03 Temmuz 2022 Pazar English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
15 HAZİRAN 1996 CUMARTESİ CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 Montreal Caz Balesi'nin sanat yönetmeni Yvan Michaud günceli yansıttıklannı belirtiyor Her gösteride gerçeğm yeni yorumu ZEYNEPSAYGI/SEZAStNANLAR 9. Uluslararası Yapı ICredi Gençlik Festivali kapsamında İstanbul'a gelen Montreal Caz Balesi ikisi sonradan ek- lenen 4 gösteri ile Istanbullu sanatsever- lere özgün danslannı sundular. Türki- ye'ye bu üçüncü gelişlerinde topluluğun sanat yönetmeni Yvan Michaud ile gö- rüşerek grubur. genel çizgisi ve gösteri- leri ûzerine konuştuk. Sanatın her alanında bir kıpırtının ya- şandıgı 1970'lerde, Quebec'te de cazın yönlendiriciliğınde oluşturduklan özgün disiplin ile çahşan bir dans grubu kendı- ni hissettirmeye başlamıştı. Iki yjl gibi kısa birsürede caz balesin- de kendi söylemlerini getiren Montreal Caz Balesi, o yıllarda Genevkve Salba- ing'in yönetiminde 57 iilkede bin sekiz yüz gösteri yaparak kısa sürede tanındı. Danslan ilk başta cazın öngördüğü disip- lin içindegelişen gnıp, son yıllarda artık cazın bünyesindeki "değişinı'> i esas ala- rak daha güncel müziklerle, daha günü- müze yakın bir çizgi oluşturuyor. 1987 yılında gruba katılan Yvan Mic- haud, bu değişimle ilgili olarak "Caz kendi içinde değişimi taşıyan bir müzik türii. Siyahlann cazL, arkasından beyaz- lann cazı ve daha yerel özellikleıie geliş- miş caz. Müzisyen degjlim, ama sürvkli müzik ve caz iizerine araşünyorum. Gö- rüyorum ki caz çok geniş bir şey. Düşü- nün, sadece dört harfli bir kelime, fakat neredeyse tüm dillerde aynı şekilde telaf- ftız ediHyor ve her yere kendi dinamigini taşıyor. Biz de bu dinamizmi, devinimi dansunıza yansıtiyonız" diyor. Hiç şüphe yok ki grubun özgün çizgi- sinde, farklı etnik kökenlerden gelen dansçılann getirdiği kültürel değerlerin de büyük payı var. Dans ve müziğin birlikte geçirdikleri değişim sürecinde *çarliston"dan "ça ça"ya, **swing"den "rock" a, soul ve po- pu da içine alarak yeni biçimleri benim- seyerek ortak bir dil oluşturan, Montre- al Caz Balesi, bu etkileşimi son derece başanlı bir biçimde yansıtıyor. ıstanbui'da (estıval kapsamındaki gös- terilerinde bu homojen yapıyı hissettiren topluluğun tüm elemanlan, klasik bale eğitiminden modern dansın getirdiği farkJı teknikJere kadar dansın bütün çe- şitlerini icra edebiliyorlar. Bazılannın klasik dansta güçlü olduğunu söyleyen Michaud, bazı dansçılann da başka tek- nikleri başanyla uygulayabildikJerini be- lirtiyor. Istanbui'da sunduklan gösterilerle ilgi- li olarak sorulanmızı yanıtlayan Micha- ud, öncelikle danslannın "güncel olanı" yansıttığını vurguluyor:"Hergösterimiz- de gerçeğiıı yeniden yorumlanması var. PORTRE / YVANMİCHAUD Montreal Caz Balesi'nin sanat yönetmenüğini sürdüren Michaud. Alma - Quebec doğumlu. L'ecole Superieure des Grands Ballets Canadiens'de egitiminı tamamladıktan sonra, Vecinte Nebraska yönetimindeki "Uluslararası Caracas Balesi"nc katıldı. Alvin Ailey'ın "The River", John Butlcr'ın "Carmina Burana" ve "Percussion for 6 Men and Geminr balelerınde solıst dansçı olarak yer alan sanatçı, 1980'de Münih Bayerische Staatsoper'de solist kariyenne devam etti. Maurice Bejart'tan "Ballet du XX Siede"te dans etmek üzere davet alan Michaud, daha sonra Grand Theatre de Geneve'e üye kabul edildi. 1987 yılında Kanada'ya geri dönen sanatçı. Montreal Caz Balesi'nde dans etmeye devam ederken bir yandan da sanat yönetmenhgine başladı. Halen bu görcv ı sürdüren Michaud. 1995 Eylülü'nden bu yana grubun çalısmalannda etkin bir rol oynuyor. Bazen buyorumlamalard anlık vorumlar da katılıyor. Mesela sahne üstü küçük ak- sakhklar dansçıvı doğaçlamaya itebiliyor. Bu durumda dansçı tüm duyulan açık bir şekilde olup biteni izley ip saniyelik karar- lar vererek o anı yeniden kuruyor. Şimdi biz buna, ne tamamen doğaçlama ne de tamamen kurgulama diyebiliriz. Kaidı ki caz, yapısal anlamda güçlü bir doğaçla- ma yeteneği gerektiriyor Bu, bir taraftan da sistematik bir di/gi oluşturuyor. Dans- çı böyle bir dizgi içinde çalışırsa bu, gös- teri olmaktan çıkar. Bizim tercihimiz ise bu değil. Bildik temalan yeniden yorum- luyoruz.* - Bunlar neter? MİCHAUD- Bunlarçok evrensel şey- lcr. Ölüm, yaşam. aşk ve şiddet gibi biz- den önce de var olan ve var olacak olan şeyler. Fakat bizim için önemli olan. bun- ların sunuşu. Şiddeti şiddctle değil, şid- det hissini uyandırarak da izleyiciye ve- rebilirsiniz. Her kurgu kendi döneminin anlayiijiyla ve yorumuyla gclişır. Bugün antik Yunan tıyatrosu ve klasik kurulus- lu oyunlar arasında bir fark varsa bu, iş- lencn konularda değil, işleyiş tarzındadır. - O halde İstanbul'daki gösterileriniz- deevrensel bir konu olarak "kadın-erkek iIişkileri" ni ele aldığınızı soyleyebilir mi- yiz? MİCHAUD - Bizim bunun gibi on kombine7onluk birprogramımız var. Is- tanbui'da sergilediğimiz gösteri bunlar- dan altıncısıydı. Evet, ana motif kadın- erkek ilişkisiydi. Ancak hayatı algılayı- şımız nasıl her an değişiyorsa bugünkü aşk anlayışı da yüz yil öncesiyle aynı ola- maz. Ben de günümüz aşk anlayışını "Cross Line" tarzda anlatamam. Kadın- erkek ilişkisini alışılmış sınırlann, yani şefkat ve romantizm boyutundan çıkanp şiddet ve kopuş açılanndan belli bir mi- zah anlayışıyla inceledik. - Gösterinin "Ghost" adlı bölümünde dövüşen iki kişi ve yanlannda umur- samazca dans eden genç bir kızyer alıyor- du. Burada da bir bakıma masumun ka- rikatürize edilişindcn söz edibiür miyiz? MİCHAUD- Evet, o bölümde vermek istediğimiz buydu. Ancak genelde "I VVîant You She's So Heavy"de örneğin, müziğin kendi içinde taşıdığı anlamı, ya- ni insanlann duygulann ağrrlıgından ve ötekinin sorumluluğunu almaktan kaçı- şını anlatabilmek için, bunalım ve şidde- ti seçtik. -Bu yoğun bir fiziksel çabayı gerektir- meı mi? MİCHAUD-Tabii ki öyle, zaten dans- çılanmız bunun altından kalkacak güce sahip. Bu çaba sahnede iyi yansıtıldıgı takdirde seyircinin kafasında "ötekine ihtiyaçtan doğan agırlık imgesi" oluştu- rulabilir. "It'sinthe Air"de ise şiddet söz konusu değil. Tam tersine, burada kadı- nın adaptasyon gücü ortayaçıkıyor. Kos- tümler ve ışık da bu gücün baştan çıkar- ma boyutunu seyirciye sunuyor. - Peki başa dönersek ilk bölüm olan "Pendulum" için neler söylersiniz? Pendulum'da "modern kentler çağı" anlatılıyor. tstanbul'da sanınm insanlar hâlâ sokaklarda diledikleri gibi dolaşma lüksüne sahipler. Oysa Kanada'da geniş yollar va trafik ışıklan arasında, yeşil ışıklara göre yön değiştirerek birbirleri arasından hızla ge- çip gidiyorlar. Bu "düzenli kaos" içinde insanlaryalnızhga itiliyorlar. Bu sizi ne- reye götüreceğini kestiremediğiniz labi- rent içinde kadın ve erkegin karşılaşma- sı da, biyoiojik çekimden başka bir şey değil. "ftndulum"da sunduğumuz, er- keğin kadının yoluna çıkıp onun gelişi- mini engellemesi, kadının farkında ol- mayışı ve bu öykünün de diğer pek çok- lan gibi acıyla son bulması. Bu acı, ka- dınla erkeğin danslan sırasında onlara sanlmış olan bir diğer kadınla simgele- niyor. Sonrasında ise bırakış ve boşveri- şin getirdiği sakinlik geliyor Ve her şey eskiye. yani kaosa geri dönüyor. - fstanbul'dakj gösterilerinizden mem- nun kaJdınız mı? MİCHAUD- Açıkça belirtmeliyim ki güvenlik nedeniyle salon değiştirmek zo- runda kalınca ışık konusunda bazı tered- dütlerimiz oldu. Aynı şekilde kostüm se- çimi sırasında da sıkıntilar yaşadık. Fa- kat sonuçtan hepimiz çok memnunuz. Tüketim çılguıbğuıa eleştirel bir bakış DUYGU DURGUN Tüketim çılgmlığı, 21. yüzyıl eşiğinde- ki insanoğlunun tedavisi mümkün olmayan hastalığı. Peki bu gidişe nasıl dur denebi- lir? Insanı sanp sarmalayan, tükettikçe tü- keten 'çağdaş' bireyi pençesine alan ve dünyanın her gün bir parça daha kirlenme- sine yol açan bu hastalık karşısmda ne ya- pılabilir? Sanatçı Ergjn Atiıhan, 'GençSanat Pro- jesi' (Jung Art Project) adını verdiği ens- talasyon çahşmasıyla yaşanılası bir dünya, temiz bir çevre yaratmak için gerekenin 'bilinçli tükelmek vetüketimi sanat ürünü- ne dönüştürmek' oiduğunu söylüyor. 1992 yılında Efes ören yerinde, antik sü- tunlar üzerine yerleştirdiği televizyon, eg- zoz, buzdolabı, teneke kutu gibi teknolo- jik ürünlerden oluşan 'Cootra- Maganda Constellations' enstalasyonuyla dikkatleri çeken Ergın Atiıhan, bu kez Almanya'nın VViesbaden kentınde 20 eylül DünyaÇocuk Günü'nde, 20 bin metrekarelik biralan içi- ne yerleştirilen ve üzerinde 900 egzoz bo- rusunun yer alacağı devasa boyutlarda bir enstalasyon gerçekleştirecek. Sanatçıya bu projede 300'ü aşkin çocuk ve 40 kişiden oluşan bir orkestra da eşlik edecek. Ergin Atiıhan, Almanya'nın VViesbaden kentinin kültür yaşamma büyük renk kata- cak bu heyecan verici projesinde sanat ya- pıtını oluşturan madde ya da malzemeye sı- nır konulamayacagını göstermek ıstiyor. Üstelik bunu, teknolojinin en ılen ürünle- rindenbiri olan arabaegzozu ile gerçekleş- tiriyor. "lngilizcede 'exhaust' bhmek, tü- kenmekanbunınageiyor. Ben de biimiş. tü- kenmişgüniimü/tnpluniununinsanMiabu kiıienınede aslında Babusıyla, Doğulusuy- la hepimizin payı olduğunu anlatmak Lsti- yorum. Babya, bir tüketim aracı olan egzo- zu sanatyapıbna dönüştürerekyeniden su- ouyorum'*. Geriye dönüşüm ıçın belki de en ilginç, alışılmadık maddeyi seçen sa- f 7 rgin Atiıhan, r i Almanya'nın 1 J VViesbaden kentinde 20 Eylül Dünya Çocuk Günü'nde, 20 bin metrekarelik bir alan içine yerleştirilen ve üzerinde 900 egzoz borusunun yer alacağı devasa boyutlarda bir enstalasyon gerçekleştirecek. Sanatçıya bu projede 300"ü aşkın çocuk ve 40 kişiden oluşan bir orkestra da eşlik edecek. natçı, böylece sanatın malzemesinın gün- lük yaşamın ıçınden de seçilebileceğine dikkat çekiyor. Ergin Atlıhan'agöre 'Jung Art Project', tüketim çılgınlığını, üretmeden tüketmeyi hicveden bir çalışma. Insanlarda tüketim bilincınin yaratılması için işe çocuklardan başlanması gerektiğini düşünen sanatçı, kullanıp attığımız her şeyden yeniden ya- rarlanmak gerektiğini savunuyor. Projenin bir ayağının Almanya, diğeri- nin ise Türkiye'de olacağını belirten Atiı- han, aynı çalışmayı Istanbui'da sokak ço- cuklan ile birlikte gerçekleştirecek. Ancak bu kez bir tüketim amtT değil 'annmadu- van'oluşrurmak istiyor... "Çağarnkbiter- ken onu yüklenmiş olan teknolojiy i taşıyan dünya arak hizi, tüketim ahşkanlıklannu- n kaldıramaz hale gddi" dıycn sanatçı iş- te bu yüzden, çocukları geleceğin bilinçli tüketicileri olarak yetiştirmek ve sanata yö- nelik eğilimlerini ortaya çıkarmak istiyor. Yetişkinler ise çocuklann aksine belirli bır değerler sıstematiğine daha yatkın olup, önyargılarla hareket ettikleri için bu çalış- mada yer almıyor. Ergin Atlıhan'ın fantastik birprojesı da- ha var. Sanatçı 'tükenmişlik-tüketilmişiik' temalanndan yola çıkarak Amerika'da Ari- zona Çölü'nde de bir enstalasyon gerçek- leştirmek istiyor. Bütün kaybolmuş, tükeamiş' kültürleri içine alacak bu proje için "Düfünsenize bir'' diyor sanatçı, "yok ohnaya yüz tut- muş kiilrürkrden insanlar koca bir çölde yeniden birarayagelecek. Egzoztardan olu- şan muazzam bir dev anıt çölün ortasında yüksekcek". S A N A T Ç I , B İ L t M A D A M I V E A Y D I N L A R D A N K Ü L T Ü R B A K A N I ' N A T E P K İ 'Son geBşmelerden ciddi kaygılar duyuyoruz' Kültür Servisi - Türkiye'de ar- keolojik çalışmalar yapan bilim adamlan, Kültür Bakanı Agâh Oktay Güner'e gönderdikleri im- zalı bildinde 'Kühür ve Tabiat VarlıklannınKorunması' ile ilgi- li son gelişmeleri 'ciddi kaygüar- la' izlediklerini belirttiler. Bilim adamlan, özellikle Kül- tür ve Tabiat Varlıklannı Koruma Yüksek Kurulu'nun 19.04. 1996 tarihli toplantısında 49 eski ilke karannı iptal etmesi ve 26 yeni il- ke karan alması ve bunlar arasın- da; kentsel arkeolojik SİT kavra- mının tümüyle ortadan kaldınl- ması. üçüncü derece arkeolojik SlT alanlanndaki bilimsel nite- likli arkeolojik kazılannın yerini bilimsellikten uzak temel kazıla- ra bırakması, üçüncü derece do- ğal SlT'lerin herturlü yapılaşma- ya açılması, sayılan çok azalmış Türk-lslam mimari örneklerinin yıkılmadan onanlma kuralmdan vazgeçilmesi gibi yeni ilke karar- lannın getıreceği sonuçlan kay- gıyla karşıladıklarını belirttiler. Kültürel vedoğai varlıkları ko- rumanın ülkemızdegelışmeyi en- gellemesi gibi biryanlış anlama- > a son veren, geçmişle günümüz- dekı gelişmeyi birlikte sürdürebi- BİLDİRİYE İMZA ATANL4R Prof. Dr. Ahmet A. Tırpan, arkeolog Ahmet Boratav, Prof. Dr. Altan Çiüngiroğlu, Prof. Dr. Armağan Erkanal. Dr. Aslı Özdoğan, Dr. Ayşe Seher, Dr. Ayşen Solcan, Prof. Dr. Ayşin Yavuz, Prof. Dr. Ay Melek Özer, Prof. AydaArel, Prof. Dr. Ayla Ödekan, arkeolog Burçin Erdogu. Dr. Cengiz Işık, Prof. Dr. Cevat Erder, Dr. Deniz Bayburtluoğlu, Doç. Dr. Ebru Parman. Doç. Dr. Edhem Eldem, Dr. Edibe l zunoğlu. mimar Engin Beksaç, Prof. Dr. Erendiz Özbayoğlu, Dr. Erhan Acar, arkeolog Erhan BıçakcL Yard. Doç. Dr. Erhan G. Eray, Doç. Dr. Fahri Ijık, Araş. Gör. Fikri Kulaklıoglu, mimar Filiz Songu, arkeolog Gönül Egeli, Doç. Dr. Gül Asatekin. Prof. Dr. Günsel Renda, Prof. Dr. Güven Balor, Yard. Doç. Dr. Halime Hüryılmaz. Prof. Dr. Haluk Abbasoğlu. Dr. Handan Üstündağ, arkeolog Harun Taşkıran. Dr.Meral Akurgal, Dr.Vlahmut Drahor, Dr. Hasan Malay, Dr. Hav\a Yılmaz. arkeolog Işık Şahın^araş. görv. KutaJmış Görkay, Doç. DT. llknur Ozgen, Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, Prof. Dr. Mete Tapan, Dr. Mihriban Özbaşaran. Prof. Dr. Mühıbbe Darga. Dr. Mustafa Sayar. arkeolog Nalan Akyürek Vardar, arkeolog Nalan Fırat. arkeolog Dr. Nuşm Asgari. Doç. Dr. Numan Tuna, Doç. Dr. Nur Balkan-Atlı, arkeolog Nurgül Ucar, Prof. Dr. Nurhan Atasoy, Prof. Dr.OmerÖzyiğit. Doç. Dr. Oktay Bellı, arkeoolog OnurÖzbek. arkeolog Rabia Erdoğu, Dr. Samim Şişmanoğlu. Dr. Sedat Erkut. arkeolog Sema Bay kan. Prof. Dr. Sencer Şahin, Doç. Dr. Serpil Bağa. yard. Doç. Dr. Sevil Güîçur. arkeolog Sevinç Günel, arkeolog Sinan Kılıç, arkeolog Suavi Ayduı, Dr. Sühendan llal, Prof. Dr. Tomris BakırYard Doç. Dr. Tuğba Ökse. Doç. Dr. Lğur Tanyeü. Prof. Dr. Ufuk Esin, Prof. Dr. Ümit Serdaroğiu. Doç. Dr. Ünsal Yalçın, arkeolog Macit TekinaJp. Prof. Dr. Veli Se\ in, arkeolog Veysel Tolun. Prof. Dr. Yıldız Sey. Dr. Yaşar Ersoy, arkeolog Yalçın Mergen, Dr. Vekla Olcay, araş. gör. Zeynep Kuban. arkeolog Zeynep Mercangöz, Yard. Doç. Dr. Zeynep Yasa Yaman. lecek kuralların saptanması ge- rektiğini vurgulayan bır grup bi- liminsanı, uzun vadede kültür ve tabiat varlıklanmızı geriye dönü- şü olmayan bir şekilde yok edebı- lecek, ülkemızin de imzaladığı uluslararası anlaşmalara aykın yeni ilke kararlannın bır kez da- ha gözden geçirilmesinı istedi. Türkiye'de uzun yıllardan ben eskı eserlen ortaya çıkartmaya. korumaya ve gelecek kuşaklara aktarmaya çabalayan arkeolog, sanat tarihçisı ve müzeciler. Kül- tür Bakanı Güner'e gönderdıkle- n başka bir bildiride son günler- debasınayansıyan kımı haberler- den ciddi üzüntü duymakta ol- duklannı belırterek; Topkapı Sa- rayı'na, asılsız olduğu anlaşılan müphem bir kuşku üzenne onur kıncı bir şekilde baskın yapilma- sını ve Trakya'nın en eski başken- ti olan Marmara Ereglısi, antik Perınthos kentini korumaktan başka bir suçu olmayan, bölge- smde kültür varlıkJannı korumak- la ılgılı her türlü çaba gösteren müze müdürünün. gazetelerdekı beyanıyla da anlaşıldığı gıbı ha- len milletvekili olan eski beledı- ye başkanının ginşımiyle müdür- lükten azledilerek görevden alın- masını "meslek onur ve hevesi lo- ncı bir durum" yarattığını, ka- muoyunda tüm arkeolog vc mü- zecıleri "töhmetalDndabırakngı- nı" v urguladılar. 'Baskıcı anlayışın bir uzantısı' Kültür SefvM - Kültür Bakanlı- ğı'nınbirsüreönce •Kültür ve Tabi- at Varlıklanni Koruma' kurullannda başlattığı kadro değişikliklen ve sa- natçılann yaratma özgürlüğüne yö- nelıkeylem vedemeçleri sanatçı, bi- lim adamı veaydınlanntepkisineyol açıyor. Bir grup bıiim adamı, yazar, sanat tarihçısi, şair ve tiyatro sanatçısı "Var oluş nedeni ülke kültür vesanat yaşamını gütmek değil desteklemek, bu alanda yaratan. üreten. çalışan Id- şilere yardımcı olmak. onlan onur- landırmak olan bir bakanlığm en so- rıımlu olması gereken kişisinin, son günlerdeki eylem ve demeçleri ve bunlann yöneldigi kişilerin onur ve yarancı özgüriüklerinin uğramış ol- duğu ağır ve haksız suçlamalar kar- şısında" kamuoyuna açıklamayı bır 'zorunluluk'olarakgördükleri şu bil- diriyi kaleme aldılar: "Uzun meslek yaşamlan boyunca, kendilerine emanet edilen tarihimtdn çokönemlüçokdeğerti kültürvarlık- lannı koruyan, görevlerini özveriyle yerine getiren, bu yapıtiaria ilgili ça- hşmalanyery üzünün dört bir yanın- da sanat ve bilim dünyasına sunan, bu nedenle de haklı bir savgıniık kazan- mış olan, sayısı son derece az bu övü- niilesi kişileri sonımsuz muhabirle- rin ihbaıiany la. basın ve TV'de adi birer suçlu gibi kamuya teşhir edip yıpratmanın ardındaki amaçlan kav- ramakta güçlük çekiyonız. Aynı şe- kilde Kühür BakanuğVmn destegini alarak gerçekkştirihniş, halkın geniş ilgisini gören sanat yapıtlannı. bir sansürcü görüşle eleştirmeye, hatta yargılamaya kalkışmayı, yakın geç- mişin otoriter ve totaliter rejimlerin- de kendini gösteren baskıcı anlayışın çağdış.1 bir uzantısı olarak görüyor, Sayın Bakanın bu tür eylem ve de- meçk'rini bir talihsizlik olarak değer- leDdiriyonız". Kamuoyunun dikkatine sunulan bildiride imzalanyla, Ali Akay, Ok- tay AkbaL Prof. Ayda Arel, Prof. Gü- ven Arsebük Dr. Nuşin Asgari, Prof. Dr.NurhanAtasoy, Şükran Azız, Ca- nan Beykal, Recep Bilginer, Tülay Börtecene, Handan Börüteçene. De- mirtaşCeyhun, Prof. Dr. Halet Çam- hbcl, Prof. Dr. Muhibbe Darga, Re- fik Durbaş. Orhan Duru. Sezer Du- ru, Ferit Edgü. Nilüfer Ergin, AtiUa Ergür, Ayşe Erkmen. Bülent Erk- men, Prof. Dr. Uğur Esin, Prof. Dr. Erol Eti, Füreya, Sinan Gcnim, Ara Güler. T.MeDhGörgün, MahirGün- şıray. Selim Üeri, Prof. Dr. Balkan Naci Islımyeli, Hüsamettin Koçan, Şükran Kurdakul, Mücap Ofluoğlu. Ahmet Oktay, Hakan Onur. Zeynep Oral, Dr. Aslı Özdoğan, Prof" Dr. Mehmet Özdoğan, Fatih Ozgüven, Demir Özlü, Şeyma Reisoğlu, Samih Rifat. Başar Sabuncu. Merih Sezen, YusufTaktak. Prof. Dr. Zeren Tanın- dı, NaimTirali, Han Tümertekin, Ali Uhi Türe, Celal Üster, Öner Yağcı, Haşmet Zeybek ve EmreZeytinoğlu- yer aldı. DUŞUNCEYE SAYGI MEMET FUAT Vurdumduymazlap Türkçede bir deyim vardır: Kös dinlemek... "Kös", bir tür büyük davul. Anlaşılan bir kez onun sesini dinledi mi, artık öbür davullann sesinden etki- lenmiyor insan. Türkçe Sözlük şöyle açıklıyor bu deyimi: "Olur olmaz şeylere aldırış etmeyecek kadar gör- müş geçirmiş olmak." Ömer Asım Aksoy'un DeyimlerSözlüğü'ne de ba- kalım: "Birçok sıkıştırmalar, korkutmalar görüp geçirdi- ğinden buna benzer şeylere aldırış etmeyen." Bu deyimde bir "görgülülük" söz konusu, olumlu bir yani var, pek uymuyor bizim insanlanmızın bugünler- deki garip durumuna... Bir de "Vurdumduymaz KörAyvaz" diye bir deyim vardır: Hiçbir şeye aldırış etmeyen, duygusuz... "Vurdumduymaz"\r\ te* sözcük olarak anlamı ise Türkçe Sözlük'te şöyle veriliyor: "1. Anlayışı, kavrayışı kıt. 2. Aldırmaz, aldırışsız, duygusuz." Sanınm en uygunu "deyim çağrışımlı" olarak "vur- dumduymaz^ kullanmak. Hiçbir şeye aldırış etmeyen... Evet, hiçbir şeye aldırış etmeyen, hiçbir eleştiriyi önemsemeyen vurdumduymaz insanlar olduk... Oysa yazarlann vazgeçilmez bir beklentisidir yaz- dıklanna yankı almak. Bin çıkıp doğru söylediklerini ya da yanıldıklannı belirtecekmiş gibi gelir onlara. Neaymazlık!.. Herkesin işi gücü yok da her yazılanı okuyup de- ğerlendirmesini mi yapacak!.. Son günlerde bir öldürme girişimi dolayısıyla gaze- telerden Cem Boyner'in işyerinin Maslak'ta olduğu- nu ögrenince bayağı şaşırdım. Neden? Siyasa alanında yaptığı konuşmalardan bende do- ğan izlenim, bu iyi eğitim gördüğü anlaşılan, gerçek- leri açıkça tartışmaktan çekinmeyen, özgürtükçü, dü- süncelerini sakınmadan söyleyen genç insanın uygar bir kentsoylu olduğu yönündeydi. Uygar kentsoylular, sanatlara destek olur, hatta ba- zı sanatlan ilgileriyle ayakta tutarlar. Cem Boyner'in Çarşı Mağazalan'yla bir ilişkisi oldu- ğunu duymuştum, ama Maslak'takı Noramin İş Mer- kezi'ne pek uğramadığını, orada Jale Yılmabaşar'ın seramik panosunun önüne yerleştirilen, plastik mi, renkli cam mı, her neyse, üstünde "Çarşı" yazan ikin- ci panoyu görmediğinı sanıyordum. Benim 8 Kasım 1995 tarihli "Cumhuriyet"le yazdı- ğım "Sanata Destek" başlıklı yazıyı okumamış, Jale Yılmabaşar'la televizyonda yapılan söyleşiyi izleme- mişolmalrydı... Ama inanılmaz şey!.. Cem Boyner'in işyeri oradaymış... Demek her gün Jale Yılmabaşar'ın yapıtının yansı- nı kapatan "Çarşı" panosunun altından geçiyor... Anlaşılan Nejat Eczacıbaşı tekil bir örnekmiş... Bizim kentsoylulanmızın da artık Batılı kentsoylula- ra benzediklerini düşünmekte acele etmişim... Yalnız bu değil, o yazımda andığım sanata saygı- sızlık örneklerinin hepsi yerierinde olduğu gibi duaı- yor... Ali Neyzi'nin genel müdürlüğü sırasında yaptınlan, ilhan Koman'ın ünlü yapıtı "Akdenlz"\n tam önüne, yere, bir kayığın burnu gibi çapraz yerieştirilmiş tah- talann üstündeki "Halk Sigorta Genel Müdürlüğü " ya- zıları, gene tatlı tatlı bakıyor gelip geçenlere... Tophane'deki parçalanmış işçi yontusu da yerli ye- rinde... HABITAT filan derken yenisıni dikmeseler bi- le, bu utanç belgesini çaktırmadan ortadan kaldınriar diye düşünüyordum, ama onu da yapmadılar... Partileri bırakın bir yana, kentin en işlek caddelerin- den birinde işçiliği simgeleyen bir yontuya, işçi sen- dikalannın böylesine ilgisiz kalmalan anlaşılır gibi de- ğ«... Sanınm Tophane'deki o kalıntı, zaman içinde, bam- başka bir anlam kazandı, çok daha derin bir anlam: Bir yontunun ilkel bir toplumla savaşımının görkemli anrtı olarak bütünüyle parçalanıp yok olana kadar ora- da öylece duracak... • Şimdi bunlan yazdım ya, bir yankısı olacağını san- mayın. Hiçbir şey değişmeyecek... Söylediklerime karşı da çıkmayacaklar... Vurdumduymaz insanımıza çok yakışan bir sessr/z- liksürüpgidecek... İşi bilenler şimdiden kıskıs gülüyortar... B U G U N 24. ULUSLARARASI İSTANBUL MÜZİK FESTtVALİ The Hannover Band'in barok müzik konseri s<ıat 19.00'da Aya Irini Müzesi'nde, Istanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu'nun konseri ise 21.30'da Atatürk Kültür Merkezi Büyük Salon'da. Topluluk, konser progranıında Dede Efendi'den seçilmiş ilahiler seslendirecek. 9. ULUSLARARASI YAPI KREDİ GENÇLİK FESTtVALİ Bryan Terfel şan resitali saat 19.00'da Atatürk Kültür Merkezi'nde yer alacak. Candan Erçetin'in pop müzik konseri ise saat 21.30'da Maslak Ayhan Şahenk Spor Salonu'nda. FİLM GÖSTERİLERİ Toplu Konut Idaresi Başkanlığı ve TÜRSAK'ın işbirliğiyle düzenlenen 'Beyazperdenin Ardındaki Kentler' film festivali programı çerçevesinde Beyoğlu Alkazar Sineması'nda saat 12.00 ve 19.00'da Chantal Akerman'ın 'New York'ta Bir Divan", saat 15.00 ve 21.30'da Mika Kaurismaki'nin 'Bir Gece Boyunca Helsinki-Napoh'. saat24.00'tegeceyansı sinemasında Charles Biname'nin "Eldorado'. Bertrand Blier'ın 'Erkeğim' adlı filmlen ızlenebılır. Stefanos Yerasimos'tan HABITAT ve İstanbul' Kültür Servisi - İstanbul ve Türkiye üzerine önemli araştırmalan olan Stefanos Yerasimos, bugün saat 16.00-18.00 arasında Beyoğlu Homeros Kitabevi'nde genel hatlanyla HABlTAT'ı değerlendirecek. Osmanlı lmparatorluğu ve Türkiye üzerine çok sayıda araştırma yapmış ve yayımlamış bir yazar olan Yerasimos. 1994 yılına dek Paris VIII Universitesi'nde profesör olarak çalıştı; I994'te Fransız-Anadolu araştırmalan Enstıtüsü'ne başkan olarak atanan Yerasimos' un jeopolitik ve şehirler tarihi olmak üzere çeşitli konularda yayımlanmış yüz kadar makalesi bulunuyor. TTB Öykü Yarışması sonuçlandı Kühür Servisi - Türk Tabiplcri Birliği "nin herkese açık olarak düzenlediği 'Yaşam ve Sağlık' konulu öykü yanşması sonuçlandı. Erhan Bener, Remzi Inanç, Lütfîye Aydın, Sevgi Özel, Dr. Gülseren L'nsün (Engin), Dr. Özen Aşut, Dr. Vahide Bilir Kesedar'dan oluşan seçici kurul, birinciliği Yılmaz Okyay'ın 'Kilit Taşı', ikinciliğı Ergin Çiftçi'nin 'Salyangoz Mevsimi', üçüncülüğü Güzel Baz'ın 'Kendimi Kaybettim' adlı yapıtlanna verdi. Aynca Tolga Ersoy'un "Yürürken', Seçkin Gündüz'ün 'Bir Ses Bir Tümce' ve Bülent Haşim Yanar'ın 'Gözlerim Kızaımıştı Anladı Ağlamışim' adlı yapıtlan da seçici kurul özel ödülüne değer bulundu.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle