16 Ağustos 2022 Salı English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA CUMHURİYET 23 TEMMU21982 PERŞBMB6 OLAYLAR VE GORUŞLER 70 Yıl SonraLozan'ın Düşündürdükleri Eger Lozan'ın oluşturduğu Ulusal Ant (Misak-ı Müli) hudutlannı korumak istiyorsak, Lozan'ın ruhunu da korumamızın önemini anlamak için henüz vakıt varken, bir şeyler yapmak gerektir. Prof. Dr. TOKTAMIŞ ATEŞ 15 Ekim 1922'de yürûrlüğe giren Mudanya Silah Bırakışması koşuUanna göre müttefîk- ler ve TBMM hükümeti temsilcileri Lozan'da toplanacak Banş Konferansı'na katılmayı kabul ediyorlardı. Ve işte bu aşamada banş görüşmelerine katılacak kurulun belirlenmesi gerekiyordu. Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey, çok iyi bir diplomat ve devlet adamı ol- masına karşın, mütteftklere ve özellikle îngil- tere'ye karşı Türk ulusunun yeni çehre ve ka- rarhhğını gösterecek; yeni anlayışını ödünsüz ve kati bir biçimde ortaya koyacak niteliklere sahip değildi. Lozan'da Anİcara'nın istediği şey, zaten pek de ustası olmadığınuzdiploma- si değil, bağımsızlık ve koşulsuz egemenlik konusundakı ödünsüz kararhhk idi. Ve bu anlayış doğrultusunda Yusuf Kemal istifa ederek, yerini askeri utkunun önemli ölçüde paydaşlanndan olan ve diplomat özelliklerini de Mudanya Görüşmeleri'nde başanyla ser- gileyen Batı Cephesi Kumandanı İsmet Paşa'- ya bıraktı. Lozan'da banş konferansının 13 kasımda başlaması gerekiyordu. Buna göre 11 Kasım 1922'de kalabalık bir daruşmanlar grubu ile Lozan'a gelen Türk kurulu, açıhşın bir hafla ertelendiğini öğrendi. Görüşmelerin bir hafla ertelenmesi ve Türk kuruluna ancak Lozan'a geldıklerinde bunun duyrulması, Osmanlı temsilcilerine karşı yapılan alışılagelmiş saygısızlıklardan biriydi. Oysa ki gelenler. kuîaklanndaki top seslerinin tahribaü henüz geçmemiş; Ankara'da bir kahveden ödünç ahnmış gaz lambasınm ışığında ve bir liseden gelirilmiş sıralarda otu- rarak sabahlara kadar tam bağımstzlığı sağla- manın savaşımını vermiş ve "Ya istiklal ya ölüm!" parolasını temel ilke edinmiş bir tem- silci grubuydular. Ve İsmet Paşa, derhal bir basın toplantısı yaparak durumu protesto et- mişti. Lozan banş görüşmeleri 21 Kasım 1992'de başladı. 4 Şubat 1923'te ara verilen görüşme- ler 23 Nisan 1923'te yeniden başladı ve 24 Temmuz 1923'te Banş Antlaşması imzalandı. Konferansın ilk aşamasında üç aydan fazla süren görüşmelerde ortak bir metin üzerinde anlaşma sağlanamayınca, müttefıkler kendi aralannda bir metin hazırlamışlar ve bunu 3 Şubat 1923'te bir ultimatom havasında İsmet Paşa'ya vermişlerdi. (Aydemir, Ikmci Adam I, S. 144 vd.) Gece geç saatlere kadar bu metni inceleyen Türk delegasyonu bir karşı teklif hazırladı. Ancak bir anlaşma sağlanamadı. Direnen kahramanlar ismet Paşa, "Türk ulusal egemenliğine aykın hiçbir koşulu kabul edemem" diyordu. Zaten Lozan'dan aynlmadan önce yaptığı basın toplanüsında da şunlan söyleyecektir: "...Sadece evet veya hayır demek kolaydır. Fakat birçok masum insanın kanı, milletlerin mukadderatı mevzu olduğu bir zamanda işi böyle kolaya almak kabil midir? Insanlann mukadderatı oyuncak mıdır? Ben bütün kon- feransta bu mesuliyetin yükü altında çalıştım. Şimdi hadiseler hakkında hüküm vermeyi milletlerin vicdanına bırakıyorum... Bütün fedakârlıklan yaptım. Her şeyi kabul ettim. Fakat memleketimin iktisadi esaretini redde- derim..." Lozan'daki gelişmeleri ve kapitülasyon- lann sürdürülmesi konusundaki ısrarlan tzmir'de öğrenen Mustafa Kemal, burada yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "...Efendıler! Bu memleketi esirler ülkesi yapamayız. Lozan Konferansı'nın son müza- keresi bu nokta ile alakadardır... Aylardan beri müzakereler, münakaşalar cereyan etti. Fakat muhataplanmız bizimle üç-dört sene- lik bir hesap görmuvorlar, üç-dört yüz senelik bir hesap görmeye başlıyorlar... Millet ka- rannı vermiştir. Ancak bütün millet ve cihan bilsin ki, en nihayet ve en nihayet bu millet tam ıstiklalinin temin edildiğjni görmedikçe, yürümeye başladığı yolda bir an durmaya- caktır." İsmet Paşa'nm çok sonralan, 15 Eylül 1960'ta Ankara'da Atatürk Haftası'nda yaptığı konuşmada değindiği çok ilginç bir nokta vardır. Şöyle demektedir Ismet Paşa: "...Orada bir akşam İngiliz delegesi Lord Gürzon, yanında ABD delegesi varken bana şöyle dedi: - Aylardan beri müzakere ediyoruz. Arzu ettiklerimizden hiçbirini alamıyoruz. Mem- nun değiliz sizden. Ama ne reddederseniz ce- bimize atıyoruz. Cebimizde sakhyoruz. Mem- leketiniz haraptır. Yann geleceksiniz, bunlan tamir etmek için, kalkınmak için yardım iste- yeceksıniz. O zaman bu cebime koyduklan- mdan her birini birer birer çıkanp size verece- ğim. Ben cevap verdim: - Çok emekle bu sonuca varmışızdır. Şart- lanmız milletimize göre hakhdır. Bunlan ne olursa olsun alacağız. Siz şimdi verin. Sonra gelirsek istediğinizi yapın... Bugün aradan yaklaşık yetmiş yıl geçtikten sonra düşünüldüğünde insanın aklına, "aca- ba Lord Gürzon hakb mıydı?" sorusu geliyor. Hele 1950 ve özellikle 1980 sonrasındaki geliş- meler düşünüldüğü zaman, Lord Gürzon'un cebindekilerin tümünü çıkarttığını anbyoruz. Kefen bezinden, toplu iğnesine; şekerinden kurşunkalemine değin her şeyi dışandan al- mak zorunda olan ve uzun yıllar süren savaş- lann perişan ettiği; miman, mühendisi, jeolo- ğu, kimyacısı, iktisatçısı, işletmecisi vb. olma- yan; genç ve yetişkin kuşaklan savaşlarda eri- miş o günlerin onurlu Türkiyesi ile, günümüz Türkiyesi karşılaştınldığında, kimi noktalar- da ileri giderken, ulusal bağımsızhğa duyulan saygı ve özen, ulusal egemenliğin paylaşı- lmazhğı vb. gibi pek çok temel ve moral konu- larda nasıl geriye gittiğimizi derin acı duyarak gözleyebiliyoruz. Sonuç İsmet Paşa'nın oğlunun başbakan yardımcısı olduğu günümüz Türkiyesi'nde bu moral gerilemenin ve hatta çöküntünün ne- denlerini düşündüğümüzde, Lord Gürzon'un İsmet Paşa'ya söylediklerini anımsamamız gerekir: Eğer o günlerde vermemek için savaşı göze aldıgımız ve savaştığıtıuz ödünleri bugün verdiğimizde bunu, "iktisadi bir başan" ya da "güvenilirlik ölçüsü" olarak sevinçle karşılı- yorsak, köprülerin altından çok sular akmış demektir. Ve Lozan biçimsel olarak o günlerden gü- nümüze yürürlükte olan tek anüaşma olması- j na karşın "ruhundan" bir şeyler eksilmiş de- j mektir. Eğer Lozan'ın oluşturduğu Ulusal Ant (Misak-ı Milli) hudutlannı korumak isti- yorsak, Lozan'ın ruhunu da korumamızın önemini anlamak için henüz vakit varken, bir şeyler yapmak gerekir. (*) (*) Bu yazı ana hatlanyla 1983 temmuzun- da yayımlanan YAZKO Somut'ta çıkmıştı. Ancak aradan geçen on yılda fazla bir şey de- ğişmedi. ARADABIR ENDER KARACA Kamu Yön. Uzm. Kâğıt Sektöründe Katma Değer... Ülkemizde 1963 yılından bu yana uygulanan beş yıllık kalkınma planlarında sürekli yer alan ve ekonomik kalkın- manın bir göstergesi sayılan katma değer, en yalın anlam- da satışa sunulan bir maiın fiyatından, bunu üretmek üze- re daha başka kişiler ya da firmalar tarafından yapılmış ara tüketim harcamaları çıkanlınca kalan fark olarak ta- nımlanır. Bilindiği gibi 24 Ocak 1980'de uygulanmaya başlanılan ekonomik istikrar önlemteri gereğince kâğıdın da temel mallar kapsamından çıkarılarak sübvansiyonun ortadan kaldırılmasıyla, kamu ve özel sektörce üretilen kâğıtve kar- tona ait birim fiyatların sürekli artışları karşısında, bu sek- tördeki katma değerin, toplam imalat sanayii sektöründe yaratılan katma değer içindeki payını DİE'den sağlanan verilere göre 1981-1989 yılları arastnda rncelemeye çalı- şırsak, kâğıt sektörünün toplam imalat sanayii sektörü için- deki payını n yükseldiği, kamu sektörünün kâğıtsektörüiçin- deki payının azaldığı, özel sektörün kâğıt sektörü içindeki payının arttığı, Ancak enflasyonun hızlı olduğu ülkelerde (örneğin ülke- mizde olduğu gibi) cari fiyatlarla yaratılan katma değerin, toptan eşya fiyat endeksindeki yükselmelere göre sabit fi- yatlara dönüştürülerek hesaplanması daha doğru bir uy- gulama olacağından, aynı yıllarda (1981 yılını 100 kabul edersek) kâğıt sektöründe cari fiyatlarla yaratalan katma değerin 45 kat, sabit fiyatlarla 2.6 katlık bir artış olduğu, Bu sabit fiyatlardaki artışı da üretim miktarlarıyla karşı- laştırırsak 1981 yılında toplam 491.615 ton kâğıt-karton üre- tilmesinekarşılık 1989 yılında 820.272 ton kâğıt vekartonun üretildiği, bu miktarın da yaklaşık 1.7 kat arttığı görülecek- tir. Olumsuz yönde dikkati çeken bu gelişmenin başında enflasyon ve kur ayarlamaları nedeniyle girdi maliyetle- rindeki artışlann, özellikle kamu sektöründe işletme ser- mayesi gereksinmesini arttırması, bu ek işletme sermaye- sinin borçlarla karşılanması ve buna bağlı olarak finans- man giderlerinin hızla yükselmesi gelmektedir. İşte bu finansman giderlerinin karşılanabilmesi için de aldıkları başka önlemlerle birlikte ürettikleri mamul malla- nn birim fiyatlarını sürekli olarak arttırdıklan, bu artışın da Avrupa ülkelerinde üretilen kâğıt ve karton fiyatlarıyla yak- laşık aynı düzeye getirildiği görülmektedir. örnek olarak gazete kâğıdını ele alırsak, 1989 yılında fi- yatı 1.460.000.- TL/tona yükseltilmiş, ancak Gümrük Ver- gisi'nin arttırılması ve uygulanmakta olan fonun ortadan kaldırılmasıyla, gazete kâğıdı satışfiyatı nitelik olarak daha avantajlı durumda bulunan dıştan alınan gazete kâğıdı ma- liyetinin üstüneçıktığı için bu kâğıdın fiyatı tekrar 1.300.000.- TL/tona indirilmiştir. Görüldüğü gibi gerek kamu sektörünce gerek özel sek- törce yapılan sürekli fiyat artışlarına gerekçe olarak girdi • Arkası 17 Saviada TABTIŞMA Hakların Bakanlıgı Ne kadar çok Hak Bakanlıgı olursa, temel hak ve hürriyetlerin o denli güvencede olacağı. tüm yurttaşlara ve dünyaya kanıtlanmalıdır. I nsanhğın evrimi içinde. egemenlik gök- ten yere indirilmiş, Tann'dan aünıp topluma teslim edilmiştir.Egemenlik kav- ramının somutlaşünlmasıyla temel hak ve özgürlükler. toplumsal iradeyle anavasa- larda yer alrruştır. Anayasal haklann İcoru- nup kullanılması devlet güvencesinde, öz- gür bireyin tasarrufuna bırakılmıştır. Temel hak ve hürriyetlerin anayasada düzenlenmiş olması yeterli görülmemeli. her hak ve hürriyet için kesinlikle bir "Ba- kanlık' kurulmalıdır görüşü, gjderek ya>- gınlaşmaktadır. Bu görüş, cebimizdeki enf- lasyonun siyasal otoriteyi desarsmakıa ol- duğunun bir kanıtıdır. Yürütme erkindekı gereksiz örgütlenme gayretinin, dağıulacak ünvanlar ile bazı politikacılan mutlu kılacağı dogaldır. An- cak bu gayret, devleün ekonomik ve örgüt- sel anlamda küçültülerek kuvvetlendiril- mesi, çağdaş düşüncesıne aykındır. Devlet harcamalannda tasarruf konusu, yalnızca makam otolan ile sınırlandınlamaz. Her hak ve hürriyet için bir bakanlık ku- rulması düşüncesınin uygulamaya geciril- mesiyle, bakanlıklann ödenekleri, bakan- lann danışmanlan. arabalan ve elbette çalışmalanna uygun bınalan olması gerek- üği gerçeği, gözardı edilmemelidir. Her ilde bir bakanlık temsilcisi bulunmalı, onlara da benzer olanaklar sağlanmalıdır. Hakla- nn Bakanhklan ile tüm yurttaşlararasında anında karşıhkU ileüşim sağlayacak bier sistem mutlaka olmalıdır. Bu anlayışla, hizmet agı bireyleri kuşatmalıdır. İnsan Haklan Bakanlıgı, Kadın Haklan Bakanlıgı, Ulusal Dayanışma Bakanlıgı, İnsanlann Maddı ve ManevıVarlıklannı Gelişürme Bakanlıgı, Kanun önünde Eşit- lik Bakanlıgı, Özel Hayatı Koruma Ba- kanlıgı (özellikle özel kişileri basına karşı korumak için). Konut Bakanlıgı (özel kişi- lerin yurt içinde ve dışındaki özel konuila- nnın araştırma konusu olmaması için), ku- rulmasında tartışılmaz yararlar olacak Hak Bakanhklan'na birer örnek sayümalı- Çocuk Kaçırma Suçu Hangi insan idarede olursa olsun, bu kanunlar ve maddeler yürürlükte olduğu sürece Türkiye'deçocuk kaçırma olaylarının ardı arkası kesilmez. 4 Temmuz 1992 tarihli gazetelen açan- lar, 28 günlük Burcu adındaki bebeğın, hıle kullanılarak kaçınldığını ve çocuğun (bebeğin) annesı Gülşen Mert'in gözjaş- lanna gömüldüğünü ve çaresizlik içinde çare aradığının resmini görmüşlerdir. Evet. Türkiye'de son zamanlarda çoçuk kaçırma olaylan sıkça görülmekte \e gaze- telerde yer almaktadır. İşin ınsancıl-duygusal yarunı bir tarafa bırakalım ve bu olayı Ceza Hukuku açı- sından inceleyelim istedik. Çocuk kaçırma ile ilgili kanunlanmızın düzenlemesi şöyledir: 765 sayıh Türk Ceza Kanunu madde 182: 'Her kim şehvet hissi veya evlenmek nıyeü olmaksınn. henüz 15yaşına girme- yen küçük bir çocuğu, kendi nzası ile. ana veya baba veya vasısi veyahut muvakkaten olsun kendisine bakmakta ve muhafaza et- mekte olan kimseler varundan kaçınr ya- hut çocuğun muvafakatı ile bigaynhakkın yanında tutarsa. 1 seneye kadar hapis ce- zasına mahkum olur. Eğer bu fiil. kaçınlan \eya ahkonulan çocuğun nzası olmaksızın işlenmiş yahui çocuk henüz 12 vaşını ikmal etmemiş bu- lunursa, yerine göre evvelkı maddeîerde yazılı hükümler tatbik olunur.' Yanı bu kanun maddesıne göre. bir be- beği hile gibi, nzası olmaksızın kaçırmak ve alıkoymanm cezası 7 günden (hapis ce- zasının alt sının 7 gündür) 1 yıla kadar ha- pis cezasıdır. Kaçınlan kişi Sulh Ceza ya da Asliye Ceza Mahkemesi'nde vargılanır 647 sayıh İnfaz Kanunu'nun 4 ve 6. maddelerine göre verilecek 7 gün ya da 1 yıl hapis cezasının paraya çevrilmesi ve tecili mümkündür. Bu basitlik bir tarafa, bebeğin ya da ço- cuğun hastaneden bir hemşıre >a da hemşı- renin yardımı ile kaçınlması durumunda. hemşire memur sayıldığı için hakkında Memunn Muhakemet Kanunu'na göre, Cumhuriyet Savclannın tahkikat açması dır.Din kültürü ve ahlak öğretiminin Ana- yasa'nın 24. maddesi gereğince, ilk ve orta öğretim kurumlannda okutulan 'zorunlu dersler' arasına ahnmış olmasıyla (...) yetı- nilmemeli bu anayasal hüktnün gerekçe- şinden hareketle, Din Kültürü ve Ahlak Öğretımi Bakanlıgı da düşünülmelidir. Ne kadar çok Hak Bakanlıgı olursa, te- mel hak ve hürnyetlerin o denli güvencede olacağı tüm yurttaşlara ve dünyaya kanıt- lanmalıdır. 'Laiklik ilkesinin korunması", 'Bilim ve Sanat Hürriyeti', 'Akbn özgürlüğü ve Ge- lişimi' konulan üzerinde durulmasma ve önlemler alınmasına gerek yoktur... Bu ko- nular usu, bilinci ve bilimi ile, demokraük, laik ve sosyal bir hukuk devleti ülküsüyle, aydınlanma çağını sürdüren toplumun, bir avuç savunucusunun koruyuculuğundadır zaten. Kulluktan vatandaşhğa geciş surecinde- ki insanımız, hak ve hürriyetlerini cebinde- ki para, sandığındaki altın gibi koruyup kullanabildikçe, hukuk devletinde özgürce yaşayabilmenin tadına varmaktadır. Ba- kan olsa da, olmasa da... HULUSt METtN Avukat İstanbul yasaktır.(MMHK madde 13) Bu durumda. hemşıre Valilik makamına şikayet edilecek. vali bir muhakkik tayin edecek. muhakkik rapor (fezleke) hazırla- yacak. fezleke İl İdare Kurulu'nda görüşü- lecek. hemşıre hakkında lüzumu muhaice- me karan çıkarsa ancak ondan sonra sulh ya da Asliye Ceza Mahkemesi'ne verilebı- lecektir. Görüyor musunuz, aslında bir cinayet suçu kadar kamu vicdanını yaralayan ço- cuk kaçırma fıilinin cezası netice itibanyla 7 gün hapis cezasıdır (Mahkemeler alt sınırdan ceza verir). 7 gün hapis de 70 bin TL. para cezasına çevrilmektedir. Bu şekilde ceza öngörülen çocuk kaçır- ma fıilinin Türkiye'de bu boyutta olması kaçınılmaz bir sonuçtur. Unlü Fransız bilim adamı Arthur Dulas. 'İnsanlan insanlar değil. kanunlar yönetir" diye bir tezınsavunucusu olmuştur. Bu tez gerçekten doğrudur. Hangi insan idarede olursa olsun. bu ka- nunlar ve bu maddeler yürürlükte olduğu sürece Türkiye'de çocuk kaçırma olay- lannın ardı arkası keshmez. NECMETTtN KAHRAMAN A vukat, Trabzon PENCERE NeBir Fazla, Ne Bir Eksik... Voltaire... "Aydınlanma Çağı"nm büyük düşünürü!.. 18"ınci yüzyıl, bütün dünyaya aklın ışığını saçan görkem- li bir dönem değil mi!.. Evet; ama, çağlar, süreçter, zamanlar, dönemler iç içe yaşanıyor. Bir zamanda, çeşitli mekânlar; bir mekânda, çeşitli zamanlar birbirine eklemleniyor. Fransa'da "büyucüdür" suçlamasıyla son "cadı kadın" odun ateşleri üstünde cayır cayır yakılırken, Voltaire, Pa- ris'te gözaltına alınıyordu. Ikisinin de tarihi 1718!.. • Kadınların aşağılanması yalnız islam dünyasında ge- çerli değildir; kadın ile günah kavramları geçmiş zaman- larda hep özdeşti. Kutsal kitaplar bayanlara iyi gözle bakmazlar; önyargı, Havva'dan başlar; bugüne kadar sü- rüpgelir. Hıristiyanlık, Ortaçağ'da 'cadı'avınaçıktı. Büyücülük su- çu yalntz kadınlar için geçerliydi. Papa 8'inci Innocent 1484'te bir yazılı buyruk çıkardı; engizisyon mahkemesine büyücülük suçlarına bakmakla görevli yargıçlar atadı. Yargıç baylar, oturup kendi kafalarına göre hukuk kitabı yazdılar; Papa'nın güvenini boşa çıkarmamak için çabala- . dılar; bayanların ruhunda yuvalanmtş suç işleme egilimini vurguladılar; büyücülükten sanık kadınların sorgulanması için bir dizi soru hazırlayarak zamane adaletine hizmet et- tiler. • Yalnız Almanya'da, 1450 ile 1550 arasında, yüz bin ka- dın, cadı diye yakıldı. Ingiltere'de Protestanlar, cadı avında, kara Avrupası'na taş çıkartıyorlardı. Iskoçya Kralı 1 "mci James, cadı avı sor- gulamalarına özel bir ilgi duyuyordu; sanıkların bacak kemikleri parça parça kırılırsa, gerçeği kim gizieyebilirdi? 1'inci James, bu yöntemi yetersiz saydığından işkenceci- lere yol gösterdi: Tırnak sökme daha etkili olmaz mıydı? Ne var ki 1'inci James, Iskoçya'da Ingiltere modeli par- lamentoculuğu geliştirmiştir. Takvim o sırada I.S. 1424'ü gösteriyordu; yaklaşık otuz yıl sonra Osmanlı Padişahı Mehmet, istanbul'u fethede- cek, tahta çıkan sultanların, şehzadeleri boğması, ünlü 'Fatih Kararnamesi' ile hukuk sayılacak... Ingiltere ve Iskoçya'da büyücülüğü suç sayan yasa 1736da kaldırılabildi. • Avrupa'da cadı kovuşturmaları 18'inci yüzyılın yansına kadar süregeldi. Peki, o sırada toplumun saygın kişileri ya da sıradan in- sanlan ne yapıyorlardı? Tarihte çoğu zaman -ve yaşadığı- mız dönemde Türkiye'de olduğu gibi- çoğu kişi olan biteni görmezlikten geliyor, kimileri de destekliyorlardı. Seyrek de olsa "büyucüdür" diye insanların yakılmasına karşı çı- kanlar eksik değildi; ama, "cadı kadın"\ savunmaya kal- kan erkek suçlanıyordu: - Sen de ruhunu şeytana sattın!.. Ne olursa olsun, bir tartışma başlamıştı. Cadı avını savu- nanlar Kutsal K/fap'tan kanıtlar getiriyorlardı; 'ilericiler' sinmişlerdi. Kutsal Kitap'ta her yazılanın doğru olmadığı- nı söyleyecek yürek nerede?.. Körinançlara karşı çıkmak kolay olmamıştır. Hem toplumda herkesin bir işi, uğraşı, evi, karısı, çocuklan vardı; pazar günleri ailecek kiliseye gidilir, papaza kulak verilirdi. Gericiler bağırıyorlardı: "- Yalnız dansın ve tiyatronun gelişmesine göz yum- makla kalınmıyor, büyücülüğü cezalandıran yasalar da kaldırılıyor. Oysa Kutsal Kitap'a göre Yüce Tannnın emri keşindir: Cadı kadını yaşatmayacaksın, yakacaksm." Ünlü Michelet, 18'inci yüzyıl için "Büyük Yüzyıl" demiş- tir; ama, Avrupa'da barbarlık sürüyordu; Aydınlanma'nın ışınları zulümlerin üstüne serpildi. Bugünün kafasıyla tarihi yargılamak, günümüzde moda ' oldu ki bu çok yanlış bir yaklaşımdır. Yalnız bizimki değil, Batı'nın tarihi de bir mezbahadır; suçsuz insanların bo- ğazlandığı bir salhanedir. Çağdaş uygarlık, ortaklaşa benimsenecek bir insanlık ürünüdür; her ülkeye, her halka, her kişiye geçmişin utan- cından düşen pay, ne bir fazla, ne bir eksik... ! MUAZZEZ MENEMENCİOĞLU GÖZLERİMDE ATLAR KOŞUYOR Şiirler GEFÇEK SANAT YAYINLAR1 club hotel Incekum. * * • Antalya-Alonya ktyı şeridi üzerinde, Alanya'ya 25 km., Antalya Havaalanına ise 100 km. uzaklıkta nefis bir kumsahn hemen ardında kurulu bulunan Otel İncekumy yıhn 7 ayında konuklarına heryönüyle doyurucu bir tatiliçin gerekli bütün olanak vehizmetlerisunmaktadır. # Denizt manzarah özel balkonlu ve banyolu odalar # 104odave6bungalowda220yatak # Açık ve kapah lokanta # Açıkbüfe • Diskotek # Bar • TVSalon • Butik # Spor tesisleri ve donanımı; dileyen konuklar için özelders olanaklan # Eğlence ve animasyonprogramları. Otel İncekum: Avsallar Köyü/Alanya Tel:(3237)ll49-IOO7-Fax:112O Alişan Reisen K-Adenauer-Str.41 5650SohngenI Tel.: 0212 209855 ZentralBüro ReıseBüroBİLGİÇ Lortzingstrasse 43 Tel: 0231, 815252 Fax: 0231,816670 4600Dortmundl. m m üıcekıurL- üıcel incekum. incekum. incekum.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle