18 Ocak 2022 Salı English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
10 OCAK 1990 KULTUR-SANAT CUMHURtYET/5 Iıyatro Anadolu' çıktı • Kültür Servisi — Üç ayda bir yayımlanacak olan tiyatro dergisi "Tiyatro Anadolu"nun ilk sayısı çıktı. Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvan Yayınları arasmda çıkan derginin genel yayın danışmanlığını Cevat Çapan yapıyor. "Tiyatro Anadolu"nun guz 1989 sayısında Özdemir Nutku'nun "Tiyatro Nedir?" Doç, Dr. Ayşın Candan'ın çevirisiyle Peter Szondi'nin "Dram", Zehra tpşiroğlu'nun "Oyun Yazan Araıuyor", Ayşegül Yüksel'in "Huznü Gülmeceyle Damıtan Bir Tiyatro Ozanı ya da Mehmet Baydur", Mehmet Baydur'un "Ben, Mehmet Baydur", Hasan Anamur'un "Keşanlı Ali Destanı Üzerine Bir Inceleme", Yücel Erten'in çevirisiyle "WerneT Heinitz Rejisörler Söyleşisi" ve Ayşın Candan'ın "Tiyatroda Soluk Yok" başkklı yazıları yer abyor. Dergide ayrıca "Türk Tiyatrosunun Sorunlan" tartışması ile Mehmet Baydur'un "Yalnızlığın Oyuncakları" adlı oyununa da yer veriliyor. Dergiyi edinmek isteyenler MSÜ Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü, Kenterler Tiyatrosu, Şehir Tiyatrolan Muhsin Ertuğnıl Sahnesi ve Devlet Tiyatroları'na başvurabilirler. ^Cumhuriyet Kızı' IstanbııTda • Kültür Servisi — Memet Baydur'un Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından mevsim başında sahnelenen ve yoğun tartışmalara neden olan oyunu "Cumhuriyet Kıa" bugünden itibaren, Şehir Tiyatrolan tarafından Fatih Reşat Nuri Sahnesi'nde sergilenecek. Cüneyt Türel'in sahneye koyduğu oyun, tesadüfen bir araya gelen 7 profesör ile bir hayat kadının çevresinde gelişiyor. Oyunda Peri Pakize'yi Tomris Incer, 7 profesörü ise Fuat lşhan, Macit Koper, Bilge Zobu, Ersan Uuysal, Yalçın Akçay, Ersan Barkın ve Ersin Sanver oynuyorlar. "Cumhuriyet Kızı"nın dekoru Gürel Yontan, kostümü Canan Göknil'in imzasını taşıyor. Bucguet-Chamine resitali • Kültür Servisi — Istanbul Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu ocak ayı konserleri, bugün Fransız piyanist Marie-Françoise Bucquet ve Portekiz asıllı bariton Jorge Chamine'nin verecekleri piyano-şan resitali ile devam ediyor. Paris Ulusal Konservatuvan ve Viyana Müzik Akademisi mezunu olan Marie-Françoise Bucquet 1986 yılından bu yana Paris Ulusal Konservatuvan'nda öğretmenlik yapmakta, 1989 yılından beri ise aynı konservatuvann pedagoji bölümünü yönetmekte. Portekiz asıllı bariton Jorge Chamine, sahneye ilk kez 12 yaşındayken "çocuk soprano" olarak çıktı. Bir bursla Paris ve Münih'te eğitim gördü. Ünlü Alman şarkıcı Hans Hotter ile çalışan sanatçı, Teresa Berganza gibi unlü opera sanatçılanyla birlikte sahneye çıktı. Resitalde sanatçılar, Çaykovski, Ravel, Hugo Wolf, Claudio Carneyro, Carlos Guastavino gibi ünlü bestecilerin eserlerini seslendirecekler. Konserin başlama saati 19.00. Elvis'm doğum günü • MEMPHIS (AA) — ölümünün üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen, hayranlannın sayısı eksilmeyen rock'n roll Kralı Elvis Presley, eğer yaşasaydı bugün 55 yaşında olacaktı. Yaklaşık 40 Elvis Presley Fan Kulübu'nün üyeleri, ünlü sanatçının Tennessee eyaletinin Memphis kentinde, Graceland adındaki malikânesinde bir araya gelip Elvis'in doğum gününu, pembe-beyaz bir pasta yiyerek ve doğum günü şarkılan söyleyerek kutladılar. Fan kulüpleriyle bağlantıdan sorumlu olan Graceland yetkilisi Patsy Andersen, ABD ve ülke dışmdan 40 kulübu temsilen 1500'den fazla kişinin Memphis'e geldiğini söyledi. Ayter 'halkbilim temsilcisi' • Kültür Servisi — Kars-Kafkas Halk Danslan Topluluğu'nun kurucusu ve yöneticisi, İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvan öğretim üyesi Adli Ayter, Azerbaycan Kültür Bakanlığı tarafından "Azerbaycan Halk Sanatları Türkiye temsilcisi" seçildi. Azerbaycan Kültür Bakanı Polat Bülbuloğlu'nun talimatı üzerine resmi bir yazı kaleme alan SSCB İstanbul Konsolosu Vahdet Sultanzade, Türkiye*de pek çok sanatçı ve topluluğun Azerbaycan halk müziği ve danslarını eksik, yanlış ve değişik biçimlerde yorumladıklanru öne sürerek, bundan böyle her türlü kişi ve kuruluşun Adli Ayter'in görüş ve bilgilerine başvurmalannı rica etti. Sultanzade bu yazıyı Kültür Bakanlığı ve TRT Genel Müdurlüğü'ne gönderdi. 28 ağustos-4 eylül tarihleri arasında gerçekleşen 43. Uluslararası Dijon Halk Dansları Olimpiyatı'nda dünya ikinciliği kazanan Kars-Kafkas Halk Danslan Topluluğu. bu yıl 18-28 mayıs tarihlerinde yapılacak olan Karabağ Festivali'ne de davet aldı. E3eştirmenlerin 'en iyi'leri • NEW YORK (AP) — Eczanelerden ilaç çalarak yaşayan bir grup uyuşturucu bağımhsım konu alan "Drugstore Cowboys" (Eczane Kovboylan) filmi, Amerika'nın Ulusal Film Eleştirmenleri Birliği tarafından 1989 yıknın en iyi fılmi seçildi. Filmin yönetmeni Gus Van Sant Jr. geçen yılın en iyi yönetmeni seçilirken, James Fogle"ın yayımlanmamış romanından uyarlanan fihnin senaryosunu yönetmeni ile birlikte yazan Dan Yost da övgüye değer görüldü. İki piyanist erkek kardeş ve bir şarkıcı kadının dostluğunu anlatan "The Fabuluos Baker Boys" filmi de Amerika'nın eleştirmenlerince üç dalda birincilik aldı. Filmde başrol oynayan Michelle Pfeiffer, en iyi kadın oyuncu seçilen filmdeki rolüyle Beau Bridges de en iyi yardımcı erkek oyuncu, filmin görüntü yönetmeni Michael Ballhaus da en iyi görüntü yönetmeni seçildi. TLme Club etkinükleri • Kültür Servisi — Kültür ve spor etkinlikleri gerçekleştirmek amacıyla geçen yıl kurulan Time Club çalışmalannı sürdürüyor. Kalamış, Manolyalı Sokak'ta etkinlik gösteren Time Club gitar, dans, resim, müzik ve dil kurslan düzenliyor, çeşitli sergiler ve söyleşiler gerçekleştiriyor. Time Club'ın ocak ayı programı kapsamında bugün saat 20.30'da Türk hafif müziği sanatçısı Iskender Doğan ile bir söyleşi var. Necla Akben ile 11 ocakta, Rüstem Batum ile 13 ocakta, Hadi Çaman ile 14 ocakta yapılacak söyleşiler, yine 20.30'da izlenebüecek. Belkıs Dilligil ile Rahmi Dilligil 19 ocak, Sami Aksu 21 ocak, Nergis Kumbasar 25 ocak, Gülriz Sunıri ise 28 ocakta Time Club'ta konuk edilecekler. 21 ocak pazar günü saat 14.00'te ise "Hayvan Dostlar ve Biz" konulu söyleşiye Türkiye Hayvanlan Koruma Derneği Göztepe Şube Başkanı Turgut Eron ve Moda Hayvanseverler Derneği Başkanı Suna Develioğlu katıhyorlar. MÜZİK FİLİZALİ 1989 YILINDA TÜRKİYE'DEBALE VEDANSA BİR BAKIS Dansçı ayaklamyla düşünmez 1989'da ilk kez düzenlenen Opera ve Bale Kongresi, önemli bir gelişmeydi. Balecilerin kongreye çok sayıda bildiriyle katılması, "Dansçılar ayaklanyla düşünür" sözünü çürütüyordu. ŞEBNEM AKSAN Türkiye'de bale 199O'lı yıllara girdiğimiz şu sıralarda Kültür Ba- kanlığı Devlet Opera ve Balesi Ge- nel Müdurlüğü'ne bağlı Ankara, İstanbul ve Izmir gibi üç büyük şehrimizde profesyonel icraatını sürdürmektedir. Bu kuruluşlar re- pertuvar topluluklan mıdır, prog- ramlannı, koregraflannı ne amaç- la seçerler, hedefleri nedir? Ayrı- ca bu kuruluşlann kısıtlı sahneleri opera, bale, tiyatro, orkestra dışın- da çeşitli kongreler tarafından da kullanıldığı için bale haftada en çok iki temsil verebilmektedir. Temsil olanaklannın bu denli az oluşu balemizin beklenen aşamayı yapamamasımn önemli nedenleri arasında yer alır. Giderek genişle- yen kadroların, çeşitli nedenlerle belki, ancak yansı aktif olarak eserlerde yer alırken solist niteli- ğindeki dansçı ve gençler zaten sahne hayatı kısa olan bir meslek- te köreltici ve verimsiz bir ortama itilmektedir. Tüm sanat dalları eğitimde ve icraatta özel kabiliyet gerektirmesi dışında zorlayıcı, teşvik edici ve mutlaka seçici olmak zorundadır. İyi kötu hemen herkesin kadroya alınıyor olması, çalışan çalışma- yan, üreten üretmeyen, başanlı ba- şarısız arasında fark güdülmesini önlediği gibi örnür boyu kadro ga- rantisi sağlar! Bu ve bunun gibi pek çok nedenle diğer meslek dal- lan ve kuruluşlan genelinde hazır- lanmış olan memuriyet ve YÖK kanunlan sanat kurumlannın ge- lişmesinde ve işleyişinde faydalı olamamaktadır. Esasen balenin en buyuk soru- nu, topluluğu yönlendirecek artis- tik görüş sahibi bir lider boşluğu- ANTON1LS VE KLEOPATRA — Konuk Koregraf Valeri Paoov, 'Antonius ve Kleopatra" balesini is- tanbul Devlet Opera ve Balesi'nde sahneledi. "Antonius ve Kleopatra"da Hülya Aksular ve Oktay Ke- resteci de başhca rollerdeydiler. Müzik ise Aram Hacaturyan'ın yapıtlanndan derlenmişti. dur. Bakanlık ve müdürlüklerin bu boşluğu doldurması beklene- mez. Eksikliğini duyduğumuz böylesi bir lideri balemiz ilk ku- ruluşunda, kurucusu Dame Mi- nette de Valois'da yaşamıştı. Ni- nette de Valois o zamanlar gene kurucusu olduğu tngiliz Kraliyet Balesi'ni bir yandan yönetirken bebeği olarak tanımladığı Türk balesini de okulu ve sonra toplu- luğu ile 15-20 yıl gibi kısa bir sü- rede kurdu ve belli bir olgunluğa getirdi. Ancak Ninette de Valois aynldıktan sonra sayılan üçe çı- kan devlet opera ve baleleri ara- nan niteliklerde bir artistik yönet- meni ortaya çıkaramadı. Böylesi bir yönetmen yurtdışından da ge- tirilebilirdi. Devlet, opera ve balenin bütçe- mizde önemli yer tutan tüm mali desteğini karşılamaktadır. Bu çok önemli bir katkıdır. Ancak başın- da heyecan verici, otoriter bir li- der göremeyen sanatçı, tayinle ata- nan yöneticilerin gönişü çerçeve- sinde, mesuliyetlerinden habersiz kalmaya zorlanmaktadır. 1989 yılı, ilk olarak düzenlenen Opera ve Bale Kongresi ile Turki- ye"de bale sanatı açısından önemli bir gelişmeye kapı açtı. Böyle bir kongreye gerek duyulmuş olması, balenin sorunlarının açıkça dile getirilmesınin uzman kadrolardan istenmesi fevkalade umut verici bir gelişme oldu. Kültür Bakanlı- ğı'nın Devlet Opera ve Balesi ara- cılığı ile duzenlediği kongre, eği- timden profesyonel icraata kadar pek çok konuyu kapsıyordu. Ba- leciler kongreye beklenmedik sa- yıda bildiri ile katıldılar. "Dans- çılar ayakları ile diışunurler" sö- zü de böylece çurutulmuş oldu. Ülkemızde 40 yılı aşkın bir geçmi- şi olan balemizin belli bir biriki- mi olduğu, yetişkin bir kişi olarak söz hakkı olabileceği de acıkca ka- nıtlandı. Bu arada olumsuz olarak dikkati çeken bir husus, bakanlık uzman kadrolanndan gelen bildiri azlığı idi. Şimdi bu aşamadan sonra bek- lediğimiz, kişi ve kurumlar arasın- da ayrım güdülmesine izin verme- den herkese açık, konuların daha uzun süreli ve ayrı ayrı ele alına- bileceği yeni kongreler düzenlen- mesi ve yetkili kişi ve kurumlann dile getirilen sorun ve çözümleri inceleyerek harekete geçmesidir. Sonuçta geçen yılın icraat prog- ramına bakılacak olursa; 3 devlet balesinin bu yıl da hiçbir klasik eser sahnelemediği görülüyor. Ankara'nın misafir koregraf Valeri Panov'un 88'de sahneledi- ği "Budala" balesi devam eder- ken, yeni eseri "Romeo ve Juliet"i programına aldığı, Çerniçerin "İki Yurek Destanı" adlı eserin- den sonra Altan Tekin'in "Milli Hâkiraiyet" ve "Stüdyoda Amlar" adlı iki balesi ve üç genç koregra- fın (Binnaz Aydan, Yasemin Er- kan, Cihan Yöntem'in) birlikte sundukları "Bernarda Alba'nm Evi", "YabancT ve "Kınflar" adlı eserlerinden oluşan bir program- la yılı sürdurduğu görulmekte. Ankara'dan sonra tstanbul'a davet edilen Valeri Panov burada "Antonius ve Kleopatra" balesini Uk olarak Türkiye'de gerçekleştir- miş. Geçen yıldan programda bu- lunan "Şımarak Kız" balesi surer- ken, Oytun Turfanda'nın 88'de sahnelediği "Kameiyalı Kadın" iki temsil için programa ahnmış ve son olarak "Babçesaray Çeşmesi" ve Oytun Turfanda'nın Osman Şengezer'le birlikte tasarladığı "Niçin?" adlı epik türde yeni ese- ri, AKM Konser Saîonu'nda ser- gilenen Ge>~van McMiUen'in "Ni- jinski ile Bir Akşamüstii" yapıtı ve "Mitos, Meditasyon, Tangolar" adlı eserlerle 89 yılı sonuna gelin- diğı izlenmektedir. lzmir Balesi 89'da Oytun Tur- fanda'nın "Bebek" ve "Yoz Döngü" adlı eserlerini sergilerkeıı, İstanbul Üniversitesi Devlet Kon- servatuvan da klasik balelerden parçalar ve çoğunluğu öğretim uyesi Cera Ertekin'in koregrafıle- rinden oluşan yoğun bir temsil programını her yıl olduğu gibi bu yıl da gerçekleştirdi. Genç koregraflar nerede ve na- sıl yetişecekler? Bu hususta kon- servatuvarların ve operaların bü- yuk hassasiyet göstermesi ve teş- vik edici olması gerekmektedir. Oysa bugün, eğitimin yanı sıra çok başanlı koregrafi çalışmaları ile dikkati çeken gençler, bazı ku- ruluşlarda izlenmekte olan geriye dönüş politikası ile çahşmalaruu durdurmak zorunda bırakılmış- lardır. Y a r u : 1989 Yılında Türkiye'de Edebiyat Dışı Yayınlara Bir Bakış (Şahin Alpay) Claudio Abbado, Berlin FilarmonVnin başında ilk konserini verdi Berlîn'in yeni kralıFurtvvângler ve Karajan hükümranlığından sonra Berlinlilere yeni bir hükümdar gerekiyordu demek ki. Yeni kral Abbado'nun ilk konseri Berlinlilerin soyluluk anlayışına ne kadar uydu bilinmez. Ama eski kente yeni soluk getirdiği ortada. Dış basındaki başlıklardan ba- zıları böyle. Ya da "Herbert von Karajanın Veliahb Taç Giydi." Nedense cumhuriyetlerle, demok- rasiyle yonetilen Avrupa ülkeleri- nin hepsinin gönlünde yatan aslan hep o eski krallı, kraliçeli istibdat günleri. Fnrtwângler ve Karajan huküm- ranlığı tarihe karışmca Berlinlile- re bir hükümdar daha gerekiyor- du demek ki. Kral Abbado'nun ilk konseri Berlinlilerin soyluluk an- layışına ne kadar uygundu bileme- yiz, ama eski kente yeni bir soluk getirdiği de kuşkusuz apaçık or- tada. Açılış konserinde Abbado, yeni orkestrası ile baş başa olma- yı, onlan bir solistle paylaşmama- yı tercih etmişti. Seçtiği program da alışılmış, geleneksel Berlin Fi- larmoni Orkestrası programlann- dan hayli değişikti. Abbado, Karajan'dan çok daha çağdaş olduğunu programının or- tasına yerleştirdiği çok çağdaş bir eserle vurguluyordu ilk konserin- de. 37 yaşındaki Karlsruheli bes- teci Wolfgang Rihm'ın "Dammenıng" adlı eserini Schu- bert ve Mahler arasına sandviç ka- tığı etmesı Claudio Abbado'nun gelecekteki müzik politikasının çizgisini şimdiden belirliyordu. Karajan, konser programların- da Alban Berg veya Webern'den oteye pek gecmezdi. Her iki bes- tecinin de yüzyüunızm ilk yarısın- da yaşayıp öldukleri düşünüldü- ğunde Karajan'ın 20. yüzyıl bes- tecilerine pek o kadar sıcak bak- tığı söylenemez. Oysa Abbado, mesleğinin ba- şından bu yana daima "Avant- garde" akımların yanında yer al- dığını belli etmiş ve muzikal du- yarlığı ile hep en iyileri seçmeyi bilmişti. ve Mahler gibi Avus- turya - Macaristan - Alman gele- neğinin anıtları ile arasının gayet iyi olduğunu da kanıtlayan ttalyan şef Abbado'nun Berlin'deki açılış konseri büyük bir başanyla so- nuçlandı. Konserin sonunda dinleyicilerin salonu terk etmeye hiç niyetleri yoktu. Abbado, on beş dakika bo- yunca ayakta alkışlandı. Abbado'nun Berlin Filarmoni Orkestrası şefliğine gitirilmesine en çok bozulan kişi Lorin Maazel idi. Lorin Maazel, Abbado'nun seçildiğini duyar duymaz basına bir açık mektup gondererek, "Ber- lin Filarmoni Orkestrası'nın bun- dan boyle butun vaktini Abbadoi nun seçeceği eserleri çalışmakla geçireceğinden emin olduğu için orkestra ile daha önceden yapnğı bütün konser ve plak angajman- lannı iptal ettigjni" bildirdi kamu- oyuna. Ancak, Alman müzik eleş- tirmenleri böyle bir blöf karşısııı- da sessiz kalmadılar doğal olarak. Maazel, Alman basınında didik didik edildi ve kendisine mealen "Kedi erişemediği ciğere mundar der" atasozu hatırlatıldı. ÖNCÜ AKIMLARIN YANINDA — Claudio Abbado, her zaman öncü akımlann yanında yer almıştı. Bunu, Berlin Filarmoni'yle ilk konserinde Karajan'dan daha çağdaş bir program secerek de gösterdi. Jfimes Brooks Bruzzese'in yönettiği İDSO'nun solistiDoğan Cangal'dı IstanbıdVla bir Ankara nostaljisiOkullu müzisyenlerimiz arasın- da bir Ankarah - tstanbullu dava- sıdır sürer gider yıllardır. Ankara Devlet Konservatuvan kökenliler İstanbul Belediye Konservatuvan kökenlileri, Istanbullular da An- karahlan dışlar durur bildim bi- leli. Bunun en son ömeğine tstan- bul Belediyesi Konser Salonu'na Cemal Reşit Rey adının verilmesi sonucu rastlandı. Pek iyi niyetli olmayan bir İstanbullu "Benim gi- bi bir Ankara Devlet Konservatu- van kökenlinin Cemal Reşit Rey'i anlamasına imkân olmadığım" vurgularken, daha iyi niyetli bir İstanbullu da "Ankarah olmama rağmen Cemal Reşit Rey'in değe- rini anlayan biri" olmamı neredey- se hayretle karşılıyordu. Bu mantığa göre İstanbullu müzisyenlerin Ulvi Cemal Erkin, Necii Kâzıre Akses ve niceleri gi- bi "Ankarah" muzisyeni, "Anka- ralı'Marın da "İslanbullu"ları aıı- laması olanaksız. Aynı mantığa gore her iki kentin yetiştirdiği mü- zisyenleri, bize tümuyle yabancı olan dış dünyanın anlaması ise hepten olanaİc dışı. Belki de bu anlaşılmazlığımız yuzünden bir türlu müziğimiz dunyadan ses ge- tiremiyor. Öyle ya biz birbirimizi anlayamazken dış dunyadan anla- yış beklememiz abes olmaz mı? Öyle ya da böyle. Biz "Ankara- lılar" arasında, biraz Galatasaray- lılara, biraz da Mülkiyelilere ben- zer "aynı asker ocagından yeüşmiş olma" duygusu hukum surer. Ço- ğumuz, ilkokul sonrası bir araya gelmiş, yatılı okul ortamrnda bir- likte büyümuşuzdür. Kimi zaman Ankaralı çellist Cangal'ı sahnede dinlerken film şeridi geriye sardı. Ankara Konservatuvan'nda David Zirkin ile başlayarak Saldarelli ile devam eden çello sınıfmı düşündüm. Ateşli yorum ve teknik tartışmalannı, geç saatlere kadar süren müzik didişmelerini anımsadım. kardeşten de yakın bağlanmız ol- muştur. Şimdi artık koca koca in- sanlanz, yolun yansmı geride bı- rakmışız. Ama bir araya geldiği- mizde çocukluğumuza, ilk genç- liğünize son surat dönüveririz, hiç şupheniz olmasın. Ankaralı çellist Doğan Cangal- la böyle bir geçmîşimiz var. Onu sahnede dinlerken ister istemez film şeridi geriye sanveriyor. An- kara Devlet Konservatuvan'nda, ilk önce David Zirkin ile başlaya- rak sonra Saldarelli ile devam eden ve nihayet Martin Boch- mann'dan sonra yabancı hocalar- dan yerli hocalara devrolan çello sınıfını düşundum. Aziz Gürerk, Yalçın Başar, Oral Dai, Ali Do- ğan, Doğan Cangal, Engin Sansa arkadaşlarımızı, kuçüklenmizi; gece gunduz dinleyip durduğumuz Pablo Casals, Emmanuel Feuer- mann, Piatagorsky, Fournier plaklarıru; ateşli yorum ve teknik tartışmalannı; toplu halde gidilen konserleri; konser sonrası geç sa- atlere kadar suren musiki didişme- lerini anımsadım yeniden. Doğan Cangal, Ankara Devlet Konservatuvan'nda Martin Boch- mann'ın öğrencisiydi. O kadar ye- tenekliydi ki ona "küçük Bochmann" adı takılmıştı o za- man. Okulu bitirince bursla Pa- ris'e gitti. Ecole Normale de Mu- sique'de dunyaca unlü çellist And- re Navarra ile çalıştı. License de Concert sınavında birincilik odulü aldı. Yurtdışında çalıştı, çok sayı- da konser verdi. Şimdi Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvan ve Bilkent Üniversitesi'nde öğre- tim üyesi. Bir yandan da konser vermeyi sürduruyor, ama bence biz İstanbullular (ben epeydir îs- tanbulluyum, ama bunu kimseye anlatamıyorum!) onu yakından tanımıyoruz. Doğan Cangal kalitesinde bir çellist Avrupa'da yaşasa orkestra solisti olarak, ayrıca resital ve oda müziği konserleriyle sahneden aşağı inmez. Ancak ülkemızde bu tür konser yaşamını düzenleyecek örgütlu konser ajanslan bile yok henuz. Sanatcılanmız bir ajans ta- rafından temsil edilmedikleri ve konser anlaşmalarını, yazışmala- rı kendileri düzenlemek zorunda kaldıklan için çoğu zaman bezi- yor ve bu işten vazgeçiyorlar ne yazık ki. Ankaralılar İstanbul'a, Is- tanbullular da Ankara'ya pek sey- rek adım atıyorlar bu yüzden. Doğan Cangal, 5-6 Ocak 1990 hafta sonu konserlerinde Ameri- kalı şef James Brooks Bruzzese yönetimindeki IDSO eşliğinde Dvorak'ın op. 104 si minör çello konçertosunu çaldı. Orkestra, ese- ri en ince aynntısına kadar net ve doğru bir yorumla sunmaya çalı- şarak güzel bir eşlik örneği verdi. Konserin ikinci yansında dinledi- ğimiz Çaykosvki'nin 6 numaralı op. 74 si minor "Patetik" senfo- nisinde de ayrı ozeni gösterdi or- kestra. Tahta ve bakır üflemeler gruplannın elde ettiği yumuşak tı- nılar, renkler profesyonel bir sen- foni orkestrasına yakışır nitelik- teydi. Sanırım, konserin başanlı ol- masını sağlayan bu tür ayrıntıla- nn halledilmiş olmasını, şefin dik- katine, muzikal duyarlıhğına ve bilgisine borçluyuz. James Brooks Bnızzese, Kolombiya, Panama ve İtalya karışımıyla dünyaya gelmiş bir Amerikan vatandaşı. Damar- lannda taşıdığı Latin kanının özel- liklerini sezmemek olanaksız. Bruzzese, hem klasik repertuvar- da, hem opera repertuvarında, höm de -Amerikalı olmasının ge- tirdiği avantajla- popüler müzik repertuvannda gayet rahat yol alan bir şef olarak dikkat çekiyor- du. 'Pera'da \aşam" konferansı • Kültür Servisi — Şişli Beymen Mağazası'nda açüan "1873-1908 Pera Ressamlan" başhklı sergi kapsamında bugün saat 17.30'da aym yerde "Pera'da Yasam" konulu bir konferans yer alacak. Prof. Dr. Zafer Toprak'ın konuşmacı olarak katılacağı konferansta, Pera'daki sosyal yaşantı anlatılacak. Konferans sırasmda Pera'da sanat, giyim-kuşam, nüfus, etnik gruplar ve eğlence gibi çeşitli konulara değinen bir dia gösterisi de sunulacak. 'Şair Ressamlar' • Kültür Servisi — Kadıköy'deki Altıneller Sanat Galerisi'nde 15 ocak pazartesi günü "Şair Ressamlar" başhklı bir sergi açılıyor. Resimleriyle de tanıdığımız Bedri Rahmi Eyüboğlu, Oktay Rifat, Metin Eloğlu ve Turt,ay Gönenç dışında, resim yaptığı bugune dek bilinmeyen şairlerimiz de bu sergide yer ahyorlar: Hulki Aktunç, Muzaffer Erdost, Aydın Hatipoğlu, Özdemir Ince, Afşar Timuçin gibi. 30 tablodan oluşan bu sergide ayrıca şairlerin elyazısı ile yazılmış bir de şiirleri bulunuyor. Gonca Sezer sergisi • Kültür Servisi — Gonca Sezer Resim Sergisi, 11 ocak tarihinde Urart Sanat Galerisi'nde açılıyor. Sanatçının son dönem yağlıboya ve akrilik çalışmalannın yer alacağı sergi, "Bireyin toplumsal eleştirisi" ve "Insanın sorgulanması" temaları üzerinde duruyor. Sezer'in 14 adet tablosu 30 ocak tarihine kadar görulebilecek. Sinemada rekor • Kiltir Servisi — Kuzey Amerika'daki sinema salonlan, 1989 yıhnı rekor bir giseyle bitirdiler. Fümlerden 1989 yılı içinde toplam 5 milyar dolar (yaklaşık 11.5 trilyon TL.) gişe geliri elde edildiği açıklandı. Bu miktara en i * çok katkıda bulunan ftlmin "Batman" olduğu bildirildi. 1989 yıhnda özellikle yaz aylannda eski mevsimlere oranla çok sayıda seyircinin sinemaya gittiği saptandı. Kuzey Amerika'da 1988 yüının toplam gişe geliri 4 milyar 450 milyon dolar olarak belirlenmişti. Umut Hüzün tçinde • Kültür Servisi — Muzaffer Akyol "Umut Hüzün İçinde" adlı resim sergisini 10 ocak tarihinden itibaren Galeri Pago'da (Kadıköy, Altıyol) sunacak. İstanbul Beşiktaş Rotaract Kulübu tarafından düzenlenen sergi 25 ocak tarihine kadar açık kalacak. 1945 Trabzon doğumlu olan ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü'nden 1974 yüında mezun olan Akyol, bugüne dek 29 kişisd sergi gerçekleştirdi. Sanatçının yapıtlan ABD, Avustralya, Hollanda'da da sergilendi. BUGÜN • 'Bahçesaray Çeşmesi' Asafıev'in müziği üzerine Margi Scott-Yuri Papko'nun hazırladıklan koregrafiyle sahnelenen "Bahçesaray Çeşmesi" balesi saat 20.00'de Atatürk Kültür Merkezi'nde izlenebilir. BtLSAK'TA BUGÜN 10 Ocak Çarşamba: 19.00 DERGI YAZI KURULLARIYLA TANIŞMA SOHBET: İa Vivo Dergisi 19.00 GÜNLERİN GÖTÜRDÜ: "GünbcgüB lasan Haklan" Av. Emel ATAKTÜRK 10.00-01.00 arası CAFE- FOYER-BAR BİLSAK, Herkese Açıktır. BİLSAK SıraselvUer, Soğancı Sk. No: 7 CİHANGİR 143 28 79-143 28 99 ERDAL ATABEK INSAN SICAĞI ÇAĞDAŞ YAYINLARI Türk Ocağı Cad. 39-41 Cağaloğlu-ISTANBUL 5 0 0 0 lira KDV IÇ*«*> Oöemelı gondentmeı
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle