12 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
CUMHURİYET/12 PAZAR KONUĞU 19 OCAK 1992 THEAMERICAN UNIVERSITYİSLAMİARAŞTIRMALAR KÜRSÜSÜBAŞKANIPROE DR. ŞERÎFMARDİN: İslambaşka,İslamihareketbaşkaDin sosyolojisi üzerine çalışmaya başladığında, Prof. Şerif Mardin meslektaşları tarafından yadırganmıştı. Artık durum değişti. İslam ile ilgilenmek, üniversitelerde neredeyse "moda" haline geldi. Prof.. Dr. Mardin'le, yıllarca üzerinde çalıştığı Said Nursi, din olarak tslam ye politik ideoloji olarak İslamcılık arasmdaki farklılıklar, İslam ve demokrasi ilişkileri üzerine arkadaşımız Ruşen Çakır konuştu. SOYLEŞIRUŞEN ÇAKIR PAZAR KONUĞUProf. Dr. Şerif Mardin ile Istanbul Cihangjr'- deki evinde görtiştuk. özel işleri dolayısıyla Tür- kiye'ye kısa bir süre için gelmişti. Bu arada "Re- Hgton and Sodal Change in Modcrn Turkey, Tbe Case of Bediazzaman Said Nursi" (Modern Tûrkiye'de Din ve Toplumsal Değişme, Bediüz- zaman Said Nursi Olayı) adü kitabının çevirisi- ni, ftetişün Yayinlan yetkilüenyle birlikte, son kez gözden geçırecekti. Bız de söyleşimize Türkiye'- de büyuk yankılar uyandıracağı kesin olan bu ki- tabıyla başladık... WBBBedıuzzaman Said Nursi ile ilgili çalış- mamzın byküsünu anlatabilir mistniz? 1960'h yülarda Ankara'da, o zamanlar Üahi- y«l Fakiıltesi'nde öğretim üyesi olan değerli bir profesörden haber geldi. Dedi ki, "Birtakım ev- rak toplatılmış, »dliyede dnruyor. Bonlar gerici- ierin bastıklan veya el yazısıyla çof altüklan ri- satelerdir. BunJar bakkında bir zabıt tufntocak. Daha sonra mahkeme karar verecek." Beraber- ce adliyeye gittik ve çuval içindeki nsalelere bak- tık. Ben o zamanlar eski yazıyı bilmiyordum. Profesör bana, "BunJar Tnrkiye'nin en tebliketi gerid ansurianufl Atatnrk devrimleriııe karşı bir cepfce otaştunnak için yaptıklan propagandadır. Ben risalelerde ileri suriüen fikirleri bUiyoram. Okudum, cumhuriyetin temelkrine karşı oMuk- buraı biliyoniin. Ona göre bir zabıt hanrtadım. Sen de imzalar mısın" dedı. Her ne kadar risale- leri okumamış idiysem de, o kişiye olan itimadım nedeniyle zabtı irnzaladım. Mahkemeye intikal et- tiği zaman, tahmin ederim ki verilen karar bu ri- salelerin dağıtılması aleyhineydi. Gel zaman git zaman, bu halktan çıkan birta- kım neşriyatın nasıl bir şey olduğunu merak et- tim vc biraz da vicdani bir borç olarak Nnrculn- ğa araştırmaya başladım. O zaman flk etapta karşıma şu mesele çıktı: Nurculuk bir propaganda olabilir, fakat bu pro- pagandamn tutması, birçok kimse üzerinde etküi olması göstenyor ki orada bir boşluk var. Böy- Icce, "Bu boşlnk nedir" diye düşünmeye başla- dım. Zaten bir sosyalbilimci, bu işin propagan- laamdır. Ama o merkezi sisteme itimat etme ka- baca iki yoldan olabilir. Birincisi, empoze edilmiş olan fikirlerin kabu- İQ şeklinde olabilir. Bu, daha çok geleneksel top- luluklarda kabul edilen bir yoldur. Modernleşmeyle birlikte, çeşitli nedenlerden dolayı, tek bir yerden gelen bir mesajı bir yol gös- terici olarak kullanmak artık çok zor hale geli- yor. O zaman süreç ve söylem, eskisine nazaran daha çok önem kazanmaya başlıyor. Şahıslann emirlere itaat etmeleri artık çok zor oluyor, çün- kü modern dünyada insanın gidebileceği yolla- nn sayısı da artmış bulunuyor. Bu yollardan birinin seçimini, yalnız emirle meydana getırmek mumkün değil, o emirin git- tikçe zenginleşen bir şerhıyle ikinci bir yol açıla- bilir. Bazı modernci sosyologlar, eskıden emir ha- linde olan şeylerin, o emirler değişmese bile, emir şeklinden çıkarak söylendiğini belirtiyorlar. Said Nursi'nin ilginç ifadelerınden biri şudur: "Artık bugun insanlan ikna etmek için oniara bir şeyin neden böyle olduğunu anlatmak gerekir." Işte bu, Batılı sosyologlann bulduklarına çok >a- kın. Bu açıdan Said Nursi'nin yaptığırıı bir şerh ve yorum çalışması olarak gördüm. Bu çalışma ise kendine mahsus bir söylem ortaya çıkanyor. Belirli İslami kurallan, onlan yalnız çıplak birer emir olarak deği] de, içlerinden değişik istikamet- ler çıkartılabilen zengın bir bileşım olarak gör- düğünü anladım. Bu açıdan kitabın sonunda, Said Nursi'nin bir- takım islami değerleri bir anlatım, bir şerh, bir yorum konusu, bir söylem olarak geliştirmesinın nasıl inanç sistemleri üzerine çalışan Batılı sos- yologlann bulgulanyla uyuştuğunu göstermeye çalışıyonım. ••^•KSaû/ Nursi ile ilgilenmeniz yakın çevre- mzde ne gibi tepkilere yol açtı? örneğın tsmet tnönü 'nün bu konuda size uyarıda bulunduğu- nu anlatmıştmız bir keresinde... tsmet İnötıü bunu öğrendiği zaman, "Dikkat et, bu adam çok tehlikeli bir adamdır. insanla- nn akıllanıu çelmekte fevkalade etkili çalışma- Ş E R İ F M A R D İ N Şerıf Mardin, 1927 yılında tstanbul'da doğdu. Lısans ve lısansustu oğrenımını ABD'de tamamladı 1954 'te asıstan olarak gırdığı Ankara Ünıversıtesı Sıyasal Bılgıler Fakultesı'nden 1973'te ayrılıp Boğazıçt Umversıtesı'ne geçtı. Halen Washmgton'daki The Amencan Unıversıty'de İslami Araştırmalar Kursusu Başkanlığı yapıyor. Jon Turklerın Siyasi Fikırleri, Din ve İdeoloji adlı kıtaplarının yanı sıra çeşitli makalelerının derlendığı dort kıtabı, lletişım Yaymları'nda çıktı önemli degil," diye cevap veriyorlardı. Halbuki en önemlisi olduğuna hiç şüphe yoktu, çünkü po- zitivizm meselesinin başında şöyle bir çıkış nok- tası var: "Din ortadan kalkıyor. Fransu Devri- mi Katolikliği yıkö, yerine bir şey koymak gere- kiyor." Kimse Tûrkiye'de, Comte'un, dinin yerine top- lumu birbirine yapıştıracak yeni bir şeye ihtiyaç olduğunu söylediğini hatırlamıyordu. Comte'un "Acaba dinin yerine insanlık ideolojisini soka- biHr miyiz" diye bir kaygısı vardı. Dolayısıyla din meselesinin, baştan itibaren toplumu ayakta tut- mak, ilkelerini pekiştirmek, hatta topluma bir te- mel vermekle ilgili çok ilginç bir bağlantısı var. Bütün modern sosyoloji, din ortadan kalktığı za- man yerine ne gelecek problemi üzerine kurula- bilir. Arkadaşlarımızın çoğu bunu unutmuşlar- dı. Ben de bunu sonradan anladım. Bundan do- layı meslektaşlanmla aramızda çok buyük soğuk- luklar olduğunu gizlememek lazım. Fakat ona rağmen karşılıkh saygı ilişkilerini muhafaza ede- büdik diyebılirim. \80'lıyıllarda Tûrkiye'de bir İslami uya- nış yaşandığından söz edildi. Bunun, bireylerin gundelik yaşamlanna yansıması kısmını bir ke- nara bırakıp, politika ile ilgili yönünû ele alalım istiyorum. Politik İslami hareketliliğin, Türkiye'- nin yeniden demokratikleşmesıne, diğer siyasi güçlerm özgürce varlık gösterebilmelerine para- lel olarak 80 sonlarma doğru etkı ve önemini gi- derek yitirdiği görüşüne katılıyor musunuz? Orada esas bir problem var. FlS'in (Cezayir İs- lami Seiamet Cephesi) söylediklerinden de bu or- taya çıkıyor. Demokrasi diye bir kavramın Islam- da doğrudan doğruya yerleşmesı mumkün değil. Çünkü demokrasiyle birlikte ortaya konulan bazı dokümanlar var. Mesela anayasalar insanın gün- lük hayatını tayin edici dokumanlardu". FlS'in açıklamalarından çıkan yaklaşım şu: "tnsanlann insani dokumanlaria suurlanması ts- lama karşıdır, esas dokuman Kuran olduğuna gö- re, Kuran'dan çıkanimış ilkeler en iyi, en temel Okeler olabilir.' Bu açıdan, bundan bir süre önce bir FIS yet- kilisi, çekinmeden "Demokrasi dinsizliktir" di- yebilmiştir. İslami hareketlerin bir açmazı var. Modern za- manlarda politikanın ön planına çıkan insanla- nn sayısı ve yüzdesi, demokrasi olsa da olmasa da, eski zamanlara göre çok fazla. Bugün bir idareci, eskisine nazaran daha çok sayıda insani göz önunde bulundurmak zorun- da. îkincisi, politikanın ön planına çıkmış bu in- sanlann merkezi idare sistemiyle ilişkilerinin na- sıl olacağı konusunda Batı'da kurulmuş olan bir demokrasi sistemi var. Demokrasi sistemi, bu çok birinde bu köprünün kurulduğunu görmedim. Bu köprünün kurulması, ancak bazı insan haklan- nın bir dokuman içine konması, bunun yarunda insanlann iktisadi sistem içine meczediİmesi ve oniara siyasi sistem içinde yer verilmesiyle olabi- lir. Genel İslami sisteme bakıyorum da, bu üç ha- diseyi ortaya çıkannakta buyük zorluklarla kar- şılaşıyorlar. Modern zamanlarda bir topluluğun dogru durüst çahşabilmesı için bazı insan hakla- nmn çok açık olarak ortaya konması gerekir, bir insan haklan şartı olması gerekir. Ümit ederim ki kimse beni dinsizlikle suçlamaz, ama Kuran'dan çıkarılacak olan insan haklan prensipleri fevkalade genel şeylerdir ve insan hak- lan böyle bir genel sevıyede kalamaz. Kaldı ki ge- nel insan haklan içinde kadın haklannın çok önemli bir yerinin olması gerekir. Genel İslami kurallardan bir insan haklan şartının, modem bir insan haklan şartının beraberinde getirmiş oldu- ğu çok kesifî ilkelerin çıkanldığmı görmedim şim- diye kadar. •^^^•^4/na İslam deyince hep Islamcılara ba- kıyoruz, Orneğin Mısır'daMUslüman Kardeşler'e, Cezayir'de FlS'e bakıyoruz. Sorun belki buradan kaynaklanıyor, çünkü sıradan Muslüman olarak tanımlanabilecek insanlann buyük çoğunluğunun insan haklan, kadın haklan, demokrasi perspek- tifi pekala olabiliyor. Evet, bu nedenle ben hep İslam ile İslami ha- reketleri birbirlerinden ayırmak gerektiğini söy- lüyorum. Islam, kendi içinden çok zengin tefsir- ler çıkarabilecek olan bir temel teşkii ediyor. Bu temelin üzerinde çalışan kımseler var. Mesela Pa- ris'te Muhammed Arkun. Şuna işaret etmek istiyorum: Bu temel üzerin- deki ince, bilimsel ve İslami bilerek yapılan ça- hşmalann daha çok yerde yapılmasını umit ede- rim ki uzun vadede böyle bir İslami model orta- ya çıksın. Benim korkum, İslami hareketlerde bu ince- likte bir tefsirin hem yapılmamış, hem de yapıl- dığı zaman da tepkiyle karşılanmış olmasından geliyor. Bundan dolayı bu gibi tefsirlerin artma- sım temenni ediyorum. WKB^MSizin Said Nursi çalısmalannda sözünü ettiğiniz bir "siirsellik" olgusu var. Şöyle diye- bilir miyiz: tslami hareketler, dinin, insani kal- bınden yakalayan şiirselliğini ıptal edıp, horgö- riip doğrudan beyinlere sesleniyorlar. Batılı po- Zitivistlerin yaptığı gibi, hatta bazen onlardan da- ha fazla. Çok güzel bir noktaya değindiniz. Çünkü ba- na öyle geliyor ki modern islami hareketler, po- zitivizmden, Danvirüzmden ve çatışmacı siyaset ideolojılennden ne kadar etkilendiklerinin farkın- Modern zamanlarda bir topluluğun d?g. ru dürüst çalışabilmesi için bazı insan haklannın çok açık olarak ortaya konması gerekir. Ümit ederim ki kimse beni dinsizlikle suçlamaz, ama Kuran'dan çıkarılacak olan insan hakları prensipleri fevkalade genel şeylerdir ve insan haklan böyle bir genel seviyede kalamaz. Kaldı ki genel insan haklan içinde kadın haklannın çok önemli bir yerinin, olması gerekir. dasııun ne olduğunu değil, o propagandanın han- gi boşluğu doldurduğunu ele almahdır. Bu yüz- den, o boşluğun ne olduğunu anlayabilmek için Said Nursi'nin hayatımn muhtelif safhalannı in- celemeye başladım. Ve bu safhalarda verdiği me- sajın karşısmdakileri ne derece ikna edici oldu- ğunu ölçmeye çalıştım. Çünkü hayatımn muhte- lif safhalannda hitap ettiği insanlann turu baş- ka. Sosyal arka planım araştırmaya çalıştım. Ta- bii bu beni uzun zaman meşgul etti. Çünkü bu, birtakım tarihsel araştırma yapma mahiyetini ta- şıyordu. Bu sorulara bir cevap bulabildikten sonra Sa- id Nursi'nin kendi özel stilinden gelen özelbkle- rinin neler olduğunu anlarnaya çalıştım. Bu iki problemin birleştıği yerde bir söylem gördum. As- hnda Said Nursi'nin söylemi, Türkiye'de, Osman- b Imparatoriuğu'nda çok geniş bir şekilde pay- laşılan bir söylemdi. İslam da bu söylemin içeri- ğini meydana getiriyordu. Onun için Said Nur- si'mn mesajmı, bır nevi, bu söylemi daha yeni bir biçimde ifade etmek şeklinde görmeye başladım. Bizim değerli profesörumuzun bana belirttiği gi- bi "gericilik"îen çok, modernliğe yaklaşmaya ça- Uşan bir söylem gibi gördüm. Fslamhğın, bir çe- şit, yeni şartlar içinde nasıl etkili bir şekilde de- vam edebileceğinin macerası gibi geldi bana. Yani Said Nursi'de bir dereceye kadar bir modernlik görmeye başladım. O zaman Said Nursi'nin yap- bğuun sosyologlar tarafından daha geniş bir çer- çeve içinde değerlendirilip değerlendirümediğini, yani bu olayın bir dunya hadisesı olup olmadığı- nı araştu-maya başladım. Kaynaklan ınceledikten sonra şu sonuca var- dun: Ayakta durmak için her topluluk bir şeye itimat etmek zorundadir. Bir söyleme, bir ideo- lojiye, bir merkezi inanç sistemine itimat ettnesi Modern İslami hareketler, pozitivizmden, Darwinizmden ye çatışmacı siyaset ideolojilerinden ne kadar etkilendiklerinin farkmda değiller. Bunun yanmda başka türlü yaklaşımlar olduğunu da örneğin Muhammed Arkun'un çalışmalarından biliyoruz. Modernliğin bir basitliği vardır. Modernist İslami hareketler modernliğin o basitliğini olduğu gibi almışlardır; bunu üstlerinden atmaları lazım. Arkadaşımız Ruşen Çakır, kısa bir sure için Turkı>e>e gelen Prof. Dr. Şerif Mardin (sağda) ile İstanbul'da, Mardin'in Cihangir'deki evinde goruştu. bui ranbr", demişti. Neyse, güldük beraber, ama Paşa gülmüyordu, endişeliydi. Said Nursi'nin ca- zibesinden korkan bır ifadesi vardı. O zamanki arkadaşlanmıza gelince. Onlarla paylaştığımız değerler içinde Marksizm vardı, Max Weber vardı, kendilerini pozitivist olarak% görenler içinde Auguste Comte'tan bazı şeyler çı- karmak berhalde gerekhydı. Sonra, Emüe Durk- heim'dan da faydalanarak iş görülüyordu. De- mek ki dört büyuk sosyolog o zamanın sosyolo- jisini ve siyaset bilimini etkileyen kimselerdi. Bu dört kişi gerçekten çok pozıtivisttiler. İnsanlann davranışlanm anlamada pozitivizmin faydalı ol- duğuna inanıyorduk. Bilhassa Marksist arkadaş- lanmızm en önemli boşluklanndan biri, Marx'- ın din hakkında söylediklerini hiç bir zaman cid- diye almamış otmalanndan doğuyordu. Marx'- ın Turkiye'deki Marksistlerin duşündüklerinin çok ötesinde, çok daha incelikli, ampirik bulgu- lara dayalı yaklasımlan var din konusunda. Ote yandan Max Weber'in genel iktisadi yorumlan- m kabul edenler arasında, onun aynı zamanda bir din sosyoloğu olduğunu unutanlar vardı. Sonuç olarak, arkadaşlarla konuşruğumuz za- man, "Sen baksızsın, ben haldıyun" şeklinde bir söyleşi ortaya çıkmıyordu, paylaştığımız ve doğ- ruluğuna inandığımız bir sosyolojik ve antropo- lojik birikimin içinden, "Siz en önemli olanlan' unutuyorsunuz" şeklinde bir ifadede bulunabi- liyordum. Onlar da, "Unottnk; ama bunlar da sayıda insam politik süreç içinde ne şekilde mec- zedeceğinı anlatıyor, prensiplerini veriyor, muh- telif şıklanm ortaya koyuyor. Üçüncüsü, İslam, siyasi platformun ön kesi- tinde bulunan bu çok sayıda insani hangi idari prensiplerle bir üişki içine getirebilir? Idareciler- le idare edilenler arasmdaki sistem İslam tarafuv dan nasıl göruluyor? Şimdiye kadar hiçbir İslami sistemin, idare edenlerle edilenler arasında sağlam bir köprü kur- maya yönelik bir programı olduğunu görmedim. • Demokrasi bir bakıma, idare edenlerle edilenler arasında bir sistem, bir köpriıdür. Halbuki dün- yada bugün mevcut olan İslami sistemlerin hiç- da değiller. Bunun yanmda başka türlü yakiaşım- lar olduğunu da, örneğin Muhammed Arkun'un çahşmalanndan biliyoruz. Ama önce bu hareket- lerin, modernliğin beğenmedikleri bazı taraflanna asiında bilmeden, anlamadan girmiş oldukianru ıdrak etmeleri lazım. Modernliğin bir basitliği vardır. Modernist İs- lami hareketler modernliğin o basitliğini olduğu gibi almışlardır, bunu üstlerinden atmalan lazım. ima bunu üzerlerinden attıklan zaman kendi varoluslannt da iptal etmiş olmayacaklar mı? İnsan bir basitliği üzerinden atarsa varoluşu- nu inkâr etmiş ohnaz, yalnız o varoluşunun bi- raz daha ince ve sofîstike bir aniayışma vanr. Su- fUiğin Islama getirmiş olduğu önemli katkılardan bir tanesi, hiçbir zaman basıtlığe batmamış olma- sıdu*. Sanmam ki tasavvuftan anlayan birisi mo- dernliğin bu basitliğine kanabilsin. Bu ancak ta- savvuftan bihaber olan insanlann yaptığı bu- şey olabilir. Sanıyorum ki ikisi arasında bir ilinti var. Tasavvuf 19. yüzyıla kadar İslami ilkelerde çok etkindi, fakat birtakım Islamcı reformcular, ta- savvufun insanlan miskinleştirdiği iddiasıyla, "Biz tasavrufla ilişlrimiri kesiyoruz," dediler. Bence çok yanüşd. Belki birer politik hareket ada- mı haline geldiler ve basitlik de o şekilde ortaya çıktı. Yani politik strateji ve taktik -bu sözlerle kimleri anırtısattığıınızı büiyorsunuz- onlar için birincil bir şey hahne geldi. Şimdiki durumda, ta- savvufun çok daha felsefi, çok daha derin olan birtakım görüşlerinin yeniden şayan-ı kabul ol- ması lazım. İŞLETMELERİMİZ İHTİYACI ( + % 25 TOLERANSLA) 1.000.000 TONCURUFUN HAFİR VE NAKLİ, 40.000 TON BÜYİJK SKAL NAKLİ VE 2.000 TON KÜÇÜK SKAL NAKLİ İŞLERİ İHALE YOLUYLA YAPTIRILACAKTIR. Şartnameşı. bedelsız olarak aşağıdakı adreslerden almabıbr. KARABÜK'te Demır \eÇelık Fabnkalan MuessesesıTEDA- RİK ve İK.MÂL MÜDÜRLÜĞÜMÜZ. (Tel 9 463 82754) ANKARA'da Zı>aGokalpCaddesıNo 80KURTULUŞ'tab GENEL MÜDÜRLÜĞÜMÜZ. Muessesemız 2886 sayılı Devlet thale Kanunu'na tabı olmayıp ihaleyı yapıp yapmâmakta veya kısmen yapmakta veya diledığıne vermekte serbesttır tstekiılenn şartnamemız esaslanna göre hazırlayacaklan kapalı teklıf mektuplannı. geçıcı temınatlanyla bırlikte en genç 13 Şubat 1992 Perşembe gunu saat 14 00'e kadar KARABÜK'te Muessese- mız Haberleşme ve Arşıv Mudurluğü'nde bulundurmaları ılan olunur TÜRKİYE DEMİR VE ÇELİK İSLETMELERİ GENEL MÜDÜRLÜGL KARABÜK D.Ç. FAB. MfJESSESESİ MCDCRLÜĞÜ Basın 17550 ÇA Y İŞLETMELERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ'NDEN RİZE 382 TON SÜLFİT KÂĞIT SATIN ALINACAKTIR 1) Kuruluşumuz ıhtıvacı olarak muhtehf ebatta 382 ton sülfit kâğıt teklıf alma usulu ile satrn alınacaktır 2) Bu ışe aıt şartnameler aşağıdakı adreslerden 250 000 TL bedelle tahsılfişıkarşıhğında temın edılebıiır a)Çay tşletmelen Genel Mudürluğü, Satmalma Mudurluğu-Rıze b)Çay Paketleme Fabnkası Mudürluğü. Buvukdere-tstanbul c)Çay Işletmelen PazarJama BöJge Müdörluğu. Önder Mah Ereğlı Sok No 22 Sıteler-Ankara d) Çav Jşletmelerı PazarUma Bölee Mudürluğü. Emek Mah Ana- dolu Cdddesı No 213 5 Karşıyaka-lzmır 3) Ihaleye katılmak ısteyen firmalann şartnarae esaslan dahıhnde hazırlayacaklan leklıfmektupldrımengeç 10 2 1992gunüsaal 14 00'e kadar Çay Işletmelen Genel Mudüruğû, Salınalma Mudurluğu-Rıze adresınde bulunacak şekilde ıadelı-taahhutlu olarak gondermelerı ve- ya belırtılen tanhe kadar elden vermelerı gerekmekledır Teklıf mek- tuplan avnıgun saat 15 OO'teaçılacaktır 4) Postada meydana gelen gecıkmeler ı!e telgraf. teleks ve faksla ya- pılaeak başvurular kabul edılmez 5) Genel Mudurluğümuz 2886 sayılı yasaya tabı olmayıp ihaleyı ya- pıp yapmâmakta. kısmen veya diledığıne yapmakta serbesttır Basın. 17531 T.C. MERSİN 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESt EsasNo 1990 879 Karar No 1991 919 Davacı HuseyınSatık Vekılı A\ NeiimıSağav-Mersın Davalı Songül Sjtık Akpazar nahıyesı Guneşdere köyü MAZGİRT TUNCELI ' ^ Dava Boşanma Davatanhı 17 12 1990 Karar tanhı 25 11 199J Davacı vektlı larafından davalı aleyhıneaçılan boşanma davasımn yapı- lan duru^ması sonunda tçelılımerkezılçesıBarbarosMahallesıcılt 004 7. sayfa 50kutuk 634'- de nüfusa kayıtlı Azız ve Nadıre"den olma 1961 d lu davacı HUSEYtN SATIKıleTosunveSayıme'denolma 1962 d lu davalı SONGUL SATIK'- ın M K 'nun 134 maddesı gereğınce BOŞANMALARINA, taraflann ortakçocuklan 1980d luDemet. 1982d luEvrenıle 1987d luEren'ın vela- vetlennın davacıya verılme^ıne. velavetlen davacıva venlen çocuklann davalı annelen ile şahsı ılışkılennın gelıştınlmesı ıçın her ayın ılk cumartesı gûnıi sabah saat 9 00'dan pazargunü akşam saat 17 00'ye, herdını bayra- mın ıkıncı gunii sabah saat 9 00'dan üçüncü gunu akşam saat 17 OO'ye kadar ve 1-31 temmuz tarıhlen arasında davalı annenın yanında kalarak şahsı ılışkılennın gelıştınlmesıne. davacı tarafından yapılan 25 500 TL yargılama gıden ile dava tanhı ıtıbanvle avukatlık ücretı tanfesı gereğınce 100 000 TL maktu ucretı vekaletın davahdan alınarak davacıya venlmesı- ne, peşın alınan 5 000 TL lıra harcm mahsubu ile bakıye 2700 TL harcın davahdan tahsılınedaır karar 25 11 1991 tanhındedavacıvekılınınyûzune karşı davalının vokluğunda venlmış olup ışbu ılamın teblığ tarıhınden ıtı- baren 1S gun ıçersınde davalı tarafından temyız edılmedığı takdırde kara- nn kesıniejeceğı hususu ılanen teblığı olunur H 12 1991 Basın 17631 ANKARA ASLİYE 8. HUKUK HAKİMLtĞI'NDEN Sayı 1991 339 Davacı Gülşen Kınacı vekılı tarafından davalı Yakup Kılıçoğlu aley hıne açılan velayet davasımn yapılan vargılamasında venlen ara karan gereğın- ce. Davalı Yakup Kılıçoğlu'na teblıgata sanh açık adresı tespıt edılemedı- ğınden. dava dıtekçesı ve dunışma gun ve saatının ılanen teblığıne karar venlmış olup, davacı Yakup Kılıçoğlunun dunışma günü olan 28 1 1992 günusaat 10 50demahkemedebızzatbulunmanızveyakendınızıbırvekıl- le temsıl ettırmenız, duruşmaya gelmedığınız takdırde HUMK "nun''156 say ılı kanunla değışık 213 maddesı gereğınce davanın gıyabınızda netıcele- neceğı dava dılekçesı ve duruşma gun ve saatının teblığı yenne kaın olmak uzere ılanen duyurulur 29 11 1991 Basın 17763 TAŞKÖPRÜ SULH HUKUK MAHKEMESİ'NDEN DosyaNo 1991 334 Davacı Rukıye Yurtseven ve arkadaşlan vekılı Av Mustafa Günay tarafından davalı Reeep Ismaıloğlu ve arkadaşlan aleyhjne açılan ta- pu ıptalı ve tesal davasımn yargılaması sırasında venlen ara karan gereğınce Davalı Recep fsmaıloğîu'nun adresı tespıt edıiemedığınden ılanen tebhgat yapılmasına karar venidığınden 5.2 1992 gunlu duruşmaya gelıp beyanda bulunması ya da kendısını bır vekılle terasil ettırmesı aksı halde yokluğunda yargılama vapılacağı ve karar venleceğı ılanen teblığ olunur „ . . , . , Basın 45^3
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle