12 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA CUMHURİYET 8TEMMUZ1994CUMA DIZIYAZI Rus Pen Klüp Başkan Yardımcısı Andrei Voznesensky Cumhuriyet için yazdı Sihirli dize - XX (ya da 2002 ?)"Boğaz'ı hiç ziyaret etmemistim."(*) Ama Mimarlık Enstitüsü sınavında bizden, Ayasofya'nın yatay ve düşey kesitinin ezbere çi- zimi soruldu. Sınava hazırlanırken bir kağıda, bu yapının menner vaftiz kurnası üzerine kazınmış yazılannı çekmiştim: "nisponanornirnatamimo- nanopsuı"- Yalnızca yüzünüzü kirden değil, ken- dinizi de günahlannızdan anndınn... Sağdan so- la ve soldan sağa okunduğunda aynı olan bu söz- cûk, insanlık tarihinin ilk sihirli dızelerinden biri sayılıyor. Kanunca sihirli dize, dilin ikili yönûnü, Müslüman ve Yafaudi toplumlannın soldan "tra- fiğP ile Hıristiyanlann sağdan trafığinin bütün- lüğunü içerir. Burada Doğu ile Batı kesişir. Tari- hin birbihne dolanmış metnini tararken 'sihirli di- ze yasas'nı daha somut bir biçimde kavrayabili- yorum. 1905-1917 devrim açığı, 1983 (belki de 1995'e dek uzanan) karşıt-açık ile bakışıklı olup arada, yüzyılın sonuna dek 5-17 yıllık eşit bir za- man dılimı kalmaktadır. Günümüz genç ozanlannın sihirli dizenin ye- niden doğuşuna gösterdikleri yakın ilgi, bir rast- lantı değil. "Sihirli Dizedler KongresT geçen yıl Moskova'da toplandı. Kursky Gan'nın hemen karşısında her iki yandan okunabilen ışıklı şiir di- zeleri, kocakanlan bile ûrkûtüyordu. • AyasofVa'nın mermer vaftiz kurnasına şu vazı kazınmıstır: 4 nisponanomimatanıinıonanop- sin'.. Yalnızca yüzünüzü kirden değil. kendinizi de günahlannızdan anndınn... Sağdan sola ve soldan sağa okunduğunda aynı olan bu sözcük. insanlık tarihinin ilk sihirli dizelerinden biri savılıvor. Kanımca sihirli dize. dilin ikili vönünü. Müslüman ve Yahudi toplumlannın soldan "trafiği" ile Hıristiyanlann sağdan trafığinin bütünlüğünü içerir. öncü (avant-garde) Rus yıldızbilimci Khkbni- kovçağdaş başkaldınnın önderi, sokak soyguncu- su Razin'in Pers prensesine duyduğu cinsel tut- kuyu dile getiren, her iki yandan okunabilen uzun şiirinde yaşanan ruhsal ıkilemlen yansıtmakta- dır. Yûzyılımızın şiiri, Doğu ve Baü'nın düşünce sürecini bir odakta toplamaya çalışıyor. Nazun Hikmet, bizim için Doğu ve Batı öncülüğünûn bir bütün olarak sergilenmesidir. Yetkililerin bu oza- na duyduklan öfkeyi dile getiren belgeler daha ye- ni yeni arşivlerden kamunun gözleri önüne seril- di. Kendisini kışın, "Doktor Jrvago"nun şimşek- leri çeken yazan Pasternak'ın yazlıgında tanıdım. Bir parti veriliyordu. Portre Yeııilikçi ötesi şiirin piri Rus ozan Ambri Andreyeviç Vbmeseulfy; New York Yazm ve Sanat, ParisGoncours, Mallarme Şi- ir. Rus Eğitim akedemileri üycsi, Rus Pen Klüp Başkan Yardımcısı'dır. 1933'te Moskova'da doğdu. Bir inşaat mühendi- sinin ogludur. I957'de Moskova Mimarlık Yükse- kokulu'nu bitirdi. Resim ve vitray ile de ilgilenen \%>znesensky, 50"li yıllarda Rus şürinin gelişmesi- ni etkileyen genç ozanlardan biridir. Borb Ptater- nak'uı koruyucuhığuodaki ilk şiırleriyle yetenegi- ni göstermış, dilin ve dizenin en değişik anlatnn olanaklanndanyararlanmıştır. Pasternak hayranla- rmın kurduğu derneğin başkanı olarak. ûnlü yaza- nn aklanması ve daha sonra müzesinm açılmasına önayak olmuştur. Voznesensky. gefcneksel yapılan yıkan "Marte- ra-UsUlarn adlı kitabı ile 1959'dagenç yaştafine kavustu. Yorum, grotesk, dûşgücü, balad çagnşım- lı bölümlerden bir kurgu olarak Voznesenky, daha sonrakj yapıtlan için dinamik bir model ortaya koy- du. Savasınkorkunçiugunuyansıtan "Gtçyi-Goy»1 ' adlı yapıtında sesi biçımlendirerek aynı yıl doruğa çıkü. 1960ta "Parabola-ParaboT ve "Mazatka- Moa&", 1962'de Anıerika gezisinden sonra "Üç KBfdüAnoBtŞibi Üzerine 40 Çefffleme" ve Leato hakkmda "Lonzyumo" adlı şiiriennı yayımladı. Toplumcu bir şair olarak cağm özgûn sorunlanna -Aflömir>-K«rîıI>ttiı>»ter''iJe'< tkaı''adlıkitap- larmda eğildi. Kraşçev'in, parti karşıtı eylemle suçladığı Vbz- nesenky'yeKrenüWdebirgün,*BBÎİadendrfnlL Sesm tozunu atöracagunL" diye bagırdığı bilinir. Bu olay. ilk kez bir Rus vatandaşının sınırdışı edil- mek istenmesinin kamuoyu önünde sergilenmesiy- di. Bu olaydan sonra Voznesensky, yıliarca kitie iletişimınin aşagılamalanna hedef oldu. 1962-81 yıllan arasmda stadyumlarda okudugu şiirler ile binlerce kişiye seslenen Voznesensky, ABD'den de yıgınlann ilgisini çekti. "Tteıe'' der- gisme göre Voznesensky, Rus dilinin en güçlû oza- nı. Kitaplan 100-300 bin arasında satıyor. Şiirleri, deneysel ve feisefi açıdan duyaıiı. Daha çok ozan- lar için şiir yazan Voznesensky, 1989 yılında genç ozanlarca Rus "Pmt-avaırtgarde / Yeniikçi ö*wT şiirinin < *pap»*sı u pbi* sayıldı. 1990 yıtında şiire yeni bir biçem getiren Vbz- nesensky, 'vMeom' adını verdigı 'jfirötesi gonei denemeter'ini gerçekleştirdi. Videomlar New York'ta, Paris'te, Moskova'da Puşkin Güzel Sanat- lar Müzesi'nde sergilendi. Voznesensky, mûzik diliyle de ilgilenmiş; Mos- kova'da ilk kez sahneye konan 'rockopera'nın lirik- lerine ünzasım atmışür. Andrei Voznesensky I tnırinı içfeı UP sings oUu Partinin ey sahipliğini yapan, Nazım'ın dev- rimci kişiliğinekadeh kaldırdı. Nazım, bir düzelt- me yaparak kendisinin yalnızca bir devrimci de- ğil, aynı zamanda bir ozan olduğunu ekJedi ve şi- irlerinden dizeler döktürmeye başladı. Kimse di- lini anlamıyordu; ama ben, dizelerin ritmine ve gücüne kendimi, büyülenircesine kaptırmıştım. Yola getirilmesi olanaksız ev sahibi, kadehini yi- ne devrime kaldırdı. Nazım, kendisini iyi hisset- miyordu. Kısa bir süre sonra evine gitmeye hazır- landı. Ona evine kadar eşlik ettira Güçlükle so- luk alıyor, boncuk boncuk terliyordu. Kar firtınasında soğuk almamak için koridordan geçerken Pravda, New York Times gibi birkaç gazete alarak ekose bir gömlek gibi göğsüne dola- dı. 200 metre yakındaki evine ulaş- mak, yanm saatı aşkın bir süre aldı. Kar, sulu sepken yağryordu. Haberle- re sanlmış ozan, benım için bir simge oldu. Daha sonra bu duygulanmı şi- ire döktüm. Başka hiçbirdönem, böy- lesi şiirler üretemez. Birbirimizi sık sık görmeye başla- dık. Türkçe okuduğu şiirleri dinleme- ye bayılıyordum. Rusça çeviriler, özünden çok şeyi alıp götürüyor- du.Giderek eriyordu. Bir gün, tıpkı küçük bir çocuk gibi benden akıl da- nıştı: "Bitiyormusun,benV'era'yaaşı- ğun. Doktoriar, onunla evlenrnemin öiümcül olacağuu söylüyoriar. Üç vıh yıkartamaymıyın, yTtksa hir on yıl da- hayaşayabilinnişim. Ne dersin,karde- şün?" Yanıtı, kendisi çok iyi biliyor- du. Karannı birilerinin desteklemesi- ni istiyordu. Saman sansı saçlı Vfera'ya koştu. Sınm gibi bir delikanlı görünümün- deydi. Mutluluktan uçarak öldü. Ital- ya'daki, Moskova'daki toplantılarda şiirlerimizi okurduk. Ozan olarak özü- ne dönüktü. Stadyumlafda şiirler okumamızın siyasal boyutu abartıldı. Oysa ki ya- pılmaya çalışılan; dil, biünçaltı ve eki- nin tinsel bir devinimiydi. Dilimi, içinde bulunduğum kötü yûzyılı, dahası 'binyıl'ı seviyorum. Bu ortamın bir parçası olarak deneyimle- rimi dile getiriyorum. Şiir, teknolojik gelişmeleri ortadan kalduTnayı amaç- lamaz; yalnızca bunu ekinle bütünleş- tirmeye çalışır. Olgunlaşma sürecimın en önemli aşamalann- dan biri, belki de Freiburg'da şiir okuma günüme katıldıktan sonra Martin Heidegger ile yaptığım uzun bir söyleşi.. Bana yönelttiği ilk soru, "Tın, teknolojiw egemen olabilir mi" idi. Bavyera Aka- demisi 'nin kayıtlanndan alıntılar veriyorum. Son- ra konuşmasını şöyle sürdürdü: Andrei Voznesenski, tstanbul Bienali için hazuiadığL, iptal edüince geçen yıl . Moskova'da sergüenen ünlü 'yumurta'sıvia UgiK şöyle diyor: En uzun şiirimi, Ruslann paskahya yumurtasını bov^ma yöntemiyie oluşturduğuın, yerkürevi süngeleyen 5 metre boyundaki menner bir Şıımurta'ya dönüştûrdüm. Ulkemin olduğu yere bir delik açıldı. Bu, yazuun bulunmasrybı başla>an tarihin de ötesinde bir şeydL Sergi bir olaya, bir karnavala dönûştü. DeUğin içinde rock vıldızlan konser verdi, şiirler okundu. Yoksul Moskova sokaklanna ücretsiz neşe dağraldL Yoldan geçenler, üstüne kendi dizelerini ve çizimlerini karaladL Sarhoşlar ve köpekler, kaidesine işedi. Sevgüfler, içinde seviştL. Heidegger: Mimar! Mimarlık.. Yunanca'da öz- gün anlamı 'ustayapıma'... Sanınm, Türkiye'de bir im ya da bir harfin mi- marlığa nasıl dönüştürüldüğünü anlatmaya gerek yok. Kuran'ın ilk harfi elif minareye dönûşmûş. Işte şu anda ürettiğim Mdeo-îBr' bu türde bir şey. Işitsel dönem artık videoya uyarlanıyor. Şiir, hem Andrei Voznesensky'nin şiirinden bir örnek Oza 'dan bölümler Sanşınım, canım benim, ne ettim ben! Acı mı vereceksana bu şiirim? Ben hep seni yaşatmayı um/nuştum, Gel gör ki, yalnızca yıhmdı getirdiğim. O koca bencil, çılgın Goethe, O talim başçavuşu, nasılsa buyurmuş: "Dur ey zaman, ne güzelsin!" diye Hayır, yürü ey zaman „ Yürü! Sakrn dönme geriyel Neden zincire vurmalı yaşamı, hani bir at hırsızı Baglarya bir atı ayağından! Sen ve ben Neler vermedik yaşarken birbirimize. ölmezlik durdurmaya kalkmaktır zamanı. Durdurmak gibi birfilmi belli bir görûntûde. Ölmezlik demir kapılar ardına kor sizi Anna, Oza ve Beatrice „ tümüyle Kafese tıkümıştır maymımlar gibi Vegüler seyredenler yüzsüzce Benzerlikler bıdup kendileriyle. Görmemek ne acı seni şimdi Vegörmek bir zevzek sürüsü arasında Senden pay çıkanrken kendine her biri Hiç kalır acısı bunun ölümün yanında. Bilirim bağışlarsın beni üzülsen de lazsan da Ama yalnızca bahp sözcükiereyaşamasızın biri Yazdığım dizelere bahp birgarip tanımlarsa seni Onulmaz biryara açmıştır bağnnda. Elveda Oza, uzat dizelerden parmaklıklara ellerini Soluğum kesiliyor, kanım üşüşüyor başıma Tiıtargibi avucumda çırpınan bir kelebeği Titreksesini duyarken telefonda. XIV Selam Oza, evde, geceleyin Ya da uzakta biryerde, neresi olursa olsun, havlarken köpekler, yalarken kendi göz yaşlannı Senin soluğundur duyduğum ses. Selam Oza! Nasıl bilebiliniim, sinik ve gülünç Bir kişi gibi, ürkerekgiren birgöle, Gerçekte korku olduğunu aşkm, söyle? Selam Oza! Ne korkunç, bir başına düşünmek şimdi seni? Daha da korkunç, bir başına değilsen oysa: Şeytan öylesine doyumsuz birgüzellik vermiş ki sana. Selam Oza! Ey -insanlar, lokomotifler, mikroplar Gerin kanatlanmzı elinizden geldiğince ona. Harcatmam onu, dokundurtmam talına. Selam Oza! Yaşam bir bitki değilse aslında, Neden dilimliyor, parçalıyor insanlar onu Selam Oza! Ne acı bu denli geç rastlamak sana Ve böylesine erken ayrı kalmak sonunda. Karşıtlar getiriliyor bir araya Bırak çekeyim kahnnı ve acını kendime Çünkü acilı kutbuyum mıknatısm ben Sense sevinçli. Dilerim sonuna dek kalırsın öyle. Dilerim hiç bilmezsin ne denli hüziinlüyüm. Inan, kendimle üzmeyeceğim seni Inan, ders olamayacak sana ölümüm. tnan, yük olmayacağım sana yaşamımla. Selam Oza, dilerim ışıl ışıl kalırsın hep Bir sokakfenerinden sızan bir ışıkgibi. Suçlayamam bıraktpgittiğin için beni. Şükür ki girdin yaşamıma. Selam Oza! sözel hem de görsel bir yapıya sahiptir. En uzun şiirimi, Ruslann paskalya yumurtası- nı boyama yöntemiyle oluşturduğum, yerkûreyi simgeleyen 5 metre boyundaki mermer bir 'yu- murta'ya dönûştûrdûm. Ülkemin olduğu yere bir delik açıldı. Bu, yazının bulunmasıyla başlayan tarihin de ötesinde bir şeydi. 'Yumurta'nın üzeri- ne çepeçevre dizeler yazılmış, belli dilimlerine TV ekranlan yerleştirilmişti. IVurama'Moskova'ıta 'Yumurta'yı; 2 Mayıs 1993 günü açılması ta- sarlanan. belki de şimdi gazetenize katkıda bulun- malan için çağnlan aynı aydın kişilerden biri ola- rak fstanbul Bienali için hazırlıyordum. Ancak bienal, son dakikada iptal edildi. Şimdi, gazete sayfasında meslektaşlanmla bir araya gelmekten mutluyum. 'Yumurta'ya gelince.. Onu 18 Nisan Paskalya günü, Moskova'nın merkezindeki bir meydanda sergiledim. Sergi bir olaya, bir karnavala dönüş- tü. Deliğin içinde rock yıldızlan konser verdi, şi- irler okundu, havai fişekleratıldı. Yoksul Mosko- va sokaklanna ücretsiz neşe dağıtıldı. 'Yumurta', meydanda altı ay kaldı ve yaşamın bir parçası ol- du. Yoldan geçenler, üstüne kendi dizelerini ve çi- zimlerini karaladı. Sarhoşlar ve köpekler, kaide- sine işedi. Çocuklar, metal sacayağına tırmandı. Sevgililer, içinde sevişti. tt BeyazEv"kurşunyağ- muruna tutulduğunda.. 'yumurta'ya bitişik bir damdan açılan ateş sonucu üç kişi vuruldu. Mer- merin üzerinde iki kurşun ızi kaldı... •Yûzyılımızın şiiri. Doğu ve Batı'nın düsünce sürecini bir odakta toplamaya çalısıyor. Nazım Hikmet. bizim icin Doğu ve Batı öncülüğünûn bir bütün olarak sergilenmesidir. Kendisini kışın. Pasternak'ın yazlıgında bir partide tanıdım. Ev sahibi. Nazım'ın devrimci kişiliğine kadeh kaldırdı. Nazım. kendisinin aynı zamanda bir ozan olduğunu söyledi ve şiirlerinden dizeler okudu. Kimse dilini anlamıyordu: ama ben. dizelerin ritmine ve gücüne kendimi. büyülenircesine kaptırmıştım. Yoldan geçenler ve okurlar, metnin yardımcı yazarlan oldu. Yazar ve okurlar yer değiştirdi. Yu- murta neredeyse, "şür üstüne şiir" oldu ve adeta Roland Barthes'ın, yok olmaya yüz tutmuş kıtap türünün yerini alacak bir topografîk "arama" metni düşü gerçekleşti. Yazılı metnin doğuşunu l.Ö. 3000 yılı olarak kabul edersek.. 'sflürtt dize vasası'na göre Î.S. 3000, kitabın ölüm yılı ola- cak... Çağımızın malzemeleri ile çalışmak hoşu- ma gidiyor. En gizemli maddelerden biri olan cam, eski zamanlarda siyah, san ve Mısır mavisi renginde olup saydam değildi. Camın saydam ve renksiz bir yapıya sahip olması, ancak l.S. 1. yüz- yıla rastlar. Cam, ışığın, yapısında toplanarak kı- nlmasma ve başka boyutlara dönüşmesine yol açar. Tarihin ilk vitray örnekleri Ayasofya'da bu- lunur. Yaklaşık 2.5 cm kalınlığındaİci döküm cam- la çalışmak, son derece zeykli bir iştir. Uzayın, tıp- kı Joyce'un "Ulysses''i gibi kınlmasına neden olur. Günümüz Rusyası'nm içinde bulun- duğu kanşıklıkta, insanlann yoksulluk ve umutsuzluğunu görmek yürek para- layıcı. Şiir; bu insanlara, siyasal nitelik- li gönül alıcı sözcüklerden çok, somut bir yardım sunar.. ve işte bu nedenledir ki adına. "somut şnr" denmektedir. Arami, "Baba Tann"nın Rusya'daki karşılığı olan "Avva" otomobil şirketi için bir logo oluşturdum. Logo, hem sağdan sola hem de soldan sağa okun- duğunda aynı sözcüğü veriyor. Yakın- da Rusya caddelerinde ve karlann üze- rinde "avvavvavvavvavva'' yazılı lastik izleri okunabilecek; sayfaya değil de.. insanlann teptiği yollara basılı bir şiir metni. Çeviriden yana değilim. Bugün 20 şubat... Araba dikiz ayna- lanndan oluşturduğum ve AWA yazı- sııu yansıtan son yontum "Manege"de sergilendi. Bu, ya yeni 'binyıl'ın bir yan- sımasıysa... Ülkemin ilkel iktisatçılan, bizi geçen yüzyılm ilkel kapitalizmine sürükleme- ye çabalarken.. ben, 'süıirB dize'nin bir 'yeniden doğuş'u simgelediği görüşünü onaylamıyorum. 'Sihirli dize' örneğinde, gelecek gü- nümüze dağılmış, bir ekin bir başkası- na geçmiş, belli düşünce yapılan baş- kalanna kanşmıştır. Bu örnek, bizi dün- yanın içine taşıyarak merkeze, varlıkla- nn özüne yaklaşmamızı olası kılar. Is- tanbul'dan çuvallarla koyun derisi taşı- yan bir yığın Rus tüccar, burada 'mekik- çiler' diye tanımlanır. Acaba bu 'sihirii dize gezginleri' Ayasofya'daki vaftiz kurnası üzerine kazılan dizelerin özünü kavrayabilecekler mi? * Rus ozan Sergey Yesenin 'in ünlü dizesi Yann: Andreas Politakis Y A Y I N H A K K I E A İ T T İ R . İ Z İ N S İ Z Y A Y I N L A N A M A Z ANKARAANKA MÜŞERREF HEKİMOCLU Törenler veDüşünceler Sabahleyin telefon, ANRA'dan Timur Türkan, üzgün ve şaşkın, güç konuşuyor, acı haberi veriyor: - Teoman Ağabey'i yitirdik, trafik kazasında, Seferihi- sar'a tatile giderken... Telefonu kapıyor, Teoman Erel'i düşünüyorum. 1970li yıllan, ANKA'da birlikte çaliŞtığımız günleri. Ortak coşku- muzu, çabalarımızı. Kimi zaman nasıl tartışırdık, ama sağlıklı yorumlara varırdık sonra. Belleğimde anılar, yüreğimde acı, Dışişleri Bakanlığı'- na gidiyorum. Atina'da terörist kurşunlarıyla yaşammı yi- tiren ömer Haluk SipahioS'u'nun cenaze törenine. Ba- kanhğın önü yine çok kalabalık. Son yıllarda unuttuğumuz olaylar yeniden gündeme geldi. Diplomatlanmızın yazgı- sı değişmiyor. Şimdiye dek otuz dört görevli yaşammı yi- tirdi dış görevde, geride kafanlar da gözünü kırpmadan görevi sürdürüyor. DMEDD çelengine bakıyorum hüzün- le, yanında dönem arkadaşlarmdan, Dışişleri Bakanı1 - ndan, Başbakan'dan, Genelkurmay Başkanı'ndan çiçek- ler, bahçelerden yeni derlenmiş gibi. Haluk Sipahioğlu da meslek dalında açarken solan bir çiçek değil mi? Kalabalıkta Erdal İnönü ve Hikmet Çeöni gördüm ön- ce, sonra Ecevit geldi, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Güreş, Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör özden, SHP Genel Başkanı Murat Karayakpın, öteki ba- kanlar ve değişik partilerden politikacılar. Neyse, liderler birbiriyle konuşuyor artık. Ecevit'le Erdal Bey'in, Karayal- çın'ın konuşmalarmı da ilgiyle izliyor çevredekiler. Başta Yunan Büyükelçisi, yabancı diplomatlar da orada. Dışiş- leri Bakanı Çetin'in konuşmasını dinlerken Sayın Büyü- kelçi ne düşünüyor acaba? Yunanistan'da yaşanan dör- düncü olay bu! Terörle savaş kolay değil elbet, ülkemizde de tam sonuç alınamıyor, ama teröristlere bakış çok önemli değil mi, bölücü örgütlerin çalışması, barınması için kucak açanların sergilediği gerçek de hayli düşündü- rücü. Ayrıca uyarıcı... Hafta başında Dkk) SoÖrlyu'nun yazısını okudunuz mu gazetemizde. Barış sevdalısı bir Yunan yazar, barbarlığın yenileceğine inanarak gülüm- süyor. "Benden Selam Söyle Anadolu"ya adlı kitabının sıcak esintileriyle okudum son yazıyı. Ecevit i de başka esintilerle selamladım cenaze töreninde. "Atinalı Karde- şim" şiirinin dizeleriyle, 1974 yılında Meclis kürsüsünde de okudu o dizeleri. Ege'nin bir barış gölü olması için çağ- rılar, kalıcı barış olması için gerekli politika oluşması he- pimizin umuduydu o zaman. Umut soldu, yeşerseydi dünyamız daha değişik konularda olmaz mıydı acaba? "Kurtuluş" filminin Yunan cephesinde ya da Atinada ge- çen sahneleri geliyor gözümün önüne. Tarih tekrarlanı- yor mu? Yakın komşuları uzaklaştıranlar, barışı değil savaşı yeğleyenler aynı güçler değil mi? Türk ya da Yu- nan halkı barış içinde yan yana yaşamak ister ancak. Kalı- cı barışı özler. • * • Hafta başı Zübeyde Hanım Şehit Anaları Vakfı'nın açılış töreninde de yaşadım bu gerçeği. Vakfın kuruluşundan bu köşede söz ettim daha önce. Başbakan Tansu Çllter'in girişimiyle kuruldu. Kısa sürede hayli yol aldı. Kurtuluş'ta güzel bir bina, Vakıfbank bağışıyla döşeniyor, kadrosu oluşuyor, yönetim kurulu da belli projeleri uygulamaya başlamış bulunuyor. İlk aşamada şehıt anaları, aileleri saptanıyor ve bilgisayara geçiyor. Bir sorun, bir çağrı olursa kolay ulaşılacak. Sağlık sorunlanna da öncelik ve- rilecek, ama kolay değil. Duygusal anlarda, coşkuyla dü- şünülen, önerilen planlar yaşama geçmiyor çoğu kez. Şehit anaları onurlu bir direniş sergiledi bu törende. Ki- mi başörtülü, kimi yemenili, kimi başı açık, kimi genç, kimi orta yaşlı, ama ortak bir acıyla yanıyor yürekleri. Hepsinin gözü yaşlı, ama bir şehit anası olmanın bilincini güzel ta- şıyorlar. Konuşurken ağlıyor, ağlarken gülümsüyor, diki- liyorlar, ilgiyle dinlerseniz sevgiyle kucaklıyorlar sizi, teşekkür ediyorlar! Şehit oğullarınm öykülerini dinlerken acıya gömülüyor insan, daha derinden duyuyor barış öz- lemini. Toprak sevgisinin, bütünlüğün, bölünmezliğin an- lamını daha kapsamlı düşünüyor. Şehit anası sayısı beş binlere ulaşıyor bilgisayarda. Analardan biri de içten ses- leniyor; şehit oğlum feda olsun vatanıma, gerekirse öbür oğlumu da veririm, diyor! Vatan için ölmek yüce bir olay elbet. Yaşayanlar da ölüleri rahatuyutarakyücelirbence. Savaşı barışa dönüştürerek. Ters koşulları düze çevire- rek, karşı karşıya değil, yan yana, konuşarak, tartışarak, uzlaşarak. Paris'te barış ödülünü kimler aldı bakın, kanlı savaşlardan sonra masaya oturanlar değil mi? Kolay değil ama, umutsuz denilemez. inancımızı yitir- meyelim. Zübeyde Hanım Şehit Anaları Vakfı'ndan şehit anaları- nın sayısı artmasın, evlat acısı dinsin dileğiyle ayrıldım ben. Güneydoğu Anadolu'da barışı yaşamak özlemiyle. Dışişleri Bakanlığı'nın önündeki törende de belli tepkileri- mi gizleyemedim politikacı dostlarımdan. Bir cenaze tö- reninde yan yana geliyor, uygarca konuşuyorlar ama ülke sorunlarının çözümünde bir araya gelemiyorlar hiç! Uzlaşmazlığı aşamıyor, ortak bir politika üretemiyorlar. Ayrılırken duygularımı gizleyemedim. - Cenaze törenlerinde çok sık buluşuyoruz, dedim. Tra- fik kazasında ölenler, Güneydoğu'da ölenler, Atina'da ölenlerle mezarlığa dönüşüyor ülkemiz. Bu mezarlıkta güzel bir şeyler yeşertmek bekleniyor. Erdal Bey gülümsedi galiba. Ben de Karayalçın'a bak- tım. Bu sözlerim özellikle size, dedim. SHP'Iİ bakanların değişmesiyle ilgili haberler hayli ge- niş yer alıyor basın ve TV'de. Bakan değiştirmek neyi değiştirecek acaba ya da neyi değiştiremeyecek! SHP toplumdaki beklentilerin doğrultusunu bilmiyor mu? BULMACA SOLDAN SAĞA: 1/ Ot ya da ekin yığını. 2/ Aritmetik hesap yap- makta kullanılan, birçok devingen parça dizisiyie donatılmış düzenek... Endüstri. 3/ Toprak damlan sıkıştırmakta kullanılan, ağir taş silin- dir... Yünden dövülerek yapılan kalın ve kaba ku- maş. 4/ Iğdır ilinin bir il- çesi... Belirti. 5/ Hint 8 müziğinde kullanılan g yaylı bir çalgı. 6/ Küçük akarsu... Bir Pasifık ülkesi 1_2 3 olan Batı Samoa'nın başkenti. 7/ Yalı- tım maddesi, çimento ve kiremit yapımında kullanılan bir toprak çinsi. 8/ Bir gösterme sıfaü... Özerk. 9/ İri taneli bezelye cinsi... Kaz Dağı'nın mitolojik dönemler- deki adı. YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Sabır... Baryum elememinin simgesi. 2/ Gereğinden çok yernek yiyen... Asya'da bir ırmak 3/ Acıağaç da denilen ve sıcak ülkelerde yetişen bir ağaç. 4/ Bilgiç- lik taslayan kimse... Satrançta özel bir hareket. 5/ Saçlan ağar- maya başlamış orta yaşlı erkek. 6/ Bakınn simgesi... Gövdeyi omuzlann üstünden çepeçevre saracak biçimde yapümış olan bir tür üst giysisi. 7/ Şınır nişanı... Uhi Cemal Erkin'in oda mü- ziği için bestelediği bir yapıtı.»/ Soyunda şair yokken ve hiçbir eğitim görmeden kendi kendine şair olan kimse... "Yaz bahar ayında bir — verdiler/Yandırr. gntim ala karlı dağ iken" (Kara- caoğlan). 9/ Alman faşısti... Ls tü kapah olarak anlatma.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle