12 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA CUMHURİYET 25 TEMMUZ1992 CUMARTESİ 12 DİZİYAZI Ateşkes sağlandıktan sonra üç garantör devlet; Türkiye, İngiltere ve Yunanistan Cenevre'de bir araya geldi Meydan savaşı bitti ıııasa savaşıbaşladı K H V • I B A E R R S I S B A R I Ş E K A T I O N R A S I 1ECMEL BARUTÇU CENEVRE YOLCULARI- Tarih 1974, aylardan temmuz. 1. Kıbns Harekâü'ıun ardından İngütere'nin banş için konferans isteği kabul edilmiş. Saat 11.00, birazdan 21 kişüik Tûrk heyeti Yeşil- köy HavalimanTndan Cenevre'ye zoriu bir görev için uçacak. Dıştşleri Bakanı Turan Güneşie birlikte heyette Anayasa Profesörü Orhan Aldıkaçti, Eski Dışişkri Bakanı Haluk Bayülken, Prof. Suat BUge, Büyükelçi Ercüment Yavuzalp, CHP'den Haluk Ülnîan, MSFden tsmail Mfiftüoğlu, Tûmgeneral Süreyya Yûksel ve Tuğgeneral Hasan Sağlam vardL(Fotoğraf:Cumhuriyet) Dr. Kissinger'ın ısrarlan devam edi- yordu. Ateşkesi sağlamak için Tûr- kiye'yi sıkışünyordu. Sonunda bir çı- kış yapü. Türkiye ateşkose riayet et- mediği takdirde Amerika harekete geçmek zonında kalacakü. Üçüncü günü akşamı Türkiye ateş- kese riayet edeceğini bildirdi. Bunun şartı karşı tarafın da bunariayetetme- siydi. Böylece askeri harekat durdu. Kemal Yamak'a söylediğim doğru çıkmıştı. Yunanistan'a mercek Üç gün süren askeri harekât sırasın- da Yunanistan'daki gelişmeleri de yakından takip ediyorduk. Her gün hududumuza Yunanistan'ın asker sevk ettiğine dair haberler alıyorduk. Bununla beraber, Yunanistan'da te- reddütlü bir havanın mevcut olduğu- nu, baa generallerin Türkiye'yle silah- b çatışmaya girmenin doğru olmaya- cağı görüşünde olduğunu anlıyorduk. Trakya'daki Yunan kuvvetlerine ku- manda eden General Davos'un bu görüşte olduğunu haber ahyorduk. Ionnides'e karşı bunlar ağır basülar. Yunanistan'ın Türkiye'ye harp ilan et- mesi için o günlerde birkaç generalin ağırlığınj bir taraftan diğer tarafa kay- dırması kafı gelecekti. Sonunda Ionni- des taraftarlan kaybettiler. Gizikis, eski politikacılan cağınp onlann tekliflerini almak istediği za- man Mavros, Makarios'un Yunan hükümetinin başına geçirilmesini tek- lif etti. Gizikis, eski politikaalan atla- tarak, Averof un diğerlerinden haber- siz kendisine yaptığı telkine uydu ve Karamanlis'i Atina'ya çağırdı. tngiltere'nin teklifi Kıbns'ta ateşkesten sonra banşı sağlama çabalan başladı. Bunun ön- cülüğünü İngiltere yapıyordu. Güven- lik Konseyi'nin karan gereğince üç garantör devleti bir masa etrafında toplamak için İngiliz hükümeü inisi- yatifı ele aldı. Türk hükümetine Ce- nevre'de bir konferans aktedilmesini teklif etti. Bu teklif tarafımızdan kabul edildi. Cenevre için hazırlıklara başladım. Cenevre'de ne isteyecektik ve kimlen oraya götürecektik? Bununla meşgul oluyordum. Bence Kıbns'ta iki ce- maatin bir arada yasamaa arük dü- şünülemezdi. Bunca yıllık olaylardan sonra bunu dünyaya kabul ettirmek kadar kolay bir şey olamazdı. Turan Güneş'in yanındaydım. Ma- sanın üzerine Kıbns haritasıru açmışü. Kendisine düşüncelerimi söyledim. - Kıbns'ta dedim, şimdiye kadar vu- . ku bulan olaylar ve gecirilen buhran- larla banşın nasıl tehlikeye düştüğünü herkes gördü ve yaşadı. Bu durumda arük iki cemaatin birbirinden tama- men aynlması gerektiğini dünyaya kabul ettirrnekıe güçlük çekmeyiz. Harita üzerinde elimle göstererek; - Türk cemaati kuzeyde, Rum ce- maati güneyde toplanmah dedim. İki bölgeli federasyon tezi böyle doğdu. MSP'nintezi Yanımızda Korkut Özal vardı, pek hoşnut olmadı. O zaman MSP taksim taraftanydı. - 'Taksim'i dedim, kabul ettireme- yiz. Bunun karşısına bir kere Sovyetler Birliği çıkacakür. Benim dediğim farkh bir durum yaratmayacakür. İki bölgeye aynldıktan sonra bunun aynl- dığı yerden kopabileceği düşüncesi zihinlerde hep canlı kalacağı için, bu hal, iki bölgeli federasyon şeklindeki çözümün devamlılığının da bir nevi güvencesi olacaktır. Bunu söyleyerek Korkut Özal'a iki bölgeli federasyon formülünü benim- setmeye çabşıyordum. Sonunda da öyle oldu. Türk hükümetinin resmi te- zi iki bölgeli federasyon olarak tespit edildi. Cenevre'ye gidecek delegasyonu ha- zırlarken Kıbns meselesi üzerinde uzmanlaşmış kimseleri bir araya getir- meyi düşündüm. Eski Dışişleri Bakanı Haluk Bayülken'i, Kıbns'taki Cema- atlerarası Genişleülrniş Görüşmeler'- de Türkiye'yi temsil eden Anayasa Profesörii Orhan Aldıkaçü'yı, 1960 Anayasası'nı hazırlayanlardan Prof. Suat Bilge'yi ve Kıbns'ta maslahatgü- zarhk yaprnış olan Büyükelçi Ercü- ment Yavuzalp'i listeye koydum. Bunlar bence bizim kuvvetimiz ola- caktı. Listeyi yapıp Turan Güneş'e götürdüm. Derhal kabul edip tasdik etti. Heyete CHP'den Prof. Haluk Ül- man ve MSP'den İsmail Müftüoğlu kauldı. Benim daireden Bedrettin Tuna- baş'ı ve evvelce dairemde çalışan NATO temsilciliğimizdeki Tuncer Topur'u da heyete dahil ettim. Cenevre'deki dairru temsilcimiz Bü- yükelçi Coşkun Kırca ile yardıması Reşat Anm da Cenevre'de heyete da- hil oldular. Genelkurmay'dan Tûmgeneral Sü- reyya Yüksel ve Tuğgeneral Hasan Sağlam heyete alındı. Konferans başlıyor Palais des Nations'da konferansın açılışına tam heyet halinde kaüldık. Birleşmiş Milletler'in Cenevre'deki sekretaryası konferansın emrine veril- di. Biz, buna mani olduk. Böylece Cenevre Konferansı, zaptı olmayan bir konferans olarak kaldı. Sadece şahsi notlar tutulmuştur. Konferansı takip etmek üzere gelen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin madılar. İngilizler bir nevi hakem du- rumuna geçmek istiyorlardı. Umumi heyet toplanusından sonra gizli toplanülar başladı. İngilizler kon- feransın süratle neticelenmesine bü- yük önem veriyorlardı. Bunun için Callaghan, delegasyonlardan ertesi günü ele alınıp görüşülmek üzere birer çalışma kâğıdı hazırlamalannı teklif etti. Konferansın ikinci günü kâğıtla- nn hazırlanmasına tahsis edildi. Dele- gasyon başkanlan da bu arada gizli istişarelerini devam etürdiler. 3'er kişüik 3 heyet İkinci günün akşamı üç ülke dele- gasyonunun bir araya gelerek üç ayn çalışma kâğıdı üzerinde yapacaklan çalışmalarla müşterek bir anlaşma tas- lağı hazırlamalan istendi. Bu çahşma- lara üçer kişilik heyetler halinde kaül- dık. Bizden Coşkun Kırca, Ercüment Yavuzalp ve ben kaüldık. Yunan dele- gasyonunda Bitsios ve eski Ankara Büyükelçisi Cunis vardı. tngiliz dele- gasyonunda İspanya'ya büyükelçi olacağı söylenen Witting ile kendisini Kuveyt'ten tanıdığım ve ingiliz harici- yesinde görevi benimkine tekabül eden Allon Goodison vardı. Çahşmalanmızda İngiliz kâğıdı te- olduğum zaman bir panik havasının doğmasına sebep olmaması için Tun- cer Topur'u kenara çekerek uyardım ve benden habersiz konuşmasını me- netüm. Onun söylediği aslında doğ- ruydu. Ama henüz işin başında idik. Türk askeri adaya çıkmışü. Bu duru- mun yaratüğı ağırlık üe Cenevre'ye gelmiştik ve ne istediğimizi ve ne yapa- cağımızı biliyorduk. Uçlü heyet halindeki toplanümıza "French Saloon"da gece saat 20.00'de başladık. Gece yansına kadar çalışıp işi bitiremezsek ertesi günü toplanaca- ğımızı sanıyordum. Meğer Callaghan kendi delegasyonuna talimat vererek ertesi sabaha metnin behemehal hazır hale getirilmesmi istemiş. Bunu daha sonra anladık. Vakit bir hayli ilerlemiş fakat işi biürememiştik. tngilizlerde bir kıpırdama bile yoktu. Ertelemeyi akla getirmiyorlardı. Gece yansından sonra İngiliz heyeti başkaru ceketini çı- kardı, kravaünı söktü ve önüne de bir viski şişesi koydu. Sabahadoğru ilerle- yen saatlerde bizim heyetin başkaru Coşkun Kırca da işi uzatükça uzaü- yordu. Bitsios, onun müdahale ve uzun izahlannı bunalrruş bir durumda dinli- yordu. Ercüment Yavuzalp ara sıra günü gözlerini bana dikmekle göste- rirdi. İkinci Cenevre toplantısında bizi tehdit için "Yunanistan askeri hareke- te geçecektir. İngiltere de harekete ge- çer" derken de gözleri yine beni arayıp bulmuştu. 1975 yazı Helsinki'deki Avrupa İş- birliği ve Güvenliği konusundaki kon- feransta, Türk ve Ingüiz başbakanlan arasındaki görüşme sırasında da Baş- bakan Demirel'in tanışıyor musunuz diye sorması üzerine Callaghan, -Nasıl tanımam. yüzümde açüğı ya- ra izini Cenevre'den beri taşıyorum, demişti. Yeşil kuşak önerisi Türk kuvvetlerinin ileri hareketini durdurmak için Yunanhlar antlaşma- ya kesin hükümler koymak istiyorlar- dı. Bu nedenle ateşkes hattı etrafında askerden annmış bir kuşak meydana geürmeyi öngörüyorlardı. Türk kuv- vetlerinin kontrolü alündaki bölgenin tecavüzden masun hale geürilmesine bizim Genelkurmay Başkanhğı da ta- raftardı, ancak bunun için meydana getirilecek kuşağın derinliğinin on ki- lomeü'e olmasım ve bu miktar topra- ğın tamamırun Rum tarafından ahn- masını istiyordu. Mavros, bunu duyunca, adeta havaya sıçradı. "He- sapladık, tarafsız ve kimsenin girme- mesi istenen bu bölge içinde 40 Rum köyü var, bunlan nereye toplayaca- ğız" diyordu. Yunanhlar tarafsız ku- şağın bir buçuk kilometre olmasını ve bu derinliğin Türk ve Rum topraklan arasında yan yanya paylaşılmasını ile- ri sürüyorlardı. İngilizler de bu görüşe kaülıyorlardı. Isranmız karşısında bu konu üzerinde bir anlaşma sağlana- madı. Bunun üzerine işin prensibi üze- rinde mutabık kalınarak, kuşağın de- rinliğinin uzmanlarca toprak üzerinde yapılacak tetkik ve müzakerelerle tes- piü kabul edildi. Buna mukabil, Yunan-Rum tarafı, işgal etmiş olduklan bütün Türk ank- lavlan ile köylerinden çıkmayı ve bu yerlerin güvenliğinin Banş Gücü as- kerlerince sağlanmasını: aynca muha- sara altına aldıklan ve fakat henüz işgal edemedikleri Türk anklav ve köylerinin etrafındaki çemberi kaldı- rarak, bu yerlerin güvenliğinin eskiden olduğu gibi, Kıbnslı Türk polis ve mü- cahitlerce sağlanmasını kabul ediyor- lardı. Kıbns'a çıkan orduya sevgi gösterikri. temsİlcisi Mr. Güyer'den başka Ame- rika Birleşik Devleüeri ve Sovyetler Birliği Cenevre'ye birer özel temsilci gönderdiler. Umumi heyet halinde yapılan ilk açüış toplanüsında Yunan Dışişleri Bakanı Mavros oldukça hırçın bir tu- tum içindeydi. Adaya çıkan Türk kuv- vetlerinin Güvenlik Konseyi'nin ateş- kes karanna riayet etmediğini, Türk askerlerinin konü-olleri alündaki böl- geyi her gün genişletmekte olduğunu, Türkiye'nin ateşkesi belki yüz defa ih- lal ettiğini, bu durumda görüşme yapı- lamayacağmı, konferansın bir komedi olduğunu söyleyerek, Türk kuvvetle- rinin Güvenlik Konseyi'nin ateşkes karannı Türkiye'nin, kabul etüğini ilan ettiği günkü huduüara çekilmesini istiyordu. Mavros'un taktiği Bu Mavros'un bir taktiği idi. Kon- feransa katılmayı kabul ettikten son- ra, onu komedi olarak tavsifetmesinin başka anlamı olamazdı. Nitekim bu konuda bütün gayretine rağmen inan- dıncı olamadı. Yunanistan'ın konfe- ranstan beklediği, Türk kuvvetlerinin ilerlemesinin durdurulmasını sağla- mak olduğu, böylece ilk andan itiba- ren belli oluyordu. İngiliz Dışişleri Bakanı Callaghan, Mavros'un bu çıkışı karşısında çok dikkatli bir tutum takındı. İngilizler, konferansı toplayan ülke olarak. kon- feransın başansını kendileri için bir prestij meselesi olarak görüyorlardı. Mavros'un çıkışını onlar da ciddiye al- mel alındı. Yunanlılar için Türk kuv- vetlerinin durdurulması, bizim için ise mahsur vaziyette kalmış Türk anklav- lannda yaşayan Kıbnsh Türklerin güvenliğinin sağlanması başhca ga- yeydi. Türk toplumunun büyük kısmı Yunan ve Rumlann kontrolü alünda- ki bölgede kalmışü ve her an tehlike içinde yaşıyorlardı. Türk askerlerinin kontrol alüna aldığı bölge ada toprak- lannın yüzde 5'ine tekabül ediyordu. Geri kalan topraklar bütünüyle Yu- nanblann eline geçmiş oluyordu. Ama Türk kuvvetlerinin başanb askeri ha- rekâü karşısında Türkiye'de kimse bu gerçeğe parmak basmayı akbna getir- miyordu. Türk basırunın büyük kısmı, Rumlann ve Yunanlılann ellerine düşmüş olan müdafaası yetersiz böl- geleri Rumlardan ele geçirmişiz gibi yanlış haberlerle doluydu. Oysa Cenevre'ye gittiğimiz zaman biz sadece askeri bakımdan başan ka- zanmış bir ülke durumundaydık. Adanın yüzde 95'i Yunanistan'ın işga- li altına düşmüştü. Bu durumu Brük- sel'deki NATO delegasyonumuzdan heyete katılmak üzere Cenevre'ye ge- len Tuncer Topur, daha önce Kıbns dairesinde çabşmış olması nedeniyle. derhal fark etti ve heyetimizden arta kalanlann bir arada bulunduğu sırada bu feci durumu harita üzerinde ihti- yatsızca dile getirdi. Kırka yakın Türk anklavı ortadan kalkmıştı. O zamana kadar durumun farkında olmayan MSP milletvekıh' İsmail Müftüoğlu'nun üzerinde bu sözler adeta şok tesiri yapü. Duruma muttali Kırca'ya müdahale ederek kısa kes- mesini söylüyordu. Viski partisi İngiüzlerin taktiği açıkü. Müzakere normal ölçüler içinde cereyan etmi- yordu. Uykusuzluk ve yorgunluk dik- katin dağılması için kullanılan bir si- lahü. Üstelik bunun mücadelesi eşit şartlar içinde yapılmıyordu... Wit- ting'in önündeki viski şişesini kapüm ve bizim bardaklan da doldurdum. Yunanlılar da buna kaüldı. Böylece çahşmalanmızı sabah saat sekizde biürdik. Fasılasız 12 saatlik bir mesai ile 30 Temmuz 1974 tarihinde imzalanmış olan anlaşmanın ilk metni ortaya çıkmıştı. Bu metin dışişleri ba- kanlan arasındaki toplantılarda sık sık değişikhklere uğradı. Bu toplantı- larda bizim heyette Turan Güneş'in yanında Coşkun Kırca ile ben yer al- dım. Metin üzerindeki müzakerelerde ükanmaya sebep olan noktalan çöz- mek için Callaghan resmi toplanülar dışında Türk ve Yunan Dışişleri Ba- kanlan ile sık sık ikili görüşmeler yapı- yordu. Bunlarda bizim bakanla birlik- te ben de bulunuyordum. Callaghan'- ın İngilizce konuşmalannı Birleşmiş Milletler tercümanlan Fransızcaya tercüme ediyor ve Turan Güneş de Fransızca cevap veriyordu. Turan Güneş'i herhangi bir könuda uyarmak istediğim zaman Callaghan'- ın İngilizce konuşması sırasında geçen vakitten istifade ederdim. Bu yüzden Callaghan, bizim bakanın >aptığı iti- razlann müsebbibi olarak beni gördü- Adadan çekilme Anlaşma metni üzerinde en ziyade müşkülat çekilen nokta Türk kuvvetle- nnin adadan çekilmesiyle ilgib madde oldu. Bu maddenin ilk mutabık kah- nan metni; siyası çözüm üzenne Türk askerlerinin geri çeküeceğini söylüyor- du. Bu madde Ankara'da büyük hid- det yaratü. Cenevre ile Ankara arasın- da kiralanan direkt telefon hatünda sert görüşmeler cereyan etti. Siyasi çö- züm şekli bulunduktan sonra Türk askerlerinin geri çekilmesi kadar tabii bir şey olamazdı. ama bu çekilme keb- mesini o gün için telaffuz etmek müm- kün degildi. Turan Güneş isüfa etmeye karar verdi. Haluk Ülman ve İsmail Müftü- oğlu devreye gjrdiler ve hükümetteki kendi kanatlannı ikna etme yollannı aradılar. Ama Ankara kabul etmiyor- du. Ece\it, heyet Ankara'ya Kıbns'- üın askerlerin geri çekilmesini öngö- ren bir maddeyle döndüğü takdirde Esenboğa Havaalanı'nda halk tara- fından linç edileceğini söylüyordu. Halbuki metin üzerinde mutabık ka- bnmış ve diğer maddelere geçilmişti. Turan Güneş bu \oizden çok sıkıntı duyuyordu. Son madde de görüşül- dükten sonra İngiliz ve Yunan dele- gasyonlan arük işin bıttığını sandıkia- n bir sırada Turan Güneş tekrar söz alarak işi uzatmava başladı. İş bitti diye düşünen Yunanlılar Tu- ran Güneş son maddeler üzerinde lehımızde değışiklik yapmak için ne teklif ediyorsa kabul ediyorlardı. Belli ki Turan Güneş konferansı şaşırtmak için vesile anyordu, ama Yunanlılar bunu ona vermiyor ve ilave ne isterse kabul ediyorlardı. Turan Güneş'in dü- şüncesi ise başkaydı. Madem ki Anka- ra askerlerin geri çekilmesi konusunu işleyen dördüncü maddeden memnun değıldı, heyet olarak kabul edilen maddeden geri dönmeklense konfe- ransı dağılmaya sürüklemeyı tercih edıvordu SİRECEK POLITIKA VE OTESI MEHMED KEMAL Durmadan Açan Çiçek. Tanıyanlar Baudelaire için cin zekâlı derler. Cin gibi ze- kâsınt belli etmek için durmadan sorular sorar, şaşırtma- ca verirmiş. Söyleşi sırasında durup dururken, "Siz hiç çocuk beyni yediniz mi" diye sorarmış. "Yemedim." "Bütün içtenliğimle öneririm, çok güzel olur, yiyin! Yer- ken ceviz içine benzer, öylesine tattıdır" Çocuk beyni yemediği bellidir, ama yemiş gibi anlatr. Dinleyenler de hayran kalırlar. Bir başka gün çevresini alanlara öyküler anlatr. Herkes dinler. "Zavallı babamı öldürdükten sonra..." diye başlar. Oysa ne babası zavallıdır ne de ölmüştür. Doğal ölümle gider- ken şaire yüklüce bir para bırakmıştır: Dört yüz doksan beş bin frank... Şair, bu paranın altndan girmiş, üstünden çıkmıştır, 18aydatüketmiştir. Baudelaire, dilimize epeyce geç girmiştir. Şiirlerini dili- mizde okumak için Ahmet Haşim ve Yahya Kemal'i bekle- mek gerekmiştir. Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin, belli etmezler. Bize yenilik Fransız şiirinden geldiği halde, ge- ne de geç kalmıştır. Geler. şiir çağdaş değil. Nâzım Hikmet'in Baudeiaire'i, 19 yaşındatantdığını, Vâ- Nû'nun anılarından öğreniyoruz. Nâzım, Kurtuluş Savaşı sırasında Bolu'da öğretmenken bazı aydın kişilerle tanı- şır. Bunlardan biri Nâzım'a Baudelaire'den söz eder. Şair annesine yazar, kitaplannı ister. Nâzım'ın Baudelaire'e hayran olduğunu Suavi Koçer anlaftr. Nâzım, Cerrahpaşa Hastanesi'ndeyken Suavi Ko- çer sık sık ziyaretine gider. Bir gidişinde Asaf Halet Çe- lebi'ye rastlar. Çelebi sorar, "Nereye üstat?" "Cerrahpaşa'ya, hastaneye, Nâzım'ı görmeye gidiyo- rum." "Ben de geleyim." "Gel!.." Suavi' nin koltuğunda kitaplar vardır. Nâzım'a götürüyor. "Bu kitaplar ne?" "Baudelairein kitapları, Nâzım istedi de, götürüyorum." Birlikte hastaneye giderler, Suavi kitapları verir. Nâzım kitaplar üstüne şöyle der: "Baudelaire'i okumak gerekir, büyük şairlerdendir." Bir dilin şiirini bir başka dile şairler taşır. Şairler zama- nında keşfetmişlerse, şiir de zamanında o dile girer. Bau- delaire, Rimbaud, Verlaine ve benzerleri dilimize bohem şairlerce girmiştir. Cahit Sıtkı'nın, Ahmet Muhip'in, Orhan Veli'nin çevirilerindeki tadı nerede bulabilirsiniz? Fransız diline Amerikalı Edgar Allen Poe'nun şiirlerini Baudelaire sokmuştur. Sadece şiirleri degil, şaşkmlık uyandıran öyküleri de... Lanetli Amerikan şairi için şöyle der: "Bunca yılı çeviriye harcamak niye? Çünkü bana ben- ziyordu. Onun bir kitabını açtığımda, korku ve coşku içinde gördüm ki düşlediğim konulart, düşündüğüm cümleleri benden yirmi yıl önce söylemiş." Ünlü Fransız şairinin 125'inci ölüm yıldönümüymüş. Cumhuriyet Kitap'ta Ayşe Kurşunlu'nun derlemesini okur- ken bunlan düşündüm, bir de gençliğimi... Baudelaire günlerinin üstünden nice yıllar geçmiş, daha da geçecek.. 'Şer Çiçekleri'ni okurken çiçekler hâlâ açmıyor mu? Ali- şan Bey çevirirken bu adı koymuştu. Bir süre öyle gitti, şimdi KötülükÇiçekleri' deniliyor. Şiirdeğil mi, ilkçıkışın- da çok şey söylenir. Sonra alışılır. Şiir sevgisi bir şairi ya- Oaş yavaş alıştırır. BULMACA SOLDAN SAGA: 1/ Banliyö. 2/ Yo- gurt, pekmez gibi koyu şeyleri suyla in- celtmek... Eski Mı- sır'da güneş tanrısı. 3/ İnme ya da sakat- Uk gibi bir nedenle yataktan kalkama- yan kimse. 4/ Bir şe- yin doğru olduğunu belirtmek için yapı- lan işaret... Rütbesiz asker... Matematikte kullanılan sabit bir sayı. 5/ Bir yanşın belirli uzaklığı kap- sayan böhimlerinden her biri... Bir cetvel türü. 6/ Kaldıraç. 7/ İlac, de- va... "Hayır" anlamında kullanılan söz... Bir işi yerine getirme. 8/ Çe- şitli neden ve gerekçelere dayanarak her tür siyasal bağlanmayı reddeden. 9/ Yaratıcısının adı bilinmeyen ya- pıt... Bir nota. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ BeUi bir sonuca doğru yönelir gi- bi olmakla birlikte etkinliğe geçme- miş bulunan istek. 2/ Sulak yer... Kazak başkanlanna verilen ad. 3/ Fesleğen de denilen, yapraklan güzel kokulu süs bitki- si... İtalya'da bir ova. 4/ Bağırsaklar... Satrançta bir taş. 5/ Bir çeşit çörek... "Vurgun, kazanç" anlamında argo sözcük. 6/ İki kişiyle oynanan bir kâğıt oyunu... Parola. 7/ Seçkin. 8/ Hava- ya fırlatılan bir plakanın vurulmasına dayab atıcıhk dalı... İf- fetli, namuslu. 9/ Yan saydam bir süs taşı... Bazı Türk lehçele- rinde "ağa" yerine kullanılan sözcük. MİLLİ EĞÎTİM BAKANLIĞI YAYIMLAR DAİRESİ BAŞKANLIĞI, 1 EYLÜL 1993 TA- RİHİNDE SONUÇLANACAK OLAN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞl'NA BAĞLI GÖREVİ BAŞINDA VE EMEKLİ OLMUŞ ÖĞRET- MENLER ARASINDA HİKÂYE, ROMAN, ŞİİR, TİYATRO VE MİZAH DALLARINDA BİR YARIŞMA AÇMIŞTIR YARIŞMA ŞARTNAMESİ 1 Yanşma, hıkâye, roman, şur. Iıyatro ve nuzah dallannda yapıla- caktır. 2. Yanşmaya gonderilecek eserlerin kilap olarak yayunlanmamış ol- ması şarttır. 3. Eserler telif eser obnahdır. 4 Yanşmaya iştirak edecek olan; Roman en az 150 (yüz elli) sayfa. Hikâyelerden oluşan eser en az 100 (yüz) sayfa, Tıyatro en az 60 (altmış) sayfa. Şiirlerden oluşan eser en az 60 (altmış) sayfa, Mizah yazılanndan oluşan eser en az 100 (yüz) sayfa olacaktır. 5. Yanşmaja gonderilecek olan eserler A4 ebadındaki kâğıtlara dak- tilo ile 2 aralık venlerek yazılmış olmalıdır. 6. Yanşmada her grubun Bınncı-lkıncı-Üçüncüleri ile her dalda man- siyon alan 3 (üç) esere odül ve plaket venlecektir. 7. Dereceve giren eserler ıle komisjonca uygun görülenler Bakanlığı- mız Yayınlan arasında yayımlanacakür. 5 IComi>>onüyeleri yanşmaya katılamazlar. 9. Baş\ urular bızzat veya posta yolu ile yapılacaktır. 10. Her eser 2 nüsha olarak teshm edilecektir. 11. Eser üzerinde yazann kımliğını belirleyici herhangi bir ıbare bulun- ınayacak. runıuz kullanılacakıır. Yazar. ısım. adres ve özgeçmişinı kapalı bir zarf içinde gönderecektır. Zarf üzerinde sadece rumuz bulunacaktır. 12 Yanşrnada her dalda, BtRİNCİLERE. 40.000.000.-TL İKİNClLERE: 30.000.000.-TL tÇÜNCÜLERE 20.000.000.-TL MANSİYONLARA: 5.000.000.-TL ödül verilecekür. 13. Yanşma Takvımı; a) Yanıjnıayu iştırak edecek eıerler Bakankğımıza en son 31 Mayıs 199^ lanhınde teslim edılmış olacaktır. blSonuçlar I Eyiiıl 1993 tanhindeduvurulacakür. c)Ödul rörcnı İ1 Ekım 1993 tanhındeşapılacaktır. Basm: 33102
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle