Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
- 2025
- 2024
- 2023
- 2022
- 2021
- 2020
- 2019
- 2018
- 2017
- 2016
- 2015
- 2014
- 2013
- 2012
- 2011
- 2010
- 2009
- 2008
- 2007
- 2006
- 2005
- 2004
- 2003
- 2002
- 2001
- 2000
- 1999
- 1998
- 1997
- 1996
- 1995
- 1994
- 1993
- 1992
- 1991
- 1990
- 1989
- 1988
- 1987
- 1986
- 1985
- 1984
- 1983
- 1982
- 1981
- 1980
- 1979
- 1978
- 1977
- 1976
- 1975
- 1974
- 1973
- 1972
- 1971
- 1970
- 1969
- 1968
- 1967
- 1966
- 1965
- 1964
- 1963
- 1962
- 1961
- 1960
- 1959
- 1958
- 1957
- 1956
- 1955
- 1954
- 1953
- 1952
- 1951
- 1950
- 1949
- 1948
- 1947
- 1946
- 1945
- 1944
- 1943
- 1942
- 1941
- 1940
- 1939
- 1938
- 1937
- 1936
- 1935
- 1934
- 1933
- 1932
- 1931
- 1930
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
CMYB
C M Y B
SAYFA CUMHURİYET 29 OCAK 2010 CUMA
16 KÜLTÜR kultur@cumhuriyet.com.tr
B
aş başa yenilen bir yemeğin ardõndan
küllenmiş aşklarõ yeniden alevlenen es-
ki bir karõ kocanõn hikâyesini anlatan,
Meryl Streep, Steve Martin, Alec Baldwin’in
oynadõğõ “İlişki Durumu: Karmaşık” (It’s
Complicated), 1980’lerin popüler TV dizisinden
yönetmen Martin Campbell eliyle sinemaya
uyarlanmõş, Mel Gibson’lõ polisiye “İntikam Pe-
şinde” (Edge of Darkness), Jim Davis’in ya-
rattõğõ popüler çizgi roman kahramanõ kedinin ye-
ni serüvenlerini, üç boyutlu animasyon olarak per-
deye taşõyan “Garfield Süper Kahraman”
(Garfield’s Pet Force) ve iki genç sinema eleş-
tirmeni arkadaşõmõzõn (Talip Ertürk’le Mu-
rat Emir Eren’in) yazõp yönettiği, Türki-
ye’nin ilk zombi filmi “Ada: Zombilerin
Düğünü” gibi vasat filmlerin gösterime
girdiği bu hafta, 5 gün önce kaybettiği-
miz, ‘hayatını kültür-sanata adamış’
klişesinin üzerine tam da cuk oturduğu Şa-
kir Eczacıbaşı’yõ bir iki satõrla biz de ana-
lõm dedik naçizane.
Tam 45 yõl önce, amatör gönüllüler tay-
fasõndan rahmetli Altan Küçükyalçın ve
Ömer Pekmez’le birlikte, çõraklõk-çömez-
lik ettiğimiz, bizim kuşağõn ‘istinat du-
varı’ Onat Kutlar’õn başõnõ çektiği
çabalarla, Galatasaray-Ali Han’da-
ki küçük bir odada, kuruluş
sancõlarõnõ hep birlikte yaşa-
dõğõmõz, tüm olumsuz ko-
şullara karşõn kõsa sürede 5
bin üyeye erişecek Sinematek Derneği’nin, iş di-
siplininden hiç ödün vermeyen, dur durak tanõ-
maz, kararlõ başkanõ olarak tanõmõştõm Şakir Bey’i
1965’te. Bir süre sonra Ali Han’dan Mis So-
kak’taki yerine geçen Sinematek’e her gelişin-
de, ondan önce sökün eden gölgesinin yarattõğõ
korkumsu bir saygõyla hep çekinegeldiğimiz o
ağõr ve oturaklõ, zengin işadamõ-patron
imajõ zamanla değişmiş, ansõzõn sö-
kün eden bir sorun karşõsõnda ke-
sinlikle pes etmeyerek ‘Anladın mı,
anladın mı’ diye bastõra bastõra, so-
nuçta muhatabõ-
nõ mutlaka kendi
dediğine ikna eden, sanata (özellikle yedinci sa-
nata) vurgun (ve iflah olmaz bir Orson Welles
hayranõ olan), sõkõ bir sinefil kimliği öne çõkmõştõ.
1940-50’li yõllarda İngiliz komedisinin en par-
lak filmlerini üreten Ealing güldürülerinden
Rossellini ve İtalyan Yenigerçekçiliğine, Ay-
zenştayn’la devrimci Sovyet filmlerinden An-
drzej Wajda’nõn “Kanal”,“Küller ve Elmas-
lar”õ gibi Sinematek’in başlangõç coşkusunu olay
haline getiren unutulmaz Polonya filmlerine
kadar tartõşamayacağõ sinema konusu yoktu
nerdeyse. Gerektiğinde maddi desteğini de esir-
gemediği Sinematek’in önüne o dönemde devasa
bir engel gibi dikilen sansürün aşõlmasõnda da Şa-
kir Bey’in payõ vardõ.
Doğal olarak mesafeli ama sõcak ilişkimiz,
sinemanõn yanõ sõra grafik sanatlarõnõ da kap-
sõyordu çünkü o işi gereği çeşitli ilaç, ambalaj,
kutu ve afiş tasarõmlarõndan 1950’li yõllar-
da çõkardõğõ Tõpta Yenilikler dergisine ve
her yõl belli bir tema çevresinde bir araya
getirdiği nice yeni fotoğrafçõnõn eserle-
rine yer vererek sektirmeden yayõmla-
dõğõ fotoğraf albümlerine kadar grafik
sanatlara ve tasarõm uğraşõna zaten ya-
kõndan vâkõftõ öteden beri. Gözü
zevkli, vizyonu geniş, temeli sağ-
lamdõ. Fotoğrafa henüz başlamamõş
ama grafik sanatlarõn önemini çok-
tan kavramõş, ‘afişten anlayan’
Şakir Bey’le, grafikle yatõp sinemay-
la kalktõğõm o yõllarda Polonya afiş-
lerine tutkun, çiçeği burnunda bir Akademi öğ-
rencisi olarak patron-emekçi karşõtlõğõnõ aşan,
uyumlu beraberliğimiz vardõ doğrusu.
Kuşkusuz sinemamõzõn bugünkü konumu-
na erişmesinde, yeni sinemacõ ve sinemase-
ver kuşaklarõnõn ortaya çõkmasõnda büyük pa-
yõ olan Sinematek’in giderek eğitici, bilin-
çlendirici, yetiştirici bir ekole dönüşmesinde,
genellikle görmezden gelinen bu ‘Şakir baş-
kan katkısı’nõ da vurgulamak gerekir.
1965’te, Şişli’nin arka sokaklarõndaki rutubet
kokulu Kervan sinemasõnda başlayan film gös-
terilerinin aksamamasõ için Onat Ağbi hep ön
planda yõrtõnõrken Şakir Bey’in arka planda-
ki iş bitirici işlevi de unutulmamalõ.
12 Eylül 1980 darbesinin Sinematek’i ka-
patmasõnõn ardõndan Onat Kutlar’la Vecdi Sa-
yar’õn başlattõğõ Sinema Günleri’nin uluslar-
arasõ İstanbul film festivaline evrildiği İKSV
sürecine başkanlõk ederken aynõ zamanda
fotoğrafçõlõğõnõ da sürdüren, ülkemizin en
önemli müzik, film, caz ve tiyatro festivalle-
rini ve iki yõlda bir yapõlan İstanbul Bienali’ni
düzenleyen İKSV’yi iş yaşamõndan ayrõldõğõ
1996’dan beri iyice kurumlaştõrmaya öncelik
veren ve en son bize İKSV’nin Şişhane’deki
yeni merkezi Deniz Palas’õ kazandõran Şakir
Bey’i kolay kolay unutmayacağõz.
En büyük eseri olan İstanbul festivalleriyle sürgit anõlacak, ‘gizli kültür bakanõ’ Şakir Eczacõbaşõ’nõn ardõndan
Şakirpostmortem...
KİTAPLARINI ÜNİVERSİTEYE
BAĞIŞLAYAN AĞAOĞLU
‘Yeniden
doğmuş gibiyim’
Efsane isimler
İstanbul’da
Kültür Servi-
si - Avrupa’da ger-
çekleştirilen en bü-
yük ve kapsamlõ
bale buluşmalarõn-
dan biri olan “Gol-
den Horn - Kons-
tantiniyye’de Ba-
le Randevusu’; bu-
gün ve yarõn saat
20.30’da Lütfi
Kõrdar’da yapõlõyor. Bugün Batõ, yarõn ise
Doğu repertuvarõndan bale yapõtlarõnõn, ünlü ba-
le topluluklarõnca sahneleneceği etkinlik kapsa-
mõnda Mariinsky’nin ünlü Prima Ballerina’sõ
Yulia Makhalina’nõn eşlik edeceği ve engelli bir
balet için hazõrladõğõ “Golden Duet” (Altõn Düet/
Dansa Engel Yok!) adlõ yeni koreografisinin
dünya prömiyeri de yapõlacak.
Howard Zinn yaşamını yitirdi
Kültür Servisi - Dostlar Tiyatrosu’nun geçen
sezondan bu yana dünyanõn dört bir tarafõnda sah-
nelediği ‘Marx’õn Dönüşü’ adlõ oyunun yazarõ,
ABD’li tarihçi Howard Zinn (88) yaşamõnõ yitirdi..
1980’de yayõmlanan ve Türkçeye de çevrilen
‘ABD Halklarõnõn Tarihi’ adlõ kitabõ tüm dünyada
1 milyon baskõya ulaşan Zinn, ABD tarihine soldan
bakan anlatõmõ, Vietnam ve Irak savaşlarõndaki mu-
halif tavrõyla da tanõnmõştõ. Zinn’in ‘Öteki Ameri-
ka’ adlõ oyunu da Türkçeye aktarõlmõştõ.
Karısına aşkı Costa’yı getirdi
Kültür Servisi - 1921’den bu yana Brintanyalõ
yazarlara verilen 30.000 sterlin değerindeki Costa
Kitap Ödülü’nün bu yõlki sahibi ‘A Scattering’ ad-
lõ toplu şiir kitabõyla İngiliz şair Christopher Reid ol-
du. Jüriye göre; Reid’in yõllardõr büyük bir aşkla bağ-
lõ olduğu karõsõnõn ölüm sürecini anlattõğõ kitap ‘de-
rin bir etkileyicilik ve sarsõcõ bir dürüstlüğe’ sahip.
‘İstanbul’ sergisine büyük ilgi
Kültür Servisi - Fransa’da Türkiye Mevsimi
kapsamõnda 9 Ekim 2009 tarihinde Paris’in seçkin
sergi mekânlarõndan Grand Palais’de açõlan ve 25
Ocak’ta sona eren “Bizans’tan İstanbul’a: İki Kõta-
nõn Limanõ” başlõklõ sergiyi açõk kaldõğõ iki buçuk
ay boyunca 241 bin 233 kişi ziyaret etti. Fransa’da
Türkiye Mevsimi Sergiler Direktörü ve Sakõp Sa-
bancõ Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer’in küratör-
lüğünde düzenlenen sergi Byzantium’dan Nea’ya,
Constantinople’den Konstantiniyye’ye, İstanbul’un
sekiz bin yõllõk tarihini anlatõyordu. (www.iksv.org)
Çağdaş Türk sanatõnõn önde gelen öncülerinden ressam ve heykeltõraş Ömer Uluç’u yitirdik
Sanatınolduğuyerdeölümyok
Kültür Servisi- Çağdaş Türk sanatõnõn önde gelen
adlarõndan, ressam ve heykeltõraş Ömer Uluç, dün
sabaha karşõ yaşamõnõ yitirdi. Bir süredir tedavi görmekte
olan Uluç, beş gün önce İstanbul Cerrahi Hastanesi’ne
kaldõrõlmõştõ. Ölümü sanat ve kültür dünyasõnõ yasa boğan
Uluç 79 yaşõndaydõ. Sanatçõnõn cenazesi yarõn Bebek
Camii’nde kõlõnacak öğle namazõnõn ardõndan Aşiyan
Mezarlõğõ’nda toprağa verilecek. Kültür ve Turizm
Bakanõ Ertuğrul Günay, yayõmladõğõ başsağlõğõ
mesajõnda, Uluç’un vefatõnõ üzüntüyle öğrendiğini
belirterek şöyle dedi:
“Türk çağdaş sanatının öncü isimlerinden biri olan
Ömer Uluç, ardında bıraktığı sanat yapıtlarıyla,
yurtiçi ve yurtdışında açtığı çok sayıda sergiyle Türk
resim sanatına çok değerli hizmetlerde bulunmuştur.
Bir kültür ve sanat insanının aramızdan ayrılışının
üzüntüsünü ailesiyle, sevenleriyle, sanat camiasıyla
paylaşıyor, her zaman saygı ve sevgiyle
hatırlayacağımız Ömer Uluç’a Allah’tan rahmet
diliyorum.” 1931’de İstanbul’da doğan Ömer Uluç,
1953’te Robert Kolej’i bitirdikten sonra 1953-57 arasõnda
ABD’de mühendislik ve sanat öğrenimi gördü. 1953’te
Nuri İyem’in öncülüğünde kurulan “Tavanarası
Ressamları” grubunda yer aldõ. 1965’ten başlayarak
İngiltere, ABD, Meksika ve Nijerya’da, uzun yõllar
Paris’te yaşadõ. Başta Paris, Berlin ve İstanbul olmak
üzere dünyanõn önde gelen sanat merkezlerinde pek çok
sergi AÇTI, birçok bienale katõldõ. Ömer Uluç, son
olarak, 2009 yõlõ içinde “Beylerbeyi Cinleri” ve
“Parçalanmanın Kimyası” adlõ iki büyük sergi
düzenlemişti. Kendini yalnõzca tuval resmiyle
sõnõrlandõrmayan sanatçõ, değişim malzemeler kullanarak
sanatõnõ durmadan yenilemiş, günümüz sanatõna öncü
katkõlarda bulunmuştu.
Dün sabaha karşõ yitirdiğimiz Ömer Uluç 79 yaşõndaydõ. Uluç,
dünyanõn önde gelen kültür merkezlerinde sergiler açmõş, hastalõğõ
sõrasõnda iki büyük sergi düzenlemiş, sanatõnõ hep yenileyerek çağdaş
sanatõmõza öncü katkõlarda bulunmuştu.
AYŞEGÜL SÖNMEZ (Sanat eleştirmeni, Uluslararasõ Sanat Eleştir-
menleri Derneği Türkiye Başkanõ)
H
ayattaki en iyi dostumu kaybettim. En son yaptõğõmõz söyleşide “Ka-
ğıtları tekrar kararım” demişti. Çok büyük bir savaşçõydõ. Son
2 yõldõr kanserle savaşõyordu. Türk resminin en önemli sivil isim-
lerinden biriydi. Son 2 sergisi: ‘Beylerbeyi Cinleri’ ve ‘Parçalanmanın
Kimyası’ çok önemlidir. Bu sergilerde kendi bütün tarihini yeniden
üretti. Son 50 yõllõk üretimine ilişkin bir tünele soktu bizi.
Büyük bir savaşçõ
BEDRİ BAYKAM
(Uluslararasõ Plastik Sanatlar Derneği Başkanõ)
T
ürk çağdaş sanatõnõn en önemli duayen ustalarõndan
Ömer Uluç’u bu sabah kaybetmiş olmanõn derin
üzüntüsünü yaşõyoruz. Ardõnda, Türk çağdaş sanat
ortamõna candan kişiliği, geniş vizyonu, ulusal ve uluslararasõ
düzeyde Türk sanatõna yaptõğõ katkõlarõ ve biriktirdiği sayõ-
sõz eserlerle izler bõrakan bu büyük sanatçõmõzõ daima sev-
gi ve saygõ ile anacağõz. UPSD olarak, Ömer Uluç’ un kay-
bõndan duyduğumuz derin üzüntüleri-
mizi ifade ederken kendisine Tanrõ’dan
rahmet, ailesine, yakõnlarõna, dostlarõna
ve Türk sanat ortamõna başsağlõğõ di-
leklerimizi iletiyoruz.
VEYSEL UĞURLU
(Yapõ Kredi Kültür AŞ Genel Müdür
Yardõmcõsõ)
Yaşamõ boyunca sanatõndan, tarzõndan
ve yarattõğõ sanatsal dünyadan asla ödün
vermeyen Ömer Uluç inanõlmaz bir
çabayla kazõyarak, yõrtarak, dökerek,
çoğaltarak yaratõklar, yengeçler, kling’ler,
kuşlar, Lucy ve George’lar yarattõ. Ya-
rattõğõ bu karakterler kendi aralarõnda ko-
nuştu, yalnõz kaldõ, uzaklaştõ, parçalan-
dõ, çoğaldõ, bir araya geldi ve sonsuz bir
dünyanõn yaşayan kahramanlarõ oldular.
Bütün bu yaşam masalõnõn arkasõndaki
mimar ise mükemmel kişiliğiyle sanat-
çõnõn kendisiydi. Ömer Uluç “Ben bugün
çıkacağım ya da yarın geleceğim diye bir şey yapılamaz
hayatta. Sanatta ise çıkışlar var. Çıkışlar yaptığınız iş-
ler, yapacağınız işler ve kopuşlar. Hayat şeridinin son
kopuşu ölüm. Bugün ölenle, eski Mısır’da ölmüş olan eşit-
tir. Bu büyük bir eşitliktir” derken belki de yarattõğõ sa-
nat eserlerinde yer alan antik figürlerle ve özellikle Lucy ve
George’la eşit olacağõnõ anlatmak istemişti. Son sergisin-
deki desen defterinde yazdõğõ gibi; “Ölümün olduğu yer-
de ben yokum / Benim olduğum yerde ölüm yok“. Ar-
tõk onun olduğu yerde ölüm yok.
ESRA ALİÇAVUŞOĞLU (Sanat eleştirmeni)
Ömer Uluç’un kaybõ sanat ortamõmõz için büyük bir boş-
luk olacak kuşkusuz. Uluç, 1950’lerden başlayarak büyük bir
tutkuyla sürdürüyordu sanat yaşamõnõ. Akademi’nin yerle-
şik kurallarõna karşõ, Akademi’nin dõşõndan biri olarak, “Ta-
vanarası Ressamları” ile başladõğõ yeniliğe, gelişmeye inan-
cõnõ son günlerine dek sürdürdü. Hareketli fõrça vuruşlarõy-
la yarattõğõ figürler kimi zaman tuvalin içinden, kimi zaman
tuvalin dõşõndan izleyiciye bakan üç boyutlu figürlere dönüş-
tü. Her dönem kendi dilini yaratabildi; son olarak Beylerbeyi
Sarayõ’ndan “Cinler”iyle selam çaktõ onu izleyenlere.
HÜSNÜ ÖZYEĞİN
(FİBA Holding Yönetim Kurulu Başkanõ, sa-
nat koleksiyoncusu)
Sanat hayatõmõzda çok önemli bir insandõ. Ai-
lece de çok yakõnõmõzdõ. Özellikle son 20 yõl-
dõr onun sanatõnõ çok yakõndan izledik. Evi-
mizde, bankada, Özyeğin Üniversitesi’nde
bulunan pek çok yapõtõnõn tanõnmasõnõ isteriz.
Uluç’un belki de en önemli özelliği, sanatõnõ
sürekli değiştirmesi, yenilemesiydi. Son ola-
rak, hastayken bile “Parçalanmanın Kimyası”
sergisini gerçekleştirdi, sonuna kadar gitti. Yi-
ne son dönemde teknolojiden yararlanarak re-
sim yapan ender sanatçõlarõmõzdan biriydi.
Yurt dõşõnda da saygõnlõğõ olan nadir sanat-
çõlarõmõzdandõ.
HALDUN DOSTOĞLU (Galeri Nev)
Ömer Uluç Türk resmi için niçin önem-
lidir diye kendime sorduğumda iki yanõ-
tõm var: Birincisi, resmi çok özgün, çok
kendine özgüdür. İkincisi ise, ta başõndan
vefatõna kadar sanatõnõ çok genç tutabilmiş
nadir sanatçõlardandõr.
SEMA ÇAĞA (Sanat koleksiyoncusu, avukat)
Modern sanatõn kalbinde yaşayan bir insan olarak tanõdõm
onu. Sadece resimler yapan biri değildi, bir bilge bir filozof
gibi tanõdõm kendisini ve o çizgide 30 yõl birlikte yaşadõk. Ken-
disine has kişiliği olan, üreten bir insandõ. Bütün sanat
evrelerinde önce bir koleksiyoncu sonra bir dost ola-
rak birlikte yaşadõk. Onun hayatõndan kendime bir yansõma
aktarabildiysem eğer, kendimi çok zengin ve mutlu addederim.
O, en güzel resimlerini bana layõk görürdü. Hayatõm boyunca
sadece yaptõğõ resimlerini değil, engin kahkahasõnõ da unut-
mayacağõm. Benim için Ömer şu özdeyişin ta kendisidir: “İn-
san düşünür, Tanrı güler.” O, gülerdi.
Kültür Servisi - Boğaziçi Üniversitesi, önceki
gün, yaklaşõk 3000 kitabõnõ, imzalõ diğer eserleri-
ni ve ölümünden sonraki telif haklarõnõ kuruma ba-
ğõşlayan çağdaş Türk edebiyatõnõn usta kalemle-
rinden Adalet Ağaoğlu’na, Aptullah Kuran Kü-
tüphanesi içinde “Adalet Ağaoğlu Araştırma
Odası” açarak teşekkür etti. Ağaoğlu törene katõ-
lan konuklara; “Bu açılış için yeniden elden ve göz-
den geçirilmiş, tozu alınmış; aslına dokunul-
mamıştır” notunu düştüğü deneme kitabõ “Roman-
Eşya-Müze/Müze-Eşya-Roman”õ hediye etti.
Yazarõn eşi Halim Ağaoğlu ve kendisi tarafõndan
oluşturulan arşiv, belgeler, hakkõnda yapõlan ince-
lemeler, mektuplar, aldõğõ önemli ödüller ve Re-
mington daktilo gibi özel eşyalarõnõn yer aldõğõ oda,
yazar ve özel arşivi ile ilgili araştõrma yapan herkese
açõk olacak. Rektör Prof. Kadri Özçaldıran açõlõşta,
Adalet ve Halim Ağaoğlu’na bağõşlarõnõn tümünü
gösteren iki ayrõ katalog ve John Freely’nin “Ro-
bert Kolej Tarihi” adlõ kitabõnõ sunarken Adalet
Ağaoğlu, projenin amaçlarõndan birinin edebiyatõ-
mõzõn yurtdõşõnda objektif tanõtõmõ için örnek olmasõ
olduğunu söyledi ve şöyle konuştu: “Yeniden
doğmuş gibiyim. Her şeyim burada. Koymaktan
vazgeçmeyeyim diye mektuplarımı bile gözden
geçirmedim. Kadir Özçaldıran ve projeyi ger-
çekleştiren herkes meseleyi çok iyi anladılar, hep-
sine çok teşekkür ederim.”
SAHNEDE SİGARA YASAĞI
Bakan Akdağ,
sanatçıları suçladı
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Sağlõk Ba-
kanõ Recep Akdağ, tiyatro sahnesinde sigara ya-
sağõnõ savunurken “Sanat çok önemlidir ancak sa-
natın da toplumun duyarlılıklarına itina etme-
si gerekir” dedi.
Sigara yasağõna ilişkin yasanõn, TBMM’nin ira-
desi ile alõndõğõnõ, vatandaşõn yüzde 90’õnõn arka-
sõnda durduğu bir yasa olduğunu savunan Akdağ,
şunlarõ söyledi: “Kapalı yerlerde sigara içilmesi
yasaklanmıştır ve kanunda sigaranın özendiril-
mesi de engelleyen hükümler bulunmaktadır. Siz
bir tiyatro sahnesinde sigara içtiğinizde hem ka-
palı mekânda sigara içmiş oluyorsunuz hem de
sigarının içilmesini özendirici bir iş yapmış olu-
yorsunuz. TBMM’nin iradesini uygulayan bü-
rokrata ‘Ben sanatçõyõm arkadaş, ben seni falan din-
lemem’ demek hiç yakışık almıyor. Biz tiyatro-
ya çocuğumuzu alıp gidiyoruz, sanatçıların top-
luma örnek olması lazım. Sahnesinde sigara içi-
len bir tiyatroya götürmek doğru olmaz.”
Sonuna kadar genç kaldõ
KOMET (Sanatçõ)
1964’te Avrupa’dan döndü-
ğünden bu yana çok yakõn
dostumdu; abim sayõlõrdõ.
Büyük bir zekaydõ, Türk
resmi için çok önemli bir
ressamdõ. Kendisinden çok
şey öğrendim. Çok değer-
li bir insanõ, bir sanatçõyõ
kaybettik. Üzgünüz.
Çok şey
öğrendim
NECMİ SÖNMEZ (Sergi yapõmcõsõ)
Ö
mer Uluç çağdaş sanatõn ‘muhalif’ tarafõnda yer alan bir sa-
natçõydõ. Tavanarasõ Ressamlarõ grubunun üyesi olarak çõk-
tõğõ sanat ortamõnda, farklõ bir resim anlayõşõnõ savundu. Aka-
demi karşõtõydõ. Sonralarõ büyük boyutlu resimlerinde, heykel-
lerinde, sürrealistik elemanlarõ kullanarak, hayatõn anlamsõzlõğõna
gönderme yaptõ. Hakkõnda donanõmlõ bir retrospektif serginin ve
ciddi bir kataloğun yayõmlanmasõ gerekir.
Sanatın‘muhalif’tarafından