26 Haziran 2022 Pazar English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
CUMHURÎYET/6 DİZİ-RÖPORTAJ K I I I I R A E A B E NLATIYOE 30 HAZÎRAN 1990 v u v 8 M' U MC U Karabekir'in silah arkadaşı, Kurîuluş Savaşı günlerinde, 15. Kolordu Erkânı Harbiye ReisiMustafa Sabri Ertuğ: Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni halk kurduUğur Mumcu'nun 'Kâzım Karabekir Anlatıyor' başlıklı yazı dizisinin dün son bölümünü yayımladık. Dizi sürerken Yeşiller Partist Genel Baskam Prof. Celal Ertuğ'dan konuyla ilgili bir açıklama yazısı aldık. Celal Ertuğ'un babası General Mustafa Sabri Ertuğ, Kâzım Karabekir'in en yakm çalışma arkadaşlanndan biriydi. 1963 yılmda vefat eden Mustafa Sabri Ertuğ, son olarak MSB Harb Dairesi Başkanhğı ve Genelkurmay Eğitim Yarbaşkanlığı görevlerinde bulunuyordu. Ertuğ, 16 yıl doğu cephesinde, 1. Dunya Savaşı'nda ve Kunuluş Savaşı'nda savasmıs bir askerdi. Ertuğ'un 1953 yılında yazdığı anıları henüz yayımianmadı, önümüzdeki günlerde yayımlanacak. Prof. Celal Ertuğ'un babasının amlannda yer alan ve Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemıyeti'nin kuruluşunu, Kâzım Paşa'mn Erzurum'a gelişıni, Erzurumlulann pasayı nasıl karşıladığmı konu alan bölümü aynen yayımlıyoruz. Yıl 1919'un nisan ayıdır. Mustafa Kemal henüz Samsun'a çıkmamıs, Kâzım Paşa henuz Erzurum'a gelmemiştir. Merhum General Mustafa Sabri Ertuğ, 15. Kolordu Erkânı Harbiye Reisi olarak Erzurum'dadır... 15. Kolordu Erkânı Harbiye Re- isliği'ne başladığunın hemen Ûk gü- nünde, Erzurum ilkokullanndan bi- rinde müdur olan Necati öğretmen, Cevat (Cevat Dursunoğiu) yedek tegmen avukat Hüseyin Avni ziyare- time geldiler. Mevzu teşkil olunan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin he- def ve gayesi Ue lüzumu halinde si- lahla faaliyete geçebıimesi için yapı- iacak tertip ve teşkiller idL Tkrih tak- riben 1919 nisan başı idi. Kars'ta ve Sankamış'ta temasta bulunduğum Ingilizlerin maksatla- nnın büyük bir Ermenistan meyda- nagetirmek olduğunu bildiğim için bu teşebbüsün çok yerindeolduğu- nu taicdir ettim. Ve sevindim. Vt der- haJ onlarla birlikte çahşmaya başla- dım. Kolorduyavekâlet eden 9. Tii- men KomutanıTopçu Miralay Ruş- tü Bey (Birinci Büyuk Millet Mecli- si'nde Erzurum Mebusu, sonralan Atatürk'e suikast suçu ile mahkûm ve îzmir'de idam edilen Riiştü Paşa) 9. Tümen Erkâm Harbiye Reisi Bin- başı Fahri (Tüğgeneral Fahri Uluğ) merhum bu teşekkülden haberli ve teşçi edicileri idi. Bu teşekkül nasıl hazırlandı"? tlk öncehazırhklar hakkında kı- saca bilgi vereyim: Necati Bey, Kiğı'da doğmuş Kon- ya Hukuk Mektebi'nden mezun, It- tihatçılan desteklemiş fakat o za- manki zihniyete göre komiteci ol- mayan memleketsever, milli menfa- ati üstün tutan ileri görüşlü, ince duygulu bir kişiydi. Sonradan Erzu- rum Mebusu oldu. Atatürk'ün te- veccühünü kazandı. Hatta Misaki Milli müsveddesini kaleme aldı 1944'te vefat etti. Memleketin feda- kârbirevladıidi. Tannrahmetetsin. Cevat Dursunoğiu, Erzurumlu, Almanya'da tahsil etmiş, sonradan Maarif Vekâleti'ndeumum mudür olmuş, bu seçimde de Cumhuriyet Halk Partisi'nden Erzunım Mebu- su'dur. Teşkilatın canlanması için çok çahşmıştır. Ateşli bir genc. Hüseyin Avni, Erzurumludur, hukuk mezunu, avukat. Memleket için fedakar, ateşli bir genç. Bun- lardan başka adı anılacak şunlar da vardı: Piyade yüzbaşılıktan emekli Ismail, Erzurum'a 10 kilometre me- safede Ebu Hindi Köyü'nden mer- hum Cafer, bu zat o zaman genç zengin, cesur, fedakâr bir köylü idi. Erzurum'dadaevi.akan vardı. Ce- miyet için mali yardımlar yapardı. Hatta Bolu isyanında 150 kişilik bir atlı gönullü kıtası teşkil etmişti. Ko- lordu bunlan silahlandırdı, teçhiz etti. Yani giydirdi, kusattı. Yiyecek masraflanru da Cafer temin etti. Gittiği yerde isyanı bastırarak çok hizmet etti. Daha da hatınmda kal- mayan fedakâıian vardı. Bu teşekkülün sebebi ne idi? Erzurum'un istirdadı günlerinde ve ondan önceki günlerde, Ruslann varisi olarak yerleşen Ermenilerin bilhassa Erzurum şehrinde yaptık- lan zulttmler, öldürdüklen masuın erkek, kadın, çocuklann manzara- sı henüz unutulmamıştı. Hatta ol- dürülmek üzereUluCami'yedoidu- rulan yuzlerce insan, ölümlerini beklerken ordumuzun şehregirmesi ile kurtulanlar, geçirdİKİeri heyecam hâlâ duyuyorlardı. Kars'agelipmerhum Yalaıp Şevki Subaşı ile konuşan İngiliz generali- nin sözlerindençıkan netice, derhal ||\"' Erzurum halkının kulağına gitmişti. Karshlann Ermenilere teslim olma- mak için bir milli şûra (Milli Cum- huriyet) teşkil ettiklerini de biliyor- lardı. Sevr Muahedesi henüz aktedil- memişti, amabir büyük Ermenistan kurulacağı artık biliniyordu. Bun- dan başka Erzurum halkının - bun- dan bütun vilayeti kastediyonım - her türlü takdirin üstündeolan milli gurur ve izzeti nefıs duygusu da bu durum karşısında atıi (hareketsiz) kalmağa müsaade etmezdi. Erzu- rum'un değil Ermenistan olmasına bunun sözüne ve hayaline bile ta- hammül edemezlerdi. Erzurum'un bu yüksek vasıOannın birçok misali de vardır. 93'te Aziziyekahramanhğı, Nene Hatun'u ile Birinci Cihan Harbi'nde ordu Erzurum Kalesi'ne çeküirken, ordu gelinceye kadar HöyükJer tab- yasını gönullu ahalinin mudafaaya alması söylenebilir. Bu harekâtın kendim tanığı ol- muştum. Mevsim şubat ayırun şid- detlikışgünüidi. 17.Tüm.Kur.Bsk. idim. Tumenimiz Höyükler tabyaa- na çekiliyordu. Geldiğimiz zaman orada bu gönüllüleri bulduk. 23 Temrouz 1919da loplanan Erzurum Kongresi, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin girişimiyle, beş civar ilden 56 delegenin kaülımıyla gerçekleştirildi. Yıl 1919, aylardan nisandı. 15. Kolordu Komutanlığı'na Kâzım Karabekir'in tayin edildiğini okumuştuk. Onu eskiden beri tanır ve severdik. Tayin haberi çıkar çıkmaz halka sempati telkin ettik. Paşa'yı Ilıca'da karşıladık. Bizlere öyle bir konuşma yaptı ki, padişahın emri ile Mondros Mütarekesi'nin şartlarını tatbik etmekle vazifelendirildiğini anladık. Bu durum, Erzurumlular üzerinde âdeta bir duş tesiri yaptı. K âzım Karabekir'e gösterilen tepki, onu bir kat daha sükûta sokmuştu. Erzurumlular, "Paşa, sen hoş geldin, başımızın üstüne geldin, ancak şunu bil ki biz mütareke ahkâmının tatbiki gibi şeylere gelemeyiz. Bizim karanmız katidir. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni teşkil ettik. Eğer bu işte bizi ve Cemiyet'i desteklersen başımızın üstündesin, bunun aksi hiçbir şeyi kabul etmeyiz" şeklinde konuştular. Geldiğinden bir müddet zaman sonra. Kâzım Paşa, Rüştü Bey'i, beni ve Fahri'yi yanına çağırdı. İki noktamn zihnini işgal ettiğini anlamıştık. 1— İstanbul hükümetinin emirlerine uymama durumunda, hükümetin göstereceği tedbir ve tepki karşısında Erzurumlu dayanabilir mi? 2— Ermenilerden bir tecavüz vaki olursa Erzurumlu dayanabilir mi? Bu iki ihtimalde de kendisinin durumu ne olacak? Sonuç olarak her iki halden birinde mukavemet imkânı kalmaz da biz sağ kalırsak, dört kişinin (Kâzım Paşa, Rüştü Bey, ben ve Fahri) Beyazıt - Maki - Tebriz üzerinden Iran'a gitmesi, orada ya mukavemete devam ya da büsbütün çaresizlik halinde müsait fırsata intizar etmesi kararlaştırıldı. Karar imzalandı. Ondan sonra canla başla çalıştık. Kâzım Paşa da giderek halkın güvenini kazandı. Hepsi askerlik çağinın dışında 20 yaştan küçük ve45 yaşından buyük genç ve ihtiyarlardı. Ordu bunlara yalnız silah vermiş, elbise vereme- trüştL Günluk kıyafetleri ilegelmiş- lerdi. Sıfınn alünda20-25 dereoe so ğuğun altında tahammül edip cep- heyi tutan bu mert yurekli insanla- n o şart altında gönip onlan öpme- mek, takdir etmemek, göz yaşı dök- memek mümkün olamazdı. Daha- sı var; tarihini hauriayamıyorum Osmanlı tmparatorluğu zamanı- nında hükümet halkın kaldırama- yacağı bir teklifı Erzurumlulira yüklemis, halk bunu kabul etmemiş, isyan etmiş, icra kuvvetlerini dagıt- mış, nihayet padişahtan bir feıman gelmiş, o teklif kaldınlmış, isyancı- lann bazılan ceza görmüş, bazılan affedilmiş. Bu hadiseyigösteren fer- manın sureti Lâlâ Paşa Camii'nin girişcephesinde sağ tarafta geniş bir taş levhaya yazümış veduvarayerleş- tirilmiştir. lsteyenler bugün de onu okuyabilirler. Diğer bir misal deSultan Hamit- in vergikre bazı ilaveler yapmasıyla ilgilidir. Bu ilaveler halkın ödeyeme- yecegi bir halde olduğu için ilk ön- ceitirazetmisler, sonra iş isyana var- mış, vergi kaldırümış ise de ileri ge- lenlercezalandınlmış. Şimdi bu in- sanların evlat vetorunlan nasıl olur da Ermeni boyunduruğuna taham- mulederler. Dahabaşka misalleride yeri geldıgi zaman yazacagını. Ce- miyetin hedef ve gayesi Ermenistan teşekkülüne kat'i olarak mani ol- mak ve bunun için en son fedakâr- lığı yapmaktır. Cemiyetin başkanlı- ğma Raif Hoca merhum secilmişti. Raif Hoca o zaman yaşlı olmakla beraber samimi, duygulu, hürriyet ve istiklâl fikirli, muhitinde sevgi uyandırmış, medrese tahsilli, kıya- feti ile dehümıet telkin eden bir zat idi. Konuşmada karşısındakini ikna kudreti vardı. Onun için başkan se- çilmesinde çok isabet ohnuştu. Bu isabeti teyit için o zamanki halkın padisaha karşı olan duygularını ve Istanbul'dan gden propagandalan düşunmek lazımdır. Hatta Necati merhum bu teşekkül dolayısı ile kendisine yan bakan padisahayakın kimselerin bulunduğunu da söyle- mişti. Fakat bu kimseler teşebbüsün as- lına degil. kuruluşun padişahtan gelmemesine muhaliftiler. Padişahın durumu sözle anlatıl- dıği gibi; fülen de Raif Hoca gibi bir adamın iş başında bulunması hem budüşünceleri bir tarafa atmış, hem de propagandalan tesirsiz bırakmış- ü. Raif Hoca, Birinci TBMM'de birçok devrelerde mebus olmuş, ha- tırlayamadığım bir tarihte Vefat et- miştir. Tannrahnıeteylesin. Diyarbakır-Malatya-Sıvas- Samsun hattındogusundaki vilayet- ler idi. Bu vilayetlere Raif Hoca'nın imzası Ue tebligat yapılmış, izahat verilmiş ve oralarda teşkilat yapıl- ması istenmişti. Teşkilattan sonraesaslı bir karar almak üzere bir toplantı yapılması- na karar verilmişti. Vilayet vekazalardandelege seçil- misti Mev$im karh,yağmurlu Erzu- rum'ageleriyollann birçoğu daara- ba, hatta at geçmez derecede karla kapalı olduğu gibi, vilayetler içinde Erzurum'a kadargelecek nakil vası- talan dayoktu. Bunun için 1919 ha- ziran ayı munasip görüldü. Delegeler haziran sonuna kadar Erzurum'da toplanacaklardı. Hemen her vilayet mıntıkastnda asker teşkilatımız olduğundan, de- legelere nakil vasıtası olarak as^eri vasıtalar tertip ve tahsis olundu. Eğer kongreden önce İngilizlerin yardımı ile Ermeniler bir harekâta geçerler ise, ordu ve halk birliktebu- na karşı koyacak idi. Karabekir'in Erzurum'a geüşi 15. Kolordu Komutanlığı'na Ge- neral Kâzım Karabekir'in tayin edil- diği ve padişah tarafından kabul olunduğunu (padişah Vahdettin), yakında Erzurum'a hareket edildi- ğini gazetelerde okumuştuk. Tarihini kesin olarak hatırlayamı- yorum 1919 nisan içinde, belki ba- şında idi. Trabzon üzerinden Erzu- rum'a geldi. Geleceği gün Erzu- rum'a 15 km'deki Ilıca'da karşılan- dı. Erzurum'a gelen büyükleri Ilıca^ da karşılamak, öteden beri Erzu- rumlular için bir gelenek idi. Vali Reşit Paşa adındaki bir sivil paşa, kolorduya vekâlet eden 9. Tüm. KTop. Miralay (Albay) Rüştü Bey, erkâm harbiye reisi, ben, Tüm. Erkânı Harbiye Reisi Bnb. merhum (General) Fahri, Belediye Reisi Za- kir Bey, Müftü Sadık Efendi, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Raif Hoca, Necati, Cevat Dursu- noğlu ve Hüseyin Avni Beylerletüc- car.esnafvezenginlerindenolduk- ca kalabalık bir karşdayicı vardı. Ta- bii bir ihtiram kıt'aa da çıkanlrruş- tı. Kâzım Karabekir Paşa'yı biz as- kerler eskiden beri tanırdık ve sever- dik. Tayin haberiçıkarçıkmazonun için sempati telkin ettik halka. Çünkü bugün bambaşka bir ka- rar ve çehrede olan Erzurum halkı kendileri ile birlikte yürüyecek birini çok arzu ve ümit ile bekliyordu. Merhum çok zeki, mütevazı bir ki- şi olup askerliğin ciddiyet ve vazife sevgisi de bilhassa askeri bilgisiyle tanınmıştı. Ibca'ya geldi. Asker ve karşılayı- cılar tarafından sevgi ve neşe ile se- lanüandı. Ondan sonra merhum bu topluluğa bir hitabede bulundu. Sözlerinden anlaşüiyordu ki Erzu- rum halkının kat'i karanndan veteş- kilatından haberi yoktur. Mütareke kararı üzerine hükümetin düştüğü durumdan bahıs ederken, sözleri arasmda padişahın emri ile mütare- ke şartlarını tatbik etmekle vazife- lendirildiğini andınr bir fıkir hisset- tirdi. Bu sözler, karşılayıcılar Üzerinde adeta bir duş tesiri yaptı. Birbirleri- nin yüzüne hayret ve sorulu bakış- larla bakmağa başladılar. İşte mü- him bir tepki daha başlannştı. Fakat bu tepki öncekilere nazaran kısaola- rak, sükûnet ve aklı seüm yolu ile hallediidi. İstanbul hükümeti, doğudaki du- rumu anlanuş ve galıpler karşısında kendirahatınıkaçıran en önemli bir kaynaşmanm burada olduğunu tak- dir etmiş olmalı ki, Müdafaa-i Hu- kuk Teşkilatı'nı önleyemeyen Vali Münir Bey'i almıs, yerine Reşit Pa- şa'yı yollamıştı. Kâzım Karabekir Paşa'dan biray kadar öncegelen Re- şit Paşa, ilk konuşmalannda Cela- li isyanı hatıralanndan bahis etmiş, Müdafaayı Hukuku susturacağ] ümidine kapümıştı. Ama o da mu- hitinden tepki görmüş, susmuş, bel- ki pusuya yatmıştı. Bu zat eski vali- lerden ve hükümetin en çok itimadı- nı kazanrmş olan valılerdendi. Kâzım Karabekir'e gösterilen tep- ki, onu bir kat daha sükûta sokmuş- tur. Herhaldeoda selametinsükûtta olacağını anlamıştır. Dıca'danErzurum'a hareket ettik. Kolordu karargâhına indık. Beledi- ye Reisi Zakir, Müftü Sadık, Neca- ti Bey, Hoca Raif Efendi karargâha geldiler. Bir odada toplandılar (Rüş- tü Beyin odası) Kâzım Karabekir Paşa'dan işittikleri sözlerdençok de- rin endişeyeduştüklerini soyiediler. Rüştü Bey şöyle birjest yaptı: Gelen heyette, esnaf ve halktan da birkaç kişinin ilavesi ile yeni gelen komuta- na hoş geldin demek için ziyarete gi- decekler. Ve sözlerinden aldıklan şüpheyi açıkça ona anlatarak, Müdafaa-i Hukuk hususundaki ka- rarlannı açıklayacaklardı. Kısa bir zamanda bu heyet hazırlandı ve ko- mutanmodasınagirdi. Bunlarsırf Erzurum halkı adınageldikleri için, biz askerlerden, kimse birlikte bu- lunmadı. Epeyce zaman konuştular, çıktılar. Onlardan sonra merhum Rüştü Bey, beni, Fahri'yi çağırdı, odasma gittik. Yuzunun hatlanndaki değişiklik- ler, önemli bir düşünce altında oldu- ğunu gösteriyordu. Ziyaretçilerle ne konuştuğundan söz açtı. özet ola- rak şöyle demişler: Paşa sen hoş gel- din, başımızın üstünegeldin, ancak şunu bil ki, bizmütareke ahkâmının tatbiki gibi şeylere gelemeyiz. Bizim karanmız kat'idir. Müdafaa-i Hu- kuk Cemiyeti'ni teşkil ettik. Şarkvi- layetlerine bıldirdik. Onlar da bi- zimle beraberdir. Eğer bu işte bizi desteklersen ve cemiyetimize hizmet edersen, başımızın üstündesin. Bu- nun aksi hiçbir şeyi kabul edemeyiz. Paşa bizlerden bu hususta izahat is- tedi. Bizdetabii teyit ettik ve bu du- rumu iyice izahederek, başka türlü hareket imkânı olmadığını da ilave ettik. Görilnüşteoda bu hali kabul et- mişti. Fakat içinde bir tereddütün başkaldınhğını da saklamaya çalışı- yordu. Günler gectikçe bu teTeddüt kendisini derın tetkiklere sevk edi- yordu. Fakat hissettirmemeye deça- lışıyordu. İki noktanın zihnini işgal ettiğini hissediyorduk. 1. İstanbulhükümetinin emirleri- ni Erzurumlular yapmayıncahükü- metin göstereceği tepki ve tedbir karşısında Erzurumlular dayana- caklar mıdır, o zaman kendisinin Is- tanbul'a karşı durumu ne olacak? (Belki o zaman padisaha karşı bir söz mü vermişti? Bümiyoruz.) 2. Eğer Ermeniler tarafından bir tecavüz vaki olursa Erzurumlular buna karşı dayanacaklar mıdır? Da- yanamazlarsa, kendisinin hali ne olacak? Geldiğinden bir müddet zaman geçtikten sonra Rüştü Bey'i, beni ve Fahri'yi yanına çağırdı. Endişesini acıkladı: Yukanda yazdığun iki hal- de, netarzda hareket edileceğini mü- zakere etmek yerinde olur dedi. Esasen biz (Rüştü Bey, ben, Fah- ri) Erzurumlulann karanna bağlan- mış ve onlann dayandığı ordu kuv- vetini, idare bakımından destekleri- ni teşkil etmişvekendilerine kat'i söz vermiş ve her iki hakîe herhangi bi- rinin zuhurunda, hiçbir tarafa aynl- marnaya karar vermiş olduğumuz- ^dan teklifı yerinde buldum. Ve mü- zakere ettik. Neticede her iki halden birinde mukavemet imkânı kalmaz da biz- ler de sağ kalırsak, kalan dört kişi- nin (Kendisi, Rüştü Bey, ben ve Fah- ri), birlikte Beyazıt-Maki-Tebrizüze- rinden Iran'a gitmesi orada ya mu- kavemete devam ya da büsbütün ça- resizlik halinde musaıt fırsata intizar etmesi kararlaştırıldı. Bu karan dör- dümüz imzaladık. Kendisine rey verdik, çünkü bu daha ziyade hususi mahiyette bir anlaşma idi. Kolordu Erkânı Harbiye Reisi sıfan ilebu ka- rann avrıntılannı ve tatbik yolunu tabii gizli olarak hazırladım. Anuna çok şükür ki buüzerinde kaldı. Fa- kat merhum da müsterih oldu ve bizlere itimadı kuvvetlendi. Artık bundan sonra canla başla samimi olarak çahşmaya başladık. Gittikçe halkın da güvenini kazandı. Bu sır- lan acıklamaktan maksadım. hiçbir öğunme veya kimseye kusur isnadı degildir. Ancak insanlann nıh ha- letlerinin içinde neler gizlenebilece- ğini ve ne şekillerde kendini göstere- bileceğini ve gençliğin bundan ders ve tecrübe alması için bir tetkik mev- zuu ortaya koymaktır. Atatürk'ün, cumhuriyeti konımak için gençliğe emanet eylediği vasiyetinin değeri- ni bu misal ile de yeniletmektir. Şunu da söylemeliyim ki benim verdiğim bu bilgi, Kâzım Karabe- kir'in doğudaki olayiardaki rolünün değerine elbette bir etki yapmaz. Çünkü o olaylar ohnuştur. Bil- hassa Erzurum halkınıno zamanki tehlikeyitam vaktindeidrakleverdi- ği kat'i karar baltalanmamıştır. Merhumun oldukça tartışmaya konu teşkil eden hatıratırun 22'nci sayfasında başlayan Erzurum'a va- nş hikâyesi çok kısa ve gölgeu'dir. Yukanda acıkladığım durumu andınr. \fe bilhassa Erzurumlulann karan ve Müdafaa-i Hukuk Teşkila- tı yönünden örtülüdür. Bunlan açıklamayı \icdanım kabul etmedi. Burada okuyucunun hatınna şu ge- lebilir: Ölmüş ve kendini sav unmak im- kânı kalraarrnş olan bir insandan nasıl bahsedilir? Evet bu soru varit olabilir. Ben de yazayım mı yazmayayım mı diye çok düşündüm. Fakat yaz- mayı tercihettim. Çünkü olaylardan biri bir topluluk önünde geçmiştL Belki bugun Erzunım'da yaşa- yanlararasındabunu işitenlerve bi- lenler vardır. Diğerinin ilgüileri ara- sında sadece ben yaşamaktayım. Benim de boyle bir yalanı uydur- mamda hiçbir faydam yoktur. Hem boylebir küçüklügedttşme- ye yaşım ve Allaha, dinime olan kuvveüi baglılığım, yani içimdeki Allah korkusu manidir. Şu halde söylediğim olaylar tam manası ile hakikattir. Bunda ancak gelecek nesüleriçin ibret dersi vardır. Bundan başka kendisi ile uzun yıl- lar beraber çalıştığım ve aramızda samimivetten başka hiçbir izbulun- mayan merhum, sağ olsa idi dahi, vicdanına karşı bunlan reddine im- kân yoktur. Sonra hatıraa da neşir edilmiştir. Bu da bir savunma demektir. Onda bu sözlerden hiç bahis aç- mıyor. Eğer açsa veozamanki duru- mu anlayışını açıklasa idi, haurası- nın değeri elbette daha yükselirdi. Öte yandan yukanda da söylediğim gibi Kurtuluş Savaşımızm temelini kuran Erzurum halkının hakkının ortaya konması dolayısıyla, tarihte karanhk kalan önemli bir noktanın aydınlatılması gerekiyordu. HABERLER M 0 S K 0 V N 0 T L A R îPiyasa ama nasıl? Ermeni cemaatinin isteklerine uyuldu Patrik seçiminde OSMAN ULAGAY — 3 — Ahmet kardeşimizle Moskova Havaalanı'nda, tstanbul'adönüş uçağını beklerken tanıştık. Ken- disi İzmirli bir deri konfeksiyonu ftrması için ham deri toplamak amacıyla Sovyetler Birliği'ne gel- miş ve kırk gün süreyle bu deva- sa ttlkenin dört bir yanını dolaş- mış. "Vallahi anlayamadım bu memlekeü" diyor, "nereye gittjy- sem, nerede kaldıysam giirul gii- rül sıcak su akıyor musluklardan, •ma kırk gundür ağzıma koyacak bir lokma peynir bulamadım." Sovyetler'deki çalışma tempo- sunun gevşekliği de şaşırtmış Ah- met'i, "Benim Türkiye'den getir- diğim arkadaş giinde 8 bin parça dcriyi ayırabiliyor, onlann adamı- na baktım giinde 500-600 parça- yı tot ayınyor, adamlar çalışma- yı falan unutrauş" diyor. Ahmet'in ve yardımcısının seç- tiği deriler Türkiye'ye sevk edile- cek, deri giyim eşyası haline geti- rildikten sonra çeşitli ülkelere ih- raç edilecek. Deriyi Sovyetler'den ahnanın maliyetleri düşürdüğunu ve döviz kurlanndaki olumsuz ge- lişmeye karşın ihracatı kârjı hale getirdiğini aiüatan Ahmet bundan sonraki aşamanın, üretimın ilk safhasını Sovyetler'de gerçekleş- tirmek olduğunu söylüyor, patro- nuyla Sovyet yetkilileri arasında ortak yatınm görüşmelerinin sur- düğiınü belirtiyor. "Bu proje ger- çekleşirse cevre kiriiliği açısından da sorun yaratan ham deriyi işle- me işlemini Sovyetler'de yapaca- gız" diyor. Sovyet pazannda kendilerine iyi bir yer yapmaya başlayan, il- ginç işler alan Eczaabaşı, Enka, Tekfen, Alarko ve Balin Grubu gibi tanınmış fırmalann yani sı- ra adlarını belki henüz çok duy- madığımız işadamları ve firmalar da Sovyetler'deki iş olanakların- dan nasıl yararlanabileceklerini keşfetmek için kollannı sıvamış- lar, cin gibi elemanlannı seferber etmisler. Bizde Türkiye'de artık kabuğu- nu iyice çatlatan, Sovyetler'de ise henüz soyut bir kavram olan 'gi- rişimci tipi'ni vurgulamak için bunca yer ayırdım bu örnege. Sovyetler Birliği'nde "piyasa ekonomisine geçmek"ten çok söz ediu'yor, ama çoğu kimse için bu- nun oldukça soyut bir ozlemden öteye gittiğini soylemek galiba ko- lay değil. Gorbaçov'un ve çevre- sinin söyieminde de giderek daha fazla yer alıyor "piyasa" ve "pi- yasa ekonomisi" terimleri, ama iş piyasa ekonomisinin ön koşulu olan özel mülkiyet duzeninin ku- rulmasına, dev devlet tekellerinin parçalanmasına ve özelleştirilme- sine, bürokratlann fiyat beürleme ve ekonomiyi yönlendirme tekel- lerinin kınlmasına, gerçekçi bir para birimine geçilmesine ve hiç değilse bazı fiyatların arz ve tale- be göre belirlendiği bir yeni dü- zenin kurulmasına gelince ayak- lar sürçmeye başhyor, tasarlanan reformlar bir türlü yaşama geçi- rilemiyor. Tabii resmen geçirilemiyor. Hâlâ tek bir merkezden kontrol edilmeye çalışılan ekonomide ip- ler öylesine elden kaçmış, resmi ekonomiyle 'kara ekonomi' öyle- sine iç içe geçmiş ve ekonomide öyle 'başıboş alan'lar oluşmuş ki bu alanlarda faaliyet gösterenler bir tür 'özel girişimcilik atılımı'- run gayri resmi kahramanları ola- rak boy vermeye başlamış. Mal kıtlıklanndan yararlanarak kara- borsa rantlarını toplayan, fiyat belirsizliklerinden yararlanarak büyük kârlar sağlayan, döviz alış- verişiyle büyük paralar kazanan bir girişimciler sınıfının, resmen bir turlü cesaret edilemeyen 'açık piyasa^nın yerine kendi kuralları- na gore işleyen 'paralel piyasalar'ı oluşturarak palazlandığı anlaşıh- yor. Bazı bürokratlann ve ünlü eski sporcuların da bu kesimle ilişkili olduğunu ileri sürenler var. Sovyetler'de özel girişimin ya- sal çekirdeği sayılabilecek olan ke- sim ise 'kooperatif işletmeleri' di- ye anılan birimlerden oluşuyor. Satış fıyatlarını da ödedikleri üc- retleri kendileri belirleyebilen, sağladıklan kân tasarruf edebilen ve birçok bakımdan birer özel gi- rişim birimini andıran kooperatif- lerin sayılan ve cirolan hızla ar- tıyor. Eldeki son verilere göre ko- operatif birimlerinin sayısı geçen yıl sonunda 260 bini bulmuş, ko- operatiflerde çahşanların sayısı ise 4.5 milyonu aşmış. Kooperatifle- rin 1988 yılında 17 milyar ruble olan toplam cirosunun geçen yıl >-üzde 100'den fazla artarak 41 milyar rubleye sıçradığı, milü ge- lirin yüzde 6-7'sinin bu kesimde oluşmaya başladığı belirtiliyor. Kara ekonomiye hükmeden il- legal sektörün yani sıra koopera- tif sektörünun de önemli bir özel sermaye birikimi çekirdeği oluş- turabileceği görülüyor. Ancak bu, toplumun tepkisini de beraberin- de getiriyor. Moskova Büyukeiçi- miz Volkan Vural'ın da belirttiği gibi yıllar yıh eşitlikçi bir ideolo- jiyle yoğrulmuş olan Sovyet insa- nı şimdi kendi içinden birilerinin farklılaşarak kapital birikimi yap- masını, yanında başkalarını çalış- tırarak "onlann sırtından" zen- ginleşmesini kolay kabul edemi- yor. Yaygın 'illegal sektör'den yükselen 'yeni zenginler'e duyu- lantepkinin benzerinin koopera- tif sektöründe başarıya ulaşan gi- rişimcilere de yöneldiği görülü- yor. Girdilerinin çoğunu devletten alan bu kesimin ürünlerini resmi fiyatların çok üstünde fiyatlarla satması ve hatın sayılır kârlar el- de etmesi bu kesime yönelik tep- kilerin ana nedenlerinden birini oluşturuyor. Sovyetler'de yaşanmakta olan en önemli çelişki de galiba tam bu noktada ortaya çıkıyor. Batı top- lumlanna refah getiren 'piyasa modeli'ne yaygm bir özlem duyu- luyor, ama bu modelin vazgeçil- mez oğesı olan 'girişimci'nin ya da kapitalistin yeşermesine, ser- maye birikimi yapmasına hiç de iyi gozle bakılmıyor. EkOnominin bürokratlann tekelinden kurtanl- ması isteniyor, ama yeni ekono- mik düzenin, 'piyasa ekonomisi'- nin kimler tarafından, nasıl kuru- lacağı konusunda hiçbir görüş birliği bulunmuyor. 'Piyasa eko- nomisi'nin sağlayacağı nimetler isteniyor, ama bunun bedelini kimse göze almak istemiyor. Sovyetier'de özel mülkiyete ve özel birikime dayalı bir ekonomik düzenin kurulması yolunda en bü- yük engellerden biri de tarım ke- siminde özel mülkiyet duzeninin yerleşmemiş olması. Geçen yıl ta- nıştığım ünlü sosyal bilimci Rene Dumont'un sözlerini anımsıyo- rum. "Sovyetler'de küçük çiftçi- yi, çrftçi sınıfını yok eitiler. bu ne- denle piyasa ekonomisine geçmek ve tanrada bir üretim atılımı yap- mak hiç de kolay olraajacak" di- yen Dumont haksız değilmiş ga- liba. Bu noktada akla gelen bir sü- ru soru var tabii: Sovyetler'de pi- yasa ekonomisi soyut bir özlem olmaktan nasıl çıkartılacak? Pi- yasa ekonomisine geçişi savunan güçler, politik arenada ağır basa- bilecek, ülkede yeni bir yönetim yapısı biçimlenirken ağırlıklarıru hissettirebilecek mi? Arayış için- deki Sovyet insanı yeni bir düze- ne, yeni bir değerler sistemine uyum sağlayabilecek mi? Bu ye- ni düzenin yerleşmesi için Sovyet toplumunun önce bir çalkantı dö- neminden, kuralların ve değerle- rin iyice alt üst olduğu bir sarsın- tıdan geçmesi zorunlu mu? Moskova'daki otelin bannda bir yandan Italya 90'ı izlerken bir yandan bunları düşünüyorura. Maç arasında Adidas firmasının ünlu reklamı geliyor ekrana. Adi- das'ın yeni spor ayakkabısını gi- yen sporcu " I wanl, I can" diyor, yani "tstiyonım, yapabilirim" sözlerini tekrarlıyor. Sovyetler'de piyasa ekonomisi- ne, 'piyasa düzeni'ne geçişi isti- yorlar, ama bakalım yapabilecek- İer mi? BİTTİ eski yol izlenecek Haber Merkezi — Türkiye Er- menilerinin yeni patriği, cemaatin ist'ekleri dogrultusunda, 1961 yı- lında hazırlanan "Patrik Seçimi Taümatnamesi"ne göre secilecek. Şhnorhk Kalustyan'uı mart ayın- da ölümuyle boşalan patriklik makamı için yapılacak seçimlerin, "Ermeni kilisesinin kadim örf ve ftdetlerine göre" hazırlanmış olan 1961 taumatnamesi hükümleri ge- reğince yapılabileceğine ilişkin resmi yazı önceki gün Kumkapı Ermeni Patrikhanesi'ne iletildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'- nden gönderilen yazıda delegeler seçiminin 3 eylul, patrik seçimi- nin ise 5 eylül tarihinde yapılma- sı öngörülüyor. Yazıda, seçimle- rin 18.9.1961 tarih ve 5/1654 sa- yılı Bakanlar Kurulu Kararname- si'yle uygulanan "Patrik Seçimi Talimatnamesi"nin Başbakanlık raakamınca uygun görüldüğü ve bunun lçışleri Bakanlığı'nın yazı- sıyla kendilerine bildirildiği belir- tiliyor. Ermeni cemaati arasında büyük bir sevinçle karşılanan, 30 mad- deden oluşan 1961 Patrik Seçimi Talimatnamesi'nin yeniden kabu- lüyle cemaatin daha önce itiraz et- tiği 20.04.1990 tarihli "Seçira Esaslan" maddeleri geçersiz kı- hmyor. Bu maddelere göre cemaatin is- tekleri dogrultusunda, patriği be- ürleyecek olan delegeler vakıf yö- netim kurullan tarafından değil cemaat tarafından beUrleniyor. Patrik adayında daha önce ara- . nan şartlardan bir bölümü de ge- çersiz kılınıyor. Buna göre patrik adayının yalnızca Tüıkiye Cum- huriyeti vatandaşı olması yeterli sayıhyor, vatandaşlığını hiç kay- betmemiş olması şartı aranmıyor. Yeni esaslara göre patrik seçilme yaşı da 40'tan 35'e iniyor. Ayn- ca itiraz edilen seçim esaslannda olduğu gibi, patrik' adayı olabil- mek için yalnızca mhani mesle- ğinde olmak yeterli bulunmuyor, bunun yerine episkopos olması şartı aranıyor. 1961 Patrik Seçimi Talimatna- mesi'ne göre şu anda patrik ada- yı olabilecek üç aday isminden söz ediliyor. Bunlardan ilki halen pat- rik vekilliğini yürütmekte olan Si- mon Şahan Sıvacıyan. tkinci aday ise halen Kudüs'te din görevini sürdürmekte olan Karekin Bedros Kazancıyao. Türkiye Erraenileri- nin 83. patriği secilraek üzere aday olacaklardan biri de Mesrob Minas Mutafyan.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle