikeii biri değil mi? Ş. PERES - Daha önce de açıkladım. Bugün daha temkinlı. daha nazik olma karanndayım. J. D. - Peki, ama tam olarak kim bu adam? Onu tanımla.tabilir misiniz? Sizinle ilişkileri nedir? Ş. PERES-Ilişkilerimız sa>gılı: babası ve kendisi bunu her fırsatta dile getırmişlerdir. Sa\ unma bakan- lıâım sırasinda Ben>amin'ın Entebbe olayında ölen kardeşının eenazesinde yaptığım dokunaklı konuş- ınanın bunda paşının olduğunu sanıvorum. Politika- cı olarak ış bütünüy le farklı. Bazı saptamalaryapmak zorundayım. O politikayı sadece CNN vayınlarının devamı sanıyor. Laf. laf. laf. Nutuk atmayı ıvi bilı- yor. Öyle ki. sadece bunu bildiği bile söylenebilir. \*üz günlük sürede tek bir karar aldı. o da facıava v- ol açtı: Kutsa! yerlerin altındaki tünele \enı bir giri- şin kazılmasına ızin \erdi. Ovsa bunda. ne arkeolo- jik ne dinsel ne de stratejik hıçbir çıkar >oktu. J. D. - Düşiint'si/lik mi. kışkırtma mı? Ş. PERES - \e bin ne de öbürü. Söz konusu olan otoriresinı göstermeve vönelik basit bir ıstek kı, bu- nu. "milliyetçi maçoluk"dıve adlandırabılinm. Aldı- ğı karardan çok gururlu. Faturasının çok pahalı oldu- ğu kanısmda da değil. Kudüs'ün Israil'e ait olduğu- nu dünyava gösterdığıne inanıvor. J. D. - Gerçekçi bir insandan çok. tutkularıyla hareket eden bir jnsan tanımlıvorsunuz. Ş. PERES - Gerçekten de onun "reviz\onist" (1) olarak adlandırdığımız bir ideolojik tutkusu vardır. Babası onu bu ıdeolojı doğrultusunda yetiştirmiştir. Bu ıdeolojıve göre. \ahudiler valnızdır. Tüm dünya onîara kar^ıdır. Bu viizden de Yahudiler dünvadan kendilerini a\ırmalı ve dünvava mevdan okumalıdır. Ama neolursaolsun. gelı^melereavakuvdurmak zo- runda kalacaktır. Gelişmekte olan ola\lar onun \e benzerlerinın kişıliklerinı aşacaktır. Çevremizdeki dün\a başdöndürücü bir hızla değişmektedir. Birle- şık Amerika ve So\\etler Bırlıği arasında oluşan iki kutuplu birdünyavı vaşadık. Komünizmin çöküşün- den sonra Amerikah müttefikinıizin tek kutuplu dün- yası geldı ki burada Amerikah müttefîkimizin Güven- lik Konseyinde ilk kez İsraiTe karşı oy kullandığını unutmamak gerekir. Bundan sonra Amerika. Çin. Av - rupa. Rusya. Hindistan ve çok sayıda başka ülkeden oluşan çok kutuplu birdünyanın ortaya çıktığını gö- receğiz. Bütün bu güçler. Islamcılığa karşı ya da onun- la birlikte. Yakındoğu ile ittifak arayışı içinde olacak- lardır. Eğero zamana kadar belli bir bölgesel barış hâ- kim kılmmazsa ortaya çıkacak kanşıklıklan şimdiden kestirmek mümkün değildir. Filistinlilerle ve komşu- larımızla ilişkılerimizi bu perspektifte yönlendirme- miz gerekir. Tünel açma hikâyeleriyle değil. J. D. - Sizce komşularınız barış istiyor mu? Ş. PERES - Hiç kuşku _vok. Bizim gibi onlann da barışa ıhtıvaçlan var. Ayrıca dünyadaki gelışmeler. kimseye bağlı değil. Her Arap ülkesı. tıpkı israil gi- bi. bu yeni gezegensel teknolojik konjonktürün için- de yer alacaktır. (I) Menahem Begin 'in deyer aldığı V laditnır Ja- botinsky tarafından kurulan aşın milliyetçi reviz- yonist parti. Demokrasiy devletsektörününparçalanmasıdır usulayı şaşırmış toplumlarımızda çok sayıda işaret kaygı \erici soruları yeniden gündeme getiriyor: Demokrasiler. bir küçük grubun egemenliği altına mı girmiş bulunmaktadır? Çünkü onlara göre cumhuriyet bir 'sosyal sözleşme" üzerine kurulu olmalıydı. Aynı saplantı. bir yüzyıldan daha fazla sürede sosyalist de\rimciler (Marks'tan Troçki"\e. Blanki'den Bakunin ve Lenin'el özgürlük adına 'burjuva demokrasisine" karşı savaşmışlardır. Aşın sağ ise. aynı dönemde •parlamentarizmi" ortadan kaldırmanın peşindevdi. Faşizmin 1945'teki yenilgisınden. komünist rejimlerin de 1989 yılında çöküşünden sonra bu >orun çözüme ulaşmış görünüyordu. Francis Fukuvama'nm •tarihin bittiği' tezleri artık başarıya ulaşabilirdi: Demokrasi. tüm politik rejimlerin aşılması olanaksız ufku\du ve herkes VMntson Churchill'in şu ünlü sözlerini anımsamak durumuııda\dı: "Demokrasi sistemlerin en körüsüdür... Diğerlerinin tümii dışında!" Bu olumlu havanın da etkisivle. demokrasi Doğu Avrupa'ya ve Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra orta\a çıkan devletlere yayıldı. Bu. Arap dün\ası. Afnka ve Asya dışında. Latın Amerika için de böyle oldu. O kadar ki. 2. Dün\a Savaşı öncesinde pek raslanmayan demokrasi" baskın bir rejım haline gelmişti. Bununla birlikte. demokrasiyi bir aldatmaca olarak suçlavanların savılan da giderek artıvordu. Oncelikle de A\ rupa'da. Demokrasi orada 20 milvon işsizle 50 milvon voksulun orta\a çıkmasına izın \ermişti. Bazı ülkeler. toplumlan için birrür Üçüncü Dün>alaşmayı kabullenmişlerdi. Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankasfnın verılerınegöre. Ingiltere'de zengınlerle yoksullar arasındaki eşıtsizlıkler. Batı dünvası içinde Nijerya ıle kıyaslanabilecek ölçüde. örneğin Jamaika. Sri Lanka ve Etivopya'dakine göre daha derin bir biçimde. öndevdi. Sos>al bağ. şö\le parçalanmiştı: zinedeki lıali vakti giderek daha da i) ıleşen bir sınıf güçlenivordu. Fransızların vüzde 10'u. ulusaf zenginliğin yüzde 55'inı elinde tutuvor. buna karşılık. yokstıllann sa> ıları. aşağılara doğru artıvordu. O>sa toplum dışına itilen vurttaşlann biçimsel özgürlüklerden ve haklarını kabul ettirme olanaklanndan yararlanamadıkları kimsenin saklısı değildir. Bütün bunlar. salt finansin kazanç sağladığı bir ekonomik çerçeve içinde ortaya çıkmaktadır. Finansal değışimin toplamı. somut mal ve hizmet değişiminin 50 katı düzev indedir. Finans piya.salan ıstedıklerini politik vöneticilere dayatmaktadır. Bir zamanlar Fransa"nın alın yazısını 'iki vüzaile" elinde tutuyordu. Bugün ise tüm gezegenin alın yazısının "ikiyüz şirket>öneticisinin' elinde bulunduğunu söylemek mümkündür. Küreselleşmevi İıızlandırmak için devletler. merkez bankalarını "bağımsızlaştırarak* para değişimi iizerindeki denetımi kaldırmışlar. sermayenin .serbest dolaşımının önüııü açmışlardır. O kadar kı. para pivasasını hükümetlenn etki alanı dışına çıkarmışlardır. Dahasi. otonom bütçe konusıında her türlü ısrarı terk etlerek vurttaşlann çıkarlan yerine yabancı mantıklara ıtaat edilmesinı sağlamışlardır. \ önetenler. demokrasinin. herhatıai bireımelle karşılaşmadan tüm gezegene yayılması için para pivasalarınm diktasına nza gösterdikleri iddiasındadırlar. Eskiden. sermayey ı elinde tutanlar tüm demokratik ta>anlara karşı vahşice savaşırlardı. Ispanya iç savaşından (I936-IS>39). Şili'nin başkanı Salvador Allende'nin 1973"te devrilmesine. zenginliklerin daha adil dağıtılması için eşitsiziikleri ortadan kaldırmaya çalışan demokratik rejimlerin trajik bir biçimde yere serilmesinin örnekleri eksik değildir. Çünkü onlar. ulusun hizmetine vermek için stratejik sektörlerı mıllileştirmek istiyorlardı. Bugün demokrasi. dev let sektörünün parçalanması. özelleştirme. küçük bir ayrıcalıklar kastının zenginleşmesi anlaınına gelnıektedir. En başta sosyal kazanımlar olmak üzere. her şey finansal ekonominin gereklerine kurbaıı edılmektedir. Avrupada. Maastricht Anlaşması tarafından dayatılan uyum kriterlen, neredeyse. anayasal mutlaklıklar haline gelmiştir. > önetıcılerın. seçilir seçilmez, seçim vaatlerını çabucak unutmalarının sinizminine -Peru'da Fujimori. ABD'de Clinton, Yenezüela'da ( aldera. (ransa'da Chirac-baskı gruplannın ölçüsüz ayncalıklan, politik sınıflardaki yolsuzluklann artışı da eklenirse. demokratik rejimlerin gözden düşmekte oluşunun nedenlerini anlamamak mümkün değildir. Yozlaşan demokrasinin. her şeyden önce. aşın sağın işine yarayacağı nasıl gözden kaçınlmaktadır? Hergeçen gün, seçilmişlerin. özellıkle de hükümetlerin y urttaşlarına hitap etmek için. parlamentoyerine. büyük medyayı yeğlediklerini göstermektedir. Bununla 'Yönetmek iletişündir' demek istemektedir ve kuşkusuz. onlann düşüncesinde. 'iletişim* y urrtaşlara yalan söylemektir. Avrupa Birliği'nin tümünde. yoğun haksızlıklarla karşı karşıya kalan insanların öt\esini anlamamak mümkün müdür? Sosyal olana karşı tannnın hergünü savaşan iktidar sorumlulan. hangi hakla 'sıcak sonbahardan', 'sosyal barışın gereklilîğinden' söz etmektedirler. Bu ancak. demokrasinin yeniden, yeni bir sosyal sözleşmenin kaidesı haline gelmesiyle güvence altına alınabilir. Ignacio Ramonet/ 'Le Monde Diplomatique' ANKARA NOTLARI MUSTAFA EKMEKÇİ Yüksek Yargıçların Gözüne... Yargıç-Savcılar Yüksek Kurulu'nun, yargıç ve savcıları, Ş.K.'nin istegi doğrultusunda hallaç pa- muğu gibi atması, üstüne üstlük laikliğe aykırı ola- rak, yine Ş.K.'nin isteği dogrultusunda, "türban" takmış yargıç adaylarının atamalarını ipta) etme- mesi, canlılığını koruyor. Oysa, bu konuda Danış- tay karan olduğu gibi, kapı gibi Anayasa Mahke- mesi karan da var. Anayasa Mahkemesi'nin 7.3.1989 günlü kararını, okurların, bu arada yüksek yargıçların dikkatlerine sunmak istedim. Bakalım, bundan ders çıkaracaklar olacak mı? • • • Hacı TÖ (Turgut Özal), 1988'de başbakanken, Meclis'i uyutup, 3511 sayılı yasanın ek 16. madde- sine -her zaman yaptığı gibL- bir tümce sıkıştırır. Bu ek 16. madde şöyledir: "Yükseköğretim kurumlannda, dersane, labora- tuvar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çağdaş kı- yafet ve görünümde bulunmak zorunludur. Dini i- nanç sebebiyle boyun ve saçlann örtü veya tür- banla kapatılması serbesttir." Ek maddeye sokuşturulan son tümce, yasayla birlikte, Meclis'ten geçer. Cumhurbaşkanı Kenan Bey'in aydın danışmanları vardır. Onlann, bir de basının gözünden kaçmamıştır sokuşturma. Ke- nan Bey, yasayı bir daha görüşülmesi için geri çe- virir. Meclis'ten olduğu gibi yeniden çıkar. Bu kez Kenan Bey, yasanın o tümcesinin iptaii için Anaya- sa Mahkemesi'ne başvurur. Anayasa Mahkemesi, üye Mehmet Çınarlı nın karşıoyu ile maddeyi ip- tal eder. Maddenın iptaii için oy veren üyeler ise şöy- ledir: Mehmet C. Çuhruk (Başkan), Yekta Güngör Özden (Başkanvekili). Necdet Darıcıoğlu, Mu- ammer Turan, Servet Tüziin, Mustafa Şahin, Ih- san Pekel, Selçuk Tüzün, Ahmet N. Sezer, Erol Cansel. Anayasa Mahkemesi kararı, laiklik açısından bir anıtsal belge rriteliğindedir. Karar, şu bölümle sona ermektedir: "Çağdaş bir görünüm taşımayan başörtüsü ve onunla birlikte kullanılan belli biçimdeki giysi, bir ay- rıcalıktan ötede birayrım aracı niteliğindedir. Şim- diye kadar başörtüsü kullanmadan yükseköğretim kurumlarını bitirmiş bayanlarla şimdi yükseköğre- tim kurumlannda bulunan bayanları dine karşı ya da dinsiz göstermek için kullanılma olasılığı da ka- çınılmazdır. Çağdışı bir görünüm veren bu duru- mun giderek yaygınlaşması cumhuriyet, devrim ve laiklik ilkesi yönünden sakıncalara da açıktır. De- mokrasiden yararlanarak laikliğe karşı çıkışlar din özgürlüğünün kötüye kullanılmasıdır. Dinin birleş- tiriciliğine, hoşgörüsüne inandırarak benimsetme özenine aykırı yanlış yorum ve değerlendirmelere dayalı bölücülükler, dinden soğutmaya neden ola- cak tutumlar din saygısıyla da bağdaşmaz. Türk devrimi temelıne oturan ve bu yapıda laiklik ilkesi- ne özel bir önem ve üstünlük tanıyan anayasa, öz- gürlüklere karşın laiklik ilkesini özenle korumayı amaçlamış ve bu ilkenin özgürlüklere kaydırılma- sına olanak tanımamıştır. 174. maddede korunan laiklik ilkesiyle bu madde kapsamındaki devrim ya- salarının amaç, erek ve içeriklerinin öngördüğüni- telikleri gözardı ederek dinsel inanç gereğ/ne da- yalı bir düzenleme getiren dava konusu kural, ana- yasanın 174. maddesine de aykındır." Anayasa Mahkemesi, kararının çeşitli bölümlerin- de şu düşünceleri de ortaya koyuyor: "Giysi durumu, salt bir biçimsel görünüm konu- su değildir. Laiklik, düşünsel yapının değiştirilme- sidir. Çağdaş, sağlıklı toplum oluşturmanın koşu- ludur. Kişi, iç ve dış dünyasıyla, duygu ve düşün- celeriyle, beden ve ruh yapısıyla bir bütündür. Giy- si, kişiliği yansıtan bir araçtır. Dinsel olsun olmasın, çağdaşlığa aykırı, devrim yasalarının öngördüğü düzenlemeyle çelişen giysileruygun karşılanamaz. Dinsel nitelikteki giysiler ayrıca laiklik ilkesine ters düştüğünden daha yoğun bir aykırılık oluşturur." "... Kadın-erkek eşitliğinibenimseyen Türkdev- riminin, kadın giysilehnin çağdaşlığını savsakladı- ğı kabul edilemez. Kamu yaşamında ve özel ya- şamda kadın-erkekgiyimleri, dinselgerekler göze- tilerek yasayla düzenlenemeyeceği gibi özellıkle kamu kesiminde giyinmeyi düzenleyen kurallaran- cak hukuksal gereklere göre düzenlenir. "... Belli biçimde giyinmek özgürlüğü, dinsel inancı aynı, ayrı olanlar ve olmayanlar arasında farklılık yaratmaktadır. Vicdan özgürlüğü, istediği- ne inanma hakkıdır. Laiklikle vicdan özgürlüğü ka- l rıştırılarak dinsel giyinme özgürlüğü savunulamaz. l ... Anayasa yönünden din, kimihaklara sahip ol- . manın koşulu değildir. Değişik dinlere inananlarla -, hiçbirdine inanmayanlariçin, din ve vicdan özgür- * lüğü sınırlan içinde inancını açıklamak serbesttir." [ B U L M A C A SEDAT YAŞ.AYA\ 1 2 3 4 5 6 7SOLDAN SAĞA: 1/Sardalyeye ben- zer bir balık... A>- nak da denılen. uzun bacaklı ve kıvrık gagalı bir 3 kış. 2/Yabanılincır ağacına ve bu ağaçlarda döllen- meyi sağlayan si- neğe verilen ad... Rusya parlamen- tosuna verilen ad. 3/ Gerçekleşen bir 8 alacağı parayla g ödeme... Bir za- man birımi. 4/Osmanlılar- da saray ile sadrazam ara- sındaki yazılı haberleşjne- yı yürüten kalem... Ustü kapalı olarak anlatma. 5/ 3 Eskiden büyük makamda- 4 ki kişilen hoş sözlerle. fık- c ra ve öykülerle eğlendiren kimse. 6/ Nine... Aruz öl- çüsüne kısa okunması ge- rekenbirheceyı. kalıbauy- durmak için uzatma. 7/ Po- lonyum elementinm sim- gesi... Belirti. 8/Cerahat... Antık dönemlerde lahıt olarak kullanılan meımer sandık. 9/Odunkülünden özütlenenpo- tasyum karbonat... Yemışlerın yenen böiümü. Yl KARIDAN AŞAĞIYA: I/Dünyanın en hızlı koşan canlısı olan yırtıcı hayvan... Sa- nat, hüner. 2/ Eğlence... Genellıkle arkasından yagmur ge- tiren sert ve geçıci yel. 3/ Kendir tohumu... IsraıTın plaka işaretı.4/Bırtürşeker... Kayınbırader. 5/Yahudıler'in üç te- mel yazı dilınden bin olan ve Yahudi Almancası da denılen dıl.6/Düşünce... "Öldünne. yoketme" anlamındaeskısöz- cük. 7/Birgöstermesıfatı... Yoksullara yıvecek dağıtan ha- yır kurumu. 8/Müslümanlıkta mezhep kuran kımse... Kir- liliğı gösteren ız. 9/ Koyunlann kuzulama dönemıne yakın sürü sahıplerını dolaşarak yıyecek ve bahşış toplayan ço- ban... Yanıcı bir gaz.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle