Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
2 EVET/ HAYIR C olaylar ve görüşler 28 EYLÜL 2007 CUMA Dil Devriminin 75. Yılında Türkçe ve Biz tatürk, 12 Temmuz 1932’de bir dernek kurar. Bu dernek, Atatürk’ün 1931’de kurduğu Türk Tarih Kurumu’na kardeş olacak Türk Dil Kurumu’dur. Türk Dil Kurumu, Atatürk’ün öncülüğünde, 26 Eylül 1932’de ilk Türk Dili Kurultayı’nı yapar; çalışma kollarını, alanlarını saptar, ayrıca kurultay, her 26 Eylül’ün “Dil Bayramı” olarak kutlanmasına karar verir. Böylece Atatürk’ün öncülüğünde Harf Devrimi’yle başlayan dilde devrim süreci ivme kazanır. Harf Devrimi, Cumhuriyetin kuruluşundan beş yıl sonra 1928’de, Dil Devrimi bundan dört yıl sonra 1932’de yapılmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan dokuz yıl sonra başlayan Dil Devrimi, bir bakıma yüzyıllarca yabancı dillerin sözcük ve kurallarının boyunduruğu altında tanınmaz duruma gelen Türkçe üzerindeki kalın örtüyü kaldırmıştır. Yüzyıllarca “kaba Türk’ün dili” sanılan Türkçenin, kendi olanaklarıyla bilim ve sanat dili olacağı kısa sürede anlaşılmıştır. Türkçenin öyküsünü belgeler, kaynaklar ve metinler eşliğinde incelediğimizde, ortaya yadsıyamayacağımız bir gerçek çıkmaktadır. Türkçe, tarihsel akışı içinde her dönem kolaycı aydınların “yabancıya, yabancı dile” hayranlığı yüzünden yara almıştır. Tıpkı bugün olduğu gibi. Yine Türkçenin tarihsel akışına baktığımızda Kaşgarlı Mahmut, Ali Şir Nevai ve Karamanoğlu Mehmet gibi Türkçeyi savunan aydın ve yöneticiler de çıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde de bilinçli aydınların tartışma konularından ikisi yazı ve dildir. Yazarlara, gençlere “Türkçe yazın ve kalıcı olun” çağrısı yapan Ömer Seyfettin’i, 2007’de ilköğretimde okutabiliyor, Türkçenin öyküsünü özellikle genç kuşaklardan saklıyor ve dil tartışmalarını yalanlarla bulandırıyorsak sorun, dilde değil, dili politika aracı yapmayı meslek edinen anlayıştadır. Kaldı ki bu anlayış yalnız dil ko PENCERE Bir Gönülde İki Sevda Olamaz... OKTAY AKBAL “Türkçem Benim Ses Bayrağım” ürk Dil Kurumu’nu anımsayanınız var mı? 70 yıl önce Atatürk’ün kurduğu, vasiyetinde de T. İş Bankası’nda sahibi olduğu hisse senetlerini Türk Dil ve Tarih Kurumları’na bıraktığını biliyor musunuz? 12 Eylül darbesiyle yönetimi ele geçiren Evren ve arkadaşlarının kapattıklarını, bu iki bilim kuruluşunu sıradan bir devlet dairesine dönüştürdüklerini, Atatürk’ün vasiyetnamesini hiçe saydıklarını, 1983’ten bu yana Atatürk Dil Tarih Bilim Kurumu adı altında dil ve tarih işlerini, yazınsal, bilimsel çalışmaları durdurduklarını!.. ??? Bu 26 Eylül, Türk Dil Kurumu’nun kuruluş bayramıdır. 24 yıldır ancak Atatürk’e bağlı insanların andığı, üzülerek o günden bugüne işbaşına gelmiş iktidarların kınadığı... Başta Ecevit, Demirel, Özal, Çiller gibi başbakanların 12 Eylül Anayasası’nda yer alan bu tarihsel yanlışı düzeltmeyi, o uyduruk yasayı kaldırmayı düşünmediklerini... Şimdi AKP Anayasası’nda Atatürk adını taşıyan bu kurum yer almayacak mı? Atatürk adını taşıdığı için... Şimdi ne olacak? AKP, Dil ve Tarih Kurumları’nın eski niteliklerine, eski kişiliklerine dönmesini sağlayacak mı, yoksa bu kurumları bundan sonra M. Eğitim Bakanlığı’na bağlayarak kendi Milli Görüş çizgisinde kullanmaya mı kalkışacak? Bu durumda, Dil ve Tarih Kurumları da AKP’nin ve yandaşlarının görüşlerine, çıkarlarına hizmet eden bir nitelik mi kazanacak? ??? 12 Eylül, Türk halkının onlarca yıl gerilemesine, yozlaşmasına, Atatürk’ten, çağdaşlıktan uzaklaştırılmasına bilerek yol açmıştır. Bugün AKP iktidarının ülkeyi karanlıklara sürüklemesinin başlıca nedenini arıyorsak, bunu 12 Eylül cuntasının ihanetinde görmeliyiz. Zaman geçti, 24 yıl bu!.. Türk Dil Kurumu’nun 600’den çok üyesi, yönetimindeki yazar, şair, dilci, bilimci kadrosu tamamen yok olmadı. Niye bu kadar güçlü bir devrimci kadro, Atatürk çizgisindeki Dil Derneği’nde bir araya gelemez, niye Atatürk’ün en büyük devrimlerinden biri olan Türkçenin yabancı dillerin boyunduruğundan kurtulması savaşımını o günlerdeki coşkuyla sürdüremez? Bu yalnız bir dil savaşı değil, özgürlük, bağımsızlık savaşıdır. Kendini bilme, tanıma, direnme savaşı... Gerici, tutucu, Türklüğe ters kişiler, çevreler 24 yıldır dilde ve tarihte bilimsel çalışmaların, araştırmaların durdurulmasını sağladılar, hâlâ da Atatürk’ün eserinin eski kişiliğiyle canlandırılmasını önlemekteler. ??? 26 Eylül 2007, bizlerin, Atatürk Cumhuriyetinden yana olan yığınların hüzünlü bir bayramı... Cumhuriyet devrimlerinin birbiri ardına çökertilmesi, Halkevleri’nin, Dil ve Tarih Kurumları’nın, Köy Enstitüleri’nin, çağdaş bilimin, eğitimin, kültürün yozlaştırılması karşısında daha ne zamana kadar suskun kalacağız? Ben bir kitabımda “Atatürk bir gün gelecek” demiştim. O gün gelir, ama ulusça istersek, ulusça Atatürk devrimini yaratma gücünü yaratırsak... Dil Bayramı ulusumuza kutlu olsun. Türk dili, Türk olmanın, kendini Türk bilmenin en güçlü silahıdır. Büyük şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dediği gibi “Türkçem benim ses bayrağım.” Güzel yarınlarda buluşmak üzere... A Sevgi ÖZEL Dil Devrimi yalnız Türkçenin değil, ulusun özgürleşmesini açan yoldur; bu yolu kimse kapatamamıştır. Bu devrimle kazandıklarımızı, devrim karşıtları bile kullanıyorsa, Türkçenin gücü, devrim karşıtı cüceleri her zaman daha da küçültecektir. nusunda değil, her alanda aklın öncülüğünü, bilimsel ve sanatsal verileri çarpıtmaktadır. Bu nedenle 2007 Türkiyesi’nde ülke ne durumdaysa Türkçe de aynı durumdadır. Kendini aydın sayanlar, Türkçenin kendi olanaklarının yeterli olduğuna, bilim ve sanat dili olarak işlenebileceğine bugün bile inanmamakta, bilim dışı savlarını yaygınlaştırmaktadırlar. Bu kesim Atatürk yaşamını yitirdikten özellikle 1950’den sonra Türk Devrimi’yle hesaplaşmayı iş edindiğinden, en çok da Dil Devrimi’yle savaşmıştır. Bu savaşın meyvelerini toplatan da 12 Eylülcüler olmuştur. Atatürk’ün kurduğu, yaşamaları için kalıtından pay ayırdığı Türk Tarih ve Türk Dil Kurumları, Atatürk’ün vasiyetnamesi çiğnenerek 1983’te kapatılmış; kurumlar, bir devlet dairesi içine alınarak özerk yapıları bozulmuştur. Bu uygulama rastlantı ya da yanlışlık değildir; Türk devrimini devlet eliyle eğitimden, yaşamın özünden kazımak için bilinçle yapılmıştır. Atatürk, tarih ve dil işlerini niçin iki derneğe aktarmış, niçin bu iki derneğin geleceğini vasiyetnamesiyle güvence altına almıştır? Kuşkusuz, kendinden sonraki kuşaklara güvendiği, vasiyetinin bozulamayacağını düşündüğü için. Ancak 1950’li yıllarda işbaşına gelen, çoğu Atatürk’ün yanında yer alan kişiler, onun kişiliği altında nasıl bir eziklik duymuşlarsa, yetki ve orun sahibi olur olmaz, Türk devrimiyle hesaplaşmaya girişmişlerdir. Örneğin bir Fuat Köprülü, ilk Türk Dili Kurultayı’nı, “Türk rönesansının başlangıcı” saymış, sonradan unutmuştur. Yine Hamdullah Suphi Tanrıöver, anayasa, “Teşkilatı Esasiye” olsun diye çırpınırken “Arabın medeniyeti benimdir” diye kükreyebilmiştir. Bu kadrolar ve ardılları, devletin hiç işi yokmuş gibi, Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nun ödeneğini keserek; ürünlerini yasaklayarak; dilde devrimi solculuk, uydurmacılık diye karalayarak; aydınları suçlayarak Türkçenin önünü kesmeye çalışmış, başaramamışlardır. Çünkü yine önce hızlı devrimci olan, sonradan devrimi yadsıyan Tahsin Banguoğlu’nun devrimciyken söylediği gibi, Dil Devrimi ulu bir ırmak gibi geleceğe akacaktır. Zaman geçip giderken üretici değil, tüketici olmaya zorlanan bir ülkede, eğitim sistemi gittikçe kötüleşmiş, eğitimin özünden Türk devrimi kazınmış ve 2007 Türkiyesi, ağzından çıkanı duymayan, sık sık yanlış anlaşılan, Atatürk ulusçuluğunu silmeye çalışan, bilimi sanatı horgören, aklın ipini koparan anlayışın egemen olduğu bir sürece girmiştir. Bugün “cafe” yazdırıp “kafe” okutan anlayışı, özellikle egemenlere yakın duran sözde aydınlar hiç sorgulamamaktadır. “Adnan Menderes Airport” yazısı, sözde “milliyetçiler”i üzmemektedir; oysa bizi “Adnan Menderes Airport”tan “Celal Bayar Üniversitesi”ne götüren, “Süleyman Demirel Salonu”na ulaştıran çizgi, bu çizgiyi oluşturan aktörlerle dönemleri ve sonrası iyi incelendiğinde, sorunun Türkçede değil, Türk devrimine politik açıdan bakanlarda olduğu görülecektir. Devrimleri benimsemeyenlerin korkusu, doğallıkla karşıdevrim anlayışını yaratmıştır. Bu savlarımızın açılımını merak edenler 1977’deki 2. Milliyetçi Cephe hükümetinin programını bulup okuyabilirler. O zaman hiçbir yurtsever, bugün olup bitenlere şaşırmaz. Görkemli bir bağımsızlık savaşı veren, utkusunu devrimlerle taçlandıran bir ülke, nasıl bu duruma geldi? Niye herkes bağrışıyor, niye kimse kimseyi dinlemiyor, bu toz duman içinde neden tüm sorunların, açmazların kaynağı olarak Türk devrimi, Atatürk ulusçuluğu gösteriliyor? Bu soruların yanıtları 75. yılını kutladığımız Dil Devrimi’nin, neden devlet katında horlandığını da kanıtlar. Atatürk bilerek ve bilinçle dil işlerini özgürce çalışacak bir derneğe emanet etmiştir; bunun ne denli önemli bir karar olduğunu son 24 yılda çok iyi anladık. Atatürk kurumlarının adına, malvarlığına, ürünlerine el konularak Başbakanlık’a bağlı bir devlet dairesi yapılan bugünkü TDK, ölçünlü dil ve yazım birliğini bozmuş, tepki aldıkça yanlışından dönmüş ama her yanlış, 1983’ten bu yana kargaşa nedeni olmuştur. 1983 öncesindeki TDK’nin her soluğunu denetleyen aydınların çoğu suspustur; yalnızca şaşırmaktadır. Kuşkusuz bu 26 Eylül’de de lacililer, Dil Devrimi’nin 75. yılı için inanmadan, içselleştirmeden, Türkçe söylevi verecek; seslerine yansıyan yapaylıkla Türkçeyi pek sevdiklerini gösterecekler. Yabancı dille öğretim hastalığını iyileştiremeyenler, Türkçenin zengin bir dil olduğunu söyledikten sonra, “vizyon ve misyon”ları gereği, Dil Bayramı’nı gelecek 26 Eylül’e dek unutacaklar. Dil Devrimi’nin salt sözcük türetme işi değil, düşüncesi yenileşen bir toplumun, yenileşen bir dille kendini özgürce ifade etmesini, her şeyi doğru anlayıp sorgulamasını sağlayacak bir anlayış devrimi olduğunu halktan saklayanlar, yine Atatürk’ün vasiyetnamesini çiğneyen hukuk ayıbını görmezden gelecekler. Bu duygularla ulusumuzun 75. Dil Bayramı’nı kutluyorum! T ladstone ’u bilir misiniz?.. Prof. Dr. Halil İnalcık ’ın “Atatürk ve Demokratik Türkiye” adlı yeni kitabını (Kırmızı Yayınları) okurken Gladstone’un adına rastlayınca düşünceye daldım... Neden?.. Gladstone 1876’da demiş ki: “Türklerin dünya yüzünden kötülüklerini kaldırmanın bir tek yolu vardır, o da kendi vücutlarını dünya yüzünden kaldırmaktır.” (Sayfa 142) Batılıların Türklere ilişkin aşağılayıcı ve düşmanca bakışlarına ilişkin sözler nice kitaplar oluşturmuştur; bu yaklaşım yalnız Avrupalıya özgü değildir; bizimkilere de aşılanmıştır; örnekleri medyada sergileniyor... Türk olmak neredeyse ayıp sayılacak... ? Peki, bu Gladstone kim?.. 19’uncu yüzyılda dört kez başbakanlık yapmış İngiliz siyaset adamı... Liberallerin önderi... Gladstone Disraeli çekişmesi çeyrek yüzyıldan fazla İngiliz ve Avrupa politikasının birincil konusuna dönüşmüştü... Bugün Batı dünyasında kaç Gladstone siyaset yapıyor, biliyor muyuz?.. Türklere düşmanlık Batı’da bugün de sürüyor... Sürmese Avrupa parlamentolarından birbiri ardına sözde Ermeni soykırımına ilişkin kararlar çıkabilir miydi?.. Şimdi sıra Amerika’da... 1915 olaylarına ilişkin Avrupa’dakilere benzer bir kararı Amerika da çıkaracak... ? Peki, bizim Başbakan RTE’nin Amerika muhabbeti nedir?.. Tayyip Erdoğan ailecek ABD’ye aşılanıp yerleşmiş gibi... RTE’nin aile şeceresini pek bilmiyorum, ama oğul, damat, gelin, torun, baldız, bacanak, kim varsa, Amerikanofil havayı koklamaktan anlaşılan zevk alıyorlar.. Yoksa bu aile boyu Amerikan sevdası nasıl açıklanabilir?.. Ama RTE’ler bir çapraz içindeler... ? Çünkü Amerikan sevdasının yanı sıra başka sevdalar peşindeler... Sözgelimi Hamas sevdası... Ya da İran sevdası... AKP seçimi aldı, Çankaya’yı aldı, Anayasa’yı kendine benzetecek; ama, İran’a yaklaşımı Amerika sevdasına ters düşmüyor mu?.. Bizden nasihat: Aman, RTE Amerika’nın rotasından çıkmaya kalkmasın.. İran mı dedi?.. Birden rüzgâr döner, Malezya da devreye girer... Şu Türkler var ya, zor durumdalar... İslamcılık, dincilik, Amerikancılık, Avrupacılık, İrancılık, Malezyacılık kafaları çorbaya dönüştürüyor... En iyisi ne?.. Atatürkçülük.. Ama, olan bitenlere bakılırsa Aydınlanmacı, bağımsız, akılcı Atatürkçülük artık tu kaka oldu... Peki, bu gidişle sonumuz hayır mıdır?.. G ilan renkli CUMHURİYET 02 CMYK