20 Ağustos 2022 Cumartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
26EYLUL1995SALI CUMHURİYET SAYFA KULTUR 15 ŞmıankKızRANA EVCtM Geçen günlerde, dünyanın önde gelen bale topluluklan arasında yer alan Kirov Balesi'nden "Şunank Kız" adlı eseri izledik. Pans Opera Balesı'nden sonra en uzun geçmişe sahip olan bu topluluk, imparatorluk dönemınde kurulmuş olmasına karşın rejim değişikliklerine göğüs germiş, ayakta kalmayi başarmış. ilginç bir birikim ve kûltür hazinesi. Böyle birtarihi topluluktan "Şonank Kız" gibi tarihi bir eser izlemek, olaya yaşanan bir belgesel niteliği katıyordu. Oleg Yinogradov"la yapılan basın toplantısında öğrendiğimize göre eser seçimi biraz da özel koşullara ve rastlantılara göre yapılmış. Ömeğin. yoğun ve iddialı Londra turnesinden sonra dansçılann çogu izin aldığından. Kirov'un Istanbul turnesınin küçük bir kadro ile kotanlacak daha hafıf bir eserle gerçekleştirilmesi gerekiyormuş.(Altınai Asylmuratova ve Makharbek Vaziev gibi topluluğun en parlak yıldızlannı bu nedenle izleyemedik. Eleştirmen Nadine Meisner'in süper modellere benzettiği çok uzun boylu balerinler de görünürlerde yoktu.) Küçük kadro sorunundan başka, Ankara Devlet Opera ve Balesı Orkestrası'nın bu yılkı repertuvannda "Şıınank Kız"ın yer alması da bu eserin seçilmesinde etkili olmuş. Bu bilgı alındığında zihinlerde bir soru işareti doğmuştu: "Şımank Kız" çok eskı bir yapıt olduğu içın müzigi günümüze ulaşıncaya kadar birçok değışim geçırmiştir. A.D.O B Orkestrası'nın repertuvanndakj versiyon John Lancbery'nin Ferdinand HeroM'un müziğinı yeniden düzenlemesiyle yaratılmıştır. Oysa Vinogradov, St. Petersburg'da bir kitaplıkta eserin hiç bilınmeyen. en eski bıçiminin notalannı bulduklannı açıklamıştı. Fransız olduğu bilinen, adı meçhul bu bestecinin Lui Gerold olduğu ortaya çıkanlmış. Bu durumda. A.D.O.B Orkestrası'nın eseri "zaten biüyor" olması söz konusu değildi! Herşeye rağmen. Kirov'un başanlı şefi Valery Ovsyannikov ve orkestramızın ıçten gayreti bir araya geldiğinde kaygılann boşuna olduğunu gördük. Kirov'a başanlı ve huzurlu bir orkestra eşlik ediyordu; göğsümüz kabardı... Oyunu izlememiş bir okuyucu, 18. yüzyılın ikinci yansında yaratılmış eskı bir balenin son derece ağır bir eser olduğunu sanabilir. Oysa "Şımank KH" bir komedi baleî Ingilizce veya diğer yaygın dillerin konuşulduğu ülkelerde bıle Fransızca adıyla, a La FiDe Mal Gardee" olarak anılan bu yapıttakı karakterler. Commedia Dell'arte geleneğinin izlerini taşıyorlar. Zengin ve aptal koca adayı ile yakışıklı ve yoksul sevgili arasında kalan genç kızın öyküsü ıse hemen hemen her halk kültüründe benzerlerine rastlayabileceğimiz, evrensel bir komedi konusu. Balenin saygın bir sanat dalı olarak kabul edilmesi için mücadele etmiş eski ustalardan Noverre'nin öğrencisi Jean DaubervaL, "Şımank Kız"ın ilk gösterisinin koreografisıni gerçekJeşrirmiştir. Bu göstennin 1 Temmuz 1789'da Paris'teki Grand Theatre'de sergilendiğı kabul edilir. (Program C anlandırmalan gereken karakterlerden çok, iyi birer virtüözü oynayan zavallı Liza (İrina Badaeva) ve Kolen (Feton Miotssi), yalnızca Liza'nın annesiyle değil, Vinogradov'un kendileri için hazırladığı acımasız bir kondisyon ve teknik sınavı niteliğindeki koreografiyle de mücadele etmek zorundaydılar. kitapçığındakı 1976 bir baskı hatası mı. yoksa araştırmalar sonucunda bilinmeyen eski birgösteri mi keşfedıldi, emin değilim.) Fransız Devrimi'nin arifesinde gerçekleştirilmesıne rağmen, bu eserdeki toplumsal mesajın. herhangi bir Motiere eserinde rastlayabileceğimiz küçük dokundurmalardan daha derin olmadığını görüyoruz. Buna rağmen. 18. yüzyıl sanatının anahtar sözcüğü "doğa", burada da çarpıcı bir şekilde öne çıkıyor. Saman balyalanndan yayık ayranına, iplik eğirmekten takunyalara kadar kırsal yaşamı yansıtan birçok öğe, esere renk ve çeşit katacak birer süsleme olarak kullanılmış. Klasikçiliğın görkemli, katı, so>lu, idealize ve yüce anlatımı e yazık ki, Vinogradov'un Rusya dışında ilk kez sergilenen bu eseri, bize Kirov'un kalitesi hakkında heyecan verici ipuçlan vermekle birlikte, düşlediğimiz görkemi yansıtmıyordu. (Fotoöraflar: DEVRtM BARAN) yerine daha yalın, içten ve doğal bir anlatım dilinin kullanıldığını görüyoruz. Soylulann sanat biçimini yapay ve inceliklı bulan orta sınıf beğenisinin gündeme gelmiş olduğunu, dolayısıyla "Şımank Kız"ın dönemini yansıtmaktan o kadar da uzak olmadığını savunabiliriz. Dauberval. ustası Noverre'nın öğretisine uygun olarak, konu ile dansın birbirine organik olarak kaynaştığı, mimik ağırlıklı bir eser ortaya çıkarmıştı. Daha önceki yıllarda saraylardaki gösterilerde dans ve tiyatro oyunu arasında böyle bir bağlantı sağlanamamıştı; danslarda akrobasi ile kanşmaya başlamıştı. Noverre'nın buna tepki olarak geliştirdiğı estetik anlayışına uygunluğu açısından Dauberval'in koreografisinın önemli bir yeri vardır. Türkiye'de daha iyi bilinen "Şımank Kız" yorumunun koreoarafîsi ise Frederick Ashton'a aıttır. îngiltere'de ilk kez 1960'da gerçekleştirilen bu koreografi çok başanlı olmuş. kısa zamanda Dauberval'in orijinal koreografisınin yerini almıştır. Kirov Balesi'nden izlediğimiz, koreografisi Oleg Vınogradov'a ait olan "Şımank Kız" ise hem Daubervalden, hem Ashton'dan izler taşımasına rağmen, ağırlıklı olarak Yaganova tekniğinin öne çıktığı. virtüözlüğün vurgulandığı bir yorumdu. Noverre'ye alternatif olarak Marius Petipa'nın 19. yüzyılda geliştirdiği estetik anlayışında konunun önemi \e dansla bütünleşmesi küçümseniyor, dans için dans. bıçimsellik, ustalık ve desen öne çıkanlıyordu. Kirov 'un "Şunank Kız"ında dans sanatına bu iki birbirine zıt yaklaşımın nasıl kanştınldığını gördük. Zavallı Liza ve Kolen (Dauberval'de Lisette ve Colin, Ashton'da Lise ve Colas). yalnızca Liza'nın annesiyle değil. Vinogradov'un kendilen için hazırladığı acımasız bir kondisyon ve teknik sınavı niteliğindeki koreografiyle de mücadele etmek zprundaydılar. Üstelik, eserin başından sonuna kadar, adımlar bir türlü büyümüyor, rahaılamıyordu. Birbirinin arkasına insafsızca birçok küçük. kanşık ve ters adımın nasıl bir araya getirildiğine şaşırmaktan ve başrol dansçılanna acımaktan kendimizi alamadık. Sonuç olarak Liza ve Kolen. canlandırmalan gereken karakterlerden çok. iyi birer virtüözü oynuyorlardı. İrina Badaeva, şirin ve sevimli olmaya çalışırken tıkanan nefesini zor kontrol ediyor, Italyan asıllı eşi Feton Miotssi, finaldekı evlilik sahnesinde bayılmak üzere gibi duruyordu. Margarita Kuiiik. çok daha güvenli ve net görünen pirouettelerine rağmen seyircinin gönlünü tam anlamıyla fethedemiyordu Ashton'un yorumundakı mimik bölümlerinin yokluğunun, eserin sevimlilığinden çok şey kaybetmesine neden olduğunu gördük. Vladimir Kim. iyi bir dansçı olmasına rağmen Istanbul'da biraz yorgun görünüyordu. Liza'nın Martselina adını alan annesi (onjinali Simone), bizim alıştığımızdan çok daha sert ve acımasızdı. Kızına karşı duyduğu bastınlmış sevgi, hiçbir şekilde belli olmadığı gibi. sonunda neden fikir değiştırip evlenmelerine razı geldiği de anlaşılmadı. Koreografinin en başanlı bölümü, Alen'e (Roman Skripkin) ait olan bölümlerdi: hem komedyenliğin. hem de vntüözlüğün sempatik bir dille birlikte ifade edilebileceğini gördük. Ne yazık ki. Vinogradov'un Rusya dışında ilk kez sergilenen bu esen. bıze Kirov'un kalitesi hakkında heyecan verici ipuçlan vermekle birlikte. düşlediğimiz görkemi yansıtmıyordu. Farklı biçimler deneyerek kendini yenilemenin güzelliğini vurgulayan Zeyyat Selimoğlu: Oyldi, edebiyalm yüz metre koşucusu TANERGEZER ZeyyatSelimoğlu ile söyleşimi- zi Bakır Adası anlamına gelen Halki'de (Heybeliada) güzel bir günde, babadan kalma güzel bir evde gerçekleştinyoruz. Tlerleyen yaşına rağmen hala dinç görünü- şünü, yazmanın verdiği heyecana bağlıyan Selimoğlu. her sabah dostlanyla yaptığı yürüyüşten sonra. masasının başına orurup yazıyor. Bazen de yazamıyor: ada öylesine güzel ki. seyretmek da- ha çekici geliyor. Fakat, adada, bina yığını hali- ne dönüşmüş Istanbul'un kalaba- lıklığı ve karmaşasından uzak ol- duğumuzu düşünürken, söz. "O beceriksiz sanşın"a ve "oğhınun sünnetinde mezeleri Avrupa'dan getiren BursaJı"ya geliyor. Bun- lardan kaçış yok galiba. Selimoğ- lu. adaya televizyonu getirmemiş ama gazete okumaktan vazgeçe- memiş henüz. "Gösteriş merakn- sı, kültürsüz insanlar"bu güzel adada da rahat bırakmıyor insanı. Ada da bu bozulmadan nasibini almış. Melih Cevdet ile içtikleri Rummeyhanesi kişiliksizbirres- torana dönüşmüş. Zaten, kendi- lerine özgü kültürlenyle hoş in- sanlar olan Rumlar da 1974'ten sonra iyice azalmış. Sanat ve edebiyat da bu nokta- da bir deşarj ve tedavi aracı ola- rak devreye giriyor. Selimoğlu, başkatürlü de dayanılamayacağı- nı söylüyor bütün bu yozluklara. Hukuk fakültesini bitirmesine rağmen, kanunlara sıkışıp kalmak istemediği için, avukathk yapma- yarak, yakından tanıdığı deniz in- sanlannın yaşamlannı ve dünya- ya bakışlannı anlatmaya başlamjş öykülerinde. Karadeniz kökenli olan ve deniz ticaretiyle uğraşan . birbabanın çocuğu olarak, deniz- le hep içli dışlı olan Selimoğ- lu'nun öyküleri. deniz hakkmda- ki derin birikimi sayesınde öyle- sine gerçekçi olmuş ki kaptanlar ve denizciler ziyarerine gelerek. yaşantılannı tam olarak yansıttı- liği ~İnsanın kendini yenilemesi güzel bir şey " diyerek açıklıyan Selimoğlu. yazdığı öykülerin bu- günün yanşmasında başanlı olup olamayacağını denemek için Hal- dun TanerOykü Yanşmasf na son yazdığı iki öyküyle katılmış ve birinci olmuş. Haldun Taner Öy- kü Ödülü Jürisı de kitabı, "yeni- likçL dinamik ve şekil özellikleri getiren bir eser" olarak değerlen- dirrruş "Buyanşmalarınbirölçü olmadığını biliyorum. Ama yine de kav betsevdim bir miktarüzün- öne çıkar. Son hikâyelerde böyle bir durum var." Türkiye'nin yapısına ve düze- nine ilişkın çok yerinde saptama- lan ve eleştirileri biraz da dalga geçerek anlatmış Selimoğlu. Or- neğin,•'Derin Dondurucu İçin Öykü"de dev let görevlileri yanan tankere ellerinde ilk yardım çan- talanylagidiyorlar. "Okadarlaç- ka bir durum var ki, bunlan cid- di ciddi anlarmak bıkkınhk vcri- yor artık insana. Ancak dalga ge- çerek deşarj oluyor insan. Köşe D erin Dondurucu İçin Öykü adlı kitabında da kendisine çok ferahlatıcı geldiğini söylediği denizden uzak kalmayan Zeyyat Selimoğlu, kitabını, farklı biçimler denediği, kendi yazarlığı açısından değişik bir deneme olarak nitelendiriyor. ALINTILAR ğı için teşekkür etmişler ona. İlk olarak, Sait Faik Öykü Ödülü 'nü alan "Direğin Tepesinde Bir Adam" kitabı çıkmış. Deniz in- sanlannı Türk edebiyatına sok- makla bir yenilik yapan bu kitap- tan sonra devam etmiş gemi adamlan hikâyelerine. "Deniz tnsanlarTnın bu başa- nlı yazan. son olarak da "Derin Dondurucu İçin Öykü" kitabıyla 1994 Haldun Taner Öykü Ödü- lü'nü kazandı. Bu kitabında da kendisine çok ferahlatıcı geldiği- ni söylediği denizden uzak kal- mayan Selimoğlu, kitabını, fark- lı biçimler denediği, kendi yazar- lığı açısından değişik bir deneme olarak nitelendiriyor Budeğişik- tü, hafif çapta bir depresvon geçi- rebilirdim"divor. "Derin Dondu- rucuİçin Öykü" adınm, Boğaz'da olan kazalann ve Türkıye'ye ilış- kin saptamalann uzun süre değiş- meyeceğini ve tazeliğini koruya- cağını düşünmesinden kaynak- landığını belirten Selimoğlu, ki- tapta görselliği ve kara mizahı ba- şanlı bir şekilde kullanmış. "Benim sinema merakım var- dır. Sanınm vazar olarak sinema- dan etkileniyorum. GörseUik öne çıkıvor. Fakat hikâyenin hep arka planı vardır. Görsel gibi görünür ama arka planda bir şevden gelir. Bir derinligi vardır ama çok su \ü- züne çıkmaz. Daha çok hikâvenin çarpıctuğı, bazı kurgu özelliklc'ri >'azarian gibi doğrudan vazanıa- dığım için de kara mizahtan va- raıianarak bazı saptamalar yap- tım." "Öykü edebiyatın yüz metre koşucusudur" diyen Selimoğlu. Türkiye'de son zamanlarda iyi öykücüler çıktığını söylüyor. Ama. genç yazarlann anlaşılmaz olmaya çalışmasından ve sonuna gelmeden başı unutulan uzun cümlelerden şikâyetçi. O ise yo- ğun ve damıtılmış olduğu için se- viyor öykü>-ü. " Yalınlaştırmak, gençlerebir kusurgibigeliyor. Oy- sa hem valın, hem güzel olmak hiç kola\ depdir. Hem, en güzel iki iç- ki. rakı \e viski, onlar da damıtıl- mış. \alın içkilerdir." TAHSIN YUCEL Giden ve Kalan Tanzimat, Osmanlı yönetiminin evrensel tüze ilke- lerini benimseme girişiminde bir evredir; ama Türk halkının bu ilkelere tümden yabancı olduğu söyle- nemez. "Anadolu Müslümanı, şeriat hukukunu hiç- bir zaman benimsemedi, kimikesimlerinde şeriata tam karşı çıktı, laikliğin mayası Anadolu uygariığın- da vardı"üerken, llhan Selçuk da doğrular bunu. Tanışıklık başka alanlarda da geçerlidir. Ömeğin ya- zın alanında Yunus, PirSultan, Karacaoğlan, Ba- tı yazınına Osmanlı yazınından daha yakındır. Gene de kimı yazarlanmız, bir yandan Batı'nın tüm ekin- sel değerlerini benimserken, bir yandan da Tanzi- mat'ı ve Atatürk devrimlerini bir kopma. bir "bellek yıkımı", halkı kendi köklerinden ve kendi benliğin- den uzaklaştırma yolunda bir korkunç baskı olarak niteliyorlar. Ne var ki ekinlerarası süreklilik ve süreksizlik ol- gulan konusunda geçen hafta yaptığımız alçakgö- nüllü saptamalar göz önüne alınınca Anadolu'da bir "mozaik" oluşturduğu söylenen ekinlerin her biriy- le Osmanlı ekıni arasındaki karşıtlıkların, bu ekinle- rin birbirleri arasındaki karşıtlıklardan çok daha de- rin ve çok daha belirleyici olduğunu kesinlemek hiç de abartmalı olmaz. Biraz daha düşünecek olursak, aynı ekinlerin Batı toplumlannın art katman ekinle- rine Osmanlı ekininden daha yakın olduğunu da ke- sinleyebilıriz. Biliyoruz, kimi bıçkın kuram-kurgucu- lanmız, örneğin Fransız ekininin, Fransız devrimci- leri Fransız saray ekinini üstlenip yaydığı için böy- lesine serpilip geliştiğini söyleyıp duruyorlar. Ama böyle bir savı tarihsel verilerle doğrulamanın çok zor olması bir yana, Fransa'da saray ekininin en azın- dan dil bağlamında halk kökenli olduğu da bir an için, Voltaire'in, Rousseau'nun. Rameau'nun yüz- de yüz saray ekinını sürdüklerı varsayılsa bile yaprt- lannın Fransa'da oldukça geniş bir çevreye yayılmış olduğu da bilinir. Halkımızın bırdenbire yoksun bı- rakıldığı ileri sürülen saray ya da üst katman ekiniy- se, Anadolu halkının pek de tanışık ve banşık oldu- ğu bir ekın değildir. 1789'la 1839 arasında topu to- pu elli yıl vardır, ama 1839'da ya da 1923'te, Ana- dolu'da Baki'yi ya da Buhurizade Mustafa Efen- di'yi bilenlerin, anlayıp sevenlerin genel nüfusa ora- nı, çizelgelerde büyüteçle bile zor görülebilecek oranda düşüktür. Bu durumda, sevgili Selim İleri beni bağışlasın, küçük bir mutlu azınlığı tüm Türki- ye halkıyla özdeşleştirerek, "Nihayet bütün bu unut- tuğumuz, unutacağımız şeylerın yerine ne koyaca- ğız? Haydi bizler koyduk, büyük kitle..." diye dert- lenen bir Tanpınar karşısında gülünmese de gülüm- senir. Öyle ya, profesör olarak öğretimde. iktidar millet- vekili olarak ülkenin genel politikasında etkin işlev- ler yüklenmiş olmasına karşın, unutulmaz hocamı- zın böyle konuşması en azından tuhaf geliyor insa- na: "Yapay aydın" bu konuda ne yaptı, bilemeyiz, ama Cumhuriyet yönetiminin, etkin öğretim ve ya- yın politikasıyla hiç kuşkusuz başka şeyler, özellik- le de Batı uygarlığının evrensel kazanımları arasın- da, Osmanlı üst ekininin verilerini de eski dönem- lerle karşılaştırılamayacak ölçüde kolay erişilir kıldı- ğı tartışılmaz bir gerçek. Örneğin ölmüş bir yazın ol- masına karşın (Tanzimat ölü bulmuştu onu), bugün Divan yazınını bilip değerlendirenlenn oranı, bu ya- zını gerçekten yaşadığı dönemlerde bilip değerlen- direnlerin oranından kat kat yüksek olması büyük olasılık. Böyle olmasa bile, tüm suçu varsayımsal bir "yapayaydın"\n sırtınayüklemek yanlış. Işte sevgi- li Selim İleri, o ince duyarlığıyla, araştırıcı Selim lle- ri'yi romancı Selim ileri'yle bütünleyerek, yakın geç- mişimizin unutulmuş romancı ve öykücülerini yeni- den gündeme getirmek, onlara yeniden canlılık ve yaşarlık kazandırmak istiyor: çok da güzel, çok da özgün bir biçimde yapıyor bunu. Ama başka bir yerde örnekleriyle göstermeye çalıştığımız gibi, ya- ratıcılarından sonra yaşayan yapıtlar hem çok kü- çük bir azınlık oluşturuyor, hem de yaşamlarının ne zaman sona ereceğı belli olmuyor; "ölümsüz ya- p/f"diye bir şey yok. Aynı biçimde, düşünce yapıt- ları da bilim yapıtları da eleniyor; tıpkı yaşama, gi- yinme, yeme, içme, sevme biçimleri gibi, onlarla birlikte. Bu durumda, bu kimi zaman yavaş, kimi zaman hızlı, ama sürekli değişimler içınde. geçmiş ekinimi- ze bağlılığımızı, bu ekinden olma bilincimizi iki bi- çimde ortaya koyarız; daha doğrusu, ekinimizin öğelerinin durumu bizı iki ayn tutuma yöneltir. Eki- nimizin kimi eski öğeleri hep sürer, yani eskilikleri- ne karşın, yaşamımızın aynlmaz parçalandır; onla- n, bu nitelikleriyle, yaşamımıza yeni katılan öğeler- den ayırmayız, eskiliklerinin aynmına varmayız, var- sak bile, eskilikleri bızi hiç rahatsız etmez. Kimi es- ki öğeler de yaşamımızın dışında kalmış, yerlerini başka öğeler doldurmuştur. Ama yaşamımızın dışı- na düşmüş olmaları, tümden silinmeleriyle sonuç- lanmaz: Atalarımızın yaşamında yer almış, bu yaşa- mı anlamlandırmış öğeler olarak, bızim için de de- ğerlidirler, ancak bağlılığımızı onları bilmekle, say- makla. belleklerde yaşatmakla gösteririz. Bunlan bugünün yaşamına sokmaya gelınce, olsa olsa hı- zımızı keser, düzenimizi bozar. Cemal Süreya'nın dediği gibi, folklorşiire düşmandır. Divan yazınında Türk şiirinin gerçek sesini bulmaya çalışanlar da ba- lık pullannda "bismillah" arayanlardan farksızdır. Son yıllarda ikide bir "bellek yıkımı"nüan söz edip gözü yaşlı kimlik sorunlarına dalanlar. daha nice şeyler yanında bunu da gözden kaçırıyorlar. Ne diyelim, Elektra'ya yas yaraşıyor. bize de Ku- ran kurslanyla imam-hatip liselerinın tragedyaya son vermelerini dilemek kalıyor. Dostlar Korosu'ndan çağrı Kültür Senisi- Ruhi Su. ölümünün onuncu yıldönümünde "Ruhi Su Sanat Geceleri-Sabahın Sahibı Vardır" etkınlikleriyle anılıyor. 7 Ekim 1995 Cumartesi akşamı saat 18.Ö0"de Açık Hava Tiyatrosu'nda gerçekleştirilecek etkinliklere. Arif Sağ, Moğollar, Timur Selçuk. Sadık Gürbüz. Emin Igüs Grubu, Hüseyin Başaran ve Müştak Erenus katılacak. Gülsen Tuncer ve Nevzat Şenol'un sunacağı gecede Ruhi Su Dostlar'Korosu'nun 20. kuruluş yıldönümü de kutlanacak. "'Ruhi Su Sanat Gecesi" davetiyeleri Suadiye. Taksim. Galleria ve Rumelı Caddesi Vakkorama mağazalanndan. Beyoğlu'nda Mephisto, Pandora. Metropol ve Arion kıtabevlerinden. Beşiktaş Kabalcı Kıtabevfnden. Kartal. Hasan Âli Yücel Kültür Merkezi'nden ve Alrunızade (Tapitol'den temin edilebilır. Aynca 28 eylül perşembe günü saat 19.00'da, geceye katılmak ısteyen ve Ruhi Su Dostlar Korosu'nun çeşitli dönemlerinde solistlik yapmış olan sanatçılar için Bank-Sen(Abide-ı Hürri>et Cad. Nakiye Elgün Sok. No 117, Şişlı)"de bir toplantı yapılacak.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle