12 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA CUMHURİYET 21 ARAUK1992 PAZARTESİ 12 DIZIYAZI A l m a n y a t a r i h i y l e hesaplaşıyor O R A L Ç A L I Ş L A R -2- Irkçıhğıgörmekistemediler • Yangın sırasında Arslan ailesi erkeklerinin evde olmadığını söyleyenAlman kadın da, aslında inanmasa da, tıpkı öteki vatandaşlan gibi, aynı şeye dua ediyordu:.4 Katilin Alman çıkmamasına Mölln'de telefon kulübesinden ga- zeteye haber geçtiğım sırada bir Al- man kadın yanıma yanaşmış ve şunla- n söylemişti: "'Olay gecesi Türk erkek- lerinin hiçbiri yangın sırasında evle- rinde değıldi. Bunu bıliyor muydu- nuz? Türk erkekleri ailelerini pek yalnız bırakmazlar. Hele tehdit altın- da olduğu bılinen bir evde hiç bırak- mazlar. Acaba neden yoktular hiç düşündünüz mü?" Kadının ne demek istediğini anlamıştım. Yine de sor- dum:"Hayır düşünmedım. Sizce ne- den yoktular?" Kadın anlamlı anlamlı yüzüme baktı, "Düşünün" diyerek ya- nımdan uzaklaştı. Mölln cinayetinden sonra Almanla- nn en büyük beklentisı ve umudu, bu cinayetin Türkler tarafından ışlenmesi olasıhğıydı. O zaman çok mutlu ola- caklan anlaşılıyordu. Hele bu cinaye- tin ardında birde Kürt-Türk çatışması çıksaydı kimbilir ne kadar sevinecek- lerdi. Bu tepkiye ve böyle bir beklentiye kızmamak gerektiğı inancındayım. Bir yanıyla bakılırsa son derece insanı bir tepki. Almanlar aralanndan katil- lerin çıkmasını istemıyorlar.Ama. ola- yın failleri kısa sürede ortaya çıktı ve Almanlann beklentisı de bır anlamda hüsrana dönüştü. Katiller Almandı. Cstelik şimdive kadar iddıa edilenlenn aksine yoksul ve çaresiz de değildiler. Doğu Al- manya'da yaşanan hayal kınklığının yarattığı tarihlede bır ilişkileri yoktu. Türkler de benzer birgenlim yaşadı- lar. Katılin Türk olacağı ıddialan gün- lerce kamuoyunda, Alman basın ve yayın organlannda ima edilmiş. sü- rekli böyle bir ihtimalin varhğına dik- kat çekilmişti. Yaşadıklan onca aaya rağmen Türkler, katilin kendı içlerin- den çıkmamasına sevindiler. Alman- lara karşı boyunlan bükük kalmadı. Son yıllarda yoğunlaşan ırkçı sakdı- nlann Türklerin ve tüm yabancıların yaşamlannı çekilmez hale getirdiği bir gerçek. Fakat ondan daha da önemli- si. sıradan Alman vatandaşının gün- delîk yaşam ıçındeki tutumu. Örneğin, "Siz Türkler ve tüm ya- banalar, barbarsınız ve birbirinizi öl- dürebilir. yakabilirsiniz. Muhtemelen Mölln'de bu vahşeti de siz yaptınız" yollu imalar Türklerin yıllardır içleri- ne atıp. boğazlanna düğümlenen en fılmi görmek istetnemişlerdi. Ama, görmek istemedikleri veya görmeye dayanamadıklan gerçek adım adım insan öldüre öldüre gelişmiş ve Mölln faciasına gelip dayanmıştı. Şu anda ortalama Alman da endişe içinde. Çünkü ırkçı saldınlar, Almanlann ıs- tikrarh yaşamıru tehdit ediyor, düzeni bozuyordu. İki yılda toplam 29 kişi ırkçılann saldınlannda yaşamlannı yitirmişler- di. Bunlar arasında Naalere karşı çı- kan Alman yurttaşlan da vardı. Bu saldınlar, Alman toplama kamplann- daki hedeflere uygun bir şekilde yürü- tülüyordu. Hedef; yabancılar, Yahu- diler, eşcinseller, yersiz yurtsuzlar, çingeneler ve tabii solculardı. Son bir yılda öldürülenler arasında Almanla- nn "Obdachlos" dedikleri yersiz yurt- suz ıki erkek bir de kadın bulunuyor- du. Mölln facıası bardağı taşıran damlaydı. Çünkü bu kez hedef, ne sı- ğınmacı vurtlannda kalanlar, ne işsiz- çektiği manzaranın dehşetıyle öylesine alt üst olur ki çektiği fılmi bir daha iz- lemek ıstemez. Bununla da kalmaz Avrupa'yı terk eder ve Avusturalya'ya yerleşti. Kırk yıl sonra bu olayı kendi- siyle görüşmek amaayla gelen bir tele- vizyon muhabirine, o korkunç aru hatırlattığında kızdı ve sorulara cevap vermeyi reddettı. Bergen-Belsen toplama kampının yenıden düzene sokularak açıldığı ta- rih 1990"dır. Kampın fılm vb. gibi dokümanlarla açılmasını sağlamak konusunda en büyük çabayı Yahudi- ler gösterirler. Almanlann, bu tarihi pek gündeme getirmek istemediklen, hatırlamak niyetinde olmadıklan Al- manya'yı gezip dolaşan her insan tara- fından anlaşılabılir. Bergen-Belsen gjbi önemli bir kampın 1990'lara ka- dar ciddi şekilde düzenlenmemesi bu lutumlannın sonucudur. Kampın n- yaretçı defterine bir göz atıldığında ziyaretçılerin önemli bir bölümünün manya'nın ve Alman halkının kendi geçmişiyle hesaplaşmadığı ve bu yara- nın Almanlann içine işlediğj bir ger- çek. Belki de son Nazi saldınlan bu günahlann cezası. Şimdi Almanlar ye- niden geçmişlerine dönmek ve o kara kapiı kitabın sayfalannı bir bir kaldır- mak zorundalar. Nazi cinayetleri biter mi? 7.1.90 Berlin: Mahmut Azhar ırkçı bir Alman tarafından dövüldü. Azhar 6Martl990'daöldü. Kasım 1990 Eberswalde (Eski Doğu Almanya) Angolah Antonio Amadeo naziler tarafından vuruldu. 17.11.1990 KempteriAs bir Türk bir kundaklama eylemi sonunda öldü. 17.11.1990 Berlin: Bir Etiyopyah bıçaklanmış olarak bulundu. 28.12 90 Hachenburg (Westerwald) burg-Vorpommem, eski DDR) 30 yaşlannda bir adam neonaziler tara- fından dövülerek öldürüldü. 5.1.92 Augsburg: Bir Nijeryalı bir diskotekte çıkan bir çatışmada öldü. 31.1.1992 Lampertheim (Hessen) Srilankalı 3 kişilik birailebirsığınmaa yurdundaki kundaklama sonucu alev- ler arasında kaldı. 14.3 92 Rostock yakınlanndaki Sa- al kasabasında (Eski Doğu Almanya) 18 yaşındaki Romanyah Dragomir Christinel Rostock'daki bir sığmmacı yurdunda 40 neonazinin saldınsına uğradı ve dövülerek öldürüldü. 18.3.1992 Buxtehude: 53 yaşındaki kaptan Gustav Schneeclaus iki dazlak tarafından, Hitler'i bir "şuçlu" olarak nitelediği için dövüldü. Üç gün sonra aklığı yaralardan dolayı öldü. 19.3.92 Flensburg: 31 yaşındaki ev- siz barksız Ingo Finnern iki dazlak ta- rafından dövüldü ve bir liman havu- zuna fıriatıldı. Ingo Finnern bu liman havuzunda boğularak öldü. 24.4.92 Doğû Berlin (Eski Doğu Al- manya): Marzahn kasabasında 29 ya- şındaki Vietnamlı Nguyen Van Tu caddenin orta yerinde bir dazlak tara- fından bıcaklanarak öldürüldü. Çev- redekı çok sayıda Alman olayı hiç bir şey yapmaksızın izlemekle yetindiler. 10.5.1992 Magdeburg (Eski Doğu Almanya): 60 dolaymda neonazi bir bahçeli kahveyi basü. Neonazilerce dövülenlerden biri olan 23 yaşındaki Thorsten Lamprecht iki gün sonra be- yin kanamasından öldü. 1.7.92 Neurippin (Eski Doğu Al- manya): Bir dazlak 50 yaşlanndaki Emil NVendland'ı bıçakladı. VVend- land daha önce de çok sayıda dazlak tarafından tekme ve yumruklarla ağır Ortada bir gerçek var. Gittikçe yoğunlaşan ırkçı saldırıiann, tüm yabancılann yaşamlannı çekilmez hale getirdiği. şe^lde dövülmüştü • "40 Metrekare Almanya" fılmine hayli büyük ilgi gösteren Almanlar, "Elveda Yabancı"yı sevmemişlerdi. 40 Metrekare Almanya, kansını eve hapseden bir Türk erkeğini ve çaresiz kansını konu alıyordu. Türklerin geriliğine, ilkelliğine ve barbarlığma kameralannı çeviriyordu. temel sorunlan. Almanlann, Türklere ve yabanalara bir türlü alışamadığı değerlendirmesı çok yaygın. Tevfık Başer'in "40 Metrekare Al- manya" fılmine büyük ilgi gösteren Almanlar, Elveda Yabancı'yı sevme- mişlerdi. 40 Metrekare Almanya, ka- nsını eve hapseden bır Türk erkeğini ve çaresiz kansını konu alıyordu. Türklerin geriliğine, ilkelliğine ve bar- barlığına kameralannı çeviriyordu. Elveda Yabancı ise. Almanya'daki ırkçılığı ince bir dille eleştiriyordu. Al- manlar bu ince eleştiriyi anlamışlar ve ler, ne de sokak çeteleriydi. Uzun yıllar Almanya'da yaşayan, bu ülkeyi artık kendı ülkesi olarak kabul eden, orada doğmuş büyümüş insanlar evlerinde gece yansı yakılnruşlardı. İşleri güçleri vardı, vergilerini veriyorlar, her türlü yurttaşhk görevlerini yerine getiriyor- lardı. Kundakçıhk, eski bır Nazi yön- temiydi ve son yıllarda yoğun şekilde uygulanmaktaydı. Aslında asıl hede- fin, ülkedeki en kalabalık yabancı ke- simi oluşturan Türkier olduğu belliy- di. Faşistler bu hedeflere yöneldikleri- nı ortaya koymuşlardı. Zaten faşist liderlerde Türklerin 1,5 milyonluk nü' fusuyla Alman ırkının .saflığını boza- cak kadar çoğaldığını söylüyor ve Türkler geriye dönmezlerse saldınla- nn yoğunlaşacağını ilan ediyorlardı. Alman bozkurtlan, liderlerinin gös- terdıği hedefe yönelmişlerdi. Hamburg"a 200 kilometre uzaklıkta Bergen-Belsen isimli bir toplama kam- pı var. Bu kamp, Anne Frank'ın öldü- ğü. Avrupa Parlamentosu Başkanla- nndan bayan Sımon Veil"in tutsak olarak kaldığı ve annesini kaybettiği ünlü bir merkez. Burada kurtuluştan bir hafta önce binlerce kişi aç bıraküa- rak ölüme gönderilmişti. Bergen-Bel- sen kampı, birdeğişim yeriydi. Başka ülkelerdeki Alman esirleriyle burada- ki tutuklular pazarlık yoluyla değişti- rilirdı. Ancak savaşın son günlerinde değiş tokuş bitmiş, bu işi yapanlar ora- lan terk etmişlerdi. Kamp yönetimi de artık bır işe yaramayan bu insanlan aç ve susuz bırakmakta bir sakınca gör- mez. Bınlerce insan, savaşın son günle- rinde kamp yönetiminin hunharlığı sonucu açlık ve susuzluktan yaşamla- nnı yitirirler. İngiliz kuvvetleri kampa girdiklennde onlan korkunç bir man- zara karşılamıştı: Binlerce ölü ve onla- nn arasında can çekişen insanlar. İngi- liz ordusunun kameramanı bu görün- tüyü filme alır. Kameraman filme yabancılar olduğu anlaşılır. Almanlar, yanıbaşlanndaki bu kampı, belki bir ucu da kendilerine dokunur diyerek görmek ıstemıyorlar. Bunu genel bir Alman yaklaşımı olarak da kabul ede- biliriz. Yaşar Kemal'in eserlerini Al- manca'va çeviren Comelius Bischoff, Almanya'nın geçmişiyle cıddi bir he- saplaşma yaşamadığmı ve bugünkü olaylann ardında bu geçmişin bulun- duğuna dıkkat çekiyor. Bischoff, Nürnberg yargılamalanndan sonra Nazilerin takip edilmediğini; Nazi yö- netiminde kariyer sahibi olanlann sa- • Almanya'nın ve Alman halkmm kendi geçmişiyle hesaplaşmadığı ve bu yaranm Almanlann içine işlediği bir gerçek. Belki de son Nazi saldınlan, bu günahlann cezası. Şimdi Almanlann yapmak zorunda kaldıkları şey, yeniden geçmişlerine dönmek ve o kara kaplı kitabın sayfalannı bir bir çevirmektir. vaştan sonra, yenıden görevlerine devam ettiklerini belirtiyor. Nazi dö- neminde her türlü suça katılmış ha- kimlenn, memur ve polislerin hiç bir şey olmamış gibi işlerinirLbaşında kal- dıklannı söylüyor. Savaş sonrası Al- man yönetiminin başındaki Konrad Adenauer'ın en yakını, Devlet Bakaru Globke"nin, Nazi yönetiminin ırkçı kunımlannın babası olduğu şimdi ye- nıden gündeme geliyor. Alman sosyo- logu ve felsefecisi Mitscherlich, "Biz gecmışimizi gözden geçirmedik ve dünyaya çektirdiğimiz aalann ciddi bir matemiru tutmadık" diyor. Al- 18 yaşındaki Nihat Yusufoğlu bir daz- lak tarafından bıçaklandı. 1.1.1991 Göttingen yakınlanndaki /?oWo//kasabasuıda Alexander Selc- hov iki neonazi tarafından bıçaklandı. 23.2.91 Sachsen{ Eski Dogu Alman- ya): Bir Afganlı bir sığınmacı yurduna yapılan neonazi baskınının ardından tıbbı yardım yapılmadığından dolayı öldü. 8.5.91 Dresden (Eski Doğu Alman- ya) Mozambikli işçi Jorge Joao Go- mondai bir tramvayda dövüldü ve hareket halindeki araçtan dışan fıria- tıldı, kısa süre sonra da öldü. 8.5.91 Gijhorntell yaşındaki Mat- hias Knabe 20 dazlağın saldınsına uğradı ve hareket halindeki bir oto- mobilin önüne itildi. 4 Mart 1992'de aldıgı yaralann etkisiyle öldü. 1.6.91 Leipzig{Eski DDR>43 yaşın- daki bir adam dazlaklar tarafından hareket halindeki tramvaydan dışan fıriatıldı ve aldıgı yaralardan dolayı öl- dü 4.6.1991 A:ae«foj/(AşağıSaksonya) Helmut Lega iki neonazinin saldınsı- na uğradı ve bıçaklandı. 16.6.91 Friedrichshafen: 34 yaşında- ki Angolah Agostinho bir DVU-Ord- ner (Alman Halk Birliği adlı nazi örgütünün görevlisi) tarafından bı- çaklandı. 19.9.91 Saarlouis: Bır sığınmacı yur- dunun kundaklanmasının ardından Ganalı Samuel Kofı Yeboah yanarak öldü. 29.9.91 Münih: Bir Romanyalı 10 neonazinin saldınsına uğradı ve ağr şekilde dövüldü. 10 Araük 1992 günü öldü. 12.11.1991 Berlin: Irkçı nazilerle bir çatışma sırasında 19 yaşındaki Türk Metin Ekşi yaralanarak öldü. 3.12 92 Hohenselchow (Mecklen- 8.7.92 Kemnat-Ostfıldern (Stutgart bölgesi): Yedi dazlak 55 yaşındaki ar- navut yapıişçisi Sadri Berisha dçverek öldürdüler. 1.8.92 BadBreisig (Rheinland-Pfalz eyaleti): 49 yaşındaki evsiz barksız yoksul KJaus Dıeter Klein iki neonazi tarafından bıçaklandı. 3.8.92 Stotternheim (Thüringen. Es- ki Doğu Almanya): Bir diskotekte "'goril" olarak çalışan üç dazlak bir Polonyalıyı insafsızca dövdüler. Po- lonyalı olaydan kısa süre sonra öldü. 24.8.92 Koblenz: Bir dazlak 35 ya- •Türklerin yaşadığı geriiim de Almanlannkinden pek farkhdeğildi. Kamuoyunda ve basmda, katilin Türk olacağı iddialan günlerce ima edilmiş, böyle bir ihtimalin varhğına sürekli dikkat çekilmişti. Onca acıya rağmen Türkler, bu iddialann doğru çıkmamasına sevindiler. şındaki evsiz barksız Frank Bönısch'i vurdu. 14.11.1992 WuppertaTde Karl- He- inz Roth isimli bir Yahudi Hitler'e cani dediği için üzerine alkol döküle- rek diri diri yakıldı. 22 Kasım'da Silvio Meier Naziler tarafından bıcaklanarak öldürüldü. 22 Kasım'ı 23 Kasım'a bağlayan ge- ce Mölln'de üç Türk; Yeliz Arslan, Vahide Arslan ve Ayşe Yılmaz, evleri yakılarak öldürüldüler. SÜRECEK Yumurtacı otonomlar Irkeı]arııı Otonomlar, Alman kitle göstenle- rinin aynlmaz bir parçası. Otonom- lar isimlerinden de anlaşılacağı gibi, hıçbır örgüte veya merkezı yapıya bağlı olmayan,özerk gnıpçuklardan oluşuyor. Bıldiğimiz solculara ben- zemiyorlar. Esas özellikleri. kavgacı ve radikal olmalan. Mıtinglerde po- lis onlan özel bir göziemeye alıyor. Fakat her seferinde bir yerden fırla- yıp eyleme girişıyorlar. Geçliğımiz yıllarda Berlin"de ev iş- galleri sırasında polisle bü>ük çatış- malann başmı onlar çektiler. Al- manya'da gündemden hiç düşmeyen Hamburg'un liman caddesindeki- (Hafenstrasse) ev işgallerini hâlâ sür- dürüyorlar. Otonomlara, Alman anarşistleri demek mümkün. Ama onlar bu tanı- mı kabul etmıyorlar. Otonomlan unlendiren son eylemleri, Berlin'de Kasım ayı başında Yabana Düş- manlığına karşı düzenlenen büyük mitingte Cumhurbaşkanı Richard von Weizsâcker'i yumurta yağmuru- na tutmalanydı. Âlman pohtıkaala- nnı iki yüzlülükle suçlayan Otonom- lar, Mölln cinayeti sonrasında Hamburg'taki cenaze töreninde de Dışişleri Bakanı Kinkel'ı yumurta yağmuruna tuttular. Otonomlar iktıdar politikacılannı yumurta yağmuruna tutarken, ırkçı dazlaklara da korku salıyorlar. Mölln olaylanndan sonra Hamburg yakınlanndakı İtzehoe 40 kişilik Al- man-Türk kanşık bir otonom grubu Nazi partisi) FAP'ın bir liderine bı- çaklarla saldırdı ve liderin koruması- nı ağır yaraladı. Bu saldın sırasında bir Türk otonomu da yakalandı. Bütün yabancılarla olduğu gibi Türklerle de içten bir dayanışma gös- teren otonomlann önde gelen yedi sözcüsüyle, amaçlan ve geleceklerini konusunda görüştük: -Otonomlan kısaca tanımlamak gerekse ne dersıniz? -Eski komünist ve sosyalist hiye- rarşik yapıyı tanımaksızın, üyeleri- nin ve bileşenlerinin eşit haklara sahip olduğu özerk bir kurumlaşma- dır. -Ne gibi gruplara aynlıyorsunuz? -îçımizde Homoseksüelleri, Lezbi- yenleri savunanlardan emperyalizme karşı mücadeleyı esas alanlara kadar değışik inisiyatifler bulunuyor. Veje- teryanlar, avalığa ve hayvanlann kobay olarak kullanılmasına karşı çıkanlarla. çevre koruma gruplan da bunlardan bazılan. Bu örgütlenme- lerimiz, sürekli ve kalıcı değil. -Almanya'da ırkçılık nasıl bir te- mele sahip. -Önce tarihimizde önemK bir ırkçı- lık birikimi görülür. Bu tarihle ciddi bir hesaplaşmaya girilmemiştir. Tam tersine gizli gizli bir Hitler hayranhğı sıradan bir çok Alman'da sözkonu- sudur. Irkçılık ve faşizmin kapita- lizmle de bir bağı vardır. Onun bir ürünüdür. Almanya günümüzde dünyanın çeşitli yerlerine kendi çı- karlan için müdahale etmek. bu böl- gelerde hakimiyet kurmak peşinde koşuyor. Yugoslavya ve Somali'de bu amaçlanna yönelik faaliyetler yü- rütüyor Amerika Birleşik Devletleri ıle dünya hegemonyası amaayla re- kabet ediyor. Bu rekabet dünya ca- pında bir hakimiyet mücadelesıne dönüşebilir. -Siz Alman ve dünya kamuoyun- da. parti liderlerine yumurta alan ını gorecegiz Yabancı düşmanlığına karşı geçen ay başında Berlin'de düzenledikleri bü- yük miting sırasında, Cumhurbaşka- nı Richard von VVeizsacker'i yumurta yağmuruna rutmalan, otonomlan un- lendiren son eylem olmuştu. gnıplar olarak bilinıyorsunuz. Orne- ğın Cumhurbaşkanı VVeizsâcker'e yumurta attınız ve Berlin mitingini kanştırdınız. Cumhurbaşkanı, in- sancıl ve yabana dostu olarak bilini- yor. böyle bir kimseye bunu neden yaptınız? -Obiryalanadır. Ülkemizdeki ırk- çı ve faşist politikanın baş sorumlusu Cumhurbaşkanıdır. Biz onun mas- kesini indirmek ve yüzünü acığa çı- karmak için böyle davrandık. -Neden başka bir şey değil de yu- murta atı>orsunuz? -Başka türlü bir şey atsak yanbş anlaşılabılir ve onlar mağdur duru- ma düşebilir. Onlann maskesini in- dirmek için böyle yapıyonız. Şiddete başvursak, bizimle ilgili yanhş değer- lendirmeler olabilir. -Fakat geçenlerde bir Nazi liderine bıçakla saldırdınız. Şiddete başvur- dunuz? -Irkçı şiddet yanhlanna karşı tutu- muz farklı. Onlara anladığı dilden hitap ediyoruz. Bıçağı çoktan haket- tiler. -Irkçı teröre kârşı naal bir mûca- dele yürütmeyi düşünüyorsunuz? -Amaamız, birinci adımda saldın tehditi altındaki insanlann kendini savunacaklan bir ortam yaratmak- tır. Aslolan insanlann kendisini sa- vunmasıdır.Sonra bu insanlann ırk- çılığa karşı aktif mücadelesini sağla- mak istiyoruz. Bazı temel sloganlan- mız şunlar: "Kendini koru", "Kendi işini kendin yap", "Kendi kendine yardım et." Bütün bu savunma çizgı- sine kollektif temelde kişisel savun- ma adı verilebilir. -Irkçı önderlere karşı saldın planı- nız dararmı? -Tabii zaten bu savunma çizgimiz, faşist önderlere saldınyı da içerir. -Bu mücadeleniz ne gibi etkiler ya- par? -Alman devletinin yapı olarak fa- şizme uygun bir iskeleti var. Halk da bu iskelete temel olacak et sayılabılir. Biz bu ikisinin birleşmesini engelle- mek istiyoruz. 1980'lerin sonunda faşistlerin kamuoyu önüne çıkmala- nnı engellemeye çahştık, belli başan- lar kazandığımızı söyleyebiliriz. Onlan bir çok yerde püskürttük ve sindirdik. -Bir tarih olarak Almanya'da Na- zizm demiştiniz? POLTTIKA VE OTESI -3.Reich'm(Hitler dönemınin) yı- kılmasından sonra faşistler sürekli olarak valıklannı sürdürdüler. 3. Reich kağıt üzerinde bitti. Faşistler, özellikle sağlık, hukuk. ekenomi ve bilimsel alanda faaliyetlerine devam ettiler. İkinci Dünya savaşından son- ra en büyükler ve en aptalîar. cezalan- dınldı. Diğerleri, yani büyük çoğun- luk, işlerine serbestçe devam ettiler. Bunlardan bir grup 70'lerin sonunda sansasyonel olaylara kendilerini gös- termek istediler. Bunlar militan ke- simdi. İkinci grup ise, bulunduklan yerleri koruyarak, kendi alanannda etkinliklerini antnmaya çalıştüar. Helmut Kohl 1983 yılında dünya ça- pında ve Almanya'da yükselen bir sağ dalganın üzerine oturdu. Faşist- lerin , Kohl'ün iktidara gelmesinde büyük katkılan oldu. Eskı yabancılaı ya^ası J. Keıcn'- taki yabanalar "yasasından kopya edilmiştir. Bu sağa dalga ile birlikte solu suçlu gören onlan hedef alan bir tutum gelişti. İki Almanya'nın birleş- mesinden sonra Batı Alman yöneti- mi içerdeki sorunlan çözmek yerine, bu sorunlan sömürerek onlardan ya- | rarlanma yolunu seçti. Devlet faşist- L leri tam anlanuyla basturnak niye- tinde değil. Aralannda çelişmeler var. Faşistleri yararlanılacak bir güç olarak görüyorlar. -Aranızda yabanalar ve Türkler var mı? -Yüzde on civannda. İtzehoe'deki saldınyı Türk otonomlanyla birlikte gerçekleştirdik. _ -Türkiye'ye bir mesajınız var mı? -Özgürlük ve eşitlik mücadelesin yü- rüten tüm güçlere devrimci selamla- nmızı yolluyoruz. MEHMED KEMAL Yokuşun YazartaruBarlas Özarıkça, gazetenin (eski Düyun-u Umumiye) şimdiki Istanbul Erkek Lisesi'ne bakan demir kapısırv dan içeri girerken eğer Dr. Erdal Atabek, bahçeye bakan pencere önünde ise yerinden şöyle bir kaykılır "Balzak geliyor, Balzak geliyor!.." der. "Bakın tıpkı Balzak!.." Gerçekten de Barlas özankça, açık alnı, ensesinde toplanmış kabarık saçları, gümrah sakalı, iri gövdesi, kocaman göbeğiyle çağcil (modern) bir Balzak'a ben- zer. Belleklerde taze duran yazar tipleri vardır, onlar gibi. Yenı tanıyanlar, yazar olduğunu bilmeyenler bile ilk karşılaştıkiarında; "Işte Balzak!.. Edebiyat tarihinin içinden çıkmış geli- yor..." Benim çizerler bölümündeki masamda konuşuyoruz. Ben üst kattaki yerimden buraya yeni indim; üstat da dü- zeltme servisindeki görevinden Dış Haberler'e yeni çık- tı. Ayaklarımızın tozunu temizliyor gibiyiz. Yeni bır kitabı çıktı (Seks Aşkı Öper-Varlık Yayınları'n- dan) onu konuşacağız. "Üstat, kitap!.." diyecekoldum, hemen sözümü kesti. "Kitap değil, kitaplar.." "Peki yaşam öyküsü?" "O kısım yazarlar sözlüğünde var." "Hangisinde?" "Hangisini açarsanız bulursunuz." Aradığımızı sözlüklerde bulacağımıza göre kitaplar- dan başlayalım: Yazar ve tarihçi İlber Ortaylı bir yazısında, "Bizde kü- tüphanenin, kitap sevgisinin, okumanın tarihi ve nederv leri pek araştırılmış değildir" der. Gerçekten okur- yazar bir toplum değiliz. Şöyle bir çevremize bakalım, okuyanımız da yazanımız da azdır. Uygar toplumlarla karşılaştırdığımızda okurumuz hemen hemen hiç yok- tur. Buna bır kanıt olarak matbaanın (baskının) geçgeli- şi gösterilebilir. Belki geçmişte öyleydi, bugün Batı'nın kullandığı en modern baskı makineleri bızdedır. Nüfus artıyor, okur-yazar artmıyor. Tanınmış yazarlarımızın ki- tapları birinci basımında üç bini aşmıyor. Oysa yabancı ülkelerde on binlerle başlıyor. Yazısıyla geçinen yazar sayısı çok azdır. Her yazarlar sözlüğünde bulabileceğimiz yaşam öy- küsüne gelince, Barlas özankça, 1948 yılında Istanbul'- un Cihangir'inde doğuyor. Baba yanından bakıldığında 250 yıl önce gelip bu kente yerleşmişler. Hem baba, hem ana yönünden dedeleri denizci. Çoğu denizlerde ölmüş. Beş yaşına kadar Cağaloğlu'nda oturmuş (yazar olaca- ğı bundan belli). Annesi öğretmen. Bizans, Osmanlı, Cumhuriyet tarinlerini annesinden öğrenmiş. Daha son- ra nüfusu o yıllarda Rumlar, Ermeniler, Museviler'den oluşan Bakırköy'e taşınmışlar. Birden kendini değişik diller konuşan mahalle arkadaşları arasında bulmuş. Okul hayatı düzgün yürüyor. llkokulu Sirkeci'de Ibrahim Müteferrika'da, ortayı Avusturya Lisesi'nde, liseyi Ka- bataş'ta okuyor. Üniversiteye Alman Filolojisı'nde başlı- yor, ama Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitiriyor. Ham- burg Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne misafir öğrenci oluyor. Sonra gezginci yaşam yılları başlıyor; Hamburg, Düsseldorf, Köln, Paris, Amsterdam, Venedik yılları başlıyor. Bunca kentten sonra Istanbul'da oturmaya ka- raf veriyor. Türlü işler de yapıyor; tercümanlık, rehber- lik, öğretmenlik.. ilk romanı "Ters Adam'ı yazabilmek için Kültür Bakanlığı kütüphanelerinde beş yıl çalışıyor. Cumhuriyet gazetesindeki çalışmasını ise şöyle tanımlı- yor: "Ahşap, yaşlı (pembe) köşke duyduğum hayranlık beni bağladı." Sevdiği yazarlar Ahmet Hamdi Tanpınar, Çetin Altan. "Dünya bir yana Çetin Altan bir yana." di- yor. Çetin Altan'ı ilk kez Deniz Kulübü'nün bir yaz ikindi- sinde görüyor. "Denizden çıkmış teknesini bağlayacak biryerarıyordu, bulduk." Çetin'i nihilistbuluyor. Sevdiği yabancı yazarları unutmuştu, saydı: Sartre, Dostoyevs- ki, Kafka... "Ne varsa yazıda var, başka uğraş tanımıyorum " de- di. BULMACA SOLDANSAĞA: 1/ Kemal Tahir'ın bir ro- manı. 2/ Güzellık, ahm... Türk müziğinde bir ma- kam. 3/ Bir tiyatro oyun- cusunun, karşısındakinin sözüne gerekli karşılığt vermesi.. Eylemleri olumsuz yapmakta kul- lanılanek.4/Kalabahk... 6 Akciğerleri dinlerken he- -j kimin duyduğu patolojik ses. 5/Mücadele. 6/Yap- 8 ma, etme... Bir tembih q sözü. 7/ Fide yetiştirmek 1 2 3 4 için aynlmış toprak bölümü... Bi- nek hayvanlannın sırtındaki otur- malık. 8/ Dökülen tohumlarla ertesi yıl çıkan tahıl.. Tropikal Af- rika'da yetişen ve odunu maran- gozlukta kullanılan bir ağaç. 9/ Yunan mitolojisinde kır tannsı... Nemli toprak. YLKARIDAN AŞAĞIYA: 1/ Orhan Pamuk'un bir romanı. 2/ Mehil.. İri ve boru biçiminde be- yaz ya da san renkli çiçeği olan bir süs bitkisi. 3/ Türkiye Cumhuriyeu ile sınırlan olan ülkelerin sı- nır bölgeleri içinde oturan Türk vatandaşlanna serbestçe gidip gelmeleri için verilen belge. 4/ Yıldızçiçeğj... Kâfi gelmeyen. 5/ Isviçre'de bir kanton.. Bır bağlaç... Gümüşün sımgesi. 6/ İpten düğümlü saçaklarla oluşturulan bir el sanaü. 7/ Su... Tevfik Fikret'in, şimdi müze olarak kullanılan evi. 8/ Samanından ay- nlmamış arpa, buğday yığınlan... Kumaz, açıkgöz. 9/ Hangi şey... Zekâ yaşı 7-12 arasında olan kimse. EMİRDAĞ SULH HUKUK HÂKİMLİĞİ'NDEN 1992/28 Davacılar Halise Avcı vs. vekili tarafından davalılar Ahmet Sa- zak ve arkadaşları aleyhine mahkememize açılan taksim davasının mahkememizce yapılan yargılamasında verilen ara karar uyannca: Davalılardan Ahmet Sazak'ın belli bir adreste bulunamaması ve tüm aramalara rağmen adresinin de tespit cdilememesi nedeniyle, mu- risine ait taşınmazlann taksımini içerir dava dilekçesi ve dunışma gü- nünün Türkiye'de yayımlanan yüksek tirajlı gazetelerin birisinde Uamna karar verilerek duruşması 22.1.1993 tarihine bırakılraıştır. Belirtilen günde adı geçenin dunışmaya katılmadığı veya kendisi- ni bir vekille temsil ettırmedıği takdirde, yargılamaya yokluğunda de- vam olunup karar verileceği ilanen teblıg olunur. Basm: 52251 İLAN BAKIRKÖY 2. SULH HUKUK HÂKİMLİĞİ'NDEN Sayı: 992^790 Davacı Ünal öztürk vek. tarafından açılan vası tayını davaa sebebiyfc. Tekirdağ, Şarköy, Ulucamı Mah. C:020,01.S:62. K.:57de nüfusa ka- yıtlı Kaam ve Refiye'den olma 1332 D.lu Kezıban özlürk"ün hacır alüna alınarak, aynı yerde nüfusa kayıtlı Ahmet ve Keziban'dan olma 1953 D.lu oğlu Ünal Oztürk'ün vası taymıne karar venlmış olduğundan. ış bu kara- ra itıraa olanlann kanunt süresınde ıtiraz etmediklen takdirde karann kesinleşmış sayılacağı hususu ilanen teblığ olunur 7.12.1992 Basın: 14101
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle