12 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
OCAK 1992 KÜLTÜR-SANAT CUMHURÎYET/9 Y/UBŞMA Altın Üçgen Yarışması • KüItürServisi - GrafikerlerMeslekKuruluşuile .Aksoy Matbaacılık A.Ş.'nın birlikte düzenlediği ve sponsorluğunu Aksoy Matbaacılık'm üstlendiğı, "Türkıye'dekı tüm grafık tasanm öğrencilerine açık illüstrasyon yanşması sonuçlandı. Mengü Ertel, CTemaJettm Mutver, Serdar Benü, Ateş Aydemir ve Haluk Tuncay'dan oluşan seçici kurul, yanşmaya katılan 143 yapıtarasından Hacettepe Üniversitesi'nden Cengızhan Sürme'nin yapıtını birinciliğe değer buldu. Aynca yanşmada başan ödülü alan öğrenciler de Marmara lİniversitesi'nden Kaan Saçan, Murat Arh, Faruk Akm, Haydar Ergın Sargın, Mehmet Güldiz, Rana Mermertaş v e Mimar Sınan Üniversitesi'nden Yetkin Başanr. Aksoy Matbaacılık A Ş., seçilen yapıtlarla 1993 yılında yayımlamak üzere bir ajanda haarlıyor. Aksoy fcdatbaacılık, önümüzdeki yıllarda yeni yanşmalarla yeni ajandalar hazırlayarak Altın Üçgen Yanşması'nı gelenekselleştirmeyı hedefliyor. KAMP/UMYA fieykeltıraş yardını bekliyor • tzmir(AA) - Maddi sıkıntı içinde bulunan bır sanatçı devletin kendisine yardım elini uzatmasını ıstedı. Antalya Film Festivali'nin öncülerinden ve festival ödülü Altın Portakal' heykelinin yaratıcısı heykeltıraş-ressam Bedii Cemil Aktulga, huzurevinde bannabilmek için İzmir Valiliğı'ne başvurdu. Vilayette salı günleri düzenlenen 'Halk Günü'nde tzmır Valisi Kutlu Aktaş ile görüşen Aktulga, merkezi Jstanbul'da bulunan Türkiye İhtıyarlar Vakfı'ndan yardım istedığini, ancak mali durumu elvermediği için burada bannma imkânı bulamadığını söyledi. Aktulga'nın sorununu dinleyen Vali Aktaş, kendisine yardımcı olunması için vilayet yetkililerine talimat verdi. Aktaş, yaşlı sanatçı Aktulga'ya Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'nün yardımcı olacağını büdirdi. öte yandan, 'Halk Günü'ne gelen Karabağlar Uluğbey llkokulu öğretmenleri Orhan Yüce ile Mesut Çelebi, Vali Kutlu Aktaş'a, Siroz hastası öğretmen arkadaşlan Mehmet Tepeli'nin yurtdışında tedavisini sağiamak amacıyla bir yardım kampanyası açtıklannı söylediler. SERGİ Mustafa Âta, Kare'de • Külrür Servisi - Yapıtlarındakonuolarakinsanıele alan ve ınsanın dramını işleyerek dışavurumcu-fıgüratif bir anlayış geliştiren ressam Mustafa Ata'nın resimkri, Teşvikiye'deki Kare Sanat Galerisi'nde sergileniyor. Sanatçının sergisi, 18 şubat tarihine dek Kare Sanat Galerisi'nde izlenebilecek. 1990-91 yıllannda gerçekleştirdiği yapıtlannda önceki işlerine oranla bazı "sorun"ların daha ileriye götürüldüğünü söyleyen Mustafa Ata, "Geleneksel süsleme sanatlanmızın yüzeyci, renkçi ve kaligrafık yapı kavramlannın son işlerimde etkili olduğu söylenebilir. Söz konusu kompozisyonlarda doğaçlamanın ağır bastığı görülmekle birlikte bunun ardmda uzun birdüşünmesürecinin yattığını, bunun içerikle eşzamanlı algılanması gerektiğini belirtmek isterim. Içerikse, her konuda çok boyutlu resimlerim için bir özellik sayılmalıdır" diyor. Kare Sanat Galerisi'nde 18 şubat tarihınden itibaren de Asım Işler, Bubi, Gökhan Anlağan, Hale Arpacıoğlu, Nur Koçak ve Özdemir Altan'ın yapıtlannı bir araya getiren bır karma sergi açılacak. Âkşit'in resimleri • KüItürServisi - Dürnaz Akşit'in resim sergisi 31 ocak tarihine dek Denizyollan Işletmesi Sanat Galerisi'nde izlenebilecek. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ni bitiren Akşit, öğrencilik yıllannda Bilsak resim atölyesinde gerçekleştirilen çalışmalara katıldı ve Nevin Çokay, Rafet Ekiz, İnci Eviner'den kısa süreli dersler aldı. Beş yıl süresince Mehmet Güleryüz yönetiminde resim çalışmalanna katılan Dürnaz Akşit, kâğıt ve bez üzerine toprak boya ile başladığı resim çalışmalanm tuval üzerine yağlıboya tekniğiyle sürdürdü. Karaköy Vapur İskelesi Deniz Yollan tşletmesi Sergi Salonu'ndakı sergide, formun renkle aranması, fıguran mekân içinde, mekânla birlikte kavranması endişesı gözleniyor. Çagdaş tasarmıla gelenek • Kiiltür Servisi — Zeki Fındıkoğlu'nun serigrafik resimleri Horhor Sanat Galerisi'nde sergileniyor. 20 yıla yıkın bir suredır, ABD'nin başkenti NVashington'da yısayan Fındıkoğlu çalışmalanm serigrafik baskı turiınde yıpıyor, konulannı ise Türk kültürü ve folklorundan scçiyor. Türk sanatının geleneksel estetik öğelerini gınümuze çağdaş teknik ve yorumla taşıyan Zeki Fndıkoğlu çocukluğunun gozlem birikimlerinden de yırarlanarak hıkâye ve masallarımızı bugunku kuşaklara taııtıyor. Zeki Fındıkoğlu'nun "Türk Ozanları, lVasallan" serisi içinde 61x48 cm boyutlarında "Kara löyun", "Boş Beşik", "Tak Tak Eden Kabacık" masalları •v "Pir Sultan Abdal", "Yunus Emre", "Karacaoğlan" hkâyeleri bulunuyor. 1946 yılında Iznik'te doğan Zeki Indıkoğlu babasının görevi nedeniyle çocukluğunu ve jtnçliğini Anadolu'nun birçok köy ve kasabasında gçırdi. Sanatçının sergisi 5 şubata dek açık. 4ğretmen ve öğrenciler IKültür Servisi - Türk Anneler Derneği'nın Florya Jîhinsel Çocuklar Okulu yaranna okul öğretmeni ressam ZŞfık Faruki'nin yağhboya resimleri ye okul öğrencisı 2tünsel özürlü çocuklann yaptığı resim, seramik, batik, «cri çahşmalan sergisi, Bebek Akbank Sanat Galerisi'nde 3nn açılıyor. Resme peyzajlarla başlayan Şefik Faruki, «İha sonralan resminde hat sanatını konu edindi. Konuk o r a k geldiği Türkiye'de bir süre kaldıktan sonra lîanbul'un "büyüsü" tuvaline yansıdı. Sanatçı, "Bin bir «•işünce okyanusuyum, resimlerim, bu okyanustan ^dcselen dalgabrdır" diyor. Olümünün 30. yılında Ahmet Hamdi Tanpınar Tanpınar için portre denemesi Ikisini de hakkıyla okuya- madık. Son30yıl, edebiyattan, başka yerlerden nektar toplamak adma uzaklaşılan bir dönem oldu. Baştan uca; değer yargılan, ölçütleri, kaynaklan, en önemlisi de sancılan özenle göz önündetutularak okunurlarsa, ardımızda, bizi kıpırdatabilecek iki kılavuzun beklediği anlaşdabilecektir. ENtSBATUR Ahmet Hamdi Tanpınar öleli tam 30 yıl olmuş. Necati- gü'ın "Edebivatımızda Isimler Sözlüğü"nü açıyorum önüme. Zihnım durmadan kelımele- rin, satırlann, kitap başlıklan- nın arasına sığınmış küçük boşluklara sızıyor; orada, bir hayatın ansiklopedi maddele- rine geçmeyen arz ve tulu için- de geziniyorum: Bir netleşiyor Tanpınar'ın yüzü, bir bulanı- yor. Modernler, edebiyat metni- ni haklı olarak tek hedefsayar- ken, bir yazan tanımanın onun kitaplannı okumaktan geçtiğı gerçeğinden yola çıkıyorlar. Okur olarak bu yaklaşımla banşamadım bir türlü ben. Bir yazan tanımak, bir yandan da onun sancılanna yaklaş- maktır. Sonuçta, sancımn en iyi aynasının yapıt olduğunu kabul etsem bile, bununla ye- tinmeyi öğrenemedim. Bu kısa "okuma denemesi'nde, metnin yakın çevresine, arasıra da iyi- ce ötesine uzanmamı, yaşıyor olsaydı, Tanpınar bağışlardı sanıyorum. Şair Tanpınar üzerinde, bir başka denememde, "baba kat- li'nden yola çıkarak durmuş- tum. Yahya Kemal'i (ve bir öl- çüde de Valery'yi) kendisinde- öldürmeyi, hiç değilse bellı bir noktadan sonra deneseydi, önü açılabilecekti. Oysa Yah- ya Kemal'e yönelik bu tür bir girişimi oldu da: "Sessiz Gemi" şairi 1958'de ölünce masaya oturabildi ancak. Tanpınar'ın, kanımca bizim edebiyatımızda bir şair üzerine yapılmış en derin çözümleme olan "Yahya Kemal"i bası- mevinden çıkarken, yazan ölüm döşeğındeydi. Yazıp kurtulmuştu ondan. Hem bi- ricikliğini oluşturan geometri- yi serimleyerek, hem de tıka- nan bir ana damara işaret ede- rek. Ne var ki, bu kitabı Yahya Kemal yaşarken yazamazdı Tanpınar. Baba'ya hıç dikle- nememişti. ölünce yazdı: Yah- ya beyin bu kitabı göremeyece- ği kadar gecıktiğini söylüyor- du; tam tersine, kendi şiirine vakti kalmamıştı. Tanpınar, 37 şiir içeren tek kitabım ölümünden bir yıl ön- ce, "Yahya Kemal" inceleme- sini bitırirken yayımlamıştı. Dıranas da çok geç çıkarmıştır "Şiirler"ıni. Tanpmar'da ka- rar ve kararsızlık, bütün hayaü boyunca öylesine hazın bir di- yalog kurmuştur ki. "Şürler"i yayımlama karan üzerinde enikonu oyalanmak gerekir. Abartılı bır düşünce mi, olsun: Yahya Kemal'i burada da beklemiş midir? Bir kitaba daha yürüyebilmek adma, ne- redeyse 40 yıldır elini kolunu bağlayan şiirlerle arasına niha- yet mesafe germeyi kabullen- miş olabilir mi? Ahmet Kutsi Tecer'e yazdığı mektuplarda şiir konusunda •biraz olsun açılmıştır. "İç tak- vim yapraklan" olarak görûr bu kristal çalışmalanm. Şiir üzerine birebir düşündükJeri- ni, daha çok Fuzuli ve Valery için yazarken ortaya koymuş- Ahmet Hamdi Tanpmar (Arka sırada sağdan ûçüncû) 2 Aralık 19S4'de dostianyla bir yetnekte... Tanpınar'da büyük bır şair Ölümünden sonra, sağda ve taki cüret, köktenci yenilikçilik,p y ş beklemiş, ama şiir, yerinde du- ramayıp, nesre uzanmıştır. Onun ince ve yüksek ışık kımıltılanndan yoksun takvi- mi, romanlannda ve deneme- lerinde boy atmıştır, diyemez miyiz? "Mahur Beste n , "Huzur", "Beş Şehir", "Edebiyat Üzerine Makaleler"in bır böluğu. Mal- larm'nin ünlü "üslup üzerinde her böyle çaba gösterilişinde, bir mtsra çahşması vapılıyor de- mektir" sözünü doğrulayan ör- neklerle doludur. Cümlesini hepçalışmıştır Tanpınar. Şaira- neliğin pençesıne düşmeksizin imge donanımı sağlar ona. 'Gi- bi'leri tırmalamaz. Düzyazımı- za şıirinin metafor gücünü armağan etmiştir. ğ solda sancüan sınırlandı. Kül- türel duruşu, edebiyata ilişkin tercihleri şüphesiz önemliydi. Gelgelelim, bir odağa ya da başkasına yerleştirilmesi en ha- fifinden derinliği ve inceüğiyle çelişıyordu. Bir de birikimi vardı: Kendisiyle aynı rakıma sahip olmanın hayli berisindey- di yorumculannın çoğu. Yü- celtmeye ya da indirgemeye yö- neldiler Tanpınar'ı, oysa o, ya- şadığı sürece anJamaya, anlam- landırmaya çahşmıştı. Benim gözümde, "tam ede- biyat adamı" Ataç, oturduğu dorukta yalnız değildi. Dur- madan takışüğı, ara sıra kü- çümsediği Tanpınar ile 1940-60 dönemirün büyük yol ayn- mlannj paylaşmışlardı. Ataç'- y şeffaflaşma ustalığı Tanpınar'- da bambaşka özelliklerle den- gelenir. Mahur besteci oranın- da edebiyatın derin sulannda dolaşabilmiş ikinci bir ya- zanmız olduğunu sanmıyo- rum. Ikisini de hakkıyla okuya- madık. Son 30 yıl, edebiyattan, başka yerlerden nektar topla- mak adma uzaklaşılan bir dö- nem oldu. Baştan uca; değer yargılan, ölçütleri, kaynaklan, en önemlisi de sancılan özenle göz önünde tutularak okunur- larsa, ardımızda, bizi kıpırdata- bilecek iki kılavuzun beklediği anlaşılabilecektir. Ansiklopediler, Tanpınar'ın "Monsieur Teste" çevirisine so- yunup tamamlamadan bir ke- nara bıraktığım yazmıyorlar doğal olarak. Onun bütün yazı serüveni, aslında, 'bir gün oku- runu bulabilir' umuduyla gözü gününe kapalı bir edayla kurul- muş gibidîr. Partönerini gele- cek zamana erteler. Monoloğu- nu, ikide bir, "kabfle"ye ilişkin süssüz yoklamalarla deler. Som bir yalnızlık burcudur. Dönüp yeniden, önemi ye- terince kavranamamış "Mahur Beste"ye ve Behçet beyin dün- yasında zonklayan ölüm, aşk, kayboluş, zaman, düş, kefaret, teslim denklemlerine bakmak, Tanpınar'ın bizim geleceğimizi de etkileyebilecek geleceğine oradan bir kez daha girmeyi de- nemek için çok mu geç? Edebiyatı sahiden de sevmi- yorlar mı artık? PORTRE AHMET HAMDİ TANPINAR KfihûrServis - Şairromancı,denemeci ve edebiyat tarihçisi Ahmet HamdiTanpmar 190l'de Istanbul'da doğdu. Bir süre îstanbul Baytar Mektebi'nde okuyan Tanpınardaha sonra 1923'te tstanbul Ünıversitesi Edebiyat Fakültesi'nden mezun oldu. 1923.-1932 yülan arasındaçeşitlt üselerde ögretmenlik yapü. 1933-1939yıllan araşmda îstanbul Üniversitcsi Edebiyat Faküllesi'nde sanat tarihi ve estetik dersleri verdi. 1939-1942 yıllan arasmda yine aynı fakültede yeni Türk edebiyatı profesörü olarak görev aldı. 1946-1948 yıllan arasmda Mılli Eğiüm Müfettişliği yapü. 1949'da yeniden Edebiyat Fakültesi'ne döndü ve 1962'ye dek görevini yürüttü. İik şiiregitiminı Yafaya Kemal'denalan Tanpmar'ın u Mısd Akşamjan n adlı ilk şüri -4ftm Kksp dergismde yayımlandı. Ahmet Haşnn ve sembolizmin etkisi ile hece olçüsüyle şiirler yayımlayan Tanpmar, ımgeleredayalı, ölumsüzlük, korku, özlem vehüzüngibi temalan ışledi. HikayelerindeısegözJemlerdenyolaç^arakç^resindeluinsanlannnmsaldunjmlanm.gerçek dünya ile geçmış konumdaki düşler dünyası arasında bir hesaplaşma olarak verdi. İlk romanı "Mahur Beste"de Osmanlı saray çevresinin yaşam tarzmı taruttı. Özyaşamöyküsel birroman olan "Huzur"da bir aşk ve tstanbul sevgisi ekseninde, Doğu ve Batı kültürlerinin bireşim sorunsalını ele aldı ve cumhunyet dönemi burjuva aydını ik çağdaş yaşam arasındaki çelişkiü durumu psıkolojik konumlar içinde betimledı. Şiirde aradı, romanda buldu ORHAN PAMUK Bir yazar kafamızdaki bazı so- rulan kurcaladığı, içimizdeki bazı istekleri kışkırttığı sürece içimizde yaşar. Sorulanmızı ve isteklerimizi ister doğrudanede- biyattan aiahm, ister hayatın kendisinden çıkaralım. bir süre sonra şuradan buradan yazar hakkında edindiğimiz bilgilerle, gördüğümüz fotoğraflarla, ya- zara ilişkin kurduğumuz hayal- lerle birleştirir, o yazann bir im- gesinı edıniriz. Bu imge, ka- famızm içinde telefon numara- lan ya da adresler gibı olduğu gibi durmaz, anılanmız ve bek- lentilerimiz gibi değişir. Böylece bu imgeyle birlikte yazann de- ğiştiğini de düşünmeye başlanz: Bir gün yazann kitaplanna yeni- den döndüğümüzde değişenin kendi sorulanmız ve isteklenmiz olduğunu anlayıncaya kadar. Tanpınar'ın 'Edebiyat Üzeri- ne Makaleler'ı Türkçenın en zengın, en dolu, en öğretici, en tur bana kahrsa: Ânnma ma- derin deneme kitabıdır. Dönüp tematiği. Yalıtırken sözünü dönüp yeniden okumaktan,say- onu bir köşede sıkışürmışür. falannı kanştırmaktan hatta Nereden bakılırsa bakılsın: ağırbğını ebmde hissetmekten hoşlandığım bu kalın kitabın başında Romana Dair başhğıyla yanyana getirilmiş altı deneme- de kafamdaki Tanpınar imgesi- nin bütün görüntülerini bulu- rum. Kitabı derieyen Zeynep Kerman'ın roman üzerine dene- melerden öne aldıgı Şiir Hak- kında denemeleri okuvunca Ta- npınar'ın şiir dünyasmm sorun- larıyla karşılaşınz: Şiiri "sanat dışı" endişelerden temizleme is- teği, yeni kuşaklara karşı vezin ve kafiyeyi savunma, Valerery'i hatırlatan ve "ahenk" ve "rüya" kelimeleriyle anlattığı bir estetik düzen ve sıkı düzen. Romana Dair denemeleri okuyunca ise, yalnızca Tanpı- nar'ın romanlan değil. bizim bütün roman dünyamızın ve bu dünyayı düşünme alışkanlık- lanmızm sorunlan en can alıa noktalanyla göz önüne serilir- ler. Bir rastlantı değjldir bu. Tanpınar şiirde aramış, roman- da bulmuştur. 'Bir Türk romanı niçin yok- tur?' sorusuyla başladığı ilk de- nemede bu sorunun çerçevesini çizer Elbette yazılan ve okunan bir Türk romanı vardır, ama bu romanm Batı romanını tanıyan aydınlarda bir kısırhk ve yeter- sizlik duygusu uyandırdığı da doğrudur. Bu eksikliğin, "toplum ha- yatıyla, halkla ilgüenmeme" ya da "Batı romanım taklit etme" ya da"samimiyetsizlik" gibi bu- gün eleştiri dünyamızın hâlâ vazgeçemediği, hatta tiryakice bir tutkuyla sevdiği yüzeysel çö- zümlemelerini, 1936 yılında, otuz beş yaşındayken Tanpmar leyeyim, "dikkati" kavramlara ve kuramlara değil artık hayata dönüktür. Romana için gerekli bir yaşama ve anlatma sevincin- den, gençliğinde karşılaştığı "görmesini bilen" bir ihtiyar kadının hayat kaynağmdan söz eder. tnsana dönük bu gözlem- ler, "içe dönük araşüncı göz"- den, Hıristiyanlıktaki günah çı- kartmayla roman sanatı ara- sındaki ilişkidcn söz edeceği dördüncü yazısma bir hazır- *Ama Tanpmar'ın sık sık Yahya Kemai'in şu sözünü anmaktan hoşlandığını hatırlayalım:Resınimizvenesrimiz olsa, başka bir miUet olurduk.' bir bir çürütüp bir yana koyar. Aynı yıl yazdığı ikinci bir dene- mede, kırk yıl sonra, 1970'lerde yeniden keşfedilip pek yaygınlık kazanacak iki kav- ramı öyle pek fazla üzerinde durmadan ortaya atar: "Fert meselesi" ve "sınıf meselesi". Yedi yıl sonra kendi roman- lannın hazırlığı içindeyken ko- nuya yeniden döndüğünde, onun ço): sevdiği kelimeyle söy- IDSO 'nun geçen hafta sonu verdiği konseri Betin Güneş yönetti Almanya'da genç bir besteciÜNER BtRKAN Geçen hafta sonu İzmir Devlet Senfoni Orlcestraa, genç kuşaktan bir yönetmenin, Almanya'da yaşamakta ve sanatını Köln Senfoni Orkestrası'nın sürekli yönetmem olarak sürdürmekte olan Betin Güneş'in yönetimindeydi. Bu genç müzikçiyi bugü- ne kadar tanımamış olduğuma, onu dinle- dikten, besteci yönünü de tanıdıktan son- ra, oldukça hayıflandım. Betin Güneş, 1957 fstanbul doğumlu. 1974'te İstanbul Belediyesi Konservatuvan'm bitirmiş, 1979'da Judith Uluğ'un, 1980'de Ühan Us- manbaş'ın öğrencisi olarak, Îstanbul Dev- let Konservatuvan'mn piyano ve kompo- zisyon bölümlerinde eğitinıini tamam- lamış. Sonra da, Köln Müzik Okulu'nda kompozisyon, orkestra yönetimi, trom- bon sımflanru, bu arada elektronik müzik özel eğitimini bitirmiş. Çok yönlü bir mü- zikçi Betin Güneş; yapıtlannın birçoğu plaklara ahnmış, radyo/TV programlann- da çalınmış, elektronik bestelerinden biri de, Bourges kentinde her yıl yapılan Elekt- roakustik Müzik Yanşması'run 15'incisin- de ödül almış. Yapıtian arasmda şimdi- den, dört senfoni, bir keman-piyano so- natı, trombon dörtlüleri, piyano parçalan, elektronik müzikler yer alıyor. Betin, Al- manya'da, bizim bestecilerimizin yapıt- lanna konser programlannda sık sık yer veriyor, "Almanya'da, burada olduğundan daha çok çahnıyor bestecilerimizin yapıtla- n" diyor. Önümüzdeki günlerde Köln'- deki Filarmoni Salonu'nda verilecek bir konserde, İlhan Usmanbaş'ın Betin Güneş için yazdığı "Perpetnom Mobile/Perpetn- um Immobile" adlı yapıt seslendirilecek. Judith Uluğ'un da solist olarak yer alacağı Köln Senfoni Orkestrası'mn sürekli yönetmeni Betin Güneş 1957 doğumlu genç bir sanatçıGüneş, îstanbul Belediyesi Konser- vatuvan'nda Judith Uluğ ve tlhan Usmanbaş'ın öğrencisi oldu. bu konser, "Almanya'ya Türk müzikçileri çıkarması" gibı bir anlam da taşıyor. Çün- kü bu konserde, Almanya'da yaşayan Muharrem Cenker, Selçuk Şahinoğlu gibi müzikçilerimiz de Köln Senfoni Orkest- rası'nın içinde yer alacaklar. 17 ocak cuma akşarru bulunduğum tzmir DSO konseri, Betin Güneş'in or- kestra yönetmenliği ve bestecilik nitelikleri tanımamıza fırsat verdi. Konserde dinledi- ğimiz yapıt, "Orkestra Parcası 2.5" başhğını taşıyordu Bu ilginç başhğin ne- deni, ikinci ve üçüncü senfonilerin arasm- da yazılrruş olması. Bu kısa, renkli yapıt- ta Güneş, on iki nota, rastlamsalbk gibi tekniklerin yam sıra, tematık gereçleri arasında Türk folklorundan esinli, küçük motifleri de yerleştirmiş. Arada, klarnet, fagot, trombon, keman sololan duyulu- yor. Yapıtın özellikle ikinci bölümünde, timpani gruplanna önemli görevler yük- lenmiş. Kanımca, 2.5'un en Düyük eksiği. çok kısa tutulmuş olması. Sanınm. bugü- nün bestecileri, çağın hızh temposu içinde, uzun soluklu bestelerin dinleyiciyi sıkacağı düşüncesindeler. Güneş'in orkestra yönetmenliği yönü ise, dinleyicileri de sanınm orkestrayı da hoşnut edici düzeydeydi. Konserin başın- da yer alan, Midori Goto (keman) ve Jnrgen Shicht (çello) gibi iki seçkin solisti dinlememize olanak veren Brahms (La mi- nör İkili Konçerto) eşliğinde de, bitimde dinlediğimiz Çaykovski (Romeo-Jülyet/ Fantezi Uvertür) yorumunda da, en ince nüanslari, aynntılan, grup tımlannı, bera- berlikleri. sololarda bütünle kaynaşmayı, dengeyi, plan aynmlanm gözeten, titiz, mesîeğine saygıh bir orkestra yönetmeni- nin karşısında bulunduğumu düşündüm hep. Betin Güneş, yurtdışındaki gerçek de- ğerlerimızden, ahşılmış devişle, "sanat elçi- lerimiz"dendir. Onun çauşmalannı bun- dan böyle sürekli olarak izleyeceğim. lıktır. Roman sorunlanmızın odağım hayatın içindeki insana, anlatılan hayatın inandınalığı- na, "görme" sorunlanna doğru kaydırdıkça da, Tanpınar, soru- nun can alicı noktasının teknik- le, roman teknikleriyle ilgili bir- şey olduğuna karar vermiş gibi gözükür. Bugün bana bu denemelerde en çarpıa gelen yan, Tanpmar'- ın romanımızdaki temel bir özelliğin -ya da eksikliğin- kay- naklannı ararken bakışını top- lumsal vegenel kültürel özellik- lerden çekip roman sanatının kendi sorunlanna doğru yönelt- mesidir. Görmenin, göstermenin, tas- vir etme yöntemlerinin üzerinde dururken 19.yüzyıl Fransız ro- manalannın resim sanatına ne kadar yakın oiduklanndan söz eder. Burada Tanpmar'ın bize zekice sezdirdiği önemli nokta resimle ilgilenen romancılann bu yakıniıklan yüzünden daha iyi görebilmeleri değil, daha de- rin bir şey, resimle haşır neşir olmuş bir kültürün diline sine- cek belirli bir tasvir yeteneğidir. "Jest kudreti"ni övdüğü Home- ros'un kör olduğunu bu amaçla hatırlatır. Dilin görme, tasvir etme yeteneğini kurcalarken, gene aynı amaçla Balzac'm üs- lubuna doğru dönüp uzayan cümlelerleresimsanatıarasmda bir ilişki kurar. Bihniyorum, Tanpmar'ın ro- mana ilişkin denemelerinde bunlan görmem bugünlerdo üzerindeçalıştığım, birOsmanlı minyatürcüsü ve görmek-anlat- mak sorunlanyla ilgili romanım yüzünden mi?Ama Tanpmar'ın sık sık Yahya Kemal'in şu sö- zünü anmaktan hoşlandığını hatırlayalım: "Resmimü ve nes- rimiz olsa, başka bir millet olur- duk. " Kâğıt çahşmaları • KüitürSemsi - Derimod Kiiltür Merkezi'nde açılan "'Kâğıt Çalışmalan" başlıklı sergi 25 şubat tarihine dek sürüyor. Sergide Zeki Faik İzer, özdemir Altan, Tomur Atagök, Nur Koçak, Tülin Onat, İsmet Ergün, Tanju Demirci, Haluk Gedik, Işık Tüzüner, Hakan Kamışoğlu ve Zehra Özmeral'in yapıtian yer alıyor. 'Kmlcım Yağmuru ? • tSTANBUL(UBA)- Harb-lş Sendikası üyesi, Gölcük Tersanesi işçilerinden Abidin Aydın'ın "Kıvılcım Yağmuru" adlı ilk şiir kitabı yayımlandı. İstanbul'da Alev Yayınevi tarafından yayımlanan kitabın ilk baskısı büyük ilgi gördü. Satışa sunulmasından kısa bir süre sonra "yok" satmaya başladı. Cumhuriyet Kitap Kulübü vediğer kıtapçılarda satışa sunulan kitabın ikinci baskısının hazırlık çalışmalanna başlayan Abidin Aydın, kitabıyla ilgili olarak şunlan söyledi: "Eski bir kurşun yarası gibi sızlayan özlemlerin gerçekleşmesi için şiire kalem düşürdüm. Bu nedenle sevınçliyim. Kitabıma gösterilen ilgi, yani bu sevincimin bölüşmesi beni mutlu etti." Çıplak Mona Lisa • BANDIR.MA (Cumhuriyet) — tstanbul Devlet Operası Sanatçısı Ender Savaşkurt'un, Bandırma Kiiltür Merkezi'ndeki resim galerisinde açtığı "Kadın" konulu resim sergisinde ünlü ressam Leonardoda Vinci'nin Mona Lisa tablosunu görenler, "Ha şuraya bak, ünlü Mona Lisa bıle Türkiye'nm sıcağına dayanamayarak soyunmuş" demekten kendilerini alamadılar. Sanatçı Ender Savaşkurt "Gündem-3" adını verdiği sergisinde, ünlü sanatçı Leonardoda Vinci'nin "Mona Lisa"ya ait iki ayn tablosundakı görüntüsüne de yer vermiş. Bu iki tablodan Mona Lısanın yanm portre görüntüsünde ise göğüslerinden birini giysisinin dışına çıkarmış, çıplak ayaklan ile ilginç bir görünüm vermiş. Karikatür yanşması • KüItürServisi - Çankaya Beledıyesı'nin düzenlediği karikatür yarışmasına son katılım tarihi 31 Ocak 1992. Konunun serbest olduğu yanşmada birincıye altı, ikinciye beş, üçüncüye dört milyon lira para ödülü verilecek. Başvurulann Çankaya Belediyesi'ne yapılması gerekiyor. Murphy Show'a dava • tSTANBUL(tÜHA) - An Buchwald, ünlükomedi yıldızı Eddie Murphy'nin "Amerika'ya Geliş" adlı Show'unda kendi düşüncelerini çaldığı gerekçesiyle Paramount Pictures'a dava açtı. Herald Tri bune gazetesi nde yer alan habere göre 28 milyon dolarlık (154 milyar lira) davanın görüşmeleri 2 martta başlayacak. Polonyalı şef Izmir'de • tZMİR(AA)- Polonyalı ünlü orkestra şefi Tadeusz Strugala, bu haftaki konserlerinde İzmir. Devlet Senfoni Orkestrası'nı yönetecek. Atatürk Kültür Merkezi'nde 24 ve 25 ocak günlen gerçekleştirilecek konserlerde, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası sanatçılanndan viyolacı Gülgün Akagün Sansözen solist olarak çalacak. İDSO'nun konserlerinde A. Haçaturyan'ın, "Keman Konçertosu" ve Brahms'ın "2. Senfonisi" seslendirilecek.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle