01 Temmuz 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
.26 HA2İRAN 1996 ÇARŞAMBA CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 ALLEGRO EVtlN tLYASOĞLU İyi ld Peldnefler'imiz var!Pekineüer'i uzun süredir dinleyeme- mişti Istanbullular. Hele resitallerini kimbilirkaçyıldırduymamışlardı. Kuş- kusuz AKM'yi hıncahınç dolduran her- kesin gönlünden aynı şey geçtı resıtal boyunca: "İyi ki Pekineİler'imiz var." Genellikle pıyanolu beşli olarak dın- leyegeldığimiz Brahmsın op 34 Fa Ma- jör sonatında iki piyano arasında diğer yaylı çalgılann paylaşımı da ortaya çıkı- yordu. Pekineller'in tuşlannda beş çalgı- nın tınısı da duyuluyordu. Sanatçılar programın ilk yansındaki ağırbaşlı orta- ma karşı ikinci yanda daha coşkulu. da- ha halka yakın yapıtlar seçmişlerdi. J. C. Bach'ın Rokoko tarzındaki zarif sonatı- nı da zamanın kla\ senden piyanoya ge- çiş biçeminde seslendirdiler. Gersh- win'in prelüdleri, Brahms'ın Macar Danslan. Liszt'ın Mehpisto Va!si gbı ya- pıtlan kendilennden daha öncekı yıllar- da da dinlemiştik. Ancak bu kez yenı bir olgunluk. taze bir coşkuyla çaldılar her birini. Sanki her bir müzik cümlesinın ar- dındaki felsefeyi yeniden keşfe kalkış- mışlar! Güher-Süher Pekinel düosunun kendilerini üst düzeyde koruyabilmele- rinin başlıca sırn. karşılıklı söyleşilerin- deki canlılık rubatolanndaki birliktelik ve yıllar öncesinden bildikleri yapıtlan her seferinde ilk kez yorumluyormuşça- sına incelıkle çözümlemelennde yatıyor. Çilingiryan Dörtiüsü bekleneni vermedı Çilingiryan Dörtlüsü'nün Londra'da- kıününübilinz. Geçen kışaylanndaLe- von Çilingiryan'ı İDSO'da Brahms kon- çertosunun solisti olarak dinlemiştik. Ar- dında bırakıp gittiği izlenimleri şöyley- di: Brahms'a yakışmayan hantal bir yo- rum. tonlama. hatalan, nota yanlışlan. tempoaksaklıklan! Bir daha solist değil de onu bir oda müzikçisi olarak değer- lendirmeyi dilemiştik. Bu kez 24. tstan- bul Festivali'ne ünlü kuvartetı ile konuk oldu. Ne yazık ki yine baştan sona Le- von Çilingiryan kendini toplulugun dı- şına çıkartıp oda müziği yapmanın baş- lıca özelliği olan birlikte şarkı söylemek ilkesini bile uygulamıyordu. Oysa toplu- luğun çellıstı PhiliodeGroote ve \ iyola- cısı A. Valdimarsdorrır son derece başa- nlı üyelerdi. Çilingiryan dışında kalan üç üye İcendi arasında bir ton tutrurabilme- yi bile başardı. Mischa Maisky'nin büyûsü Rusya dogumlu Musevi çellist Misc- Jıa Maisky. piyanist Daria Hovoranın eşligınde gerçekten büyülü dakikalar > a- şattı. lpekten bir ses dokusu ördü sanat- Rusya doğumlu Musevi çellist Mischa Maisky (solda). piyanist Daria Hovora'nın eşüğinde gerçekten büyülü dakikalar yaşattı. 14. \e 15. İstanbul fesrhallerinden anımsadığımız, y ılda 80 konser vererek dünyayı dolaşan piyanist l\o Fogoreliç'in (üstte Ann Karamürsel. Ivo Pogoreliç ve -Vliza Kezeradze ile birlikte) yine olağanüstü yönünü dinlemeye hazırlanıvor tstanbullular. G üher-Süher Pekinel düosunun kendilerini üst düzeyde koruyabilmelerinin başlıca sırrı, karşılıklı söyleşilerindeki canlılık, rubatolanndaki birliktelik ve yıllar öncesinden bildikleri yapıtlan her seferinde ilk kez yorumluyormuşcasına çözümlemelerinde yatıyor. çılar. Hele Rachmaninof, Şostakoviç, Çaykovski gıbı kendı köklerinın bestecı- lerini seslendinrken anlatımlannın doru- ğundaydılar. Ayrıca piyanist Hovora'nın yumuşacık eşüğinde çellistle aynı solu- ğu paylaşması özel bir başanydı. Oda müziğinde yücelmenin ilk şartı. tüm sa- natçılann-eşit nitelikte olması. Maisky- Ho\ ora ikilisi bunu bir kez daha kanıtla- dılar. Maisky dünyanın tüm önde gelen so- list ve şeflerıyle birlikte çalışmış. Çello öğrenimini önde gelen tüm öğretmen- lerle yapmış. Çello dağarcığının derin- lıklerini öğrendıği kadar. bu çalgı için yazılıp unutulmuş nice yapıtı ortaya çı- kartmış. Bugün dünyanın hangi sanat merkezinde Maısk> 'nin konserine rast- larsanız mutlaka bıletler ilk günden sa- tılmış oluvor. Ne mutlu bıze ki bu büyük sanatçıyı istanbul Festıvali çerçevesinde dinleyebildik. Kaçıranlar herhalde çok üzüldüler. Bu akşam Izmir Devlet Senfoni Or- kestrası, şef Rengim Gökmen yöneti- minde Istanbullulann konugu olacak. Bu konserin en önemli özelliği. iki ayn ku- şaktan iki Türk bestecisinı ıçermesi. V\- vi Cemal Erkin'in (1906-1972) tkinci Senfonisi ve Hasan UçansıTnun (1965) Çtglıklar, Anılar ve Küçük Bir Düş baş- lıklı yapıtı seslendirilecek. Konserin son parçası yine çağdaş bir besteciden. Ra- vel'in Daphnis veChloebaşlıklı mitolo- jık sürti çalınacak. Hasan Uçansu'nun yapıtırNejat Eczacıbaşı adına konan ödü- lün bırincisi. Saygun'un kompozısyon sınıfından mezun olan L'çansu. halen Pennsylvania Üniversıtesı'nde George Crumb ve Richard VVernick'in danış- manlığında doktorasını sürdürüyor. L'çansu yapıtını şöyle açıklamış: "Ana- dolu ağıtlannın özellikleri nlan uzun, yi- neleyen sesler üstündeki dalgalanmalan. çözümden kaçan gergin ses kıvnmlannı modem bir ses kümesinde. yalın orkest- rarenkleriylesoyutlamavaçalıştım. 'Çıg- lıklar' olarak adlandırdtğım bu gergin öğeyi "başka bir zaman boyutuna göcen- lerin uzakta yankılanan seslen' olarak tanımladığım daha yumuşak bir başka fi- kirle dengeledim. Vapıt bu iki öğenin iç içe geçmesiyle geli$ir ve gittikçe gerginle- şir; en gergin noktada sanki boşluğa atıl- mış bir cisim gibi sona erer." Bu genç bes- tecımızın yapıtı İstanbul Festivali prog- ramlarına özfcl bir renk katacak. Ivo Pogoreliç yeniden İstanbuTda Pogoreliç'ı 14. \e 15. Istanbu! festival- lennden anımsıyoruz. Aynca 1980'den ben Avrupa müzik dünyasında yarattığı çarpıcı haberler medyada geniş bir yer almıştı. Önceki yıllardan onunla yaptığı- mız söyleşıleri tanyorum. Yedi yaşında babasıyla müzik derslerine başladığında ailesi onu hiç de ünlü bir piyanist yap- maya niyetli değilmiş. On iki yaşında Moskova Konservatuvan'na giren bu Yugoslav çocuk, henüz Rusça dahi bil- meksizin tüm öğretmenlerin dikkatini çekmfş. Ve on yedi yaşında tanıdığı pi- yano öğretmeni Aliza Kezeradze ile ya- şamını birleştirmiş. Kezeradze'nin ge- çen aylardaki ölümüne dek onun yazgı- sını paylaşmış. Aynı zamanda bizim pi- yanistimiz Ann Karamürsel'in de Mos- kova'dan öğretmeni olan Kezeradze, Ivo'nun yaşamında disiplinli bir müzik dünyası yaratmış. Kansının oğluna ken- di soyadını vererek adapte eden Pogore- liç, halen Londra'da onunla yaşamakta. Müzik çevreleri bu eksantrik piyanis- ti 1980 Varşova Chopin Yanşması'nın fırtınalı finalinden anımsarlar. Tutucu Chopin otoriteleri Ivo'nun yorumunu protesto ederken Martha Argeriç'in onun bir dâhi olduğunu söyleyerek jüri- den istifa etmesi. dikkatleri Ivo'nun üs- rüne çekmişti. Pogoreliç "iji piyanist" tanımina yeni- likler getirmekle eşdeğer. Tarihin nıce ünlü piyanistini eleştirirken "Horo- Mİtz'in Beethoven'i çok iyi anladığı soy- leniyor, ancak galiba Beethoven Horo- wte'l anbmıyor" diyordu. Piyanodan bir orkestra etkisı elde etmeyi, geleneğe bağhlık kadar sanatçının kendi yaraticı- lığını da kullanmasını öngörüyordu. Pogoreliç yılda 80 konser vererek dün- yayı dolaşmakta. Konserleronun için bü- yük özveri. Büyük bir savaşım sonucun- da boşluğa düşmek! Ve her konserin, her resitalin ardından hâlâ kendinden konuş- turuyor. Kimisi onun üstün yeteneğinı, harika tekniğini överken, kimi eleştir- men de onu kendıne özgü kurallan için- de yorum yapmakla suçluyor. Şeflerle geçinmesi de ayn bir sorun olmuştu Po- goreliç'in. 1983'te Herbert von Kara- jan'ın çagnsı üzerine Çaykovski'nin 1 numaralı piyano konçertosunun plak kaydma başlamışlar, ancak tempo konu- sunda bir türlü anlaşamayıp projeyi ya- nm bırakmışlardı. Sonradan Claudio Abbado ve Londra Senfoni Orkestrası ile Pogoreliç'in isteği doğrultusunda bir yorum yayımlandı. Deutsche Gramop- hon plak şirketi tüm söylentilere karşın Ivo'nun plaklannı şöyle reklam ediyor- du: "Dinleyin, kendiniz karar verin. Ku- sursuz, ömek bir piyanist mi yoksa akıl aimaz bir yorumcu mu?" 24. İstanbul Festivali'nde bıletlen en çabuk satılan sanatçı Ivo olduğuna göre tstanbullular onun olağanüstü yönünü dinlemeye hazırlanıyorlar. YÖK unvanlanna göre müzikçi tanımlan .nkara'daki Fransız Kültür Merkezi'nde düzenlenen müzik şenliği. "Fete de la musique" kapsammda iki Türk grubu, 'Mustafa Hadi Dedi" ve 'İstanbul Blues Kumpanyası' vardı. Birinci topluluk, 60'1J ve 70'li yıllann tngiliz ve Amerikan müziğinie yapıyor. Beatles, Rolling Stones, The Doors ve Eric Çlapton'ın parçalan ağırlıktaydı. 'Jstanbul Blues Kumpanyası 'nin repertuvannı da genelde 'blues' örnekleri oluşruruyor. AHMETSAY ANKARA-"Orkestra"dergisinın mart yada nisan sayısındayeralan ilginçbirva- zının başlıgından yola çıkarak müzikçile- rimızin bir sorununa deginmek istıyordum. Dergiyi kaldırmıştım bir yana, oysa öyle güzel saklamışım ki şimdi bulamıyorum. O yazının başlığı sanıyorum şöyle bir şey- di: "Yrd. Doç. Dr. vırt zırt vs." YÖK'ün akademik un\anlan müzikçi- lere hiç mi hıç yakışmıvor. Ne demek "yar- dımcı doçent" > a da "araşhrma görevlisi piyanist?" Genç bir keman \ ırtüözümüzün "yardımcı doçent" diye ünlenmesı ona ne katar? "\ardimci" sözcügünüev hanımla- rı gündelikçi kadınlar için kulianıyor. Bir müzıkçimız neden "doçentyardımcısı" du- rumuna düşsün? "Şof5rmua\ini" mı sanı- \orlar müzikçileri?Yine YÖK terminolo- jısinde "sanatta yeterlik" dı\e bir laf var. Gerçekte, bir sanatçının veterlılıği sahne- de belli olur: Çıkarsın podyuma. çalarsın programı. "yeterB"misin. degıl misın. gö- rürüz. Konser\atu\arlar, YÖK kapsamına alınınca üniversitelere bağlandı. Koskoca Ankara Devlet Konser\atu\an'nın adı ar- tık "Hacettepe Cnh'ersi^esi Devlet Konser- vatuvan." Oysa tıp fakültesiyle tanmmış- tır Hacettepe. Kimin aklına gelır bu gele- neksel müzik kurumunun Hacettepelı ol- duğu? Başkentte üniversitelere bağlı üç profes- yonel müzik öğretim kurumu bulunuyor. YÖK'çesını değil, hakçasını söyleyelim: Konservatuvar, Bilkent ve Gazi. İlk ikisi- nin ögrenci resitallerini. konserlerini, hat- ta bitirme konserlerini izlemeye çalıştım ve bu sütunlarda yazdım. Gazi'nin eksikliği- nı duymaya başlamıştım ki 1995-96 me- zunlarının konserı. açığımı kapattı. Pro- fesyonel müzik egitimi açısından "Ga- zi"siz bir Ankara düşünülemez. Gazı. 72 yıllık onurlu geçmişiyle köklü bir müzik kurumumuzdur. Günümüzdeki adı ise Is- panyol sovlulannın adlanna taş çıkaracak deıili Mzutı: Gazi Üniversitesi Gazı Eğitim FaW:itesi Müzik Egitimi Bölümü. Egerbu kunımda hocalik yapıyorsanız, adınız. so- yadınız ve yrd. doç. dr. gıbi unvanlannız- 'a "anasanat dalı"ndaki görevinizi, ev ve ış adreslerinizı. telefonlannızı, faksınızı bir kartv ızite sığdıramazsınız. Broşür bas- tırmanız gerek ya da geçmiş yıllardan bir ünlünün kart\ izitini ömek almalısınız: ts- tanbul Valı \e Belediye Başkanı Ordinar- yus Profesör Doktor Fahrettin Kerim Gö- kay. Vilayet, belediye. muavenehane, ev te- lefonlan ve bunlann adresleri... Deli dok- toru olmak gerek. Belki de onun için İstan- bul Belediye Başkanlığfnasikça deli dok- torlan gelir. Gazi mezunlannın konser programı iki bölümden oluşuyordu: Suna Çevik yöne- timındekı korunun ve şef Yakup Kjvrak yönetımindeki orkestranın sunduğu çok iyi seçilmiş yapıtlardan iki demet... Ögrenci topluluklan olarak gerek koronun. gerek orkestranın "amatörlük" düzeyini çok hem de çok aşmış bulunduğunu belirtme- Sokaldar herzaman kendi miiziirhıi üretecek Kültür Senisi- Dünyanın en ün]ü vokalistlerinden biri olan Al Jarreau ülkemizde Parlıament Jazz Festivali kapsamında bir konser gerçekleştirdi. Bu. Al Jarreau'nun Türkiye'ye ıkıncı gelişi ve kendısi ilk gelişinde Türk dinleyicisinden çok memnun kalmış. Al Jarreau müziği dinleyici ve sanatçı arasında bir iletişim olarak değerlendiriyor. Canlı konserlerde ise dinleyicinin gözardı edilemez bir rolü ve etkisi var. Dinleyici uyursa sanatçı da uyur \eya dınleyicidekı en ufak bir canlılık tıpkı saksofondan gelen ritim gibi sanatçıv ı harekete geçirir. Al Jarreau işte bu bağlamda Türk dinleyicisini çok seviyor; çünkü Türk dinleyicisi iyi dinliyor. iyi tepki veriyor ve en önemlisi müzige katılma özgürlüğünü iyi kulianıyor. Al Jarreau. cazın dünya müziğindeki yerini değerlendirirken, artık altın çağını yaşamadıgını kabul ediyor. Sanatçı cazın yenı konumunu şu şöyle değerlendiriyor. 'Caz artık sokaktaki insanlann müziği değıl. fakat gelişimini sürdürüyor. hâlâ insanlan etkiliyor. Caz aslında anlık bir ifade biçimi ve bugün caz müziğe ritmin yanına melodi ve uyumu da katıyor.' Al Jarreau cazın sokaktan aynlınca elit kesimin müziği olduğunu da kabul ediyor ama elit kavramının yanlış anlaşıldığını söylüyor. Kendisi "elit" kavramını şö>le değerlendiriyor: 'Elit ukala demek değil, müziğin sokaktan ayrılması müziğe insanlık nereden geldi, bugün rrerede, nereye gidiyor gibi zihinsel, fclscfi ve karmaşık sorulara da cevap aramaya başlamasını ifade ediyor.'' Al Jarreau cazın yeni bir yön kazandığını ve kendisinin de yeni düşüncelerin ifadesi için kapılar açan bu yolu sevdığini ve benimsediğini söylüyor. Aynca caz elit müzik olunca sokaklann müziksiz kaldığını da düşünmüvor ve sokaklann müzik üretme sürecini 'Sokaklar her zaman kendi müziğini üretecek, bugün sokaklann müziği hip hop. yarın hip hopun içinde barındırdığı şiirsel öğeler önplana çıkacak ve sokaklar yeni bir müzik bulacak." sözleriyle değerlendiriyor. Parliament Caz Festivali kapsamında verdiği konserle İstanbul seyircisınin kalbini bir kez daha fetheden Jarreau . sesınde müthiş bir yeteneği ve v ıllann coşkusur.u .dene\ımım bir araya getırmış bir sanatçı. Onu ızlerken sahnede bu derece canlı olmasının nedeninin yaptığı ışe tutkuyla bağlı olması olduğunu anlıyorsunuz. Tutku ve profesvonellik Jarreau'nun sanatçı kişiliğinde mükemmel bir bütün sergilıyor. Müziğini Himalayalar'a. Çin'e. Afrika'ya. Alaska'ya kısacası dünyanın her köşesine taşımak ısteyen Al Jarreau Türkiye'ye her iki davet edilişinde de çok mutlu olmuş. Geçen gelışınde Istanbul'u gezemediğini. fakat konserinden sonra Türkleri ve Istanbul'u tanımak için zaman ayıracağını söylüyor. liyim. Gazi'yi, Gazi'nin hocalannı ve me- zunlannı kutluyorum. Onlann da üstünde, bu okula adını vermiş olan Gazi Mustaf» Kemal'in anısı önünde eğilerek... Fransız Kûltür'de "MûzikŞenligi" Popüler müzik beğenisinde Fransızlar'a güvenirim. 700 yıllık bir geleneği sürdü- ren "chanson"lann tatlı esintisi, yüzyılımı- zın ilk yansında tüm dünyayı etkilemiştir. "Chanson"lann Edith PiaFla noktalandı- ğını sanmayalım. Fransızlar var oldukça yaşam dolu, aşk dolu bu şarkılar, var ola- caktır. Ankara'daki Fransız Kültür Merkezi'nin bir "müzik şenliği" düzenledığinı duydum ve bu etkinliklerin niteliğini öğrenmek için önce telefonla kurcaladım. "Popüler mü- zjkağniıkta" olduğunu belirttıler. Daha iyi ya, bız de popüler müzik dinleriz! Klasik müzik üzerine yazdıklanma bakarak yok- sa sabahtan akşama Baeh dinleyip uzayda gezindigim mi sanılıyor? "Fetede la musique" kapsamında, cuma günü iki Türk gnıbu vardı. Adlan da gü- zel: "Mustafa Hadi Dedi" ve "İstanbol Blues KumpanyısL" Birinci topluluk. 6O'lı ve 70'li yıllann lngiliz ve Amerikan mü- ziğini yapıyor. Beatles, Rolling Stones, The Doors ve EricClapton'ın parçalan ağırlık- taydı. "İstanbul Bhıes Kumpanyası"nın re- pertuvannı genelde "Mues" örnekleri oluş- ruruyor. Blues'dan yola çıkınca neler gel- mez ki ardından? Kamp.demiryolu, hapis- hane, iş şarkılan. zencilerin dinsel parça- lan. gospel ve spiritual uyarlamalan, zyde- co ve cajun denemeleri. sonra da klasik caz: Mississippi. Chicago, Lousiana ve Te- xas! Topluluk "cazmantıgı"yaklaşımında oldugu için Afrika köklerinden esinle her türlü nesneyi vurmalı çalgı olarak kuilani- yor: Teneke kutular, tahta kaşıklar. plastik kova ve maşrapalar, büyükJü küçüklü va- nller. borular, alüminyum ya da ahşap pla- kalar ile rınlat babam tınlat! Aslında bu çeşit etkinlikleri, BekriÇeş- nici'nin hangi lokantada neler yiyip içtiği- ni anlatması gibi ballandırmalı. Gençlerin müzikle bütünleşmek için yeni kanallaraç- tığını görünce, önemli şeyin "ortam" ol- duğunu anlıyorsunuz. Kumkapı'da mıyız, Boğaz'da mı, yoksa Todori'de miyiz bu ak- şam? Ortamı bilelim ki sofraya getirilen ta- bak ve şişeler, önümüze rastgele firlatılmış gibi olmasın! Dinleyicinin katılımı özgür- dü, ama taşkın değildi. Dikkatimi çeken. topluluk sözcülerinin yaptığı açıklamala- nn tepki görmesiydi. Laftan hoşlanmıyor gençlik. Hele boş lafa hiç gelemiyor, ya- pıştınyor cevabınıi Müdahalecilik sadece bu alandaydı. Katıhmcı dinamik taşıyan dinleyicilerin yaratıcı, tatlı-sert. buluşçu esprileri. "laf" yerine "mûzik" üretmeyi zorunlu kılıyordu. Politikacılann basın toplantılanna bu gençleri göndermeli. Son bir nokta: Yıllardan beri gidemedi- ğim Fransız Kültür Merkezi'nin Kızı- lay'daki binası oldukça eskimiş. yıpran- mış. Üst katlan bilemem, oysa etkinlikle- rin yapıldığı küçük sinema salonu (eskiden sinematek'ti), bu gıdişle "caz bodrurmı"na dönüşecek gibi göründü bana. DUŞUNCEYE SAYGI MEMET FXAT Gerçekçilik Yalnız toplumsalcıların değil, siyasal bir düşünce- yi savunan nerdeyse bütün yazarların, uzun bir sü- re, gerçekçilikten yanatavıralmaları, yanlış bir kanı- nınyerleşmesineyolaçtı: Yapıtlarındatoplumsorun- larını işleyenlerin gerçekçi yazın çerçevesinde kalmak zorunda olduklan sanılıyor. Oysa yüz elli yıllık bir geçmişi olan gerçekçi yazı- nın öncesinde de, dışında da, sonrasında da yazar- lann toplum sorunlarına ilgisiz kalmadıklannı bıliyo- ruz. "Sanat toplum içindir" anlayışı gerçekçıliğın sınır- lanna sığdınlamaz. Öte yandan gerçekçilik de bu an- layışın güdümünde değildır. Toplum sorunlarına uzaktan yakından değinmeyen pek çok gerçekçi ya- pıt var... Nedir gerçekçilik? Varlığın insan bilincinden bağımsız, nesnel olduğu- na inanmak mı? Bu işin felsefesi... Günlük yaşamı, dışımızdaki dünyayı, görünen ay- nntılanyla betimlemek mi? Bir bilimci gibi gözlemlemek mi dış gerçekleri? Sanatlann özelliklerine göre bu sorulara değişık yanıtlar verilebilirse de, genelde, dış dünyanın oldu- gu gibi yansıtılmasından söz edilecektir. Ama yazında gerçekçilik dış dünyanın oldugu gi- bi yansıtılmasından çok başka bir şey: Yansıtılanı okurun gerçek olarak algılaması gerekiyor. Yazar gördüğü bir şeyi anlatabıleceği gıbi hiç gör- mediği, kafasında yarattığı bir şeyi de anlatabılir. Okur anlatılanlann yaşamda olabileceğine inanıyorsa o ya- pıt gerçekçidir. Biliyorsunuz, insanlann başından geçen bazı şey- lere, anlattıklannda kimse inanmaz. Ortada bir gerçek vardır... Yaşanmıştır... Ama an- latırsınız, inanmazlar... Böyle bir durumda yazar dırenemez... Çünkü yazında önemli olan okurdur. Okur inanmı- yorsa, yapıt gerçekçi değildir. Kısacası, yaşamdaki inanılmazlıklara gerçekçi ya- zında yer yoktur... Peki, yalnızca dokunulan, görülen şeylere mi"'ger- çek" diyeceğiz? Gündelik yaşamdaki konuşmalan koyuyoruz yazı- lanmıza, sevgımizi, öfkemizi, özlemlerimizi. kaygıla- nmızı, tedirginliklerimizi, korkulanmızı anlatıyoruz... Bunlar dokunulan, görülen şeyler değil... Ya düşlerimiz, onlar neden gerçek sayılmasın!.. Gerçekçiliğin sınırlan bu yoldan gidilerek coşum- culuğu da içerecek kadar genişletilebilir... Aslında yaşamın gerçeği sanatsal gerçekçiliğe sığ- dırılamayacak kadar derin, yüksek, geniş. ayrıntılıdır Bütün anlayışları, akımları kışkırtan, ortaya çıkaran da odur. Sanatlar yüzyıllardır onu görmeye, anlamaya. yorumlamaya, aktarmaya çalışıyorlar. Bu amaçla çe- şitleniyor, kendi içlerinde türlere ayrılıyor, dünyaya binbir açıdan bakıyorlar. Melih Cevdet Anday daha geçenlerde sanatçılar aracılık etmedikleri için Bafa Gölü'nü göremediğıni yazıyordu. Rasih Güran da Çamlıca'daki Altuniza- de köşkünün bahçesini Van Gogh'un düzenlediğı kanısındaydı. Yaşamın gerçeği karşısında sanatsal gerçekçilik çoksınırtı kalır... Böyle bir sınırlılıkta ise Melih Cevdet Anday'a Ba- fa Gölü'nü göstermek de, Rasih Güran için Altunıza- de köşkünün bahçesini düzenlemek de çok güçle- şir. Yeni aranışları zorlayan, sanatsal gerçekçilik dışı- na kayılmasına yol açan, kanımca, çeşitlenme özle- minden önce, yaşamın gerçeğini anlama, yorumla- ma, anlatabilme özlemidir. Yapıtlarında toplum sorunlarını işleyen, bir bildiri- si olan yazariann günümüzde eskisiyle karşılaştırıla- mayacak kadar geniş olanaklara kavuştuklan. çeşıt- lenen sanatlaştınma yöntemleriyle istedikleri her şe- yi söyleyebilecek duruma eriştikleri düşünülürse, on- lardan gelecek bir "gerçekçiliğe kapanıp kalma" is- teğinin tam bir aymazlık olacağı açıktır. Aynca, bilindiği gibi, bir yazın yapıtının başarısı önemli bir şey söylemekten değil, söyleyiş özellikle- rinden gelir... Bu tartışılması gereksiz bir doğrudur... Ama hemen şunu da ekleyelim: Bir şey söyleme- den yazmak, söyleyiş özelliklerine herhangi bir olum- lu katkı yapmaz. Yalnız şu var: Önemli sözler eden yazarların, yaz- dıklannı kolay beğenme, yeterli bulma sakıncaları her zaman daha yüksektir... 'Kızıl Emma'mn yaşamöyküsü Kültür Servisi - Anarşist-devrimci Emma Goldman'ın (Kızıl Emma) yaşamöyküsü 'Hayatımı Yaşarken'. Metis Yayınlan'nca yayımlandı. İlk kez 1931 'de ABD'de yayımlanan kitap, 1890-1917 yıllan arasında yaşamış olan devrimci Emma Goldman'ı Türk okurlanna ilk kez tanıtıyor. 'Hayatımı Yaşarken'. " ABD'yi baştan başa dolaşarak mitinglerde kapitalizmin, militarizmin kötülüklerini anlatan. doğum kontrolü için kampanyalar başlatan. tutuklu devrimcilerin serbest bırakılması için mitingler düzenleyen Emma Goldman'ın anarşist. göçmen, Yahudi ve kadın kimliğini gözler önüne seriyor. *bm Karaca serbest bırakılsın' Kültür Servisi - 22 hazıran günü 'Cumartesı Anneleri'nin Galatasaray'daki geleneksel oturma etkinliğine destek olmak amacıyla gittiği Beyoğlu'nda gözaltına alınan Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Sekreteri Emin Karaca'nın serbest bırakılması istendi. BEKSAV'dan yapılan açıklamaya katılan Suna Aras, Mehmet Özer, Yenigün Müzik Topluluğu. V'ardiya Müzik Topluluğu ve Nehirler Şiir Topluluğu, "Hıtler Almanyası'ndaki papazın sözlerini hatırlamamak mümkün değil. Sıra artık hepimizde ve sessiz kalırsak hiçkimseyi yanımızda bulamamak 'talihsizliğine' maruz kalacağız" diyerek herkesi Emın Karaca'nın serbest bırakılması için duyarlı davranmaya çağırdı. BUGUN 24. ULUSLARAR.4SI tSTANBUL MÜZİK FESTİVALİ kapsamında bugün saat 19.00'da AKM Konser Salonu'nda 'fzmir Devlet Senfoni Orkestrası'nın şef Rengim Gökmen vönetımindeki konseri yer alıyor. AKSANAT kültür etkinlikleri kapsamında bugün saat 12.30 ve 17.30'dayönetmenliğini G. Kelly'nin yaptığı 'Hello Dolly' adlı fılm laser disc'ten izlenebilir. EVRENSEL KÜLTÜR MERKEZİ etkınlıklen kapsamında bugün saat 19.00'da Frank Capra nin yönettiği 'Şahane Hayat' adlı film izlenebilir. SAHAF CAFE KÜLTÜR MERKEZİ etkinlikleri kapsamında bugün saat 19.00'da 'Şiir Işliği Şiir Inceleniyor' başlıklı söyleşijer alıyor. TARANTA BABU KÜLTÜR VE SANAT MERKEZİ etkinliklen kapsamında saat 19.00-21.00 arasında Ataol Behramoğlu'nun Şiir Dınletisi yer alıyor.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle