13 Ağustos 2022 Cumartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
CUMHURÎYET/1 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER 23 OCAK 199. BURAŞI TÜRKİYE HALÛK ŞAHİN SHP'deki Vıpüs SHP rahatsız. Bazı yazarlar bu partinin bünyesine gir- miş bir "virüs" tarafından kemirildiğini yazıyorlar. Bu var- sayıma göre SHP'nin geçirdiği, son zamanlarda salgın olan "Çin gnbi' gibi bir şeydir. Başağrısı yapmakta ve bünyeyi halsiz düsürmektedir. Ama bu büyük bir olasılıkla kısa sürede seçıp gidecektir. Acaba? SHP'deki "virüs'ten sözedilincebenimakhmanedense bilgisayar virüsleri geliyor. Bilirsiniz, son yıllarda bilgisa- yarlara virüsler musallat oldu. Bu virüsler yazılımlarınızı bozabiliyor, yüklediğiniz bilgilerj silebiliyor, bilgisayannı- za istemediğiniz garip şeyler yaptırabiliyor. örnegin bir- denbire bilgisayarınız matem marşını çalmaya başlıyor ve ekranınız kararıveriyor. Ya da tam siz önemli şeyler yap- mak için işe koyılmuşken ekranınızda bir kelime beliriyor ve örneğin "Kurultay!" diyor. Ve bu sık sık oluyor. • •• SHP'nin artık herkese bıkkınlık veren bu son kurultayını «yi değerlendirmek içjn bazı saptamalar yapmak gerek: Türkiye yeni bir seçimden çıkmış, toplumun büyük ke- simlerinin desteğine sahip olan bir koalisyon hükümeti kurulmuştur. Halk ortaya çıkan büyük uzlaşma tablosun- dan memnundur Bu hükümetin kendisine verilen şansı tam anlamıyla kullanmadan bozulmasını istemiyor. Yapı- lan kamuoyu yoklamalan, halkın ezici bir çoğunluğunun hükümette istikrardan yana olduğunu, şu ya da bu neden- le erken seçime gitmeyi kesinlikle uygun görmediğini or- taya koyuyor. Büyük çoğunluk bu nedenle SHP kurultayından tedirgin. Parti örgütü dışındaki bu genel atmosferin Genel Baş- kan Erdal Inönü'den yana olduğu açık. Inönü, gerçekten ortaya çıkan uyumlu tablonun yaratıcılarındandır. Bu açı- dan halktan puan alıyor. Ama kurultayı alabilecek mi? Toplumun uzlaş- madan yana tutum takındığı bu dönemde SHP, kurultaya aşın derecede kutup- laşmış olarak gidiyor. Inönü'yü destekle- yenlerle Baykalcılar arasındaki tüm köp- rüler atılmış. Hangi taraf kazanırsa ka- zansın havada tasfiye kokusu var. Karamsarlık, kötümserlik, felakettellallığı var. Işin garibi, SHP şu dönemde belki bir daha uzun süre rüyasında bile göremeyecegi kadar iktidardadır. Hüküme- tin ortağıdır. Tüm büyük metropollerin belediyelerini elin- de bulunduruyor. Partinin eline, iş yaparak iktidarda olma- nın avantajlarından yararlanarak kendisini kanıtlama fırsatı geçmiş. Ama hayır. "llle ben" kavgası buna olanaktanımıyor. Bu virüs SHP'yi kilitliyor. PartinlııoHMjfyaparak IktMartfaHMiıiB avantajlannrtan yararianarak ksndlsinl kmrttam fırsatı ıtçaif. Ana kayn*. "İlle ben" kavıası bıuolanaktammıyor. Bilgisayar virüslerinin en korkuncu geçen yıf çıkan "Sad- dam virüsü." Bilgisayarın hiç umulmadık yerlerine yerle- şen bu menhus virüs bütün sistemi bozarak devre dışı bı- rakıyor. Sakın SHP'yi kurultaydan kurultaya sürükleyen vi- rüs bu olmasın? Gerçekten bazı SHP'liler, bu kilittenmenin giderek parti- lerini işlevsiz hale getirmesinden ve safdışt bırakmasın- dan samimi olarak kaygılanıyorlar. Onlara göre partinin daha fazla vakit kaybetmeden etkili bir "virüs temizleyici" kullanmasının zamanı gelmiştir. Bu yazılımın adı Batı Av- rupa'da kullanıldığı anlamda "sosyal demokrasi"dir. Bu kurultayda olacaklar kısa dönemde siyasal istikrarı etkilediği kadar uzun dönemde Türkiye'de sosyal demok- rat hareketin geleceği konusunda da ipuçları verecektir: Toplumun beklentileri, Inönü'nün kazanmasından yana- dır. Tarih bunun Inönü ile Baykal'ın ringe çıktığı son kurul- tay olduğunu yazabilir. Orta ve uzun vadede ise gelecek, yeni seslerindir. VEFAT Hamdi Bey ve Rana Hanım'ın kızı Celal Kıvılcım, merhume Melek Kaptan, Necdet, Sedet, Sehmi Seyrek'in ablaları ve Vedat Özsan, merhum Mehmet Taşpınar'ın kayınvalidesi, Yıldız Özsan ve Setnal Taşpınar'ın annesi, Murat Özsan, Eda Taşpınar'm sevgili anneannesi, CELİLE CANAN vefat etmiştir. Cenazesi 23 ocak perşembe günü öğle namazını müteakip Teşvikiye Camii'nden kaldırılarak Zincirlikuyu Aile Kabristanı'na defnedilecektir. AİLESİ Nol: Çelenk gönderilmemesi, Turk Eğitim Vakfı'na bağısta bulunulması rica olunur. ıFMC TARİH. YER . SAAT : IKTISATÇILAR TARTIŞIYOR "EKONOMİK PAKET" NELER GETİRDİ? AÇ1LIŞ Prof Dr. Esfender KORKMAZ OTURUM BAŞK. Prof Dr. Yuksel ULKEN PANELİSTLER Prof. Dr. Selçuk ABAÇ Prof. Dr. Taner BERKSOY Prof. Dr. Doğan KARGUL Prof Dr. Gulten KAZGAN Mustafa SÖNMEZ Mustafa Y1LMAZ 24 Ocak 1992 THE MARMARA OTELt BALO SALONU 13.00 İKTİSAT CEMİYETİ CUMHURİYET FOTO LABORATUVARI (Siyah Beyaz) FİYAT LİSTESİ 9x 13 1.600 Tl. 1 3x1 8 3.500 TL. 18x24 15.000 TL. 20x25 1 8.000 TL. 20x30 20.000 TL. 30x40 35.000 TL. 43x60 ....60.000 TL. Ftlm baıtyo 7.OOO TL. Kentak bask 18iOOO TL. Elektronik Leitz agrandizörierımiz ve otomatik kart banyo makinalarımızla siyah-beyaz veya renkli negatif filmlerinizi değer kaybettirmeden siyah-beyaz basarız. Adres: Cumhuriyet Gazetesı Türkocağı Caddesi No: 39/41 Cağaloğlu Tel: 512 05 05-442 Cezayirve Cemaat Politik tçinde yaşadığımız dönem bir geçişi sergiliyor. Solun cemaatçilikten kurtulması ve politik liberalizmi kabullenmesi gerek, ama kuralsız bir demokrasi usulcülüğüne saplanmadan. ÇAĞLAR KEYDER "Fikirlerinize katılmıyorum ama onlan sa- vunma özgürlüğünüzü savunurum" prensibi, bırakınız yapsınlarcı bir politika anlayışını yansıtır. Bu ptensip ancak demokrasinin şekli boyutunu, usulünü içeriğiyle karıştıranlar için rehber olabilir; içerikli bir politik strateji sür- dürmek için ise hem yetersiz hem de beklen- medik ters sonuçlar doğurması olası bir ilke- dir. Diyelim ki 'gerçek demokrasi' diye adlandı- racağımız, çok da iyi tanımlayamayacağımız bir amacımız olsun. Eğer bu çerçevede politi- ka yapmak istiyorsak kendimize uzak, belki de hiç ulaşılamayacak bir hedef, bir ufuk belir- lememiz gerekir. Bu uzak hedef üzerinde an- laşmaya varabilmek bize politika yaparken hangi sınırlar içinde kalacağımızın asgari ko- şullarını verecektir. Nasıl ki karşıhklı konuşmak için dahi keli- melerin anlamlan ve kullanacağımız gramer üzerinde bir "konsensüs" gerekiyorsa. ancak bu uzak hedef konusunda anlaşabilirsek bera- ber politika yapmayı, aynı siyasi alanı paylaş- mayı, başka bir deyişle tek bir politik toplu- mun parçası olmayı kabullenebiliriz. Eğer ger- çek demokrasiyi "herkes için özgürlük ve eşit- lik" diye anlıyorsak bu amacın gerçekleşmesi- ni hedeflemek tartışmanın gramerini teşkil edecek bir konsensüstür. Grameri belirledik- ten sonra içerik tartışması yapmaya iznimiz olur. İyi anlaşılamayan bir liberalizm Sanılabilır ki böylesi bir kısıtlama zaten işli- yor, üzerinde durulması da abes. Oysa bu doğ- ru değil; çünkü Türkiye'de pek de iyi anlaşıla- mayan bir liberalizm hızla egemenlik kurdu, böylece de eskiden geçerli olan cemaat politi- kasından doğrudan bir geçişle aşın özgürlük- çülüğe vanldı. Cemaat politikası siyasi toplu- mu içerikte anlaşanlar olarak tanımlıyordu. Mesela milliyetçilik her ferdin aynı ülküyü paylaştığı, aynı tercihleri yaptığı, aynı bağ- lamda heyecanlandığı bir politik toplum kur- ma projesiydi. Yani politik toplumu aralannda ihtilaf ve görüş farklılıklan olmayan bir kabile cemaati gibi algılamak, o yönde dönüştürmek istiyor- du. Bu projeye katılmayanlar ise yurttaşlık haklannı kaybederlerdi. İçerikte anlaşmadığı- mız, bizimle aynı cemaate giımeyecek kişikre söz hakkı tanımamak aynı tavnn başka bir görünümü. Yakın zamana kadar bu tavır bel- ki de enjıeçerli devlet kurma projesiydi: Sos- yalist, Üçüncü Dünyacı, tslami gibi çeşitli cumhuriyetler politik toplumu cemaat olarak algılayan ve bu görüşü topluma dayatmaya çalışan elitlerin eseriydi. Yeni liberaller için ise demokrasi bir süreç, ama nereye gideceği belli değil. Demokratik rekabetin usulü (prosedürü) hedef olarak ka- bul ediliyor. Politika piyasa mekanizmasının işleyişine benzer bir yanşma oyunu olarak gö- rülüyor. Usulcülüğün gizli içeriğinin güç den- gelerini sürdürmek olduğu düşünülmüyor. Böyle bir oyun bütün meseleyi daha çok taraf- tar toplamaya indirgiyor, çünkü "katılmadı- ğım fikri savunma özgürlüğünüzü savunu- rum" sloganı kiminle muhatap olunabileceği- ne dair ilkeler saptanmasını engelliyor. Bu yüzden de hiç olmayacak ittifaklar ortaya çı- kabiliyor. Siyasetin ufku Siyaseti belirli bir ufka yönelik ve temel ilke- lerin çızdiğı sınırlar içinde yapılan tartışmalar ve uzlaşmalar olarak yorumlamak bu iki ta- vırdan da farklı. Bir yandan politik liberaliz- mi, çoksesliliği getiriyor. Politik toplumu belirli temel ilkeleri, uzak hedefleri siyasetin grameri olarak kabul eden yurttaşlann oluşturduğu tartışma ve uzlaşma alanı olarak anlıyor; bu gramer çerçevesinde farkhlaşmayı, çelişkiyi, anlaşmazlığı doğal gö- rüyor. Fakat bir yandan da temel ilkeleri, örneğin herkes için eşitlik ve özgürlük hedefıni kabul etmeyen hareketleri dışlayarak alanı kısıtlıyor. Bu dışlamayı cesaretle yapabilmek gerek, yoksa kuralsız bir oynak saha içinde, hangi oyunu oynadığımızdan dahi habersiz, günlük pragmatizm içinde saplanıp kalabiliriz. lll önce hatırlamak gerek ki yurttaşlığı cemaa çerçevesinde tanımlayan hareketler zaten yu kanda belirtilen anlamda, çoksesliliğe daya nan politik toplum anlayışına ters düşecekler dir. Politik liberalizmi reddeden toplumlanı nasıl yozlaştığını iyi öğrendik. Modernist proje İkinci dikkat edilecek nokta, modernis projeden şu veya bu nedenle hayal kınklığına uğramış nispeten yeni bazı akımların bilinçl olarak "amaç\ 'hedef gibi fikirleri reddetme- leri ve o yüzden de zorunlu olarak gramersİ2 bir siyaset anlayışına takılıp kalmalan. özel- likle geniş ittifak arayan bazı feminizmler, çevre hareketi, çeşitli milliyetçilikler gibi akı- mlar için böyle bir tehlike var. Bu hareketler girdikleri ittifaklan müşterek amaç kıstasıyla değerlendirmekten vazgeçebiliyorlar. Bu yüz- den gerek kendileri için gerek de potansiyel müttefıkleri için önemli bir aldanma ihtimali mevcut. tçinde yaşadığımız dönem bir geçişi sergili- yor. Solun cemaatçilikten kurtulması ve poli- tik liberalizmi kabullenmesi gerek, ama kural- sız bir demokrasi usulcülüğüne saplanmadan. Amaç gerçek demokrasi; bunun için de sağ- lam bir ufuk belirlenmesi gerekiyor. Tüm güç ilişkılenni sorgulayan, her kişinin özgürlüğünü ve giderek radikal eşitliği savu- nan bir modernist konsensüsü kıstas olarak almak bana doğru gelen tek seçenek. Ancak böyle bir gramer çerçevesinde kuru- lan ittifaklar anlamlı olacak, arzulanan siyasi toplum için sağlam temeller oluşturacaktır. PARISTEN SELÇİK DEMIREL 0RHAN BİRGİT Sağlık Politikasııtda Kaplıcalann Yeri Ülkemizdeki kaplıcalarımız ise zengin ve yaygın doğal potansiyeline karşın, yasal eksiklikler, eğitimdeki kısıth düşünceler, kişisel görüşlerle, sağlığa hizmeti yerine, maddi kazanç amacıyla, hâlâ 'ılıca' olarak çağdışı kalmaya mahkûm edilmiştir. Prof. Dr. NURTEN ÖZER Çapa Tıp Fakültesi On yılı aşkın bir süredir bu sütunlarda kaplıcalanmızı tanıtıp sorunlannı dile getirerek gereksinimlerini vurguladım. Bilimsel yaklaşımlarla, ülkemizi geliştir- me ve halkımızı aydınlatma sürecine gir- diğimize inandığımız yeni dönemde, "Artık bitsin geçen yüzyılda kalmış bu hamam uygulamalan!" diyerek görüşle- rimi bir kez daha yineleyeceğim. Kaplıca tedavisinin tanımı Kaphca tedavisi, bilindiği gibi sadece sıcak suya veya çamura girerek yapılan fıziksel bir sıcak uygulamasından ibaret değildir. 20. yüzyılın bilimsel çalışma- lanyla kanıtlanan, organizmamn fızyo- lojik reaksiyonlannı uyaran, vücudun di- renç mekanizmasını düzenleyen, genel ve özel etkiye sahip bir tedavi sürecidir. Bu tedavi bazı hastalıklann, ameliyatlann nekahetlerinde iyileşmeyi Uızlandırmak, çeşitli kronik hastalıklann belirli dönem- lerinde tedavi veya tedaviye destek, reha- bilitasyon amacıyla kullanıldığı gibi uy- garlığın getirdiği stres altındaki kışınin de dinlenmesini sağlamak, hastalıklara karşı direncini yükseltmek üzere değer- lendirilir. Kaplıcalann etkisi 'kûr' biçiminde uy- gulanan sıcak maden suyunun banyo, havuz ve çeşitli dış uygulamalar türünde, kaynak gazınm inhalasyon şeklinde kul- lanımı ile birlikte, kaynak yöresine özgü meteorolojik faktörlerin, biyolojik un- surlann belirli yöntemlerle değerlendiril- mesiyle ortaya çıkar. Doğal yapısı tedavi edici nitelik taşıyan çamur tatbikleri de etkin rol oynar. Kaplıca etkisi, gerekti- ğinde ilaç tedavisi, fizik tedavi, egzersiz, psikoterapi ve meşguliyet tedavisi ile bü- tünleştirilir. Ancak böyle bir tedaviden istenilen olumlu sonucu almak, bu konu- da uzman hekimin (balneolog) gereksi- nim göstermesiyle, yine onun denetimin- de bilinçli, programlı bir uygulama ile olasıdır. 'Üniversite'mizin çağdaş düzeyini be- lirleyen önderimiz Atatürk, 1936-1938 döneminde tennalizm'in ilk aşaması ola- rak, Yalova Kaplıcalan'nı sözkonusu kapsamlı bir tedavi uygulanacak düzey- de, bir 'kûr merkezi' biçiminde gerçekleş- tinniş. "Kaplıca hekimliği'nde uzman ye- tiştirecek 'Hidroklimatoloji' kürsüsünü kurmuştur. O tarihten bu yana, bu kür- sü, tennalizm konusunda halkın gele- neksel uygulamalannı bilimsel doğrultu- da yönlendirme çabası içinde, uluslara- rası kuruluşlarca takdir alırken, ülke içinde ise bov hedefı olmuştur. Termalizm, yeraltı maden suyunun, di- ğer doğal ve sosyal çevre olanaklannın sağlık açısından, teknik, tıp, işletme gibi çeşitli disiplinlerce değerlendirilmesi amacıyla yapılan organizasyondur. Bu organizasyonda, kaplıca uzmanının gö- revi, doğal kaynaklann jeolojik ve hidro- jeolojik yapısının, bölgesel meteorolojik koşullann özelliğine göre kaplıca mi- manna yol göstennekle başlar, suyun ve iklim gibi doğal unsurlann rekreasyon, tedavi ve rehabilitasyona uygun oluşuna göre kür merkezinin araç, gereç, do- nanımmı, her türlü gereksinimini, nite- likli elemanını organize ederek kürü uy- gulama alanına koymak ve de denetle- mek suretiylç gerçeİcleşir. Ancak bu düzeydeki organize kuruluş- lar, ülkenin sağlık turizmi kapsamındaki 'kaplıca: termal turizmi'ne çağdaş hiz- metlerle katkıda bulunabilirler. Günümüzün gelişmiş ülkelerinde önemli bir gelir kaynağı olan termal tu- rizm, devlet veya özel sektörün finanse ettiği en mükemmel olanaklarla do- nanmış kür merkezlerinde Balneoloji- Hidroklimatoloji Araştırma Merkezleri veya kürsüleri gibi üniversiter kuruluş- lann sorumluluğu altında bilimsel uygu- lamalarla gerçekleşmektedir. Ülkemizdeki kaplıcalanmız ise zengin ve yaygın doğal potansiyeline karşın, ya- sal eksiklikler. eğitimdeki kısıth düşünce- ler, kişisel görüşlerle, sağlığa hizmeti ye- rine, maddi kazanç amacıyla, hâlâ 'ılıca' olarak çağdışı kalmaya mahkûm edilmiş- tir. Binleri aşan sıcak maden suyu kaynak- lanmızda, gecekondu kamplar, yerleşmiş tesis, hatta kurulmakta olan 4 veya 5 yıldızlı tesislerde 'kaplıca tedavisi' an- layışı yerleşmedikçe, mevcut hatalı uygu- lamalann düzeleceğini ümit etmenin aşın bir iyimserlik olduğunu, gerçek örnekler- le gösterebiliriz. Oysa ki birçok Orta ve Batı Avrupa ile İskandinav ülkesi, İngil- tere gibi kaplıca tedavi olanağı olan veya olmayan, ama belirli bir sağlık politikası- na sahip. bu politika çerçevesinde kaplı- ca tedavisinin yerini belirlemiş ülke, kaplıca tedavisi endikasyonu konan kü- ristlerini ülkemize göndermek üzere yo- ğun taleplerini merkezimize iletmekte ve görüş istemektedirler. Türkiye'nin Avnı- pa Topluluğu'na girme sürecinde, mevcut tıbbı değerlendirmeler ile sağlık politi- kamızda yeri olmayan kaphcalanmıza yönelik bu taleplere nasıl cevap verece- ğiz? Kaplıcalann tıbbi değerlendirmesi Türkiye'nin ilk kürsüsü, Istanbul Tıp Fakültesi 'Tıbbi Ekoloji ve Hidro-Kli- matoloji Anabilim Dalı', Gülhane Tıp Fakültesi'ndekı ikinci Anabilim Dalı, 10 Rektörlüğü'ne bağlı aynı isimdeki Araştırma Merkezi, konumuzla ilgili eği- tim açığını kapatmak, uygulamalann eksikliğini gidermek çabası içindedirler. Bu amaçla merkez, bir yandan kurslar açmakta, basın ve çeşitli iletişim araç- lanyla, ülke çapında, panel, sempozyum- lar, konferanslarla halkımızı, hekim, tek- nik eleman, işletmeci, yatınmcılan aydı- nlatmakta, konuyu değerlendirmede yol göstermektedir. Çizginin Otesi... Ulusal ve uluslararası kongreler dü- zenleyerek kaplıca tedavisinin bilimsel gelişimini göstererek bu tedavinin uygu- lama yöntemlerini amprizmden kurtara- cak araştırmalan tanıtmaktadır. Bilimsel değerlendirmeleri, sorunlann çözümleri- ni içeren sonuç bildirgelerini, Sağlık ve Turizm Bakanhklanna, Yüksek öğretim Kunılu Başkanhğı'na sunmaktadır. Yeraltı kaynaklannı değerlendirmek isteyen özel sektör, belediyeler gibi çeşitli kuruluşlara danışmanlık yapan Merkez'- in önerileri doğrultusunda, bu kuruluş- lar, işlettikleri kaplıcalanna öncelıkle uz- man hekim bulmakta güçlük çekerken, Sağlık Bakanlığı. gerek rotasyon eğiti- minde, gerekse zorunlu hizmette değer- iendireceği bu 'ana uzmanlığı' gereken eğitim hastanelerinde. -uzmanlık tüzü- ğü'ne rağmen- açmamakta âdeta diren- mektedir! Kaplıcalann denelimi Bu nedenle devletin fınansmanıyla kaplıcaya gönderilecek hasta memur, emekli ve işçilerimiz, kaplıca uzmanı bu- lunmayan, gerçek endikasyonu belirle- nemeyen Sağlık Kurullan'nın, ya gadri- ne uğramakta veya lütfuna mazhar ol- maktadırlar. Diğer taraftan zorunlu hizmette olup, bu konuda hiçbir bilgi sahibi olmayan İstanbul Tıp Fakültesi mezunlan dı- şındaki hekimlerimiz, bulunduklan yö- renin 'ılıca'lanndaki komplikasyonlann getirdiği sıkıntı içindedirler. Zira hekimin bilerek veya bilmeyerek kaplıcaya sevkettiği veya hekime sorma- dan (Türkiye'de bu oran % 65'tir) 'te- daviye' giden hastalan kaplıcalarda so- runlar beklemektedir. Doğal etkenin, hastalık türlerine ve hastahğın dönemine uygun olarak kul- lanılmadıgı hallerde veya halkın inisiya- tifı ile doz ve süre ayarlanmasıyla ilgili olarak hasta, sıcak tatbik olarak aldığı bu uygulamadan çoğu kez bitkin veya hiçbir sonuç alamadan dönmektedir. Böylesine kapsamlı ve dikkatle üzerin- de durulması gereken, 'kür merkezi' di- yemeyeceğim kaplıcalara ruhsat verme- de ve denetimi sağlamada Sağlık Ba- kanlığrnın dayandığı gerçek bir yönet- melik yoktur. Denetim, Turizm Ba- kanlığı'nca son çıkan "Turiznı Yatırım ve İşletmelerinin Niteliklerine tlişkin Yönet- melik" uyannca, otel işletmeciliği yönün- den yapılacaktır. Ancak Sağlık BakanlığYnda yasal uy- gulamalan ve yaptınmlan yönlendirecek 'kaplıca dairesi' olmadığı gibi, çeşitli dö- nemlerdeki önerilerimize rağmen 'danı- şmanlık' müessesesi dahi mevcut değil- dir. Ülkemizin. doğal, sosyal, kültürel yapısına uygun kalıcı olacağını dileyerek beklediğimiz sağlık politikamızda, umanz Sağlık Bakanlığı eğitim hastane- lerinde gereken uzmanlıklara ait kadro- lan tahsis ile sınav açarak bu alanda ilk adımı atsın! Bunun yanı sıra geçen yıl Ba- kanlığa sunduğumuz "Kaplıca Ruhsat Yönetmeliği Taslağı" ve bununla ilgili uygulama ve düzenleme, halka gerçek hizmet anlayışı ile görevine başlayan Sayın Sağlık Bakanımızın üzerinde önemle duracakları konulardan biri ol- sun! Koalisyon hükümotl, inm ve komedl masklanm kendisine ımblem yapan bir flyatre olyştuntudaFlkrtSailar'ı tolorans dağıtıctsL, Omep Baratçu'yıdacalMPPiıt devlet rollert İçin ml göpevlendlrtl?.. TRT'nin 1. kanal televizyon yayınlarında Kültür Bakanı Fikri Sağlar, Korhan Abay'ın "Çizgi Ötesi" programında kitaplar üzerinden yasakları kaldırmanın nedenini anlatı- yor: "Yasaklamanın kendisi gibi düşünmeyenleri cezalan- dırmaktan başka bir anlamı yoktur. Biz yıllardan ben çok çektik bu tür yasaklardan. Şimdi istiyoruz ki bizim gibi dü- şünmeyenler çekmesin..." Stüdyoda "Çizgi Otesi" eğlence programının çoğunluğu genç izleyicileri, bu sözleri alkışlıyor... Böylesine olumlu bir gelişmenin sadece Kültür Bakanı için değil, tüm koalisyon hükümeti hesabına artı notlar ge- tireceğini düşünebilirsiniz. Ama aynı gün çok etkili bir ga- zetemizde, Hürriyet'in birinci sayfasını boydan boya kap- layan manşet olmasa. "Hükümetten Sabancı'ya Ihtar" deniyor, altı sütuna çift satırlı bu manşette. Ünlü işadamı, bu serbestdüzen rejimi içerisinde acaba bir zamanların unutulmaz Türk Parasını Koruma Kanunu'nu çiğnemış diyecek oluyorsanız, yasa- nın yürürlükten kalktığını anımsıyorsunuz. Yoksa, hayali ihracat gibi bir yol mu seçti? öylesi de, böylesi de olsa, bundan "hükümef'e ne? Işi izleyecek gö- revliler mi yok? Oysa, haberi okur okumaz öğreniyor- sunuz ki Sakıp Sa- bancı'nın son gün- lerde, bürokrasideki atamalar ve zamlar nedeniyle hükümeti eleştirmesi üzerine önde gelen bakan- lardan biri, bir işa- damı aracılığı ile "Otur oturduğun yerde," uyarısmı yapmış: "Yoksa sonuç- larına katlanırsın. Biz senin Lassa 'ya kimi müdür tayin etti- ğine müdahale ediyormuyuz?" Haberi oluşturan cümleleri tamamlamadan, içinizden bir ses, "Olmaz" diyor, "Isim veritmeden önde gelen bir bakan denilerek sakın hükümetin demokratikleşme, şef- faflaşma, çağdaşlaşma yolundaki uzun yürüyüşü sabote edilmesin." Ama aynı haberde şunu da okuyorsunuz: Ma- kam otomobilindeki plaka numarası ile önde gelen bir başka bakan, Sayın Ömer Barutçu, Sabancı'nın hüküme- tin zam ve bürokrasi ile ilgili politikasını eleştiren sözleri- ne adamakıllı kızmış. "Önde gelen beriki bakan" gibi, adını da saklamadan aynı gazetenin muhabirine, "Sakıp efendi de kim oluyor?Hükümet her konuda gerekeniyapı- yor, "diye konuşmuş. Sabancı, oturduğu yerde oturmasını bilmezse, sonuçlarına da katfanırmış!.. Ataerkil aileler, eski yıllarda çocuklarını, "Oturun otur- duğunuz yerde; öyle konukların yanında lafa karışmak da neymiş," diye paylarlardı. Bu, oturun oturduğunuz yerde uyarısı büyük konaklarda evsahibinin. çevresindeki pey- kerlere itibarlarına göre bağdaş kurmuş kimseler için de geçerli bir ilkeydi. Şimdi, tabular birbiri ardından yıkılıp tarihin malı olur- ken böyle barut gibi gürlemek niye? Yasakları kaldırmak, kendisi gibi düşünmeyenlerin düşüncelerini, açıklamala- rını engellemek şöyle dursun; yardımcı olmak birçok Batı ülkesinde artık eskimeye yüz tutmuş klasik haklardan. Tıp- kı Doğu Avrupa ülkeleri gibi yeni alışacağız bu haklara derken, Sakıp Ağa'ya bile tahammülsüzlük göstermeyi anlamak gerçekten güç... Üstelik bu sayın bakanlar, parlamentoya ve dolayısıyla hükümet koltuklarına partilere ve adaylara parası kadar konuşma hakkı tanıyan bir seçim sistemi ile gelmediler mi? O paralar, o milyarlık bütçeler, kim oluyor dedikleri ki- şilerin adına doldurulan altı sıfırlı bağış makbuzları ile sağlanmadı mı? Yoksa koalisyon hükümeti, dram ve ko- medi masklarını kendisine amblem yapan bir tiyatro oluş- turdu da Fikri Sağlar'ı tolerans dağıtıcısı, ömer Barutçu'yu da ceberrut devlet rolleri için mi görevlendirdi?.. ORHAN BİRGİT, Gazeteci. eski bakan ve CHP Milletvekili. OLUM Merhum maliye mufettişi Fehmi Barla ve merhume Nuriye Barla'nın oğlu, merhum emekli deniz Yarba> Rahrni Sano|lu ve- merhume Duriye Sarıoğlu'nun damadı, Doç. Dr. Mahmut Celal Barla, Inş. Muh. Kemal Orhan Barla, Ayşe Barla ve İnş. \ük. Muh. Yasemin Barla'nın babası, Aslı, Kerem ve Burcu'nun dedesi, Guzin Barla'nın eşi 1915 Istanbul doğumlu, 1938 ITL (Yuk.Müh.Mektebi) mezunu, Inş.Yuk. Müh. MEHMET ERTUĞRUL BARLA 21 Ocak 1992 gunu vefat etmiştir. Cenazesi 23 Ocak 1992 günü Erenköy Galip Paşa Camii'nde kılınacak öğle namazım takiben Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilecektir. AİLESİ MAZGİRT SULH HUKUK HÂKİMLİĞİ'NDEN Esas No: 1991/4 Karar No: 1991/92 Davacı Mehmet Ali Çelık tarafından davalılar Duımuş Yılmaz Ozen, Fatma Yılmaz Ozen ve Saadet Mercan aleyhine açmış olduğu ferağa icbar davasının yapılan açık yargılaması sonunda: I^tırak halındeki mulkte payın satış vadi tescil hakkı verrnediğin- den davanın reddine karar verilmiş, mahkeme kararı ve davacı veki- linin temyiz ettiği dilekçe davalılardan Durmuş Yılmaz Ozen, Fatma Yılmaz Ozen, Saadet Mercan'ın adresleri meçhul olduğundan tebliğ edilmemiş, Işbu karar \e temyiz dilekçesi ilan tarihinden itibaren 15 gün son- ra davalılara ilan yolu ile tebliğ olunur. Basın: 45281
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle