12 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA CUMHURİYET 8TEMMUZ1994CUMA 12 KULTUR Al Jarreau, 22 temmuzda İstanbul'da bir stadyum konseri verecek Her gün yenişeyler ke§fediyovKühür Servisi - 22 tetnmuzda, bir stadyum konseri vermek ûzere İstan- bul'a gelecek olan Al Jarreau, geçtiği- miz günlerde de Paris'te verdıği bir konserle hayranlanna ulaştı. Tume dizisinin son konserinde Al Jarreau yine yaşına karşın olağanüstü bir per- formans göstererek dinleyicileri büyü- tedi. Tenderness" adh son albûmüyle sanatçı, son yıllann aksine büyük bir ticari başan da elde etti. Al Jarreau'nun yeni albümü eski- den hit olmuş, klasikleşrruş parçalann yeni dûzenlemelerinden oluşuyor. Sa- natçı önceleri bu albüme "Dinozor" adını vermeyi düşünmüş. Ama bu ad, ilk albümünü 1975'te çıkaran, pop müziğjn kolaycüığına karşı sürekli sa- vaşan 54 yaşındakı bir sanatçı için uy- gun bir seçım olabilir mi ? Jarreau bu soruya melodik bir kahkaha patlata- rak şu yanıtı veriyor: "Evet bu "Dino- zor" adı satışian düşürebilirdi." Sanatçıyla Pans'tekı konseri önce- sinde yapılan ve Le Moade gazetesinde yayımlanan söyleşiyi sunuyoruz- - "Tefiderness", Marcus Miller ta- rafından düzenleodi. Bu albümde size Steve Gadd. Joe Sample, Paulino da Costa, David Sanborn, Kenny Garrett ve Michael Brecker eştik ediyonhı... Evet, bana bu albümde arkadaş- lanmın eşlik etmesi çok hoş oldu. Za- ten, öyle olmasaydı ben onlara para yetiştiremezdim! Uzun süredir Mar- cus Milkr'le birlikte tipik Al Jarreau albümlerinin dışında, farklı bir albüm yapmak istiyorduk. Düşünce, başanlı müzisyenleri biraraya toplayarak, on- larla çalışma yapmak, sonra stüdyoya girerek hep birlikte canlı bir çalışma yaparak bunlan kaydetmek gibi basıt bir temele dayanıyordu. Bu bir konser kaydı gibi olacaktı ve müzisyenler sah- nede ortaya koyduklan performans- lanndan çok daha ûstün bir perfor- mans sergileme fırsatına kavuşacak- lardı. Bütün bu çalışmalar beş günde kayıtlarsa beş gece ıçinde tamamlandı. - Pekiyi, neden bu kayıtlan turnede yapmadmız? Ben çok yeni, taze işler yapmak isti- yordum bu albümde. Yalnızca Jarre- au'ya özgü şeyler değil, kimsenin be- nim şimdiye kadar söylediğimi duy- madığı caz ve pop klasikleri ve daha yeni parçalar. Biz klasikleri çok farklı bir şekilde yeniden düzenledik. Buna örnek olarak "Summertiıne" ve "My Favourite Things"(Bu parçayı opera 54 yaşındakı Al Jarreau'nun son albümü büyükticaribaşan elde etti. sanatçısı Katfaleen Battle ile birlikte seslendirdik)i gösterebılırim. Çok sevi- len klasik bir parçaya yepyeni tatlar da ekleyebildiğinizi görmek müthiş. zevk veriyor insana. - Kayıtianm yaptığınız ama albümde yer almayan parçalar da var mı? Joe Sâmpİeın "Put It VVhere You W ant It"i ve daha önce tamamladığım "Take Frve"ın yeni bir versiyonu bu albümde yer almıyor. - Ne yazık... (Gülüyor) Bunlan da yakın zaman- da dinleyeceksiniz! Ama ben bu çalı- şmalardan pek memnun kaldığımı söyleyemem açıkçası. Ama bizim amacımız insanlan şaşırtmaktan çok doğaçlama alanımıa genişletmekti. - Ama sLrin önceki albümlerinizde dinleyenkri şaşırttığınızı iddia edebili- rizsanınm. Bunun tam olarak doğru kelime olup olmadığından emin değilim. Bir azgelışmişlik olduğundan sözedebili- riz beÜti. Bazı parçalanm gelişebilmek için- sahnede olduğunun aksine- ye- terli olgunluğa erişmemişlerdi. B,unlan erken doğum olarak da adlandırabili- riz. - tlk albümünüzden bu yana nekrög- rendiniz? Büyüdüm. Bir şarkıyı yorumlarken zaman zaman "en az"ın da insanı mü- kemmeliğe ulaştırabileceğini öğren- dim. Bir cümleyi en güzel şekilde kura- bilmek için hangi notayı ne zaman söylemek gerektiğini öğrendim. - Çok özel, aynı zamanda da kmigan birsesimzvar... (Sigara paketini gösteriyor ve bir kahkaha atıyor) Evet. Ben de kariyer- lerine erken başlayan tüm şarkıcılarla aynı konumdayım: Sesiniz olgunlaşı- yor, derinlik kazanıyor, ilk günlerdeki tiz sesimden eser yok bugün. Ama her gün heyecan, dişavurum, ölçülülük konusunda yeni yeni şeyler keşfediyo- rum. - Siz caz, pop, Latin Amerika müziği gibi çeşirJi türîerde parçalar yorumlu- yorsunuz. BirbirİDden bu denli farklı türleri seslendiriken hep başardı ol- maıuziD sım nedîr? Ben bunu gençken çok müzik dinle- meme bağlıyorum. Dinlediğim her parçada çekici şeyler bulurdum. Pol- kayı bile iyi bilirim. -Polkamı? (Gülüyor) Komşulanmız Çek'ti. Gece gündüz durmadan, yatıp kalkıp polka dansı yaparlardı. Babam çok iyi bir tenordu, radyoda yayınlanan hiç- bir klasik müzik konserini kaçırmazdı. Kız ve erkek kardeşlerimse benim caz- la tanışmamı sağladılar. Bana ilk derslerimi verenler de onlardı. Annem Betty Page, Guy MitcheU ve 50'li yıllann pop müzik yıldızlannı dinler- di. Okulda Broadvvay havalan calardı, bense bir doo wap dörtlüsünde çalışı- yordurn. Tüm bunlardan olabıldiğin- ce etkilendim sanınm. Hgaz,Anadolu mm senyüce birdağısın HALÎL NEBtLER Meramı başkaymış. Nereden bile- yim. Bir işi halledememiş olmanın utancı ve sıkmtısıyla, "Gebnesi gere- kiyor" diyorum oğlu Aydın Abı'ye. - İyi, tamam, getiririz öyleyse. Ertesi gün öğleden sonra yaşü, ama çok yakışıklı birini getiriyor Aydm Abi. Bembeyaz arkaya düzgüncü ta- ranmış saçlanyla kardelen çiçeği gibi bir adam. Sinekkaydı üraş, tam yerine oturmuş, yakışan bir kravat, çok ki- bar bir söylem. Rıfat Ilgaz... - Al işte, getirdim. Halledin ba- kalım işinizi, diyor Aydın Abi. Biz ağır ağır, kol İcola Cağaloğlu'- ndaki Pasaport Şube Müdürlüğu'ne gidiyoruz. Müdür Yardımcısı hanıma, "Rıfat Dgaz pasaportunu ahnak için gekli" diyorum. O nazık hanım başını bile kaldırmadan "BekksüT diyor. Buyurun bakalım. Dedesi yaşında adam, dışanda, ayakta nasıl beklesin? Dinletemiyoruz ki... Peki, beklesin. Dışan çıkıp Rıfat Amea'ya koridorda açıklıyorum durumu. - Olsun, diyor Rıfat Amca, bekleriz. Aradan bir dakika bile geçmiyor. Müdür Yardıması hanım o eski güleç yüzüyle başını kapıdan bize doğru uzatıp, - Hocam buyurun, diyor. Hanımda bir saygı, bir hürmet. Rıfat Amca'yı yere göğe sığdıramıyor. Sanki bir dakika önceki hanım o değil. - Lütfen oturun, diyor. Hoca, Rıfat Amca biraz bozuk çal- maya niyetli. - Yok, ayakta bekliyorduk, yine bekleriz, diyor. Polis müdürü hanım açıklıyor du- rumu: - Hocam. Biz sizin imza günleriniz- de, kuyruklarda bir imzanızı alabil- mek için ayakta saatlerce sıra bekle- dik. Eee, bu dünya böyle. Şimdi siz be- nim imzam için ayakta bir dakika beklediniz, ödeştik... Gerilim bitiyor. Dakikalarca gülü- şüyoruz. Polis müdürünün intikamı acı olu- yor... Eteklerinde kitaplar Bu öyküyü birkaç farkh kişi birkaç değişik biçimde anlatır. O yüzden aynntılanna girmeden anlatmakta yarar var. Rıfat Amca'yla Can Yûcel, başka yazarlann da olduğu ortak bir me- kanda okurlanna kitaplannı ünzah- yorlar. Saatler geçiyor. Bir Rıfat Amca'nın önünde okuriar sırada, bir de Can Yü- cel'ın. Biraz sonra Can Yücel'in de işi bitiyor. Rıfat Amca hâlâ imza atıyor. Can Yücel, bir kitabmı alıyor, imza- layıp Rıfat Amea'ya veriyor ve gidi- yor. Rıfat Amca imza sayfasını acıyor, bakıyor, bir şiir. "Ilgaz, Anadolu'mn sen yüce bir dağısın. Eteklerinde kitaplar..." Bu şiirin Rjfat Amca'yı ne kadar onurlandırdığının çok yalan tanığıyım. Bir forma eksik Rıfat Amca bir şiirinde, "Gazete dergi sayfalan tek tek kapaodı yûzü- mûze" anlamında dizeler yaayor. Eee, doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Yazdıkca işsiz kalıyor. Ki- mileri adından korkuyorlar. Ne yap- sm? Ekmek parası kazanacak ya, dü- zeltmenlik, dizgicilik, ciltçüik, basın ve basımla ilgili ne kadar iş varsa hep- sini yapıyor. Edebiyatcdardan önce Intertype'çiler "nsta" unvanuu veri- yor ona. Oylesine ustalaşıyor ki. Yıllar sonra oğlu Aydın, Çınar Yayınlan'nı kuruyor. Kitap Fuan'na tek kitapla kaülrnışlar, ikinci kitap yetişememiş. Rıfat Amca tek kitabmı imzalıyor. Yeni kitabın ciltciden gel- mesini bekliyor bir yandan da. Aydm Abi acemi yaymcı ya o sırada, kitapta sorun çıkmasından korkuyor. Her neyse, imza günû devam eder- ken, saat 16.00 sıralannda Aydm Abi elinde ciltciden henüz gelmiş kitap, heyecanla Rıfat Amea'ya koşuyor. - Baba, kitap geldi. Rıfat Amca'nın önünde okurlar imza için bekeşiyor. Yeni gelen kitaba ba- kamıyor büe. - Bir sorun var mı? -Yok baba. - Ver bakayım şunu. Sol eliyle kitabı tutuyor. Şöyle bir tartıyor başını cevirmeden. - Kaç forma olacaktı bu? - Dokuz buçuk forma baba. - Bu kitap 9.5 forma değil. Eksik bu kitap. Haydi buyurun. Bir kontrol. Evet. kitap bir forma eksik. Emekçüer, hak etmeyene kolay ko- lay usta demiyor işte. Cehaletin zaferi Rıfat Amca'nın en hareketlı yıllan Marko Paşa ve Dolmuş'ta gecer. Mar- rüşüyor ve karar yazdınhyon "Samk Rıfat Ilgaz'ın her ne kadar hükümete hakaret ettiği sabitse de kas- tedilen hükümetin bugünkü hükümet değil eski hükümet olduğu anlaşıldığı- ndao, eski bir hükümetin hakaretin suç teşkil etmemesİDden, beraatine..." tyi. Güzel. Çıkıyor Rıfat Amca. Esat Adil'e gıdip durumu anlatıyor. Esat Adil önce şaşınyor, sonra yoru- munu yapıyor: "Vaüa Rıfat, bu hukuki bir savunma değil. Yani, hiçbir av-ukat, hukuku bilen hiç kimse kalkıp bö>le bir savunma yapmaz. Bunu ancak hukuku bümeyen biri vapardı. Onu da sen yaptın. Seninki cehaletin zaferi!" Rıfat Amca hakkında verilen bu karar daha sonra ıçtihat oluyor ve 1980 dönemınde hükümete hakaret- ten yargılanan birkaç kişi, bu içtihat lardır. Bir başka yasaklı Orhan Ke- mal'dir. Diğer şair ve yazarlara dava açüı- yor ya. şans Sait Faik'e de rastlar. Yazdığı "Kestaned" adb öyküde bir asker, postalıyla kestanecinin tez- gahını dağıtır. Vay, sen misin bunu yazan. Dava açarlar. Sait Faik öyle davaya. soruşturmaya alışık adam de- ğil. Hem korkuyor, hem biraz merak ediyor. Bu hapisane nasıl bir yerdir, kurallan nelerdir, kendisi oraya ne kadar katlanabilir? Kim bilir bu işle- n? Rıfat Ilgaz biür. Sait Faik, Rıfat Amea'ya hapisane hayatıyla ilgili en merak ettiği şeyi so- rar: - Yahu Rıfat, sen bilirsin, hapisane- de bira var mıdır? Rıfat Amca, ciğerlerindeki ra- hatsızlık nedeniyle Yedıkule'deki Parayı nasıl bulacak? O sıralarda Dolmuş dergisinde yayı- mlanan Hababam Sınıfı'nı kitap ola- rak bastırayım diyor. Hababam Sınıfı o güne kadar hep Stepne takma adıyla yayımlanmış. Rıfat Ilgaz adıyla hiçbir ilgisi yok. Gerçek yazanrun o olduğu- nu kimse bilmiyor. Rıfat Amca, Ha- babam Sırufi'nın 80 kadar öyküsünü birleştirip bir roman haline getiriyor ve elinde kitap, Remzi Kıtabevi'nin kapısını çahyor. Remzi Kitabevi basmıyor kitabı. Daha sonra kimin kapısını çaldıysa, Rıfat Ilgaz adını gö- ren yüzüne kapatıyor kapıyı. Sonunda yayın dünyasında pek tanınmayan bir yayınevine gidiyor. Yayınevi. normal- de ikı-üç bin üraya alması gereken ki- tabı bin liraya almayı kabul ediyor. Rıfat Amca'nın bin liraya itirazı yok. Tamam dior. Taraam ama, yayınevi Rıfat Amca'nın çıkardığı dergiler, dÖnemin ne kadar yasaklı, solcu şairi, yazan varsa hepsine kucak açar. Bunlardan birinde Nazım Hikmet'in şiirleri "İbrahim Sabri" takma adıyla yer alır. O sıralarda başka dergiler Nazım Hıkmet şiiri yayımlamıyorlar. Bir başka yasaklı Orhan Kemal'dir. rüyor. Bu arada işte, ilaç borcunu ödemek için Rıfat Amca Hababam Sınıffnı toparlayıp yayınevine götü- rüyor. Laf arasında söyleyelim. O sı- ralarda Mayk Hammer kitaplan Tür- kiye'de yayımlanmış ve çok tutmuş. Tutunca, yayına bu kârlı işi sürdür- mek istiyor. Orijinal Mayk Hammer üç-beş kitapsa, bir dizi Mayk Hammer kitabı yayımianıyor. Herkes, sonraki kitaplan Kemal Tahir'in yazdığım ko- nuşuyor. Şimdi de Rıfat Ilgaz Stepne'nin çok tutulan eseri Hababam Sınıfı'mn de- vamını yaayor diye düşünüyor her- kes. Dağıtımcısı yolunu çeviriyor bir gün: "Yahu Rıfat Sen şair adamsın. Kalkıp Stepne'yi taklit edip Hababam Smıfı'nın devamını yazıyorsun. Biraz ayıp oluyor valla? Sen kiim, Stepne kim? Yapma böyle işler." Hamal tbrahim Cide'deki minibüsçü Süleyman'ın bir benzeri de hamal Ibrahim'dir. O sı- ralar Rıfat Amca gece gündüz calışı- rken bulabildiği bir-iki saat boş vak- tinde eve gitmektense, Cağaloğlu yo- kuşunun başındaki Selahattın'in meyhanesine gidiyor. Yazılannı ora- da yazıyor. Randevulannı oraya ve- riyor. Yazılar gazeteye gidecek ya, yokuşu çık, götür, dön... Uzun iş. - Koş fbrahim, yazıyı matbaaya gö- tür. - Oldu Hocam, hemen Hocam. - îbrahim, falanca yerden şu yazıyı kap da gel. - Gittim bile Hocam. Hamal İbrahim Rıfat Amca'nın can dostu. Onunla sohbeti kutsal bir ayin gibi kabul ediyor zaten. Galıba hâlâ sağ ve sanırun Cemal Nadir Sokak'ta bir handa aym işi sür- dürüyor. Kır atın yamnda duran ya huyundan, ya suyundan, derler. Ha- mal tbrahim, Rıfat Amca'yla konuşa konuşa kendini yetiştiriyor. Geçen yü bir kitabı çıktı. Nasreddin Hoca fıkra- lannı şiir olarak haarlayıp yayımladı. Rıfat Amca'nın hocalığı böyle olu- yor. Kimmiş bakayım o sivil polisler? ko Paşa'da, hükümeti eleştirmek için bir öykü yazıyor. öykü de özetle şu: Sarhoşun biri sokakta, 'Bu mahal- lenin de bu mahallede yaşayanın da' diye bas bas bağırarak basıyor küfürü. Bekçiye yakalanıyor. Bekçi bunu alıp Iıükümete küfrerti' diye karakola gö- türüyor. İş mahkemelik oluyor. Ha- kim soruyor sarhoşa. - Sen hükümete küfretmişsin. - Yok hakim bey. - Etmişsin iste. Sarhoş bakıyor kurtuluş yok, o ka- fayla bir çıkış yolu buluyor: - Ettim hakım bey, ettim ama bizim hükümete değil. - Hangj hükümete? - Başka memleketin hükümetine. Hakim kızryor, - Kes ulan, biz hangi hükümete küfredileceğini iyi biliriz. İşte bu öyküden dolayı Rıfat Amca yargılanacak. Rıfat Amca'nın dava- lanna da dostluk, arkadaşlık haunna. para almadan Esat Adil giriyor. O gün Sirkeci gannda buluşuyorlar. Rıfat Amca meseleyi anlaüp, 'Gel gir şu davaya, avukathğnnı yap, sonra da çıkıp şarap içeriz' diyor. Esat Adil iti- raz ediyor "Yahu Rıfat. Ben senin davalanna giriyorum ama, sen öyle şeyler yazıyor- sun ki, hep kaybediyorum. Ben de vic- dan azabı çekiyonım. Kusura bakma, bu sefer nasüsal kaybedeceğimiz bu da- vaya gümeyeceğün." "Peki" diyor Rıfat Amca. Gidip du- ruşmaya giriyor. Önce öykü okunu- yor. Hakmı soruyor: - Rıfat Bey, bu hikayede hükümete hakaret etmişsin? - Yok, etmedim. - Ee, etmişsin işte. Hikaye ortada. Rıfat Amca, aynı öyküsündeki adam gibi bir savunmaya geciyon - Efendim, benim hakaret ettiğim hükümet ougünkü hükümet değil, eski hükümettir. Bu sebepten, eski hükümete hakaret etmenin suç olma- ması gerekir, beraatimi istiyorum. Mahkeme heyeti kendi arasında gö- sayesinde beraat ediyorlar. Hapiste bira var mı? Rıfat Amca'nın çıkardığı dergıler, dönemin ne kadar yasakb, solcu şairi, yazan varsa hepsine kucak açar. Bunlardan birinde Nazım Hikmet'in şiirlen "tbrahim Sabri" takma adıyla yeT ahr. O sıralarda başka dergiler Nazım Hikmet şiiri yaymlamıyor- Rum Hastanesi'ne yatacakür. Parası olmadığı için fakir ilmuhaberi çıkartır ve Lefter adlı Rum dostunun yardı- mıyla hastaneye yatar. Hesap. yatak bedava, ilaç parayla diye yapılıyor. Tedavisi dört ay sürüyor Rıfat Amca'- nın. Iki yüz, üç yüz lira ilaç borcu biri- lciyor. Dostu Lefter'e, "Çıkmca para butup ödeyeceğtm" diyerek taburcu oluyor. Rrfat Ilgaz Beyazıt Meydanında üniversiteli öğrencikrle açlık grevinde... parayı peşin vermiyor ki. Belli bir va- deye senet veriyor. Bu da Rıfat Am- ca'nın derdine derman değil. Borç ödeyecek. Alıyor bin liralık senedi. so- ruyor yayınevi sahibine: - Tamam, kitabı aldın senedi ver- din. Şimdi sen söyle bakalım. Bin li- ralık bu senedi kaça alırsın? Yedı yüz liraya alınm. - İyi öyleyse, al bin liralık senedi, ver yedi yüz lirayı. O sıralarda Rıfat Amca Orhan Ke- mal'le düşüp kalkıyor. Orhan Kemal de Cumhuriyet'e "Arkadaş Islıklan"nı vermış, basılması için sıra bekliyor. Rıfat Amca yolda Orhan Kemal'i gö- rünce. "Esaslı bir iş buldum Orhan, bu berif kitap alıyor, gel senin kitabı da sa- taum" diyor. O gün yayınevine Arka- daş Ishklan'nı da satıyorlar. Rıfat Amca bu olayı şöyle anlatırdı: "Benim kitap peşin yedi yfize gitti. Yalnız ikincide mal benim olmadığı için sıkı pazarhk yaptım. Orhan'ın kitabı- nı peşin bin iki yüz liraya sattun. O günekadar gördüğümüz en büyük pa- ra geçmişti elimize. Oradan çıktık. Bi köfte, bi şarap, hayatımızın en mutlu günlerinden biriydi." Stepne kim, senkim? tlhan Selçuk, "Dolrauş" diye bir mi- zah dergisi çıkaracak. Zamanın en sıkı yazarianyla teker teker anlaşıyor. Derginin adı Dolmuş ya kimi direksi- yon kimi vites, kimi dikiz aynası mah- laslanyla yazacaklar yanlannı.. Ühan Selçuk en son Rıfat Ilgaz'la Çemberli- taş'ta bir köftecide görüşüyor. Anlaşı- yorlar. Rıfat Amca yazacak ama hangi adla yazacak. Herkes Dolmuş'un bir parçasını ad olarak almış. Dolmusun son parçası ne olur? Olsa olsa Stepne. Yazıyor. Hababam Sınıfı ilk kez Dolmuş'ta Stepne adıyla yayırrilanı- yor. Beklenmedik bir ilgi görüyor. Dolmuş, eseri bir fasikül.bir kitapçık halinde basıyor. Çok tutuyor. Sonra bir kitapçık daha. O da büyük ilgi gö- Rıfat Amca baa durumlarda biraz kabadayıdır. Gözünü kırpmadan çıngar çıkanr. Kastamonu'da Cum- huriyet Kitap Kulübü'nün açılışına tlhan Selçuk, Rrfat Dgaz ve Rahmi Sal- tuk imza günü için çağnhyorlar. Her şey hazır. Kitaplar masalarda. tlhan Selçuk, Rıfat Ilgaz ve Rahmi Saltuk oturmuşlar. Okurlan, hayran- lan gencecik üniversite öğrencileri de karşılannda bekliyor. Garip bir du- rum. Karşıda bekleşip duruyorlar ama hiçbiri gelip kitap imzalatmıyor. Sonunda çocuklardan biri Rıfat Am- ca'nın oğluna gelip "Aydm abi ya, ge- lip kitap imzalatacağız ama, yazarlann arkasooda sivil pousier, kime ne yazüdığını gözlüyorlar ne yapsak?" diye soruyorlar. Aydın Abi, babasının hem de kendi memleketinde kabadayılığını bilmez mi? Şimdi Rıfat Amea'ya söylese hır çıkacak. En iyisi tlhan Selçuk'a söyle- mek, diye düsünüyor. Yanaşıyor tlhan Selçuk'un kulağına, durumu anlatıyor. Bekliyor ki tlhan Selçuk sa- kince bir çözüm bulacak. llhan Selçuk şöyle bir kalkıyor. Ayağıru tam bir kabadayı gibi sandal- yenin üzerine koyuyor. Bir nara pat- latıyor: - Kimmiş ulan bakayım o sivil po- lisler?.. Anında ortadan kayboluyorlar sivil beyler. Rıfat Amca, "Keşke bana da söyle- seydin" diyor Aydm Abi'ye. "ÜhanTa birükte bağınrdık" diye de ekliyor. Gidenin ardından Yaşar Kemal, bir romanında, "O güzel adamlar o güzel aüara binip gitti- ler" diyordu. Onlar gerçekten güzel adamlardı. Tümü ulusal bağımsızlık bilinci- mizde... Tümü yannlanmızda. Hepsiyle birlikteyiz. Rıfat Amca'- yla da. Onlar bizim yazarlanmız. Bulgaristan'da tablotiırsızlığı SOFYA(A A) - Bulgaristan sanat tarihinin en ünlü ressamlarmdan Vladimir Dimitrov Maystora ve Zlatü Boyaciev'e ait beş yağhboya tablo MiÛi Sanat Galerisi'nden çalındı. Galerinin en değerli parcalan olan tablolann, alarm sistemine rağmen nasıl ve kimler tarafından çahndığı belirlenemedi. Milli Sanat Galerisi yetkilileri, soygunun çok profesyonelce yapüdığını belirterek, "Bu işi gerçekleştirenler, buranın çalışma düzenıni çok yakından biliyor oknablar. Alarm sistemini hiç zorluk çekmeden devre dışı btrakmayı başarmışlar" dediler. Çaknan beş tablonun toplam değerinin 50 milyon leva(l milyon dolar) olduğu açıklandı. Bulgaristan Emniyet Genel Müdürlüğü ise soygun olayının anlaşılmasından sonra geniş çapb operasyonlara başlandıgını ve özellikle tablolann yurt dışına kaçınlma olasılığına karşı sırur kapılannda önlemler ahndığını bildirdi. Aksanaftaki caz konseri iptaledildi Kültür Servisi - Aksanat Kültür Merkezi'nde bü akşam gerçekleştirileceği açıklanan "Caz Akşamlan" konseri, İlkin Deniz'in davulcusunun ani rahatsızlığ) nedeniyle iptal edildi. Yeni düzenlenen programa göre, bugün saat 18.30'da Miles Davis'in Paris konseri videodan gösterilecek. Kabacalı'dan'TöPk Basınında Demokrasi' Kültür Servisi - Araştırmacı Alpay Kabacab'mn hazırladığı "Türk Basınında Demokrasi" adh kitap Kültür Bakanlığı tarafından yayınlandı. Yayımlar Dairesi Başkanlığı Demokrasi Klasikleri Dizisi'nden çıkan sekiz bölümlük kitap, siyasaldemokrasinin Türkiye'deki genel işleyişini ele alıyor .Tanzimat'tan başlayarak, öncelikle her dönemin basın rejimi ve basının bu rejim içindeki tutumu üzerinde durulan yapıtın birinci bölümünde, demokrasi kavramı ve bu kavramın Türk basınına girişi, Osmanlı aydınlannca algılanışı yansıtılırken, yenileşme hareketlerinin etkisi ve basının gelişmesi üzerini bilgilerde veriliyor. Diğer bölümlerde ise 'gerçek anlamıyla tkinci Meşrutiyet dönemınde başlayan' siyasal yaşamın evreleri ele alınıyor. 14.ÇorumHitit Festivalî • Kültür Servisi • Türkiye Yazarlar Birliği, 14. Uluslararası Çorum Hitit Festivali'nde Çorum Belediyesi ile ortaklaşa "Kültür Tarihimizde Çorum" konulu bir sempozyum ve şiir şöleni düzenleyecek. 14 temmuzda gerçekleştirilecek sempozyuma çeşitü üniversitelerden öğretim üyeleri katılacak ve Çorum tarihiyle ilgili bilgiler sunacaklar. Şiir şöleni ise 17 temmuzda Çorum Devlet Tiyatrosu'nda yapüacak. Şölene Erdem Bayaat, Bahaettin Karakoç, M. Akif Inan, M. Atilla Maraş, M. Atilla Maraş, Alaaddin özdenören, Arif Ay. M. Önal Mengüşoğlu, A. Vahap Akbaş, Hüseyin Atlansoy, Turan Koç, Nurullah Genç, Lüüfi Şehsuvaroğlu, Ali Akbaş katılacak. Neyzen Ali Balakbabalar'ın taksimi eşliğinde şairler kendi şiirlerinden ömekler sunacaklar. Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı D. Mehmet Doğan'ın "Şehir, Şiir ve Kültür" konulu bir konuşma yapacağı programda aynca, Türkistan'dan dia gösterileri de yer alacak. KurtuluşSavaşı çizgi roman oldu • ANKARA (AA) - Kültür Bakanlığı, çocuklar için Kurtuluş Savaşı'm İconu alan bir çizgi roman yayımladı. "Kurtuluş Savaşı ve Ali" adını taşıyan çizgi roman, Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nce hazrrlandı. Tarihsel gerçeklere sadık kalmarak, Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümü'nce yazılan çizgi romanın metni, aynı üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim elemanlan ve öğrencileri tarafından resimlendirildi. Kurtuluş Savaşı'm Küçük Ali'nin penceresinden anlatan ve genel koordinatörlüğünü Prof.Dr. Engin Ataç'ın yaptığı çizgj romanm kurgusunda, araşarma görevlisi Tank Erdoğan, Koray Kuranel ve Tahir K. Aksoy görev aldı. Desenini Koray Kuranel'in, çinilemesini araştmna görevlisi Tank Erdoğan'm gerçekleştirdiği, büyük boy kağıda basılı çizgi roman, 128
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle