26 Haziran 2022 Pazar English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
11 HAZİFAN1996SALI CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 Mesleğinde 50 yılı geride bırakan Ali Ulvi Ersoy, çahşmalannı ilk kez 'Karikatürler' adlı albümünde topladı 'Geleceğe kalan bir mizah yapmak,..' DUVGU DURGL'N 46 yıldan bu yana Cumhuri\et'te dü- rüst. İovrak ve esprili zekâMiıın iirünle- rinı çiziyor Ali Ul\i Erso> Günlük tüke- timın esas olduğu bır alan olan gazete çi- zerlıgınde. polıtık karıkatürleriyle oldu- gu kadar 'karikatür sanatt'mn ömekle- riyle de her gün Cumhuriy et okuyucusu- nun karşısına çıkıyor. l*)40"lı yıllarda Cemal \adir ustanin öğrencısi olarak başladığı gazete çizerliğınde. bugır ulaştığı yere hakkıni vererek gelmış bn çizer Ali L'lvı Ersoy. Karıkatürcüler VakfVnca 'Yılın Kari- katürcüsü' seçilen \e çalişmalarım ılk kez 'Karikatürler' adlı albümünde top- layan Ersoy "u adeta bir amikacı dükkâ- nını anıınsatan e\ınde. ortalama ınsan boyunu aşan günlük gazeteler. çeşitli sa- ııatdallannı konualan yüzlereekitapve derginin bulunduğu çahşma odasında, gazetey e karı katürünü yetıştirmeye çalı- şırken buluyoruz. Kendi isteği üzerine. karikatür dışın- da 'başka şeyler'den söz etmeyi kararlaş- tırsak da söz dönüp dolaşıp kankatür ve gazete karikatürüne gelip; sanat \e polı- tıkayauzanıyor Ali UKı Ersoy ılekonu- şurken kımı mesleklerın ınsanın yaşam biçımine donüştüğünü. onu sanp sarma- ladığını görmemek neredeyse olanak- sız... Ali Ulvi Ersoy. gazete çızen olmanın zorluklanndan söz açıyor... Gazete çize- ri olmanın geleceğc kalmaktan özvende bulunmak anlanıına geldiğinı belırtıyor. - Gazete karikatürü \e sanatsal kari- katür... Siz kendinizi hangisine \akın his- sedhorsunuz? ERSOY - Karikatür insanın sahip ol- duğu boy utlar kadar çok boyutludur. An- cak karikatür sanatını, sıyasi. eğlendıri- ci, militan gıbi karikatür türlerinden ayır- mak gerek. Karikatürü sanat yapan. mı- zahın çizgıdeki kurgusudur. Bu yüzden sanat karikatürü, yazıya gerek duymaz. Gazete karikatürü ıse günlük olaylar ve siyasi gelışmeler üzerine kankatüristin yorumudur. Bu açıdan sanat iddiası taşı- mayan karikatürler gıbi gazete karikatü- rü deyazıyı kullanabılir. Pekı. gazeteka- rikatürleri arasında sanatsal nitelık taşı- yan yapıtlar yok mudur? Olmaz olur mu? Ama o karikatürün sanatsal nitelığı ko- nusundaki olaydan değil. biçiminden ge- Iır yine de. Sanatsal niteliği olmayan ka- rikatürde. o olaylar uçup gittiğinde kari- katür de yok olur. Bu anlamıyla biraz nankördür gazete karıkatürcülüğü. Ben karikatürü sadece bir ıletişim aracı ola- rak görmüvorum. Karikatür, öncelikle kendi başına. bağımsız olarak var olnıak zorundadır. Sanatsal karikatür de siya- sal-güncel kankatür de iletişıme yardım eder. ama bırincıl ışlevi kendi nitelikle- ri ıle \ar olmaktır. Benim yapmak iste- diğim, karikatüre kalıcı bir şey yükle- mek Yani mizah \e resim sanatının ge- tırdiğı ilkelerle geleceğe kalacak bır mi- zah yapmak... Adamı adama, masayı masaya benzetmek yeterli değil artık. Onlararasındakı çizgisel ilişkiyi kurmak önemlı. - Peki karikatür sanatı Türkiye'de bu- gün nerede durmor? Sınırtan nereye ka- dar genişledi? ERSOY - Bütün sanat dallannda bel- li kalıplar \ardır. O kalıplann üstünde oynayarak sanata yenı bır şeyler katabi- lirsınız Örneğın ne kadar içkı ıçen adam \arsa o kadar sarhoş türü vardır. Şimdi bir oy uncunun sarhoş rolünde olduğunu düşünün. İkı türlü yöntcm \ardır onu canlandırmak ıçın. Bırıneisi yaşamın içinden gözlemkr yaparsinız. ikincisi sarhoşluğun sızde >arattığı ctkilerı araş- tırırsınız Bu anlamda dış gözlem v e ıç gözlemlc kalıpları çoğaltabilen oyuncu. iyi bir şeyler çıkarır ortaya. Kötü bır oyuncu ise bir başka oy uncunun canlan- dırdığı sarhoşu kopya eder. Cretmeııın anlamıbudeğildıroysa. BaşkaMnınyap- tığı şeyı taklit cttığınız zaman üretmiş olmazsınız. Bır sanat yapıtında doğanın yasalannı araniayacaksinız. Çünkü sa- natın yasası kendıne özgüdür. Sanatçı. doğanın önüne koyduğu yasalan değiş- tirerek deforme ederek bir eser yaratır... Yanı kuralı bozdugunuz zaman yenı bir kuralı da beraberinde tıetirmek zorun- r, öncelikle kendi başına, bağımsız olarak var olmak zorundadır. Sanatsal karikatür de siyasal-güncel karikatür de iletişime yardım eder, ama birincil işlevi kendi nitelikleri ile var olmaktır. Benim yapmak istediğim, karikatüre kalıcı bir şey yüklemek. Yani mizah ve resim sanatının getirdiği ilkelerle geleceğe kalacak bir mizah yapmak... M esleğin başında ideallerim vardı. Fakat görüyorum ki o günlerde daha geniş kapsamlı düşünmemişim. Belki de hayal gücüm biraz darmış. Bugün arzu ettiğim şey i söyleyeyim size: Ressam olmak isterdim. Resimle daha içli dışlı olmak, yeni biçimler geliştirmek ve resim sanatında geleceğe kalmak. Ama yine de gerçekçi olmak gerek. Şimdi sadece yapabildiklerimle yetiniyorum. dasınız. Aksi halde karikatür sanatına katkıda bulunmamış olursunuz. Bizim çogunlukla yaptığımız ise karikatürün zenaati. Yani. topluma bir şevler anlat- mak. karikatür sanatı değil... Oysa kari- katür sanatı dediğımız s^y, dünyanın her- hangı bir \erindeki insana seslenen ve kalıcı. e\renseldeğerlertai>ı\ an bir tür... - Yani, kalıcı karikatürü yaratmak alı- şılmıs, düşiince bi^imlerini değiştirmek. kalıpları > ıkmaktan «eçiyor... ERSOY - Kankatürle mizah yapmak üzerine çok sayıda düşünür çeşitli fikır- ler ortaya atmış Bana göre mizahın for- mülü, psikolojıııin insan zihnini analı- zinde kullanılan çağrüjim kanunlanyla ilişkilidir. Karikatür sanatçılan ve mi- zahgılar, bu çağnşım tbrmüllerıni kulla- nır: benzeyış ve zıtlıklardan yararlanır- lar. Bazen bmlerı çıkar ve bu formülle- ri alt üsteder. Gençlikyıllarımdabende bu formülleri değiştirmeye çalıştım. Ama bunu sürdüremedim. Çünkü bir. üç. beş ya da yirmı yapıtınızı bu yenı anla- yışınıza göre çizmek yeterli değil. o gün- den sonra tüm yapıtlannızı bu yenı an- layışa göre gerçekleştireceksıniz. Tabıi karikatürü müthis. geliştıren Steinberg gibi kankatürcüler var dünyada. Bızim çapımız o kadar büyük değilmıs.. - Belki de bu coğrafyada yaşıyor ol- makla ilgili bir durum bu.. ERSOY -Olabilir... Türkıye zaten dün- yanın kenar mahallesi. Bütün düşünce- ler bize geç geliyor. Bugün bıle hâlâ "Bütün işciler me4ek. patronlar da şe>- tandır" dıye düşünüp kendılennı Mark- sist sananlar var. Bu, teorıyi bilmeyen, ama bildiğini sanan kişinin uydurması. Liberal demokrasiye inandığını söyle- yen devlet adamları, liberalızmin insan- lann düşüncelerini özgürce açıklaması demek olduğunu bilmiyor. Türkiye'de korkunç bir kavram kar- maijası ya^anıyor. Liberal olduğunu söy- leyen adamın. liberalizmden haberi yok. Kulaktan doima bilgilerle yaşamayı sür- dürüyor. Örneğin bugün içkinin bereket- li bir rızk olduğunun Kuran'da yazdıgı- nı hiç kimse bilmez... Bu bılgisızlığı as.- manın tek çıkış yolu ilgı duymak ve öğ- renmeye istekli olmaktan geçıyor. Dü- şiinmenin 'düşünce üretmek' olduğunu kavramak. -KarikatiircülerV'akfıtaranndan' Yı- lın Kankatürcüsifseçildiniz. Hernen ar- dından. çalışmalannız ilk kez bir albüm- de toplandı. Mesleğinde 50 yılı geride bt- rakmış, Onur Ödülü'ne sahip bir çizer olarak bugün geldiğini/ konumdan hoş- nut musunuz? ERSOY - Her insan ya>amının başın- da 50 yıl sonra nerede olacağını düşünür. Ben çok zorluklar içinde büyüdüm. Ba- bam. ben bir yaşındayken ölmüş. An- nem bizi konu komşuya dikış dikerek büyüttü. Çoğu zaman mısır koçanını ha- vanda döver. şekerle karıştırır şerdik. Böyle bir yaşamdan sonra bugün geldi- ğim konumu düşünemezdim bile. Ama mesleğin başında ideallerim vardı. Fakat görüyorum ki o günlerde daha genış kap- samlı düşünmemişim. Belki deha\al gü- cüm biraz darmış. Bugün arzu ettiğim şeyi söyleyeyim sıze: Ressam olmak is- terdim. Resimle daha içli dışlı olmak, yenı biçimler geliştirmek ve resim sana- tında geleceğe kalmak. Ama yine de ger- çekçi olmak gerek. Şimdi sadece yapa- bildiklerimle yetiniyorum. Mimar Sinan Üniversitesi Resim ve Heykel Müzeleri Derneği'nin düzenlediği 'II. Kâğıt İşler Sergisi' Sanatçıyı sınayan malzeme: Kâğıt CANAN BEY KAL Mimar Sinan Üniversitesi Resim ve Heykel Müzeleri Derneği'nin 'Günü- miiz Sanatçılan İstanbul Sergileri' gibi gelenekselleştirmek amacıyla başlattığı 'Kâğıt IşlerSergisi'nın ikincisi 5 hazıran günü HABITAT-Kent Zmesi münase- betiyleaçıldı. 5 hazıran günü vapurla Beşiktaş'a ge- çerken, giderek çirkinleşen İstanbul si- luetınde yatay mımari çizgisivle güzel bir kıyı oluşturan Dolmabahçe Sarayı v e onun uzantısı Resim Heykel Müzesi'nın görüntüsune dalmış. 'Türki>e ruhaf bir ülke* dive düşünüvordum. Bir \ anda gencıne silahla yaklaşan bir de\ let, öte yanda onun yeni yaratılanna olanaklar hazırlayan kurumlan. bir \ an- da çiçeklerı bıle döven bir genç kız, di- ğer yanda ince duyarlıklarla gücünü. za- manını sanat \aratmaya hasretmiş bir gençlik. Ikısi birbirinin benzeri! Yaşat- maya olduğu kadar öldürmeye de hakkı olduğunu düşünen bır de\ letın. aynı bı- çimde şiddeti yaşayan \e de yaşatan genç vatandaşları. Aslında w Dünya tuhaf bir yer haline geldi" diye düşünüvordum. Guattari'nın 'Üç Ekoİoji' adlı kıtabında belırttıği gi- bi. "Düma gezegeni teknik-bilimsel şid- detli değişimler dolu bir döneme girivor. buna karşılık eğer bir çözüm getirilmez- se sonunda >er>üzünde vaşamın var o\- masını tehdit edecek ekolojik dengesizlik- lerin görüngüsü doğmaktadır. Bu allak bullak nlma>a paralel olarak kolektif bir birev insani >aşama biçimleri belli bir yozlaşmava doğru ağır ağır ilerlivorlar." Plastik atıklarla kırlenmış denız yüze- yine bakarken Guattan'nın aklıma gel- mesi şaşırtıcı değildı. Çevremızi plastik bır tehdidın kuşattığını hıssedı>ordum elbette Yedığımiz, ıçtığımiz. gı\ diğimiz. kııllandığımız her *e\in plastik bir nes- ne\e tekabülıvetınin getirdiği doğadışın- danlık. yaşamın doğallığına a>kırılık. şiddeti ve sefaleti ^ aşayan ve yaşatan bır toplumda komnaklı kalmı^. soltık alına- bılen bır veşıl alan. bır özgürlük bölge- sını geıeklı kılı\or ve bunu sanatta bula- bileceğımızi düşunüyorum. Bu vahada bile bugün iirctılen pek çok sanat >apı- 'Göç' Yonca Akçav tının estetik bır plastısiteden dolavı de- ğil. plastik nesnelerden yapılmış olma- lan nedenıyle kalıcı olacaklannı gözlem- lıyorum. Bu madde: doğava kanşmama- sı\la. organik bırlıkteliklere yatkın ol- maması> la kendi kimyası, fizığı \ e bıçı- miyle >anatçımn varatıcı becerısınde hükmcdıcı bır gönintü sunuyor. K.cnd\- nı sanatsal düşünden daha etkin biçim- de sanat yapıtında egemen kılan bu mad- denın veııı bır ekozofık bakış açismn • Birev si/. lletİMiıı^ı/' Stvda C v^.,. bilıncivle sorgulanması gerekıvor. Korunakh tek alan olarak sanat ve onun ıçınde düş güciine özgürlük tanıv a- bilecek en doğal malzemelerınden bın olarak kâğıdın benim tarafımdan bu dcn- h önemsenmesinın altında bunlar yatı- >or O nedenle Resim \e Hevkcl Müze- lerı Dcrncğinın 30 vaş siııırı altındukı genç sanatçı \e sanatçı adaylanna yöne- lik "Kâğrt İşlerSerjjisrni gömş alanımın disına çıkanruva kıvamıvorum Geçmişın ağırlığıyla yıpranmış müze binasının zemin katındaki etkinlikler bu- ra>abırölçüdevaşamsoluğukatıyorsa- nırım. Bu nedenle mütevazı katılımıyla gerçckleştırilmış olan u Kâğıt İşler Ser- gisi"nı bütün genç sanatçıların önemse- moleri gcrektığinı düsünüyorum Çünkü. kâğıt: sanatçının lıcm >aratıcı becerisi- ne. zekâsına. otorıtesine bo\un eğen, hem de en korkulacak malzemelerden biridir. Öv le ki tektıolojı iirünü vapa> ve gösterişli pek çok malzemenin gizledi- ği. görünmez kıldığı yeteneksızliği ve beceriksizliği aslabağışlamayan. yaratı- cı düş gücünün yoksulluğunu ifşa etmek- ten kaçınmayan bır malzemedir. Kâğıt. sadece sanatçının yetkın otontesi\le uyumlu hale getirilebilir. En klasik, ay- nı zamanda en sanatsal malzeme olan kâğıt genç bir sanatçının tüm imgelem gücünü, fantezilerinin zenginliğini, ya- ratıcı zekâsını sanp sarmalamaya hazır- dır. II. Kâğıt Işler Sergisi'ni gezerken genç sanatçılann nesnenin çekiciliğine alış- mış görsel yaratıcılıklarının bu alçakgö- nüllü ama zengin verilere sahip malze- meye hükmetmekte ne denlı zorlandık- lannı görmemek olası değildi. Sergiye katılan 85 yapıttan 38'ının sergilendiği bu etkinlikte Yonca Akay.ŞeydaCesur ve Oya Erolödüllendirilmişlerdir. Hammaddesi paçavra olan sevgili kâ- ğıt. acaba seni eline alan genç bir sanat- çı ne denli zengin yaratıcılıklara olanak tanıdığının. üzerine konacak her bir işa- retin, yırtıp keserken ortaya çıkan biçi- min. eğip büker ya da katlarken v eya eri- tip hamur halınde yeniden oluştururken. üçboyutlu biçimler kurarken. sertleştınp yumuşatır, üzerine aynı türden bir başka kâğıt parçacığını yapıştınrken gerçek ya- ratıcılığın, sanatçı zekâsının. teknık be- ceri vekurgulamayetisininsenintarafın- dan sınandığının hesabını yapabılivor mu? Başka hiçbir malzemeve gerek duy- mak>ızın sadece düşünün kendi bağım- sızlığında bir sanat yapıtına dönüştürü- lebilecek bir zemin olarak sanat yapıtı- na olağandışı bir anlam kattığını ya da katabileceğini tüm bu alçakgönüllü, eko- nomik görümününle ne denli zengin. özel ve sıradışı sanat vapıtlanna olanak tanıyabildiğini, geçmişten günümüze dek sanat gelişimini bır küçücük kırpın- tınla bıle değiştirebilecek güce sahip ol- duğunu. Picasso, Schwitters. Matisse. Duchamp ve daha nıcelerinın esın kay- nağının senın malzcmenle yaratıldığını düşünebılıyor mu? Kâğıt. bütün bu plas- tik dünya içinde sanatçının vazgeçeme- yeceği tek sanat malzemesi olmak hü- kümranlığını sürdürmektedir hâlâ. ALINTILAR TAHSIN \XCEL Uzatı Nediruzatı? Konudan uzaklaşan söylem, sozün ge- reksız yere uzatılması. Bir de yapıtında aynı tutumu be- nimseyen romancı ya da öykucunun edımi, bu edimin ürünü olan söylem parçası. "Romancı hiç böyle saç- malıkyapar mı?" demeyın. yapar. Bır olayı anlatırken, bir nesneyi, bir kışiyi ya da bır gorunumu betımlerken, bırden anlatının doğal akışını keserek duşünsel açık- lamalarda bulunmaya, söz ettiğı olay ya da kışılere iliş- kın görüşlerinı sıralamaya başlar, hatta. Monther- lant'ın yaptığı gibi, kendi yaratıp kendi konuşturduğu roman kışisıne yanıt yetıştırmeye kalktıgı bıle olur: Fre- ville'dekı en zor gunlerınde, kendısinı başından atmak için buralara yollamış olan dayısının "pratık'' olmadı- ğını düşünen zavallı Leon de Coantre'yle dalga geçer, her şey olup bittıkten sonra, okuruna goz kırparak "Ya sız, sayın kont, sız çok mu pratiksınız" dıye sorar ona. Ama ister okur ya da kahramanla dalga geçmekte kul- lanılsın, ister birbirınden ılgınç bılgıler vermekte, uzatı her romancı içın de çekicı bir anlatı oğesı değıldir. Tam tersıne, ozellikleçağcıl romancılarellennden geldiğın- ce uzak dururlar ondan, Flaubert'ın uzatı oranını sıfı- ra düşürmek ıçın kendını zorladıgı sezılir. Bır Malra- ux'nun, bır Hemingvvay'ın yapıtlarında uzatıya pek rastlanmaz. Bır Alain Robbe-Grillet'nın uzatıya baş- vurması için roman anlayışını tumden yadsıması ge- rekır. Şu var kı, bugun bayağı gozden duşmuş olmasma karşın. uzatının da bır sanat olduğunu ve buyük uygu- layıcılan bulunduğunu yadsıyamayız. Omeğın Balzac, en büyük uzatı ustalarından bırıdır. Hiç kuşkusuz. o da keser anlatının akışını. ama uzatıya başvurarak öyle gözlemler belirtır kı, bu sapmadan çok da rahatsız ol- mazsınız. Daha nıcelerı arasında. Memur/ardakı şu "bürokrası" uzatısı gerçekten uzundur, bır roman ke- siti değil de tarihsel. sıyasal, toplumbılımsel bır çö- zümleme okuduğunuzu sanırsınız. Gene de. hele yö- neticıtenn rapor sunma ve rapor ısteme tutkusundan söz ederken. sürükleyicı bır oluntu gıbi bağlar sızı: "Fransa, bunca guzei rapora karşın batıyor, eylem ye- rıne söz üretıyordu. Fransa 'da yılda bır milyon rapor yazılıyordu! Bu nedenle de bürokrası egemendı ya!" Öte yandan. Insanlık Guldürusu'nun genel yapısı bir ölçıide uzatıyı uzatı olmaktan çıkanr. en azından ıkın- ci derecede bir uzatı durumuna getırır: ana yapıtın ıçın- de yer alan her romanm bir başka anlatıcısı bulundu- ğundan, uzatı Balzac'ın kendısınin değil. anlatıcısının başvurduğu bır yoldur. dolayısıyla yapıtın btr ıç oğesi- dir. Bu açtdan bakılınca. en buyuk uzatı ustalarından bı- rınin deSart Faik olduğu soylenebılır Bılındığı gıbi, bu- yük öykücümuzun olgunluk donemı oykulennm he- men hepsı. anlatılan olayı yaşayan. goren. dinleyen, okuyan. ama her zaman yorumlayan, yorumlarken de "söylenıp duran" bırının ağzından (ya da yazısmdan) yansır bıze: "Mılyonluk şehırlerde yaşasa ınsanoğlu- nun ıçınde yalnızlık, kendi ıçıne çekıtme, sınme gun- len doludur. Bıtışık doğmadığımıza gore. ıçımızdekı se- vınçlerı, kederlerı başkalarıyla her an paylaşmamıza ımkân mı vardır? En yakınlanmızdan bıle bucak bucak kaçtığımız. derdımızı kımselere soyleyemedigımız günlerimız olmaz mı?" Boylece, oyku. bır baştan bir başa, ınsan ve dünya üzerine gozlemlerden oluşan bır uzatı bıçımınde eklemlenır. uzatı oykunun değil, oyku uzatının oğesiymış gıbi gorunur. Ne olursa olsun, ge- ne yapı gereğı. dönuşmüş bır 'jzatı ya da istersenız, uzatı biçıminde bır oyku soz konusudur. Henry de Montherlant böyle ınceliklerle oyalanmaz, bunca büyük öncünun çağdaşı olmasına karşın. eski geleneğı ızler; üstelik, uzatılarını eveleyıp geveleme- den, doğrudan doğruya yazar kımlığıyle, hem de her fırsatta. her amaçla sokar araya: dunya ve ınsan üze- rine genel gözlemlerde bulunmak için. toplumu eleş- tiımek için, kahramanlarını ya da çağdaşlarını alava al- mak ya da yüceltmek içın, hatta duygusallığından do- layı okurdan ''ozur dılemek" ıçın Ama yakışık dıye de bir şey vardır: uzatı Montherlant'a yakışır. Oyle kı, "Sı- rası mı şımdı olayın akışını kesmenın!" demezsıniz hıç- bir zaman: tam tersıne. Montherlant yer yer oyle goz- lemlere gırişır kı. arkanıza yaslanır. tıryakıysenız. yeni bir sıgara yakar, bir kez daha okumak ıstersınız: kımi zaman da baştan okumak bıle yetmez. Orneğin ben Bekâr/ar'daki nıce ılgınç uzatıdan bırını haftalardır ıkı- de bır baştan okumak gereksınımım duyuyorum. Romanı sız ya da ben yazmış olsak. araya boyle bır uzatı sokmak usumuzdan bıle geçmezdi belki, ama Montherlant'ın ne yapacağı bellı mı olur: M. de Coant- re'yı bulvarlarda dolaştırırken. Le Matın gazetesının önünde, ağızlarından salyalar akıtarak, Fransa Bısık- let Turu'nun o günku sonuçlannı ızleyıp defterlerine ge- çiren genç ve orta yaşlı adamlardan soz edıyor, sonra uzatıya bır uzatı daha katmak pahasına, "Hepsı de üç haftatık bır basın kampanyasından sonra, Fransa ıçın en kotü anlaşmalan bıle hiç duralamadan onaylaya- bilirdl; ama bu akşam, sıralamada bır Fransız başa geçtı diye, gözleri yuvalarından fırlıyor" dıye ekleye- rek adamlann yurtseverliğının olçusunü veriyor. sonra da hiçbir şey olmamış gıbi Leon de Coantre'nın akşam gezıntisıne dönuyor. • Bekârlar'ı ben çevirdim; bu nedenle Coantre'lerie Coetquıdan'ların seruvenıni sonuna dek ızlemenızi önerecek değılim, ama şu 1996 yılında, Montherlant'ın 1930'lardan kalma, kısacık uzatısının ışığında. yurt ve ulus sevgısının türleri ve duzeylerı uzennde bır kez da- ha düşünmenızi coşkuyla salık venrim Kültür Bakanlığı'ndan atama fırtınası (l BA) - Kültür Bakanlığı'nın atama fırtınası sürüyor. Istifa eden hükümetin Kültür Bakanı Agâh Oktay Güner. bakanlık müsteşarlığına mü^teşar yardımcısı Cevdet Türkeroğlu'nıı. Mıllı Kütüphane Başkanlığı'na başkan vardımciii Tunccr Acar'ı. Eğıtım Dairesi Ba^bakanlığı'na APK Daırc Baijkatıı Ibrahinı Beğendıyı, Devlet Opera ve BJICM Genel Vlüdür Yardımcılığı'na da APK Daıresı Başkanı Rıtat Yalçın'ı getırdı. Bakan Güner. Konva ll Kültür Mudürlüğü'ne Bır^en Dınç'ı. Kahrjmanmaraş ll Kültür \lüdürhüğü"ne \hmet Durna'vı ve Bırlı> İl Kültür Mudürlüğü'ne Ahnıet Duna'vı ve Bıtliv İl Kültür Müdurlıığü'nc de Se\hnu^ Tan'ı atadı -\tamalara ılı^kııı uçlü kararnemcler resmı gazetede yavımlandı. İnsan Hakları Tarihi' toplatıldı Kültür Senisi - Çıvıyazılan arasınd.ı v jy ınılaıuın 'lnsan Hakları Tanhı" başlıklı kıtap. Ktanbul DGM Cumhurıvet Başsa\cılığrnın 3 1.05.19% tanh % 1130 Hz. >a\ıh \aziM\la "Basın yoluvlj devletın bölüıııııezlığı alevhıne propagandj vapnıak suçu" ı^lenıiş >avıyla CML'Kun Sd. maddcM uvarınca toplatıldı Erol Anar tarafından kaleme alınan kıtahm va\ıncisi Özcan Sapan. Türkive'de ınsan hakları ıhlallennın ^ürdüğünü belırterek bu kez ıhlalın konıısıınun "Insan Hakları Tanhı' adlı kıtap olduğunu vövledı. "Söz konusu kıtap. yüzlerce kavnak ve belgeııın mcelenmeM soıuıcu u/uıı ve sabırlı birçalışmavla ortava çıkmı^tır. Kıtapta Türkiye'nııı ınsan hakları tanhı elbette resnıi tanh anlayışıvla değerlendırilmenıı^. re>mı tanh aıılavışını sorgulayan bir yaklaşimla nesnel bır ^ekılde ortaya konulmuştur"" diyen Sapan. "Bızler zaten Türkiye'nııı yüzkaraM olan "dü*ünce iiıçıf Jav jlarındjn dolayı değışık yor \e mckanlarda yargıianıyoruz. Kıtabın toplatılma^ıyla bırlıkte sadece takvımınıızde bır değışiklik oİacaktır. Kitabın başından sonıına dek bütün vazıfanlan cümlesı cümle>ıne savunuvuıuz" dedı.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle