20 Ağustos 2022 Cumartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA CUMHURİYET 19EYLÜL1995SALf 14 KULTUR "Memleket Kitaplan" dizisinin ilk kitabı "Aleviler, Sünniler ve... Öteki Sivas"ın yazan Zeki Coşkun: ŞenKk ve şiddet bir arada yaşanıyor METİN HAKYERİ tletişimYayınlan "'Memleket Kitapla- n'" adıyla yenı bir dıziye başladı. Dizi- nin ilk İatabı "Aleviler, Sünniler >e._ Öte- ki Sfvas". Kitabın vazan Zeki Coşkun sorulanmızı yanıtladı. - Bir şehri kültürel sivasal. sosyolojik. ekonomiktarihiv le tartışan çalışmanızda Sivas'ı "'şenlik \e şiddet alevlerinın or- tasında" olarak niteliyorsunuz. Neden? COŞKUN- Başta büyük şehırler ol- mak iizere Türkıye. hatta dünya şenlik ve şiddeti bir arada yaşıyor. Sıvas da. onu ülke gündemine getıren 2 Temmuz da bir gösterge. Oradakı yangının bir ucu ilkçağlara; Ah-Muaviye çekişmesine, yani Alevı-Sünnı meselesine dayanır. Bir ucu bunun 16. yüzyılda Anadolu'dakı yansımasına; Osmanirnın dışladığı Ale- vi Türkmenler'le kendisini "Sünnilik" temelinde yeniden inşaya yönelen salta- nat karşıtlığına dayanır. kı bunun Sivas'ta yerel karşılığı da var: Pir Sultan'ın asıl- ması. Birbaşkauç. Hintasıllı birtngiliz yazann romanına (Salman Rüşdi'nin Şeytan Ayetlen) uzanır. Derken onun do- layısıyla muhafazakârlık-modernızm. hatta sosyalizm karşıtlıklan çıkar karşı- mıza. Anımsanırsa. Sivas'ta kitleyi hare- kete geçirenler Islami "Adil Düzen"i sa- vunuyor ya da Islam ve Türklüğü "Ni- zam-ı AJem" (dünya düzeni) olarak inşa etmeye çalışıyor (BBP). Kitleye hedef göstenlense "Şeytan Aziz": dinsiz ve sosyalist "Aydınhk Gazetesi denilen bir paçavrada, mel'un Rüşdi'nin figüranh- ğuıa soyunan* Aziz N'esin, onu oraya -Si- vasa- getirenler: Aleviler de tabii ki he- def... Iş bu kadarla kalmıyor, yerelden genel hedefe uzanılıyor. Orada yerel/fi- ilı iktidann genel/resmi iktidarla hesap- laşması, boy ölçüşmesi de var. Bunlan da unutalım. 2 Temmuz"da ne oldu? Şehır- de bir şenlik; Pir Sultan Etkinlıkleri dü- zenlenmişti. Bu, şenlıği reddedenlerce - yüklendiği anlamlardan dolayı- basıldı, bastınldı. katılanlaryakılarak imhaedil- di... Resimler, heykeller parçalandı. Pir Sultan dolayısıyla şiir reddedıldi. ondan öç alındı. Kısaca 2 Temmuz'da şenlik \e şiddetin böyle bir iç ıçelığı var. epeydir ülkede ve dünyada olduğu gibı. - Kitabın adı bu nedenle mi "Öteki Si- vas" ? COŞKUN- Biraz öyle. Sorun, bakış açısıyla ilgıli. Verili. hazır kodlar kör- lük. en azından görme bozuklugu yara- tıyor. Unutulmuş bir şehri. Si\as'ı gün- deme getiren 2 Temmuz nasıl algılandı? Medya ve siyaset erbabınna göre olay şu: lşte, Aleviler orada bir etkınlik, şen- lik düzenlemiş, Sünnı topluluk da "pro- vokatörter"ce harekete geçirilmiş, "tah- rik" de varmış. ihmal de... Sonuçta 37 in- san yanarak ölmüş, Bu. bizi saran alev- Z E K İ C O Ş K U N Aleviler, Sünniler ve... Otekı Sıvas aşta büyük şehirler olmak üzere Türkiye, hatta dünya şenlik ve şiddeti bir arada yaşıyor. Sivas da. onu ülke gündemine getıren 2 Temmuz da bir gösterge. Oradaki yangının bir ucu ilkçağlara; Ali-Muaviye çekişmesine, yani Alevi-Sünni meselesine dayanır. lerin üstünden atlamak. ya da oradan kaçmak gibi bir şey. "Aleviler-Sünniler" koduna yerleştinp meseleyi kapatıyor- sunuz. lyi ama, Orta Anadolu'da hemen bütün şehirlerde Ale\ i-Sünni nüfus kar- ması var. Niye Sivas. niye bugün. niye bu şiet? Görme bozuklugu dediğim şey bu- rada ortaya çıkıyor. çünkü şehre bakılmı- y r or. Coğrafyasından tklimine. yıyece- ğınden içeceğine. deyimlerinden türkü- lerine. inançlanndan kültürüne, tanhine dek şehre bakmazsanız, ne orada yaşa- nanlan. ne yaşayanlan; ne Alevileri, ne Sünnılen anlarsınız... Yaşananı anlamak için orada geçen zamanı. hayatın ritmi- ni. toplumsal dokuyu oluşturan etmenle- ri. insan coğrafyasını ıncelemek gerek. Var olanın. görünenin ardını: "öteki"nı aramak gerek Ben bunu denemeye ça- lıştım. Kıtaptaki panorama sanki Sı- vas'ın diğer memleketlerden ayırt edici bir geçmişi, tarihı olduğunu göstenvor. Her şehrin "geçmiş"ı. onu dığerlennden ayırt edicı öğeleri ıçınde banndınr. Tan- pınar'ın ıfadesiyle." Her şehrin toprağı- nın hususiyetinden gelen bir yüzü vardır ki garip bir şekilde orada geçen zamana hükmeder ve çok defa nesillerin hayatın- da psikolojik bir amil vazifesini görür." Sivas'ta da bu böyle. Örneğin ilkçağlar- da, 10 4-3. yüzyıllarda o topraklara Pers- lerin kurduğu Kapadokya Krallığı ege- men. Sivas, Pers din ve kültürünün; ateşe tapmanın yoğunlaştığı önemli merkez- lerden bın. Ilginç olan şu. Persler öteki istilacı güçlerin aksıne yerli halkı silah zoruyla tabiyete çağırmıyor. Ama çok güçlübıryaptınmuyguluyorlar: Sadece subaylara ve halk üzerinde etkili olabi- lecek rahiplere mülkiyet hakkı tanıyor- lar. Insanlar eğer o topraklarda kalacak- sa, ateşe tapmak zorunda... 1980'lerden, özellikle 1989'dayerel yönetimin RP'ye geçmesinden beri Sivas'ta Sünni çevre- lerbenzerbir "siyaset"geliştirdi. Sadece mezhepsel düzeyde değil. kültür, yaşam biçımi, siyasal secım yönünden cemaat dışındaki ınsanlara adeta "ambargo rl uy- gulandı. İlk karşı ginşim de 1993'te ateş- le püskürtüldü Yani Tanpınar'ın deyi- miyle "Şehrin toprağuun hususiyetinden gelen yüzü, garip bir şekilde zamana h ük- mediyor"; yüzyıllar sonra ateş bir kez daha kutsanıyor tnanç ve bunun uzantı- sındakı siyasetler mı şehrin hususiyeti? Hayır, inanç ve siyaset sonuç. Asıl belir- leyici olan toprak. yani coğrafi konum. Anadolu'nun ortasında olmak, Sivas'ı ilkçağlardan beri merkez haline getir- miş. Persler'de. Bızans'ta, Selçuklu'da. Osmanlı'nın ilk döneminde; 15. yüzyı- la kadar bu böyle. Selçuklu zamanında Konya'nın yani sıra ikinci başkent Si- vas. Osmanlı'da Eyalet-i Rum'un mer- kez sancağı.. 14. yüzyılda Kadı Burha- neddin Devleti var Sivas'ta; o dönem bölgedekı tek "şehir devlet". Bütün bun- lar şehre veinsanına bir saltanat, hüküm- ranlık havası veriyor. Bütün kınlmalara, dağılmalara karşın 1950-60'lara dek ağırlığını hissettiren bir şehir aristokra- sisi var. 15. yüzyıldan beri perde perde çekilse de, Cumhuriyet'le birlikte yeni- den kendıni bulur gıbi olan bir çevre bu. Sehır hayatı biraz da onlann çevresinde döner. O çevrenin tükenişiyle şehirde re- aksiyonerhaleti ruhıyeöneçıktı. Hertür "merkez" ve uygulamalannın şehirde şiddetli bir dirençle karşılaşması, bugün izi bile kalmayan o eskı saltanat demle- rinin havasından kaynaklanıyor galiba. Derin bir kaybetmişlik duygusu... tarih- sel ödeşmemişlik ve içten içe süren bir "rövanşr tutkusu var sanki. - Bir şehir üzerine bu türden bir çalış- ma alışıldık değil."' Memleket Kitaplan " yeni bir tür mii? COŞKUN-Yeni bir tür mü, bilemem. Çalışmam böyle bir oluşuma kaynaklık ederse kıvanç duyanm. Ama şu var; Ge- çen yıla. hatta bu yılın başlanna, ben ça- lışmamı tamamlayana dek yayınevinin böyle bırdızi projesi yoktu. Öteki Sivas, bu anlamda bir başlangıç oldu. Kitabın bir türe kapı açıp açmayacağını zaman gösterecek. Şehir incelemesi değilse de. "memleket edebiyatı'" bızde epey eski. Nıyet yüz yıl kadar eski de netice pek yok. En yakın ömek 1950'lerden 70'le- re dek yazınsal alana egemen olan "köy romanı". Köy Enstitülü yazarlann çıkı- şı... Ondan önce de 1930lardan beri "memleket gerçekliği'"denebilecek bir eğilimbaskındır. Köklere gidilirse Yah- ya Kemal'ın Kurruluş Savaşı yıllannda- ki "mektepten memlekete*' tezıni, bunun kaynağında da yüzyıl başındaki Türkçü- lük akımını; Halka Doğnı. Türk Yurdu. Genç Kalemler gibi hareketleri, hatta 1890'larda Mizancı Murat'ın tezlerinı. girişımlerini bulmak mümkün. Bütün bu "edebiyat". memleketın kendisinden çok; olması istenen bir "memlekefı ta- sarlıyor ve haldeki durumla istenen ara- sındaki mesafeyi işaret ediyordu. Ya da köy, kasaba vb üzerinden memleket ütopyası anlatılıyordu Bunun 1890'lar- daki örneğı Mizancı Murat'ın "Turfan- da mı Turfa mı" romanı ise, 1930'larda- ki örneğı de Yakup Kadri'nin "Anka- ra"sı, hatta "Yaban"ıdır. Mahmut Ma- kal'ın 1950'deki "Bizim Köy"'ü üzerin- den gelişen "köy edebiyatT da sözünü et- tiğim örneklerin izinde görüyorum. Do- layısıyla bizdeki memleket edebiyatı memleketi anlamaktan-anlatmaktan çok memleketi kurmaya. kurtarmaya yöne- likti. Memleketın veyazıninhali biraz da bu geleneğın ürünü. Sıyasetin bılimınin olmadığı: sadece pratiğının yapıldığı, sosyolojinın kendi başına bir "disip- ün"düzeyi kazanmadığı dönemlerde söz konusu metinler siyasal-toplumsal ince- leme yenne geçti. "MemJeket edebiyatı" bu ağırlığı taşıvamadığı ıçin çöktü. Memleket de kendisine "edebiyat"ın ötesinde pek bakılmadığı ıçin böyle ga- liba şimdi yaşadığımız yere. yerlere eko- nomi, siyaset. antropoloji. sosyoloji, ede- biyat folklor... bütün bijgi türlerinin, di- siplennın bileşimiyle bakma zamanı. Bilgimızin olmadığı yerle ılgimiz, ilişki- miz de yok demektir. David Bowie, Brian Eno'yla geri döndü Kültür Servisi-David Bowie'nin kuşkusuz en dikkat çekicı özelliğı birlikte çahşacağı sanatçılan seçmekte gösterdiği başandır. "Fame"de John Lennon. "Under Pressure'*da "Queen". "Young Ame*ricans'"da Luther Vandross. "Let's Dance"de Nile Rodgers... Ama tüm bu ünlü ısimlerin arasıhda şarkıcının birlikte çalışmayı en çok sevdiği herhalde. "SpaceOddiry'"nin ardından. ilk kez 1976'da Berlin'de çalıştığı Brian Eno'dur. Fakat ikili. birlikte çıkardıkları üç albüm "Low". "Heroes" ve "Lodger"dan sonra 19 7 9"da bırbirinden koptu. Bovvie. Tony Vlsconti ile çalışmaya başladı. Eno ise müzisyen. video ressamı. küratör v e eğıtimcı olarak. "sıradan" yaşamını sürdürdü ve 10 yıl boyunca bırbirlerini hemen hiç görmediler. "Let's Dance" albümü 80'lerde çok tutulan David Bowie. şimdilerde o yıllan pek de şükranla anmıyor. "Yaşamımda başuna gelen en kötü şey 'Let's Dance" gibi bir hite sahip olmak, hiçbir zaman büyük kidelere hitap eden. popüler biri olamadım. bu parçayla birden kendimi tüm bu tantananın içinde buldum." diyor. Mavi gözlü marjinal devin, Duran Duran ve Elastica gibi bir çok gruba esin kaynağı olan \e "The Man \Vlıo FeO To EaıttT. "The Hunger" gibi fılmler ıle "The Elephant Man" adlı sahne şovuyla devam eden verimlilik dönemi 1983'te bu parça ile doruğa ulaştı. Bowie'nin Tin Machine ile yaptığı iki albüm ve "Don't Let Me DowTr" pek de başanlı değildi ve o sıralarda onu kurtarabilecek tek adam. U2 ile yaptığı çalışmalar sayesinde rockın katalizörü olarak kabul edilen eski dostu Eno idi. Bu birlikteliğin ilk meyvesı "War Child". Bosna'ya yardım projesi oldu. U2'den Bono'nun, "Mars'tan gelenler arasında en çok sevdiğim adam" diye niteledıği Bovvie'nin dönüşünü sağlayan Brian Eno ve Virgine Records'tan çıkacak son albümü "Outside-Dışarda" y alnızca 48 yaşındaki şarkıcıyı. Brian Eno ile buluşturmakla kalmayıp aynı zamanda 20 yıl önceki çizgısını yakalamasını sağladı. Albüm esas olarak, Bovvie'nin 1999 yılında öldürülen ve daha sonra cesedi. kim olduğu bilinmeyen sanatçısaldırgan tarafından sergılenen Baby Grace Blue adlı bir kız hakkındaki meditasyonlan üzerine kurulu. Albümün kaderinin 80'lerde çıkan dığer albümlerle aynı olmaması için Bovvie ve Eno, şarkıcının daha önce çalıştığı birinci sınıf müzisyenlerden bir grup kurdular. Grupta. Bovvıe'nin Tin Machine'de kı gitaristi Reev«s Gabrels. "Aladdin Sane" albümünden piyanıst Mike Garson, "Fame" ve "Golden Years"gibı hıtlenn aranan jam-session elemanı gıtarist Carios Alomar ve synthesizer ve dijital samplerda Brian Eno yer alıyor. "Outside"ın hikâyesi 1994'lerin başında Bovvie ve Eno'nun kendilerine konu bulma isteğiyle, Viyana yakınlanndaki Gugging Akıl ve Ruh Hastalıklan Hastanesi'ne girmeleri ve orada ünlü sanatçı-hastalarla röportajlar yapıp fotoğralar çekmeleri ıle başlıyor. Buradakı sanatçılann Bovvie'nin "Outsider Art-empro\ize ve özgür sanat"diye adlandırdığı çalışmalan. albümün prodüksyon stratejileri üzerinde oldukça etkili oldu. Albümdeki parçalann sözlen de büyük ölçüde bu "Outsider Artists"ın yazdıklanndan çıkarıldı. Eno. Bovvie'nin parçalann sözlerini hazırlamada kullandığı alışılmadık stratejisini bir evrim olarak niteliyor. "Doğal seleksivon, bilirsiniz işte, ortaya bir sürü değişiklik çıkar. ama \alnızca bazdan havatta kalabilir" diyor. Outside. Bovvie'yı de oldukça heyecanlandıran bir albüm. Albümünden bahsederken yüzünden okunan coşku müziğine de yansımış. Bovvie'nin daha önceki "Diamond Dogs". "Low" gibi albümlerindeki karanlık ve "cool" tarzına ve son 15 yıldır kendisini destekleyen Eno'ya dönerek. güçlü bir kadroyla çıkardığı bu albüm. 70'lerde yaptığı en iyi albümleri ıle boy ölçüşebilecek nitelikte. Albüm, piyano melodilerinin esas alındığı, bir grup hard-core dans parçasından oluşuyor ve elektronik müziğin anlamsız katılığından uzak, bunun yanında. Bovvie'nin şeytani birsesle değişik karakterleri seslendirdiği geçiş bölümleri yer alıyor. David Bovvie ressam Julian Schnabel'in bir filminde Andy Harhol'u canlandıracak. Model Iman'la evli olan ve eski kansından şu an filozofi doktorası yapan bir oğlu bulunan şarkıcı şu sıralar oldukça heyecanlı, hak vermemek mümkün değil. ne de olsa 10 yıldır 'dışarda' idi. "Outside-Dışarda" yalnızca 48 yaşındaki şarkıcıyı. Brian Eno ile buluştur- makla kalmayıp av nı zamanda 20 yıl önceki çizgisini yakalamasını sağladı. ^Dekoratîf ürünlerle bir semt pazarı NECMİ SÖNVIEZ 5. İstanbul Sanat Fuan'nın görsel sanat ortamımızın yansıması olarak da değerlendirebilecek olan son derece yetersiz. heyecansız. sadece "dekoratif" ürünlerin sergilendığı bir semt pazan karakteri ön plana çıkıyordu. Sergilenen nesnelerin, onlara yapıt, resim demek içımden gelmedigı için böyle diyorum, uyandırdığı ilk izlenim, fuar yönetiminin hiçbir ölçüde dayanmaksızın her başvııruyu kabul ettiğıydi. Fuann her ikı katında da hâkim olan "vasatlığın" temel nedeni olarak görülebilecek olan bu özellik. TÜYAP yönetiminin etkinliklennı gözden geçirmesi ve cıddı bir sanat danışmanıyla birlikte çalışması gerekliliğinı ortaya çıkanyordu. Gençleri desteklemek ıçin düzenlenen bir yanşmanın. artık yürürlükten kalkmış zihniyetleri diriltmek için kullanılması, fuann düzeysizlığıyle aynı payda altında değerlendirilebilecek olan jürinin ne denli basit çalıştığının göstergesi olarak değerlendirilebilir. Fuar nedeniyle yayımlanan kataloglar, "et pazarı"nda pay arayan, sanatı kendi amaçlan için sömüren bir zıhnıyetin kimı sanatçılar tarafında da görülmezlikten gelındiğinin kanıtıydı. Standlar arasında yürürken kendimi adeta bir bataklığın ortasında hissettim, nereye baksam aynı ağırlığı ayaklanmda hissediyordum. Fuara tzmır'den katılan Şantiye MD Galerisi ise "aykırı ses"olarak değerlendirilebilecek olan standıyla ıstenirse kimi değerlerin savunulabileceğinin altını çiziyordu. Sevimce Galerisi adeta bir Nejad Devrim retrospektifini andıran standında. Koçak'lann çalışmalannı da sergileyerek bır anlam karmaşasına neden oluyordu. Ama burada yer alan Devrim 'in 194O'lı yıllara ait çalışmalan. sanatçıyı keşfetmek için az bulunur fırsatlardan biriydi. Sanat fiıan elbette "saüş amacını" güden etkinliklerden, ama semt pazan ile fuar arasındaki kavram farklılığının ortaya çıkması için galericilerin ve fuar yönetiminin bu "oyunu" oynamamalan gerekir diye düşünüyorum. Çünkü fuar olsa da olur olmasa da olur bir etkinlik boyutunu aşamadı. böyle giderse aşamayacak da. O zaman bu fuara ihtiyaç olup olmadığını sorgulamak, tartışmak daha yerinde olacaktır. YAZI ODASI SELİM İLERİ Eskiden Kültürümüz Yok muydu? ; Melih Cevdet Anday, 22 Ağustos tarihli Cumhu- riyet'te yayınlanan, "Eskı Kültürümüz Dedikleri" baş-J lıklı yazısında şunlan da belirtıyor: Eski kültürümüz- de felsefe yasaktı. Resim yoktu. Heykel yoktu. Piyes yoktu. Müzik, "teksesli Bizans müziği"ri\n ardılıydr.: "Osmanlı kültürsüzlükten battı." Konunun uzmanları, bu yoklukların eski kültürü- müzde nelerle karşılandığı, geleneksel kültürden ye- ni kültüre nasıl yol alındığı üzerinde epey durmuşlar- dır. Bu konuda epey yazılıp çizilmiştir. Yinelemek okuru sıkacak. Öte yandan: 15 Ağustos tarihli, "Neden Eski Kültürümüz?" baş- lıklı yazımın yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Eski kültürümüz derken, bu toprağın bütün kültür kat- manlarını bir arada algılamak istiyorum. Doğu kültü- rü de bu karmaşık kültürel katmanlaşmanın çok önemli bır elementi. Sayın Anday, "yapay aydın" sözümde ille mutlak doğululuk, baştan sona Osmanlılık yanlısı bir eğilim, kimlik saptıyor "Osmanlı aydını genç yazanmız, Tan- zimat'tan bu yanaki Batılılaşma akımı içinde yetiş^ miş olan okuryazarlanmıza 'yapay aydın' yakıştırma- sında bulunuyor." Sözlerimde. batılılaşma akımı için- de yetişmiş okuryazarlarımıza yönelik bir kırgınlık; bir aşağılama varmış. \ Bir defa böyle bır yakıştırmada bulunmuyorum: Ekleyeyim: Batılılaşma akımı içinde yetişmiş okurya^- zarlarımıza kırgınlık da duymuyorum. Onlan -ve hiç kimseyi- aşağılamak aklımdan geçmez. Batılılaşma akımı içinde yetişmiş "aydın"lanmıza, kültürümüze katkılarından dolayı, herkes gibi ben de şükran borçluyum. Zaten "Neden Eski Kültürü- müz?"de "Batı kültürüyle yetişmiş" Halide Edib'i, Reşat Nuri'yi, Tanpınar ı anıyordum. Tanzimat aydını, batılılaşma akımı içinde yetiştiği ölçüde, eski kültürümüzün havasını solumuştur. Ozür dileyerek yineleyeceğim: Araba Sevdası adlı başe- ser, batılılaşma akımı içinde yetişmeyı, körü körüne batı hayranı bir cahil, zavallı bir züppe olmak sanmış yapay aydının trajik öyküsünü anlatır. Bu yapay ay- dın yabancı dil paralar, ama o dilin edebiyatından ha- bersızdır; batı aydınının tutumlarına bürünür, ama kendisini kuşatmış alt kültürün sarsıntılarından ha- bersizdir. Bihrûz'un azize ilân ettiği Periveş, sıradan bir yosmadır; bununla birlikte, bilinç bulanıklığı ger- çekliği örter... Eski kültürümüzün batılılaşma karşısındaki büyük macerasını görmezden gelmeyi, eski kültürümüz bir hiçti demeye getirmeyi, doğrusu anlayamıyorum. Malik Aksel'in çok güzel bir eseri vardır: Türklerde DinîResimler. Soruna estet tutumuyla yaklaşmış Ak- sel, bir yazı-resimden yola çıkarak şunları dıle getır- miştir: "Burada hem ibrik, hem yazı, eski adıyla şükûfe- dan olarak kullanılan, üzerinde zarif çiçekler, hatta kuş yerine tırtıl gibi böcekler bulunan yazı-resim mo- tif aynı zamanda bir bilmece olmaktan çıkamamış- tır. Bu eserin üst yani ince ince işlenmış bir demeti gösterir, altı da yazı ile şekillenmiş bir ibriği, çiçekli- ği. Böylelikle bir bütünde iki teknik yer alır. (...) Yap- rak, çiçek kısmında başka bir eJden çıkmış bir üslup var. Ustü batı, altı doğu sanatı, kaynaşmadan yan yai na durabiliyorlar. Yani üstü gerçekçi bir sanatı, alti da soyut bir sanatı yansıtıyor." ; Bilmece... İki ayrı teknik... Kaynaşmadan yan ya-; na... Bence büyük maceranın ta kendisi. Zaman, dene^ yim, birikim bilmeceyi sıliyor, teknikleri birleştiriyor ve bizi bir bileşime yol aldırtıyor. ', Bazı zamanlar, batı sanatları çizgisinde resim yap^ mış ilk ressamlarımızın macerasına dalıp giderim^ Yeteneğim el verse, o çabanın romanını yazmak is- terdim.İlk resimlere ilk izleyiciler, ilk tepkiler, ilk kay- naşmalar... Eski kültürümüzün bu sayfasına ışık tu- tacak bilgiler yok denecek kadar az. l Bronte Kardeşler'in yazarlık -ve kadınlık- müca» delesine ilişkin Türkçe yayın bulmak olası da, Fat-i ma Aliye ile Emine Seniye hanımlann eserleri yeni yazıya aktarılmamış. Kim olduklan, ne çaba harca- dıkları artık kimseyi ilgilendirmıyor. Bronte Kardeş- ler'e duyduğumuz saygının. hayranlığın çok ölçülü bir benzerini Fatma Alıye ile Emine Seniye için de du- yamaz mıyız? Hem, sonra yalnız araştırmak. irdelemek yetmiyor: "Kendi kültürümüz", "eski kültürümüz" sözleri tedir- gin edici bulunabilir, ama, onca çabanın, emeğin, mücadelenin büyük kitleye bir türlü aktarılamamış, aşılanamamış olması, sanınm. çok daha tedirgin edi- cidir. Sözü bir kez daha Tanpınar'a bırakmak istiyorum: "Işığın altında bir türlü görmüyoruz. O da halkla sözde münevverin ve hakıki münevverin arasındaki açıklıktır. Halkı görünce ya sıntıp soytanlık yapıych ruz, yahut da ona düpedüz sırt çeviriyoruz (...) Şark'ı bilmeyen ve bizi en basit unsurlanmızla tanımayari bir insan ne dereceye kadar kendisini -Türk miileti- ni inkâr etmek şartıyla- hakiki münevver addedebi- lir?" Tanzimat eski kültürümüz içinde hayat bulmadı mı? Eskiden hiç mi kültürümüz yoktu? Dünya Kitap 3. Şiir Ödülü Kültür Servisi- Dünya Kitap dergısınce düzenlenen kitap basımı ödüllü etkınliğe katılım süresi 20 eylülde sona eriyor. Hiçbir sınırlama olmadan, dileyen herkesin katılabildiği etkinlıkte ödüle aday olmak isteyenler beş şiir. fotoğraflı özgeçmişlerini, Dünya * Kitap dergisinde yayınlanan katılım formu ile 20 ,! eylüle kadar Dünya Kitap'a ulaştırabilirler. Fınalistler derginın ekim sayısında yayımlanacak. Fınale kalan şiirler arasından bir şiir Refik Durbaş. Melisa Gürpınar. Şükran Kurdakul. Ahmet Oktay ve Tuğrul • Tanyol'dan oluşan seçici kurul tarafından ödüle layık • görülecek. Ödüle layık görülen şairin dosyası kitaplaştınlacak ve tüm dağıtım ve tanıtım işlemleri ' Dünya Kitap tarafından gerçekleştirilecek. Adres; i Dünya Kitap Dergisi 3. Şıir Ödülü. Istiklal Caddesi No: 469 Ardahan K-l Tünel, Beyoğlu. Tel 252 65 41. Şirin Devrim'den çocuklar • yararına gösteri ANK,\R,\ (AA>- Tıyatrocu Şirin Devrim, daha önce Nevv York'ta 4 kez sahnelediği, "Bir Aile Öyküsü" adlı oyunu tstanbul Çocuk Sağlığı Derneğı yaranna 5 ekimde İstanbul- Hyatt Regency Oteli'nde sunacak. Sanatçının Fahrünisa Zeıd. Cevat Şakir Kabaağaçlı, Aliye Berger gibi birçok önemli ve renkli sanatçıyı içeren ailesini konu alan tek kişilik oyun, Istanbuî'da tngilizce olarak sunulacak. Gösteriden sağlanacak gelir. başta Avrupa Birlıği olmak üzere birçok kuruluş ve kişınin yardımlan ile kurularak, 1994'te Çapa'da hizmete açılmış olan Kadın ve Çocuk Sağlığı Araştırma ve Eğitim Merkezi'nde aile planlaması. gebelik sağlığı ve çocuk sağlığı konulannda ailelere ' yönelik bir "video ile eğitim' sistemi geliştirmek ıçin ' kullanılacak.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle