01 Temmuz 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA CUMHURİYET 10 EKİM 1996 PERŞEMBE 12 DIZIYAZI Şah Rıza ve Emanullah reformlar için Türkiye'yi örnek alırken ulusal farklılıklan gözardı etmişlerdi Atatürkçümodelin kötü taklitleri• Atatürkçü model, her iki ülke liderinin de çok cesur kararlar almasına yol açmıştı. Türkiye'de cumhuriyetin ilan edilmesinden etkilenen Şah Rıza, cumhuriyetçi bir tanıtım kampanyası başlatınca, halk ve monarşi yanlısı İslamcıların tepkisiyle karşılaşmıştı. Bu kesimler, cumhuriyetle din düşmanlığını özdeşleştirmişlerdi. Emanullah ise çağdaşlaşma yanlısı ve gelenekçi olarak ikiye ayrılan aydınların birleştirilmesiyle başarıya ulaşacağını sanarak doğrudan dini güçlere karşı saldırıya geçmişti. Atatürk'ün 1927 yılında TBMM'ye verdiği Nutuk'tan esinlenen Emanullah, beş gün süren nutkunu dini şeflere zorla dinletmişti. A tatürkçü Türkive'nin. JM Şah Rıza \e Emanullah yU ıçin bır örnek olmasına Âı^m kaıyn etkin bir model / M olu>rurduğunu sö>lemek -A. M pek kolav olmayacaktır. Şah Rıza ile Emanullah'ın bazı alanlarda uyguladıklan reforınlann zamanlaması \e nitelikleri. bazen Türkive'nin bu venilıklerde evleme geçmesini beklemedikleri gerçeğini ortava kovmaktavdı. Nitekim Şah Rıza. Fransa modelini örnek alarak. eğitim programlanndaki retormun uygulanmasına 1921 vılında başlayarak. I924'ten sonra ise adli yasaların modemleştirilmesi hareketine girişmişti. Ordunun modernleşmesı \e askeri devimlerle başlatılan dilde sadeleşme hareketi de zamanından çok önce zorunlu hale getirilmiştı. Avrupa'nın simgesi şapkanın kabul edılmesınde ise kuşkusuz Şah Rıza'nın 1934"te Türkıve'ye yaptığı zivaretin önemli etkisi olmuştur (47). Ancak Batı givsilerinın kabul edilmesi. 1928 yıİtnda başlatılmış. Şah Rıza "Pehlevi şapkası" denılen ulusal bir şapka türünü zorla kabul ettirerek. bu konuda Atatürk'ten daha da tarklı bırtutum ıçine gırmışti (48). Afganistan'da ise Emanullah. 1919'dan itıbaren özgün bir siyaset izlemiş. 1921 'de uygulanan adli reformlardan sonra 1923 Anavasası vapılmıştır. Kraliçe Süreyya başörtüsünü atar Afganistan'da. Türklerin yanı sıra Mısırlılar. Almanlar. Ingilizlerde bulunuvordu. Nitekim bir Fransız mimar olan Foucher. 1922'de eğitim • sistemini venıden düzenlemekle görevlendirilmiştı. Emanullah'ın 1927 ve l92R'de vaptığı Avrupa seyahati sırasında Avrupa modelini doğrudan incelemiş olduğunu hatırlatmalıvız. Kadın haklan konusunda ise Kraliçe Süreyva, 1921 yılından itibaren ilk kız okulunun açılışını. bir kadın dergisinin ya> ıiTiını sağlamış \e reşit olmavanlarla kan uyuşmazlığı durumundaki evliliklen yasaklayan bir yasa çıkarmıştı. Kraliçe. 1927 Aralık ayında Batı A\rupa'ya yapacagı .seyahatten önce başörtüsünü atmıştı (49). Atatürkçü örnegin doğrudan gerçekleşen etkileri. daha önce değindıgimiz ulusal farklılıklar nedenıv le bazen olumsuz sonuçlar doğurmaktavdı. Nitekim Türkiye'de 29 Ekim 1923te cumhuriyetin ilan edilmesinden etkilenen Şah Rıza. cumhurıvetçi bir tanıtım kampanyası başlatınca. halk \e monarşi yanlısı İslamcıların tepkistvle karşılaşmıştı. Bu kesimler. cumhuriyetle din düşmanlığını özdeşleştirmişlerdi. Sonuçta I Nisan 1924'te cumhuri}etçi tasarı terk edilmişti (50). Üstelik Türkıye'den esinlenerek gerçekleştırılen dil devriminin, 1934ten sonraki etkisi vetersiz kalmıştı. Sonuç olarak fran rejimi. 1935 Mavısı'nda kurulan Fahrangistan Akademisi ile birlikte. belirli bir hareketsizlik içine girmişti (51). Afganistan'da. aydınların \e halkın bir kesıminin Türklere duyduğu derin saygı. sultanlıgın \e halifeliğin ortadan kaldınlması. çağdaşlaşma hareketinin reddedilmesi \e askerlerin Türk danışmanlara olan kıskançlığına karşın. \arlığını sürdürmekteydı. 1924'te Büyük Meclis'te (LaLoya Jirga). gelenekçi aydın kesim. Emanuîlah'ın reformlannı İslamcı bir görüşle saptırırken. halifeliğin kaldınlmasını da sert birdille eleştirmişti (52). Atatürkçü model. Emanullah'ın çok cesur kararlar almasına yol açmıştı. Bu bağlamda çağdaşlaşma yanlısı ve gelenekçi olarak ikive aynlan avdınların birleştirilmesiyle başanya ulaşacağını sanarak doğrudan dini İran ve Afgan yönelicilerini/j Atatürkçü de\ rimlerden etkilendiklerini doğruhnan pek çok kanıt göstermek mümkün. güçlere karşı saldınya geçmişti {53). 1928 Ekim avında Kraliçe başını halk içinde açmış ve daha sonra peçevi kaldımıış. memurlar arasında birden fazla kadınla evliliği yasaklamıştı. Emanullah daha da ileri giderek 1928 Ekim ayında Büyük Meclis'e çağırdığı dini şetİeri aşağılamış, onlan Batı üiysileri giymek konusunda zorlamıştı. Atatürk'ün'1927 yılında TBMM'ye verdiği Nutuk'tan esinlenen Emanullah. beş gün süren nutkunu dini şeflere zorla dinletmişti. Son olarak Emanlulah. 31 Mart 1927'de Kâbil'de. Doğulu giysilerin giyilmesini yasaklamıştı (54). Ne var ki bu ginşimler sırasında ŞSCB ile Büyük Britanya. .Afganistan'da ihtilaflan körüklemekte ve ülke az gelişmişliğin iktisadi güçlükleri içinde yaşamaktavdı. Emanullah. simgesel olmaktan çok daha ilerive giden reformlara kendisini övlesine kaptırmıştı ki. giderek zavıflamakta olan konumunu unutmu^. İslamcıların aşiretlerle işbirliğine giderek silahlı bir başkaldında bulunabileceklen olasılığını düşünememışti. Türkive'nin sıyasi vapisindan farklı olan bu durumu. Mustafa Çokaiev şöyle degerlendirmektedir: "Reformcu bir kral, Afganlan tek ve bütün bir ulus. devleti de sivasi bir kurum olarak değerlendirirken, Afgan aşiretleri, kendi açılarından devlete baktıklarında, valnızca kendi çıkarlarını görmekte\ebunlan savunmak için kutsal şeriat kurallarını öne sürmektedirler." İran ve daha sonra Afganistan'da büvükelçı olan Britanyalı Sir Francis Humphrev, 1960'ta Vartan Gregorian'a yaptığı açıklamada. Atatürk'ün de vukarıda belirtilen görüşü paylaştıgını bildirmektedir(55). Atatürkçülüğün İran ve Afganistan üzerindeki etkisini incelerken. değindiğımiz başarısızlıklann bizi yanıltmaması gerekir. İran \e Afgan yöneticilennın Atatürkçü dev rimlerden etkilendiklerini dogrulayan savısız kanıt gösterilebilir. Herrürlü modelde vanılticı tınsurların bulunduğımu dikkate alarak. Atatürkçülüğün İran \e Afganistan'da uvgulanabilirliğini doğnılayabilir miyız? Çeşitii etkilerin yanı sıra özelliklc otoriter vönctim niteliğinin aynen vansidığını sövlevebiliriz. Modernleşme çabaları ve dilctatör rejimler İran ve Afganistan'da uygulanan reformlar. bu ülkelerin tarihi gelişim süreçleri ve konumlan üzerinde • - vapılan vaıılı^ değerlendırmelerin ötesinde. vöneticilerin vüzeysel görüşlerıni de yansıtmaktaydı. Oysa Türkiye'de önce Genç Osmanlılar. sonra Genç Türkler'in yarı teokratik de\ let düzenine \e İslamcı topluma karşı gcrçekleştırdikleri köklü atılımlar söz konusuvdu. Üstelik empervalist güçlerın bağımlılığından gerçekten kurtulan tek ülke Türkiye idi. Şonuçta halkegemenlığı ilkesi üzerinde kurulan tek dev let ve otoriter bir dönemden sonra bazı buhranlar vaşaıısa da istikrarlı birdemokrasivi Aydınlanma ve demokrasi yolunda ilerleme iilkelmlekigeleceğiGünümüzde, Atatürkçü devrimlerin Müslüman ülkelerdeki etkileri geçerliliğini tüm gücüyle korumaktadır. Nitekim MüsJüman ülkeler, yakın bir gelecekte, Atatürk devrimlerini uygulayacaklardır. Türk Kurtuluş Savaşı bütün Müslüman ülkelerde yürürlükte olan ümmet anlayışı yerine ulus kavramını ortaya koyarak, yeni bir uyanış yaratmıştır. Böylelikle Müslüman subaylar ve aydmlann çoğunluğu. Atatürkçülerin dini ilkeleri hedef almadığını. ancak siyasi amaçlanna ulaşmak için din sömürüsü güdenlere karşı geldiklerini çok iyi anlamışîardır. Atatürkçülük; monarşi, teokrasi ve yan-teokrasi rejimlerinin tam aksine. halk egemenliği temeline dayanır. Bu bağlamda Atatürkçülük, dini inanç sömürûsüne son veren, demokrasi düzenine geçiş siirecini sağlayabilen en uygun siyasi yöntemdir. Dini baskı nedeniyle halklann başkaldııamadığı teokratik rejimlerde, 21. yüzyılın başlannda. demokratik düzene geçeb'ilmenin ve eski dini rejimlerin yıkılmasının en etkin siyasi yöntemi, Atatürkçülüktür. Müslüman ülkelerdeki aydınlar, kurmayı öngördûkleri halk egemenliği için gerekli olan siyasi düşünceyi. Atatürkçü hareketin içinde bulunmuşiardır. Nitekim Atatürkçülük, İslamiyet ile halk egemenliğini bağdaştırarak, İslamın özüne yönelmiş, laiklik ilkesiyle mantığı ön plana çıkararak, biiinç özgürlüğû sağlamış, sonuçta İslamda "yeniden doğuşu" gerçekleştirmiştir. Isiamiyet evrensel değerini. Osmanlı İmparatorluğu zamanırtdaki hoşgörü ile kazanmıştı. Günümüzde îslamiyet, özdeğerlerini ve gerçek bilinç özgürlüğünûn varlığını, ancak laiklik ile mantıklı Müslümanlığı bağdaştıran Atatürkçülerin yaşadığı Türkiye'de bulabilmiştir. Oysa Müslüman ülkelerde şeriat düzeni içinde yaşayan ve sadece tek hükümdara boyun egmek zorunda kalan Müslümanlar. bundan yoksun kalarak biiinç özgürlüğünü kullanamamaktadtrlar. Islamiyete, halkçı niteliğini yeniden kazandırabilecek ve hiçbir kişiye, topluluğa, dini veya siyasi ayncahk tanımayacak tek yöntem halk egemenliğidir. Atatürkçülük bu bağlamda, her ne kadar köktendincilerin hedefi olarak görülse de, Müslümanlann aydınlanma ve demokrasi yolunda ilerlemeieri için gerekli en uygun model niteliğini korumaktadır. Tarih, yakın bir gelecekte, teokratik rejimlerin başında DemokJes'in kılıcı gibi asılı duran Atatürkçülüğün etkilerini mutlaka yazacaktır. gerçekleştirebilen tek ülke yine Türkive olmuştur. İran'da çağdaşlaşma süreci. Amerikan çıkarlan doğrultusunda hareket eden ve temelde seçkın sınıflara yarar sağlayan diktatör rejimle özdeşleşmiştir. Afganistan'ın modernleşme sürecınde ise ülkede birlik sağlanamamış, hareketsiz ve tutucu hükümetler peşpeşe iktidara geçmişti. Bu dönemde Sov vet korumacılığı etkisini giderek arttırmıştı. Bütün bu verileri değerlendirdigimiz zaman, süreklı bir modernleşme siyasetini gerçekleştirebilen tek ülkenin Türkiye olduğu bir kez daha ortava çıkmaktadır. Şah Rıza Pehlev i've karşı oluşan güçlü muhalefet, reformlann vüzeysel nitelikte kalmalarından ve toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldıramamalanndan kaynaklanmaktaydı. Bu unsurlar. uygulanan rejimın yasal dayanağının bulunmaması gerçeğiyle birleşince Şah'ın devrilmesi kaçınılmazdı. Humeyni İran'da modernleşmeyi engeller Nitekim İran Cumhuriyeti en katı İslamiyetçilerin egemenliği altına girmişti. Muhammed Arkun, "HumejTii ile Atatürk'ün önerdiği tamamen çelişkili çözümlerin" arkasında kutsal görev açısından bir benzerliği ortava koymaktadır: "Tarihi gelişim sürecinde ve a> nı zamanda Müslüman toplumun geleneksel yapısı üzerinde köklü bir değişiklik yaratmak" (56). Doğal olarak Humevnicilığin köktendinciliği. İran'ın gerçekten modernleşmesini engellerken. Atatürkçü rejim bu konuda ne denli güvenilir olduğunu kanıtlamıştı. Atatürkçülük. belli bir gelişme projesi hazırlavarak köklü değişiklikler yapmış, çagdaşmaşma amacına yönelmiştir. Oysa Humeyniciliğin doğuşunda bir gelişme projesi hiçbir zaman hazırlanmadığı gibi. demokratikleşme tasansının sözü bıle edılmemiştır. Bu durumda çagdaşlaşmayı reddeden. buna karşılık modemleşmenin teknik yönlerinı kabul edecek gerçekçi bir İslamcı akım bile Humeyni hareketinin mantık dışı görüşüne ters düşmektedir. Afganistan "a gelince: Gelenekçi kesimin merkezci egilımleri. modernleşme sürecinin gerçekleşmesini engellemekteydi. Komünıstlerinl978'de iktidara .^çmelerivlıîrjîfrhkte. okuma-vazma seferberliği ve kadınların serbestliğı konusundaki girişimler. şu kusurlar nedeniyle sonuçsuz kalmıştı: Komünist rejim baskıcıydı. dinsizdi ve SŞCB'nin denetimi altındaydı. Ulusal birlik ve kimlik olgusu tamamen komünist rejime karşı kullanılmıştı. Nitekim 1989da işgalci Şovyet güçlerinin çekilmesinden sonra etnik gruplar ve aşiretler arasındaki rekabet veniden başlamıştı. Ortaya çıkan iç savaşta. İslamcı görüş de dahil olmak üzere genel bir tasannın yokluğu gözlenmekteydi.Bu iki ülkedeki ulusal koşullann farklılığını dikkate alarak Atatürkçülüğün İran ve Afganistan'da yayılamadığı sonucunu çıkarabilir miyiz' Öncelikle 1920'li yıllarda Türkiye'nin az gelişmiş bir ekonomiye sahip olduğunu. ülkede dinin ve geleneklerin egemen olduğunu. dolayısıyla İran ve Afganistan"dakı modernleşme yanlısı vöneticilerin başarısızlıklannı. sadece giriştikleri evlemlerin zor koşullan ile açıklayamayız. Gerçekte bu başarısızlığın asıl nedenlerini. vöneticilerin veni koşullara uyum saglamakta ve özellikle iktisat. siyaset ve toplumsal gerçekler arasında bağlantı kurmak ve köklü değişiklikleri saglamaktaki yeteneksizliklerinde aramak gerekir. İÎTTİ rıA DESTREE. ıı.g.e.. s. H4-17- DonaldS. U'ILBER. u.g.e.. sM. John R. PERRY. a.g.e., s. 4X>ArnoldJ. TOYSBEE. Sııne? <or 192*. u g.e.. s. 203 49) A. DESTREE. a a e.. s. 17K-T9 İ(»ArnoldJ TOYSBEE. Sııne) for 1925. a.ç.e.. s 515-5İ'' 51) John R. PERRY. a.g.e.. s 302 ve 307-310 52) Lıuhug U'AD.4 UEC. u.g.e . s 26S 53) Leon B POL LUDA. a g.e.. s. 26.S 54)ArnoklJ TCHSBEE. Sıırveyfor I92f<a.g.e.. s. 205 A DESTREE. a.g e . s. İ7 9 55/ Vartan GREGOR1AS. a g.e.. s 2*4 56) MohammeJARKLS. "Posıtivısmeat tradıtıondcım ııııepenpettıveıslamn/ue. Leıas dıı Ketııalısnıc '. ın Dıoıjene. Paris. 19X4, no 12: s M-nr ÇALIŞANLARIN SORULARI / SORUNLARI YILMAZ ŞIPAL EmekK ikraıniyesi geri ödenir mi? Soru: Bir sos\algüvenlik kurumu genelmüdürlüğü Bilgi İşlem Da- • ire Başkanlığı'ndan 1. derece 4. kademe \e + 3000 ek göster- geli 29 > ıl üzerinden Bilgi İşlem Daire Başkanı olarak emekli oldum. O tarih itibarıyla da ikramiyemi aldım. Ancak 1993 vılında bir büvükşehir ilçe beledi\esine + 2200 ek göstergeli Bilgi İşlem Müdiirii olarak atandım. Memuriyetedönmem ne- deniv le almış olduğum ikrami) e>i yasal fafcd ile öde> erek me> - cut vasal haklanmı alıııak istiyorum. Bu nedenle, Emekli San- dığı'na \ermiş olduğum dilekçem, 5434 sayılı Emekli Sandı- ğı kanunu'nun ek 20. maddesi esas alınarak cevaplandırıldı. Gelen ce> apta '29 yıl hizmetinize karşılık tarafınıza emekli ik- ramiyesi ödendiğinden sonradan geçen 1 tam fiil hizmet >ılı- na karşılık emekli ikramivesi ödenecektir' denildi. Emekli Sandığı Kanunu'nun ek 20. maddesi emekli ikramiyesinin na- sıl odeneceğini hükme bağlamıştır. Emekli ikramiyesinin ge- riye ödenip ödenmeyeceğini hükme bağlamamjştır. İnceJedi- ğim kadarıyla bu konuyla ilgili herhangi bir maddeye de rast- lamadım. Vukarıda kısaca özetlemeye çahştığım bu konuda yargıya nıüracaatı düşünmekte>im. (T.A.) V'ANIT: 5434 savıb TC Emekli Sandığı Yasası ek madde 20 uya- rınca: "Emekli, adi malullük. vazife malullügü a\lığı bağlanan veya- hut toptan ödeme vapılan, asker. sivil tüm iştirakçilere, her tam fıili hizmetyılı için" emekli aylığı baglamayaesasalınan tutarların bırav- lıgı emekli ikramivesi olarak venlir. "Verilecek emekli ikramivesinin hesabında 30 fiili hizmet yılından fazla süreler nazara alınmaz. Emekli ikramivesini aldıktan sonra yeniden iştirakçi durumuna gi- renlerin tekrar emekliye avrılmalarında. yalnız sonradan geçen hiz- metlerine karşılık yukandaki esaslara göre emekli ikramivesi öde- nir. Şu kadar ki evvelce verilmiş olan ikramiye ile sonradan geçen hizmetler için aynca tahakkuk ettirilecek ikramivenin hesabına esas alınan fiili hizmet süreleri toplamı 30 v ıldan fazla olamaz ve ev vel- ce 30 hizmet yılı için emekli ikramiyesi ödenmiş olanlara hiçbir şe- kilde ikramiye farkı ödenmez." Ek 20. maddede emekli ikramivesini aldıktan sonra veniden işti- rakçi durumuna girip veniden emekliye a>rılanlardan. "evvelce30hiz- met vılı için emekli ikramiyesi ödenmiş olanlara hiçbir şekilde ikra- miye farkı verilmez" denılerek 30 yıl üzennden ikramiye alanlara fark ödeme vapılabılmesi yolları tıkanmıştır. "Peki 30 vıldan az hizmeri olanlara, ikinci kez ikramive verilirken fark ikramive ödenmesi söz konusu olaccak mıdır?" \'aptığımız araştırmada bu sorunun olumlu va da olumsuz yanıtı- nı bulamadık. Benzer durumlar için 1475 sayılı iş Yasası u> gulama- smdan doğan uyuşmazlıklara ılişkın Yargıtay kararlanna değinmek- le yetiniyoruz. 1475 sayılı İş Yasasf nın kıdem tazminatı ile ilgili 14. maddesi uv arınca:"\v nı kıdem siiresi için bir defadan fazla kıdem taz- minatı veya ikramiye ödenmez." Kıdem tazminatını aldıktan sonra geri ödeme yapılırsa veni kıdem tazminatı eski süreler de göz önüne alınarak ödenebilir mi? (1) "(...) İş Yasası'nın 2320 savılı yasa ile değişik 14. maddesinde ay- nı süre için birden fazla kıdem tazminatı ödenmeyeceğine dair buyu- rucu bir esas getirilmiştir. Kıdem tazminatı vönündcn alınanın iade- si suretiv le hizmetin ihvası yasanın az önce açıklanan temel ilkesi ile bağdaşmayacağından sö/leşmedeki hükme itîbar edilemez (...) (Yar- gıta> 9. Hukuk dairesi 30.6.1993 tarih, 4134 esas, 6013 karar)" 12) "Sonradan işe girilirken kıdem tazminatının geri verilmesi su- retivle av nı dönem için son ücretten kıdem tazminatı istemi 'A> nı kı- dem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmez' yolundaki buyurucu hükme aykındır. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, esas 1981/2525, karar 1981/14662, tarih 10.12.1981)" " E\"velee 30 hizmet yılı için emekli ikramiyesi ödenmiş olanlara hiç- bir şekilde ikramive farkı ödenmez" deyişi. "30 hizmet yılından az süre için ikramive ödemesi yapılmış olanlara, ikinci kez ikramive öde- nirken ikramiye farkı da ödenebilir mi" sorusunu akla getırmekte- dir. Bu sorunun yanıtını da vargı verebilir. Kaynak (I) İbrahim EŞMELİOGLL 1 . İş Kanunu 1986, sayfa: 258 (2) Osman USTA. Kıdem Tazminatı. 1994, savfa: 236 ANKARA NOTLARI MUSTAFA EKMEKÇİ Olur mu, Böyle Olur mu? Yargıçlar-Savoılar Yüksek Kurulu'nu, son kararlan, davranışları nedeniyle eleştırmeyi düşünüyorum. Bilmeyenler bilsin, Yargıçlar-Savcılar Yüksek Kuru- lu'nun yetkilerı, cumhurbaşkanında yokturdesem abart- mış sayılmam. Aldığı kararlar kesındır. Kararları. cum- hurbaşkanının onayını gerektırmemektedir. Onlara, 65 yaşına değın kimse bır şey yapamaz. Üyeler. oraya dört yıl için seçılirler. Basına yansıyan haberlere. soylentile- re göre durum. koskoca Kurul'u yaralayıcı, incitıci nite- liktedır. Kurul'un, Ş.K.'ye "teslımıyet" ıçerısınde bulun- duğu ıleri sürülmektedır. Bu havayı yaratmaya kimsenin hakkı. yetkısi olmamalıydı. Kulisferde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Ismail Hakkı Karadayı'nın iranlı bır generalle vaktiyle yaptığı konuşma. dillerde dolaşmaktadır. Karadayı iranlı gene- rale sorar: - Nasıl farkına varmadınız? Nasıl haberiniz olmadı? - Farkına varmadık, ış ışten geçmişti farkına vardığı- mız zaman... Deve yüküyle altın biriktiren 148 Erbakan ne demiş- ti? "Kanlı mı geliriz, kansız rnı geliriz? Nasıl olsa gele- ceğiz!" sözü, çok kışıyı ürkutmüş, korkutmuş olabılir miydı? Kımileri: - Bunlar nasıl olsa gelecekler, zaten iktidardalar. Ben bunlaha şımdı ters düşmeyeyim. iyi ilişkiler İçinde ola- yım. Yann için sıkıntı çekmeyeyim! hesabı içinde olabi- lirler mi? Kurul içinde boyleleri olabilir mi? Hiç usuma getirmek ıstemıyorum. Ama bakıyorum, laiklik konusundaki Da- nıştay kararı. Anayasa Mahkemesı kararı uygulanmıyor. Türbanlı yargıç adayları "kura" çekıp ellerini, kollarını sallayarak atandıkları yerlere gıdebilıyorlar. Ş.K.'nın is- teği doğrultusunda, başsavcılar görevlerinden alınıp, hallaç pamuğu gıbı savruluyorlar. Koca Kurul uyuyor, uyutuluyor belkı. bılemem. Kurul boyle olursa, yargıç karşısına çıkan yurttaş ne düşünecek? - Sızlen buraya atayan Kurul, yansızlığını yitîrmiş, her şeyiyle bakan karşısında "teslımıyet" içerisındeymiş. Ben sizin dağıtacağınız ada/ete nasılgüveneceğım? Gördünüz mü başa geleni? Kurul'da başkanvekılı ne diyordu: - Efendım, bizden türbanlılaıia ilgili rapor gizlendi. Bunu gizleyenler hakkında soruşturma açılmasını ıste- dik. - Peki efendim. farkına vardınız demek; o zaman, ge- tırın dosyalan, ıptal edin atamaları, ne duruyorsunuz? Son kararnameyle, 25'e yakın başsavcının başsavcı- lıkları alındı. Tanhınde görülmemış bır bıçımde. bir ge- nel müdür görevinden alınarak. güney illerınden bırine yargıçlığa yollandı. "Bizim haberimiz yoktu" demek, Kurul'u da, üyeleri de kurtarmaz. Kurul Başkanvekılı Sadık Mollamahrnu- toğlu, "Haberimizyoktu rapordan•" dıyor, ama kulısler- de. Ş.K.'nın en büyük destekçısı olduğu söyleniyor. Ş.K.'yı bır daha kutlamak gerekmiyor mu? Kurul üyelerınden bırın/n eşi Ankara'da Idare Mahke- mesi Başkanı mı? Danıştay üyesı olmak için çırpınyor- sa, bunun yolu nereden mi geçıyor? Orada çoğunluğu Yargıtay'dan gelen üyeler oluşturu- yor. Koskoca Yargıtay üyeleri. "yargıç güvencesi"nn simgesı olmalı değıller miydı? Demokrasımızin, çok par- tili yaşamın yilmaz emekçısı Ismet Paşa, 1950-1960 arasında "yargıçgüvencesı" için çırpındı. Demokrat Par- tı'nın ünlü Adalet Bakanı Hüseyin Avni Göktürk'e (1955-1957), çok ağır bır soz söylemıştı; ben buağır sö- zü hafifleterek anımsıyorum: - Boncuklu İbrahim 7n kadısı, senden daha insaflıy- dı! Aşağı yukarı, bunun bıraz ağın bir söz. Boncuklu İb- rahim, balıklara altın serpen ünlü "Delı lbrahim"\ Ş.K.'ye ben bir şey derniyorum, benim eleştirırnyar-j gıçlara. Hanı, değirmencinin "Bertin'deyargıçlarvar"de- diğıgıbı, "Ankara'dayargıçlar var" demek isterdim. Yar- gıç. kıyıma uğratılır mı? Yargıç kıyıma uğrarsa, ben yar- gıcın yüzüne nasıl bakarım? Halk arasında ünlü sözdür: - Tann, yargıca, sağına (hâkime, hekıme) düşürme- sin! derler. Korkariar ıkısinden de. Yargıçlar, kıyıma uğ- ruyorlarsa, onlar kıme gidecek, kime sıgınacaklar? Ş.K.'ye mi? Hani, küçük çıkarlar için eyvallah edenler olabilir, el oğuşturanlar bulunabılır diyelım; ya hiçbir çı- kan yokken eyvallah edenler; 12 Eylül, onun uzantısı ik- tıdarlar. nasıl da yerle bir etmiş yargıyı? Yargıçlar-Savcılar Yüksek Kurulu'nda, karşı çıkanlar olduğu duyuluyor; ne oluyor karşı çıkıyorlar da? Hıçbı- ri: - Arkadaş, ben burada ant içtim, ben laik cumhuri- yetin koruyucusuyum. Böyle şey olmaz, buna kararalır- sanız ben yokum, ben bu Kurul'u terk ediyorum! demı- yor. diyemiyor. Ankara'da ıdare mahkemesi başkanları şöyle diyor- larmış: - Bakanlıkta, üst düzeyde bir yargıç filan yere sürü- lürse, yann bizi Hakkân 'ye sürerter! Gördünüz mü yargıç güvencesini? Sözün kısası: Yargıçlar-Savcılar Yüksek Kurulu'nun değerlı üyeleri, yaptıklan yanlısı düzeltmemişler, ıpe un sermışlerdir. Yüksek Kurul şöyle oluşuyor: Başkan: Bakan Şevket Kazan. Müsteşar: Uğur Ib-^ rahim Hakkıoğlu; Yargıtay'dan gelen üyeler: Sadık Mol-' lamahmutoğlu. Sıraç Aslan, Engin Doğu; Danıştay'dan gelenler: Zühal Çokar, Yaşar Selim Asmaz. i Danıştay'dan gelen Yaşar Selım Asmaz'ın süresi ka-l sım ayında doluyor. Danıştay, onun yerine üç üye adayı seçecek. cumhurbaşkanı üçten bırını Yüksek Kurul'a atayacak... • • • 148 Erbakan, Libya'dan dönüşünde kendini Romali generale benzettı; Müslümanları kandırdığı gibi belki. Romalıları da kandırır! ; B U L M A C A SEÜAT YAŞAYA\ SOLDAN SAĞA: 1/ Jüpıter gezege- ninınbirbaşkaadı. 2/ Maksim Gor- ki'ninbirromanı... Çiçek tozu. 3/ 3 ""Derlı toplu. saç- ma sapan" örnek- lerinde olduğu gi- bi. anlatımı güç- lendırmek ıçin ses- çe benzer sözcük- lenn üstüstekulla- nılmasına verılen 8 ad. 4/ Sıkıntı ve- g ren. hoşlanılma- yan şeyler va da kımseler için kullanılan bır söz... Eksıği olmavan. 5/ Kale hendeğı... Dört köşe yel- kenlerın yan yakalarına 3 bağlanan halat. 6/ Şıirlerı 4 şerıata avkırı görüldüğü içın Halep'tederisi yüzüle- reköldürülmüşünlütasav- " vuf şairi... Notada durak 7 ışaretı. 7/ Ördeğe benzer g bir su kuşu... Satrançta bir „ taş. 8/ Ekmek ufağı... Kö- pek. 9/îiave... Daha çok Karadenız vöresınde gıyilen bır tür erkek ayakkabısı. VLK.4RIDAN AŞAĞIYA: 1/ Dıvan şurınde kimı kavramlan dolaylı anlatmak içın kul- lanılan nüktelı \e sanatlı söz... Teilür elementının simgesı. 2/Ses... Kısır. hiç doğurmamış havvan. 3/ "Aldanma ki — sözü elbette valandır" (Fuzuli)... İçine başka bır sıvı karış- tırılmamış ıçkı. 4/E1 yazmast kıtapların sonuna. güveden ko- ruyacağına inanılarak yazılan ve tılsımlı sayılan sözcük. 5/ Bir kitabın kısaltılmış bıçımı \e özellikle kısa tarih kitabı. 6/Yapmacıklı davranış... Endonezva'nın plaka ımı... Kalın» bükülmüş sıcım. 7/ Mesaj... Iskambilde koz. 8/ Korunmak, içın bır yere bırakılan eşva. 9/ Bizans dönemınde. Istan-J bul'da si>asal suçluların kapatıldığı ünlü zından... Lzaklık* anlatmakta kullanılan söz.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle