19 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA CUMHURİYET 14OCAK1996PAZAR 14 KULTUR Sirk 11ıavnuuılaru şaklabanlar, aynalar ZEKİ COŞKUN İşte sonunda bu da oldu. "suratına tü- küriilüyor" dediğimız topluma, "Biz Burdayız" postası atıldı. Çıkar çıkmaz pop lıstelerinde "1 nu- mara"ya tırmanan parçasında Ercan Sa- atçi, "ülkeelden gidiyor" diyenlere "Ne- dir lan bu" diye kafa tutuyor. "Burası Türkiye, yerinde dunıyor / Gidenler gi- der ablası!" Onun gözünde "ülkeelden gidiyordal- gası"na düşenler, cinsiyetleri ne olursa olsun "abla" Erkekliği kendisi için tek kimlik ola- rak gören ve sergileyenler, "aMa" dedik- lerine cinsiyetlerinin gereğini icra etmek üzere bakarlar, biraz ensest durumlannı taşısa da. ... Ya da cinsiyetten gelen "fiziksel güç" konur ortaya, şarkıdaki gibi. Gı- denlere giile güle dendi ya, devam: "Biz burdayız girmeyiz / ülkemiri bekleriz / karşı çıkan olursa™" Ne olur? Onu da müzik efektinde ve klipte şar- kıcının hareketlerinde izliyoruz: Önce bir "a" sesi duyargibı oluyorsunuz, son- ra silah sesini andıran üç vuruş. Bu ara- da şarkıcı, elini silah sıkar gibi yapmış, gözlerini bize dikmiş, kolu ve vücudu ileri geri gidip geliyor "Karşıçıkan olur- sa'' / "Anasını..." ya da bilfiil eylem: Dan.. dan.. dan! Şimdı bu şarkı piyasada. listelerde "1 numara". Ne diyelim, demek ki Saatçi'nin söy- lemi, izleyicinin-dinleyicinin nabzına uygun ya da en azından ilgisini çekiyor. Ortada açık açık küfür ve tehdit olsa da "Biz Burdayız"ı sonuçta bir "şarkı" olarak kabul etsek de ortada kabul edi- lemez. anlaşılmaz bir durum var. TV'lerana haber bülteninden magazin programlanna, haftalik haber dergilen kapaklanna, gazeteler köşe yazılanna dek Ercan Saatçi'nin parçasını ve klibi- ni tartıştı. Tuhaftır, bir iki köşeyazısi dı- şında şarkının kendisi, şarkıcı ya da söy- lemi değıl, ayn bir vaka olan klip değil, oradan sadece bir görüntü tartışılıyor: san-kırmızı forma ve bere giymiş tipler- den bıri. sılahını ateşliyor. Gösteriyi iz- leyen çocuklardan 5-6 yaşlanndakı kız ölüyor. İşte burada Galatasaraylılarinci- niyor! Onun dışında kitlenin şarkıya ve şar- kıcıya bir ıtırazı yok... Ne denir? Türkiye bir sirk mi? Kültür cephesinden baktığımızda manzara karşısında sormuştuk: "Bütün bunlar, bir toplumun suratına rükürmek değil midir?" Saatçi. şarkısı ve klibiyle söz konusu eylemi yineliyor.. daha da öte gıdiyor. Onun -ve klibi çeken yönet- men Abdullah Oğuz'un- gözünde Türki- y& topjumu bir sirk. ' 'Fahişeler, muhabbet tellallan, soytan- lar -ki, bunlar politikacılar oluyor- ku- marbazlar, yüzleri gözleri tuttukîan takı- mın renklerine boyanmış futbol fanatık- leriyle ve tabii izleyicilerle, çocukJarla dolup taşan bir sirk. Para dolu çantalar dönüyor ortalıkta, silahlarelden ele, top oradan oraya.. me- raklılar, ış üsründekiler ve ürküntü için- M üzik piyasasına Grup Vitamin'le giren Ercan Saatçi'nin yaptığı, rap değil şaklabanlık! Ustelik, tıpkı /'Biz Buradayız"da olduğu gibi, daha önceki rap taklidi şarkılannda da solculan, toplumun alt tabakalannı dışlayıcı, aşağılayıci tavırlar vardı. Örneğin, bir idam hükümlüsünün kaleminden çıkan ve hapishane kapısını işaret eden "Beni buralarda arama anne" sözleri, aynen alınıp genelev kapısı için kullanıldı. konuşurken siyasal ortamı "Karman çorman bir şey oklu, homoseksüel parti- ter haJinegeldiler" sözleriyle tanımiıyor. İşte orada "Nedir lan bu" diyecek birine gereksinim var! Kaldı ki, Saatçi daha ön- ceki bir şarkısını ve kJibini (Yeter) doğ- rudan politikacı kimliğine, tiplemesine hasretmişti. Orada da smokinli, sılındir şapkalı şaklabanlar görünüyordu. Sirk ortamının doruğuna "Biz Burdayız"la ulaşılmış oldu. Son bir yıldır yazdıklanmda sık sık vurguluyorum: Şenlik ve şiddet iç içe. Böylesi seksist ve faşizan bir şarkının ve şarkicının listebaşı olması, siyasal fa- şizmden daha tehlikelidir. Çünkü sivil- dir, kendiliğindendir, olağandır! Protest mi, reaksiyoner mi? deki çocuklar. Yalnız, şarkıcının rolü ve şarkının kendisi bir tuhaf. Tarzan ya da Rambovari. urganla inıyor "star" sirkın ortasına. Şaklabanlıklara, süfliliklere ba- kıp soruyor: "Bu kadar zoıiamaya / bu kadar mi oluyor?" Ardından, kırmızı tüllerle kırıtan fahişe görüntüsii üstüne, göndermesi bol bir söz: "Bunlan si/ mi yapıyorsunuz / yoksa bunlar nu sizi.'.." Daha şarkının adında -Biz Burdayız- örtükduran "tamammı lan"dayılanma- lan, "Bonlansizmi yapıyorsunuz /yok- sa bunlar mı sizi" kinaycîeri. "Nedir lan bu" postalan, herkesi dişilleştıren "Gi- deniergiderablasrtavırlan, "karşı çıkan olursa—" tehdıtleri batmıyorda silah kar- şısında milletin forma aşkı, aidiyet duy- gulan kabanyor. şahsiyeti yaralanıyor! Buna hiçbir şey denmez. Saatçi'nin kendisi de şaşınyordur. "Oncalafa kim- senin gıkı çıkmıvor. bu Galatasaray mu- habbetineyinnesi"diyorolsagerek. Ge- ne de dıplomatik davranıvor. Renk ver- miyor. "Galatasaray Idardanözürdiliyo- rum"diyor. "Montajdagözdenkaçmış" açıklamasını getiriyor. TV röportajlann- dan birindc "silahlı çocuğun forması sa- n-kırmczı,ama vü/ii san-lacivert,alnı da siyah-beyaz boyalı" dıyor. Bir başka yer- de maçlardan sonra ellerinde silah, so- kaklara dökülenleri kınamak için, onla- nuyarmakıçın klipte böylebirplanayer venldiğini söylüyor. Herhaldc öyledir. Adam kamu hizme- tı yapıyor. Ben nasıl orurup bunlan ya- zıyorsam, Saatçi de memleketin halinı kendine dert edinıp şarkı yapıyor. klip yapıyor. bu sirk ortamını gözler önüne seriyor. Yetinmiyor, ola ki şarkı anlaştl- maz. kJıptekıler unutulur kaygısıvla so- nunabirdeyazı dö^enıyor. "Atatürk'ün kurduğu bu cumhuriyetL bütün ülkele- riyle yasatmak, her Türk gencinin göre- vidir" gibisinden uzunca bir cümle. O, "hep böyte" "Biz Burdayız". listebaşı. Onun da ötesinde Saatçi, pop pıyasasında herza- man "iyi işyapanlar" arasında anılıyor. Silah meselesine bir kez daha dönelim. Saatçi, maçlardan sonra sokaklara dö- külüp oraya buraya ateş açan serserileri örneklediklerinı söylüyordu klipte. tyi ama buna vesile olanlardan bin yine ken- disi ve müziği! Saatçi'nin sıkı Fenerliliğini bir yana bırakalım, Hakan ve taifesı aracılığıyla "milli takım marşı" haline geien "Biz Hep Böyteyie"i anımsayalım. Başkalan seslendırse de bu şarkı da Saatçi'nin ese- rı. "Tiirküz, doğnıyuz, çalışkanız" teker- lemesi üstüne kurulan şarkının hcrgali- biyet sonrası sokaklara dökülenlerce "Bi/ hep böyleyiz / Adamı „ iz" şeklin- de seslendirildi|ini bilmiyor mu Saatçi? Son seçimlerde DYP'nin de marşı hali- ne gelen "Biz hep böyleyiz"in naif söy- lemi, "Biz burdayız"ın tehditkâr söyle- mınin temelıni oluşturmuyor mu? Medya, Galatasaray formalı "fana- Hk"in sılahından çıkan kurşuna taktı. Oysa, "Biz hep böykyiz" ya da "Biz bur- dayu" sonuçta "Biz ve onlar" aynmını öngörür, işaret eder. Ille de birinin elin- de silahın görünmesi, birilerinin vurul- duğunun gösterilmesi de gerekmiyor. Çünkü şarkının / şarkıcının kendisi ya- pıyorbunu. "Burası Türkiye, yerinde du- ruyor / Beğenmeycn gider abtası" ya da "Karşı çıkan olursa_" laflan bize tek bir şeyi işaret ediyor: "Yasev,yaterket", im- zaMHP! Bu sıradan bir benzerlik değil, zihni- yet ortaklığı. Saatçi, Aktüel dergisiyle Son bir nokta: Ercan Saatçi, yaptığı çalışmayı "protest rap" olarak adlandı- nyor. "Protesfle de "rap")e de allahla- n bile bir olmayan bu müziğin öyle anı- lıp öyle satılmasına kimsenin ses çıkar- maması da tuhaf. Saatçi, müzik piyasasına Grup VTta- min'le girdi. Daha önce CarteTi tartışır- ken değinmiştik. Vltamin ve türevleri- nin ve bu arada Ercan Saatçi'nin yaptı- ğı rap değil, şaklabanlık! Ustelik, tıpkı Biz Burdayız'da olduğu gibi, daha önce- ki "rap" taklidi şarkılannda da soicula- n, toplumun alt tabakalannı dışlayıcı, aşağilayıcı tavırlar vardı. Örneğin, bir idam hükümlüsünün (Nevzat Çellk'in) kaleminden çıkan ve hapishane kapısını işaret eden "Beni buralarda arama an- ne" sözleri, aynen alınıp genelev kapısı için kullanıldı o şaklaban "rap" içinde... Aynı şehir züppelerinin -ve endüstrinin- elinde, dilinde rap, tabiatına aykın ola- rak "köyiü, kıro, maganda, zonta" de- dikleriyle alay etme, onlan aşağılama, dışlama aracı olarak kullanıldı. Endüstriyel "VTtamin" o dönemde fe- na iş yapmadı. ustelik, bugün "Ya sev, ya terk et" sloganını andırdığı için "Biz Burdayu"ı yadırgayanlarca da sempa- tiyle karşılanmıştı. Ama hatırlatmak gerekiyor Saatçi'nin bugün söyledikleri de, dün söyiedikleri de "protest" değil, "reaksiyoner" birzih- niyetin ürünleri. "Protest", karşı çıkışı, var olanın reddıni ve onun ötesine geç- meyi imler. "Reaksiyoner"likse tepki- sellikle beslenir, Saatçi'nin şarkılannda ("rap w inde) olduğu gibi. Tepkisellik, "şiddet"i içinde taşır. "Biz burdayız" de- dikten sonra, silahın kimin elınde oldu- ğu ve niye patladığı önemli değil, "Kar- şı çıkan olursa,." Dan.. dan. dan! Memlekete ve millete hayırlı olsun milli rap. • • • 7 Ocak günü yayımlanan "Suratına Tükürülen Toplum" yazısına çeşitli tep- kiler geldi. Yazıda tartışılan olgulara, bunlann yommuna kimsenin itirazı yok. Sorun, durumun adlandınlmasında. Kimse yaşadığı toplumun -ve tabii ken- disinin- suratına tükürüldüğünü kabi)l- lenmiyor. Daha doğrusu yediremiyor. "Bu kadar da karamsar olmayın" deni- yor. Anladığım, söylenmek istenen, "Bu kadar da açık sözlü olma!" fşte vaziyet ortada. Bir ödül töremnin aıuııısattıldarı... HANDAN ŞENKÖKEN Ankara Dev let Opera ve Balesı'nın sah- nesinde, yüzleri mutluluktan ışıldayan. ses- leri titreyen, onca mücadelenin ardından gelen başanlann kahramanlanna, 'ilk' kez ödüledeğer görülenleregururia bakıyorum. O an. sahnede yer alan, sanatı, yaratıcı- lığı ve bunun gerçekleşmesi için sa\aşımı sonuna dek amaç edinen böylesi ınsanlann varlığı, geleceğı düşündüğümde beni rahat- latıyor, inanılmaz bir mutluluk sanyor içi- mi. Bu ödül törenine ayn biranlam katıyor anımsadığım ve tanık olduğum olaylar... Kültür Bakanı Fıkri SagUr. ılk kez ope- ra ve bale sanatına emek verenlere ödül ver- meyı tasarlandığında ve bunu en kısa süre- de gerçekleştırdiğinde; operaya 50 yılmı veren BetkısAran ile, 45 yıldır operayla ıçı- çe yaşayan, ertesı günkü temsilinı düşüne- rek her anını buna göre ayarlayan Ayhan Baran karşılaştığında. yıllar öncesini anım- sayıp kahkahalarla şakaiaşmalannı izlı>o- rum. Belkıs Aran'ın üç çocuktan sonra ope- raya başlayıp, bunca yıl operayla yaşadık- tan sonra ılk kez bir ödüle İayık görüidüğü- nü. heyecanından ve mutluluğundan Bakan Sağlar'a defalarca sanlıp öpmesıne bakıyo- rum. Rengim Gökmen'tn Bakan'a, Anka- ra ve istanbul Deviet Opera ve Balesi or- kestralannateşekkürederek, 'Bu.benimiil- kemdeki ilk ödülüm' demesını; Yekta Ka- ra'nın Türkıye'de cağdaşlığın ve laikliğin çok önemli göstergesi olan opera ve bale alanında üretimde bulunan bir sanatçı ola- rak böyle bir ödüle İayık olmaktan kıvanç duydugunu söylemesinı; Bevhan A. Mur- phy'nin topluluğunun tüm üyelenne teker teker teşekkür ederken. salondakı MDT üyelerinın coşkuyla alkışlannı kıvançla ız- liyorum. Senfoni orkestrasıyla zurnanm farkını algıIayamayanJar Kültür Bakanı Fıkri Sağlar'ın da vurgu- ladığı gibi son dört yılda adeta altın yıllan- nı yaşavan, kendı kabuğunu kırarak, ulus- lararası alanda da önemli atılımlar yapan Türk opera ve balesi, ilk kez bakanlık tara- findan ödüllendiriliyordu. Yine Bakan Sağ- lar'ın değındiği gibi gerçekten, 'tümopera ve bale sanatçüan' ödüle değerdı ve yürek- ten kutlamamız gerekıyordu. Önce dış ba- sında yer alan Türk opera ve balesi. sonra önemli atılımlar yapmış, ılk ve yeni proje- lerle, yabancı konuk şefler, rejisörler, kore- ograflar ve sanatçılarla basarıfı prodüksi- yonlargerçekleştırmiş, yurtdüji turneleriy- İe uluslararası başanlar kazanmış, seyırcı sayısı ve hasılat her yıl yükselmış, çagdaş repertuvar amaçlanarak, gençlenn üretıme katılmasına yönelik cabaîar göstermi^ti. Kültür Bakanlıği Opera ve Başan Odül- len töreninin ötekilerden daha anlamlı ol- ması sadece ilk olmasından kaynaklanmı- yordu. Kültür Bakanı Fıkn Sağlar da hepi- mızın unutmaması gereken yaşadıkianmı- zı anımsatıyordu: "Kültür Bakanlığı görevini iisrJendiğim 1991 yılısonlanndan başla>arak.göre\ vap- nğım süreiversinde, ulusaJ kültüriimüzü ev- rensdkültüriekucaklaşhrmavavönelikhe- men henıen tüm etkinliklerinıiz, gerck TBMM'de, gerekse kamuoyunda kenditeri- ni milliyetçi ve muhafazakar olarak tanım- lavan kesimlerin voğun tepkilcrivle karşı- laşn. Türkiye'de Atatürk'ün gösterdiği çağ- daşu\garlıklardüzeyineulaşmadoğrul- rusundaki tüm çaba vegelişmelerden ra- hatsızlık duyan bu kesimlerin en büyük hedefierinden biri de kuşkusuz Deviet Opera ve Balesi oldu... Devlct Opera \e Balesi"ne ayrılan çok sınırlıkaynaklarıbileiçlerinesindireme- yerek bu kaynakların kesilmesi için ça- ba gösteren, insana ve sanata bakışların- daki düzeysizliğin bir göstergesi olarak bale sanatçılarını kendilerince aşağıla- maya alışan, bir senfoni orkestrası ile zurna arasındaki farkı algılayabilecek birikimden yoksun oldukları için Türki- ye'nin en eski sanat kurumlarından biri oian Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkest- rası'nın kapatılmasını isteyenlere ger- çckte yanıt vcrmeye bile değmez... Kaldı ki, kapaiı gise oynayan opera \e bale gösterileri ile, salonda yer bulama- dıklan için koridorlarda konser izleyen sanatseverler, bu çağdışı düşüncelere ve- rilnıiş en anlamlı yanıtlardır... Opera ve bale, uluslararası kültürel iletişimin en etkin köprülerinden biridir. Deviet Opera ve Balesi, bu alanda ok kı- sa sayılabilecek tarihine karşın, ulusal ve uluslararası düzeyde çok önemli bir işle- vi başarı ile yerine getirmiş say gın bir sa- nat kunımudur. Büyük bir mutlulukla ifade etmek is- terim ki, görev yaptığım süre içersinde Deviet Opera ve Balesi, sanatçıları ile, yöneticileri ile. idari ve teknik personeli ile büyük özveriyle çaba göstermiş. de- ğerli sanatseverlerin gösterdikleri ilgi ve destekle de ciddi atılımla gerçekleştir- miştir." "Eylül Aksamlan'". "Hipodrom Konser- leriT ",""Bahar Etkinlikleri". "Tarihle içiçe. halklaelete" gibi etkınliklerle sahnenın dı- şmaçıkılmıştı. Modern Dans Topluluğu ku- rulmuş, Pop-Caz ve Senfonik Miizik grup- lanoluşturulmuştu Aspcndos Opera ve Ba- le Festivalı gerçekleştırılmış. Mersın'de 4yerleşık opera bale sahnesı hızmete gır- mış. Samsun. Van \e Gazıantep'te açılma- sı ıçm ginşimlerbaşlatılmıştı. Ilk kez uluslararası bir "Opera v« Ba/e Kongresi" gerçekleştırilmesı. "UlusalOpe- ra Bale Dağan" yarışması. Türk cumhuri- yetleri ile bırlıkte "Türkso>' Opera ve Bale Günleri" düzenlenmesı. "Opera ve Bale Prestij Kitabı" hazırlanması, Türk bestccı- lere yenı opera ve bale siparişlerinin vcnl- mesr projeler arasında yer alıyor. Yaşananlar hep anımsanmalıydı. Ama sahnedekiler, hepsinin üstesınden gelenle- rin temsilcileriydi. 'Böyle sanatın içinc tükürürüm' diyen Ankara Büyükşehır Beledıye Başkanı'ndan Türkiye'de ilk kez verilen opera ve başan ödülleri töreninde Kültür Bakanı Fikri Sağlar, Başanlı Opera Şanatçısı Onur Ödülü verilen Belkıs Aran(solda) ve Başanlı RejisörÖdülü alan Yekta Kara. teşekkür konuşması yaparken. (Fotoğraf: TARIK TINAZAY) aşağı kalmak istemeyen İstanbul Büyükşe- hır Beledıye Başkanı'nın baleyi 'insanı bel- den aşağıyla meşgul ediyor' demesine gös- tenlen sert tepkıleri anımsıyorum. O dö- nemde de kültür bakanı olan Fikn Sağlar, "Bunlar her şeyr şehvette bakıyoriar, onla- nn da düzeyini yükselrmek görevimiz. Ak- si halde karaçarşaflar ve kara örümeek ağ- lan içine insanı sokacaklar" derken, yine o dönemın Deviet Opera ve Balesi Genel Mü- dürü Rengim Gökmen, başkanın "Balesa- natını srriptizle kanştuthğınr vurguluyor- du. İstanbul Deviet Opera ve Balesi Genel Sanat Yönetmeni Yekta Kara'nın da ılgınç bir önerisı vardı: "Sürekli insanlann bel- den aşağısıyla meşgul oian, lafı dondürüp dolaşbnp buraya getirenler, icraat alanlan- nı birazyukanîara çıkarsalar kcntimiziçin daha yararlı olur." 5 Nısan kararlanndan sonra yaşanan eko- noınık darboğazdan sonra böylesi ilgınç yo- rumlar. sanatçılann sessızliğıni sona erdir- dı. Yaratıcılıklannı sürdürebilmek için, pa- rasızlık bir yana öte yandan mekân yoklu- ğuyla da- Atatürk Kültür Merkezi'nin ay- larca süren ıhale karmaşası ve onanmı ne- denıyle- boğuşan sanatçılar, bu kez sokağa döküldü. Böylece ilk kez opera ve bale sa- natçılan ımza kampanyalanna başladılar, sokaklarda dans edıp, aryalar söyledıler. Dayanışma ve bilinçlenme süreci başladı, Atatürk ilkelenne ve evrensel sanata sahip çıkmak için. 1934'te ılk kez Türkiye Cumhuriyeti'ni ziyarete gelecek Iran Şahı için, -sunulacak en güzel temsil Batı"ya dönük, uluslarara- sı dili konuşan bir ülke olarak kendımizı ta- nıtacağımız bir opera temsili olacaktır dü- şüncesiyie- apar topar besteler ısmarlayan Atatürk Türkiyesi'nde, 1994'te TBMM Bütçe Planlama Komısyonu'nda opera ve balenin 'ne tşe varadığı' tartışılmış ve Dev- iet Opera ve Balesi Genel Müdûrlüğü'nün bütçesi 'sıfirlanmış'tı 1 trilyon 44 mih/ar olarak öngörülen bütçenin, 44 milyar lira- lık prodüksıyon bütçesi, DYP, ANAP, MHP ve RP'li mılletvekilerinin itirazıyla bir da- kika içinde kabul edilen önergeyle yok edil- misti. 'Çağdışı' anlayışa karşı sanat Yaşamlan boyunca bir kez bile opera ve baleye gitmedikleri belli olan, Deviet Ope- ra ve Balesi'nın neredeyse 'altn yüı'nı ya- şadığı bu dönemde 'ne iş yapıkiığuu' soran ve 'kimsenin bunlan seyretmedıği'ni iddia edenler, sanata karşı planlı bir hareketin, bir zihniyerin parçasıydı. Ustelik Deviet Opera ve Balesi, tarihin- deki en büyük etkınliğe ulaştığı, en çok gün- demde olduğu. atılım yaptığı, izleyıcı, ba- sın, dış basin ve dış çevrelerce yogun ilgi gördüğü birdönemde; Deviet Opera ve Ba- lesi Danımarka'da, Israırdeçokbaşanlı tur- neler yapmış. Uluslararası Operalar Bırliğı yönetim kuruluna seçilmiş, Opera National dergisi Türkiye'deki tüm operalara sayfalık yer ayırmış, aynca Mısır'm Kahire opera- sından davet almıştı. 'Çağdışı anlayış' sanatın gerekliliğini tar- tışadursun, Modern Dans Topluluğu ulus- lararası ılışkılerde dansın ne denli bırleşti- rici ve tanıtıcı olduğunu kanıtlıyordu lsrail turnesıyle. Türkiye'nin demokratik, laık doğrultuda gelişmesıne katkı çerçevesinde opera-ba- lenın tanıtılması ve geliştirilmesi amacıyla Opera ve Bale Vakfi kuruluyor ve bu vakıf sayesinde Aspendos Opera ve Bale Festiva- li sürebılıyordu. Her türlü engellemeye, bulanık düşünce- ye karşın, sanatın "çağdaşhğL, birleştiridli- ğj,evrenselu^i''ni, yöre haîkı ve yabancı tu- nstlerle dolu bınlerce kişiyle aynı coşkuyu paylaşarak yaşadık, Aspendos Antık Tiyat- ro, opera ve baleyle ışıldarken. 35 yıllık istanbul Deviet Opera ve Bale- si, ilk yurdışı turnesinde, "Turandofla da- kikalarca ayakta alkışlanarak. "Avrupa'nın Türkiyesınırlannda bitmedjğini" kanıtladı büyük başansıyla. Bu başan. henüz sahne- lenmeden turne teklifi de getirdi "Salome" ye. Bunlan gerçekleştirenlerin tümü sahne- deydi. Orada, yaşanan onca sıkmtı, umar- sızlık, her türlü sorun ve kızginhk unutul- muştu. Opera ve baleyi 'geleneğimizde ol- mamasına karşın, stflr noktasından bugün- kü düzeyine ulaşüranlann gerçekleştirdiği muciztyi' yöirekten alkışlıyorduk, onlann 'içlerindeki sesi hep dinlemelerini' dıleye- rek. KOŞEBENT ENİS BATUR Seçilmişler Büyükşehır Beledıye Başkanı, sporun sorunlan konuşulurken "Önce su derdini halletmek gerek" demişti. Şişli Belediye Başkanı, Sözen'in kendileri- ne verdiği mekânları kullanmak isteyen Plastik Sa- natçılar Derneği yöneticılerine, "Size başka bir yer bulmaya söz veriyorum" demişti: "Orayı nikâh da- iresiyapıyonız." Bu "öncelik" kavramına dikkat ke- silmek gerektiğini düşünüyorum. Şüphesiz, insanlar gibi toplumların da öncelikli, ağııiıkh, çözümü ivedilik isteyen sorunlan olduğu gö- rüşü yaygındır. Ne ki, bir kanının yaygınlığı, bir man- tığın düz gerçekliği, onun doğru olduğu anlamını ta- şımaz her zaman. Sorunların gerçek çözümünü kı- sa vade üzerinden okuyanlar, sık sık yanılıriar: So- run hem büyür, hem karmaşıklaşır uzun vadeli dü- şünülmediğinde. Onun için de sorunların sırası olmaz. Kültür konu- larına, eğitim konularına daha sonra geliriz, önce ekonomik ya da gündelik düğümlerin üzerine gitme- liyiz mantığı, suyun, çöpün ya da düğünün, derne- ğin temelde zaten bir kültür konusu olduğunun kav- ranmadığının göstergesidir. Bir kentin, bir ülkenin yöneticilerinin sorunlan sı- rayla ele alma anlayışını benimseme yolunu tutma- lan, onlann başarılı olmalannı enikonu güçleştirir. On- lar sorunlann hepsini, aynı anda çözmek üzere se- çilmiş, atanmışlardır. PSD'nin mekânını nikâh daire- si yapmak, seçmeni düşünerek toplumu, ülkeyi hi- çe saymaktır. Konservatuvan mezbaha, tiyatro sa- lonunu mescit, camiyi kışla yapmaya kalkışmak, 'po- litika'yı politika kılmaktır. Her şeyi korumak, geliştir- mek, zenginleştirmek gerekir; hiçbir şeyin yerine hiç- bır şey getirilemez. Bu kentte yaşayanlann beklentileri küçük değildir. Her kentte böyledir bu. Su temız ve sürekli gelmeli- dir; yollar düzgün, çevre pınl pırıl olmalıdır; kolektif mekânlann her türlüsüne gereksinme vardır: Park, yayayolları, konser salonu, hayvanat bahçesi, mey- danlar, ibadet yerleri, eğlenme ve dinlenme eksenli noktalar, sahaflar, kahveler, lokantalar, lunaparklar ve saymakla bitmeyecek nice topluluk mekânı. Yerel yönetim spordan fuhuşa. gazinodan fuara uçsuz bu- caksız bir yelpazede düşünmek, çözüm üretmek zo- rundadır. Türkiye'de, son zamanlarda, seçilenlerin tavırtan yadırgatıcı olmanın da ötesinde bir nitelik gösteriyor. Onlar herkesi temsil ettiklerini ve hizmet getirmekle yükümlü kılındıklannı unutuyor gibiler. Akıllan sıra, çoğunluğa yöneliyorlar. Çoğunluk soyut bir bütün- lüktür, çünkü dunmadan değişir. Kent, tek tek hem- şerilerinden, hemşenlerinin oluşturduğu azınlık kü- melerinden oluşur. Bunu unutan, kavrayamayan, yanlış algılayan "seçilmişler, bir daha seçilemezler. Dahası: Başansız olurlar, öyle anılırlar. Iş seçilenle bitmiyor demek. Seçenlerdir aslolan. Önce/iklerinin mutlak olmadığını, başkalannın önce- likleriyle çelişebileceğini seçmenler de bilmeliler. Beklentilerimizin sırası yoktur. Yetki, her şeyi bekle- me hakkımızdan dolayı verilmiştir. Bu satırları yazdığım sırada Rize Belediye Başka- nı olan, bu satırlar yayımlandığında belkı de millet- vekili kimliği taşıyacak muhterem şahıs, cumhurbaş- kanlan "zurna sesi duysun" diye kurulduğunu san- dığı Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'na aynlan bütçeyi çay üreticilerine vermeyi aklından geçirebil- mişti. Bu değiş-tokuş mantığının tıpkısına, yanm yüz- yıl önce Arnavutluk yönetıcılerınde de rastlanmıştı: Onlarda camileri basketbol sahası yapmayı daha ya- rarlı bir seçenek olarak görebilmişlerdi. Insanlık tarihi bir uçtan ötekisine bu tür buyrukçu kafalar, buyrukçu yaklaşımlarla tıka basa doludur. Işin kötüsü, yönetime en büyük talep onlardan ge- lir, gelmiştir hep. Courbet'in "Yargılamak istiyorum!" diye bağırarak uykusundan uyanan dostu gibi bun- lar da "Yönetmek istiyorum!" diye ter içinde çırpınır- lar. Onlann uykusunu, uyanıklığını paylaşmamak ge- rekir. Seçilmişlerse: Hizmet etmeleri sağlanmalıdır. Başka hiçbir görevleri yoktur. Hâmiş: Bazı insanlar, amuda kalkmış aybsergler: Görünen kısımları derinde kalan kısımlanndan çok daha büyük. Onat Kutlar Anlatı Yarışması sonuçlandı Kültür Servisi - PEN Yazarlar Derneği'nin geçen yıl yitirdiğimız Onat Kutlar anısına düzenlediği "Anlatı Yarışması' ödüiünü Sabri Kuşkonmaz. 'Kıyımın.. Kıyısında' adlı yapıtıyla kazandı. Leyla Erbil, Orhan Duru, Adnan Özyalçıner, Demir Özlü ve Suat Karantay'dan oluşan seçici kurul; yapıtı, anlatım özgünlüğü yanında toplumumuzun bugün içinde yaşadığı kargaşa ve onun yarattığı acılan yansıtması, 'ölenleri uzun günleregömmesi' açısından ödüie değer gördü. Ödül, salı günü saat 19.00'da Beyoğlu Küçük Sahne'de düzenlenecek 'Onat Kutlar'ı Anma Toplantısı'nda venlecek. Toplantıda Kuşkonmaz'a, PEN Yazarlar Derneği, Onat Kutlar' ın anııesi Meliha Kutlar ve Kutlar ailesınin koyduklan para ödülü ile ödül belgesi ve plaket venlecek. Toplantıya konu§macı olarak Cengiz Bektaş, Ahmet Cemal, Atilla Dorsay. Orhan Duru, Aydın Hatipojlu, Şükran Kurdakul, Gazal Kutlar, Gülsen Tuncer, Oner Yağcı ve Hilmi Yavuz katılacaklar. Toplantıda aynca Onat Kutlar'ın düşüncelerini anlattığı bir belgesel film de gösterilecek. Kapak karikatürleri sergisi Kültür Servisi - 'Kankatür Dergisi Kapak Karikatürleri Sergisi' 20 ocak- 1 şubat tarihlert arasında Karikatürcüler Derneği'nin Sultanahmet'teki Yerebatan Sarnıcı çıkışındaki galensinde düzenleniyor. Sergide, Turhan Selçuk, Tonguç Yaşar, Asaf Koçak, Orhan Coğupligil. Semih Poroy, Origone, Tan Oral, Oğuz Gürel, Nehar Tüblek, Ali Ulvi gibi imzalann çalışmalan yer alıyor. Sergide kapakJan sergilenen Karikatürcüler Derneği Ankara Temsilciliği'nin yayımladığı aylık mizah dergisi Karikatür, bugüne dek 34 sayı çıkarmış bulunuyor. Kankatür sanatımızın ustalanna yer veren dergide, karikatür üzerine incelemeler de yer alıyor Üflemeli Çalgılan Beşlisi'nin konseri Kültür Servisi- Baroktan çağdaş müziğe kadar geniş bir repertuvara sahip olan Camerata İstanbul Üflemeli Çalgılar Beşlisi'nin konseri salı günü saat 19.00'da Avusturya Kültür Ofisi'nde gerçekleştirilecek. 1993 yılında kurulan topluluk. Yaprak Sandalcı. Halit Tugay, Levent Çolak, Gürhan Eteke, Sadi Baruh ve Kerem Ünsal'dan oiuşuyor. İlk büyük sınavını İstanbul Festivali'nde veren topluluk, ısmini yurtiçi ve yurtdışı konserlerle duyuımav- h
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle