19 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
CUMHURÎYET/6 DİZİ-RÖPORTAJ 11 EYLÜL 1990 ALPAY KABÂCAL1ARAP ÇOLLERINDE TURKLER Yıl 1911 Tobruk'u alan ttalyanlar, Trablus'a da asker çıkararak kıyıyı işgal ederler. Ancak ilerlemeleri kolay olmayacaktır Trablusgarp'ta ölmek...— 3 — Binbaşı Enver Bey (sonıa Paşa), Almanya'- dakı hanım arkadaşma yazdığı 8 Ekim 1911 tarihli mektupta der ki: "Ah sevgili, kendimden ntani)oram, bu halde sizin karşınıza çıkamam. Şu halyanlar bizi igrenç, utanç verici bir dunıma duşurdu- ler ve ben, bu çok zajıf ınsan, şerefimize ve kendiınize dnydugumuz saygıdan öturu bu le- keyi kendim silmek istiyonım. Bu saürian olnıdugumuzda, gidecegim ye- re gitmiş ofacagun. Kimse nereye gittigimi bil- tniyor. Trablos'tan sesimi duyurmak istiyo- rum. Hukumet bu işten vazgeçse bile ben, ka- nım bu utanç verid lekeyi yıkayana kadar ka- ranmdao dönmeyeceğim." Ertesı gün de şöyle yazar: "Sabahın saat 5'ioden beri son haarlıkla- nmı bitinnek için şehirde koştunıp durdum. Gorevim bu sefer beni, hiçbir maddi sonuç alamayacağım bır amaca dogru goturuyor. Trablus, zavallı memleket, kaybetti şimdi- lik... Kimbilir, belki de ebediyyen... Peld o zamao niye gknyonım? İslam dunyasıııın biz- den bekledigi bir ahlaki gorevi yerine getir- mek için." 14 ekimde iki arkadaşıyla bırlıkte tskende- riye'ye çıkan Enver Bey, Mısır'dan Tunus'a geçer. 22 ekim günlu mektubunu, bir kum de- nizinde ağır ağır yol alan küçük bır trenden yazmaktadır: "Sankl vdcudumun ber uzvu *yn oynuyor gibi. Ogle yemegini yedim, sadece kırmızı hur- ma. Şimdi alışmam gereken bir viyecek bu. Tanınraamak için 3. mevkide seyahat ediyo- rum, etraıımda beyaz maşlaklı bedeviler var. (...) Çöl nizgfin hepimia ince bir kum taba- kasıyta örtuyor. Pencereler kapah olduğu hal- de bu kum ber yerden giriyor. Yuzlerimiz kum içinde, saçlarımız pudralı, ama en kötusü, bu kum insanın ağzının içine giriyor ve onu da yutmak gerekiyor. (...) Bingari'den gelen ha- berier iyi, ber yerde ordular bizim saflanmız- da savaşıyorlar ve sav aşacaklaraış ve butun Orta Afrika'ya hukmeden Sunûsi şeyhlerinin Uderi de bizden olacak." ttalyan saldınsı bekleniyordu Libya, Osraanlı egeraenhğındeydi. Trablus- garp vilayelı ıle Bıngazı'yı de içıne alan Ce- belılübnan "mustakil sancagı"ndan oluşuyor- du. Kanuni Suleyman dönernınde, 155 l'de tspanyol şövalyelerınden ahnan ülkeye, uç bu- çuk yıizyılı aşkın bır sure Osmanlı egemenlı- ğınde kalmasına karşın hiçbir hizmet göturül- memişti. Burada çeşitli ırklardan, rnezhepler- den insanlar genlık, bakımsızlık, yoksulluk içinde yaşıyorlardı. Değişık diller konuşulu- yordu... Kısaca, henüz uluslaşma aşamasına gelmeraiş bır Afrika ülkesiydi Libya. Ülkede 15-20 bin asker bulunduran Osman- lı Devleti, Ikinci Meşrutiyet'ten sonra bunla- nn önerrüı bir bölüraüyle silahlan ve cepha- neyi Yemen'e gönderdı, lmam Yahya ayak- lanmasını basürmak amacıyla. . Vali ve ko- mutan Muşir Ibrabim Paşa buna direndıyse de ttalyanlann baskısı sonucu 191 l'de Hak- kı Paşa kabinesince görevden alındı. ttalyanlann Trablusgarp'a saldırmalan, (11- keyi işgal etmeleri artık beklenen bır olaydı... Italya, 28 Eylül 191 l'de Osmanlı Devleti'- ne bir nota verdi. Birtakım gerekçeler ileri sü- rüldukten sonra Italya'nın, onurunu korumak ve çıkarlarıru güvence altına almak için Trab- lus ve Bingazi'yi işgale karar verdıği belirtıh- yordu. Bu karar, başlıca Avrupa devletleriy- le gönişüldükten sonra alınmıştı. Osmanlı Devleti, bır yandan ıç sorunlany- la, bir yandan da Bosna-Hersek, Bulgaristan, Girit sorunlanyia uğraşıyordu. Balkanlar kay- ruyordu. Büyük devletler, bu kaynaşma so- nucu kendilerine düşecek payı hesapliyorlar- dı... Sait Paşa hükümeti aşağıdan aldı: Cevap notasında, Italya hükümeti işgale yönelmez ve Osmanlı toprak bütunlüğü bozulmazsa, ttalya hükumetine ekonomık ayrıcalıklar ve- rilebüeceği açıklanıyordu. Bu cevap notasının verildığı gun halya savaş ilan etti... Hükiimet kararsızdı ama... 1 Ekim 1911'de kıyıyı abluka eden ttalyan donanması, 2 ekimde Trablus'a 1700 denız eri çıkardı. Kumandan vekih Neşet Bey, kentte- ki zayıf Osmanlı birliğinı 40 kilometre ıçer- dekı Aziziye kasabasma çekti. 5 ekimde Tob- ruk işgal edildi. 11 ekimde Trablus'a 34 bın kişilik bir kuvvet daha çıkarıldı. Kıyı işgal edilmişti artık. Ancak ttalyanlar içeriye doğru kolay kolay ılerleyemiyorlardı... Hükumet, başlangıçta bu olup bıttiye kar- şı koyma konusunda karar verememıştı. En sonunda, tttihat ve Terakki'nin baskısıyla, iş- gale olanaklar oranında karşı konulması uy- gun görüldü: Resmen savaşa ginlmıyor, an- cak Libya'ya gidecek subayiara gizlice her çe- şit yardımda bulunulacağı yolunda söz veri- liyordu. Subayiara aynca dört kat aybk ve 100 lira yol parası verileceğı bildırilmişti. Bu, o zamana göre büyuk bır paraydı Hariciye Nâ- zırı (Dışişlen Bakanı) ise dırenişm boş ve ya- rarsız olduğunda ısrar edıyordu. Enver Bey'e, "Savaş zaten kaybedilmiştir. Araplar seni so- yup soğana çevirdikten sonra oMünir. Boş ye- re kendini barcama" demıştı. En sonunda, bırçok genç subay gönullu ola- rak Libya'ya gitmeye başladı: Binbaşı Enver, Kolağası (kıdemli yüzbaşı) Mustafa Kemal, Fuat (Bulca), Nuri (Conker), Eşref (Kusçu- başı), Ali Fethi (Okyar), Halil (Kut), Nuri (Enver Beyin kardeşi), vb... Paris'teki kaçakçı şebekesi Enver Bey ve kimi subaylar Mısır yoluyla gittiler. Fransa üzerinden gidenler de vardı. Bunlardan Halil Bey'in (sonra Halil Kut Pa- şa) anıları ilgınçtır: Selanık'ten Paris'e gelir, orada Rahmi Bey'le (sonra tzmir Valisı) karşılaşır. Osmanlı elçısı Rıfat Paşa'yı ziyarete giderler. Rıfat Pa- şa' dan Halit Muzaffer adına alınmış sahte pa- saportunu vıze etmesını ıster... "Paşa bu leklifimi kabul etti, pasaportu- raun vize muameleleri tamamlanıncaya kadar Rahmi ile beraber Turkiye lehine Fransız ga- zetelerini saün almak \e bu arada cephane le- min etmek için çahşmaya başladık. Turkiye lehinde bir makale yazüması yolunda Matın 10.000 frank, Temps 2.000 frank istediler. Bi- rer makale yayımlanmışd ki bu efendiler işi açık arttırmaya çıkardılar. ttalyanlann daha fazla para verdigini soyleyerek ou misli para istediler. Cephane saglaraak için çalışmalara giristi- Gonullu olarak Libya'ya giden genç Osmanlı subay lan arasında Mustafa Kemal de (oturanlardan, soldan ikinci) vardı. 1911'in sonunda Derne'ye geçen Mustafa Kemal, bir muharebe sırasında gözunden yaralanmıştı Trablusgarp cephesinde ne oldu? "... Trablus'u askersız, muhımmatsız, kumandansız ve valısız bırakmış olan Hakkı Paşa kabmest, o müthıs gunahı ışledıkten sonra İtalyanlara birtakım ımttyazlar bahşederek vazıyetmı kurtarmak ıstemiştır. Bunların bır faydası olmamış, ttalyan hükümeti cevap tarıhıne tesaduf eden 29 Eyltil (1911) gunu ılan-ı harb notasını dayamakla ıktıfa etmıştır. ttalyanlar Tobruk ve Derne'yi işgal etmışler, Bıngazi'ye gırmışlerdır. ttalyan ordusu ancak donanmasınm hâkım olduğu sahıl boylarında tutunabümıştır; buna mukabıl ıçerlere çekılen bır avuç Turk askerı, Trablus'la Bmgazı'nın yerlılenyle ve bılhassa Sunûsılerle el bırlığı ederek her turlü mahrumıyetler içinde bır müdafaa cephesı kurmuştur. Bu cephenın başında valı vekıllığını de deruhta eden kumandan vekılı Neş'eı Bey vardır ttalyan ordusu sahılden ıçen hulûl etmeye muvaffak olamamıştır." (tzahlı Osmanlı Tanhı Kronolojısı / tsmaıl Hâmı Danışmend / 4 Cilt, Sayfa: 385) • lllustraöon dergısının 21 Ekim 1911 tanhlı sayısınöan En\er Bey Libya'da Sultan'ın damadı sıfalıyla kendi adına para bastınrken Almanlar da Berlin'de Enver Paşa adına sigara uretiyorlardı. ğimiz sıraiarda Paris kaçakçı şebekesinin ele- başısı olarak karşımıza Paris Emniyet Genel Muduru çıkıverdi... Beni evine davet etti, izaz ve ikramdan sonra derin bir pazarhğa girişti ve bu arada saJonun kapısı uzerinde asüı uzun bir mızrakla kılıflı bir kitabı bize gösterdi, sonra ekledi: — Aslına bakılırsa ben, Musluman ve Arap neslinden gehyorum. Görduğunuz mızrak, ec- dadımdan kalmıştır. Onun yanında duran kı- tap ıse gene ecdadımdan kalma bır Kuran'- dır. ... Üç aşağı beş yukan anlasbk ve ük parti olarak gidecek cephanenin avansını kendisi- ne teslim ettim. Ama sonra ogrendik ki bu adam bir tek cephane bile göndermemiştir." reğince hurmalıklardaki kuvvetlerim birden- bire hurmalıklann kenarlanna çekildiler. Bu arada kum tepeieri arkalanna sakladıgırn kuv- vellerim şu emrimi alır almaz saidmya kalk- tılar: — Sılah kullanmadan kasatura ve hançer- le duşmana sol kanat gerilerinden hucuma kalkılacak... Bir anda kasaturalar ve Arap hançerleri ttalyanlann goguslerine inmeye başladı ve bu, onlann arasında şiddetli bir panik doğurdu. ... Savaş geceye kadar devarn etti, hurma- lıklar içinde artık imha edilecek duşman kuv- veti yoktu. her savaşçı omzuna astıgı uç dort duşman silahı ve bol cephane ile donmeye baş- ladı." Hurmalıklarda, kasatura ve hançerle... Tehhkelı ve seruvenli bir yolculuktan son- ra Azıziye'deki karargâha ulaşan Halil Bey, çeşıtlı direnış hareketlerıne katılır. Bunlardan bıri, Italyanların Misrata kasabasımn iskele- si Kasr-ı Ahmed'e çıkarma yaptıkarı sırada yer alan çarpışmalardır "İtalyanlar Misrata'yı tahkim ederek bu- raya iyice yerleşmişler. On gun durmadan ge- celeri çollerde uyuduk, fecir vakitlerinde on atlıvla ttalyanlann hatlanna baskınlar yapma- ya başladık. Amacım, durumun Arap aşiret- leri arasında duyularak benim yanırada bü- yuk kuvvet olduğu duşuncesini yaratmak ve aşirel savaşçılarının bize katılmasım sağla- mak tı. Nitekim biraz sonra bizim gerilla hareket- lerimiz Arap aşiretleri arasında hayli yayıldı ve peyderpey kanlmalar başladı. Bir hafta geç- mişti ki kuvvetlerimizin sayısının sekiz yuze ulaşnğını gördum. Hurmalıklar içinde zayıf kuvveıleri bırak- tım ve oteki birlikleri kum tepeieri gerisine çe- kerek beklemeye başladım. Bir seher vakti ttalyanlar yine aynı oyuna duştuler ve hurma- lıklar içinde tarruza kalkblar. Emirierim ge- Mustafa Kemal Derne'de Erkân-ı Harbıye (Genelkurmay) Birinci Şu- besi'nde görevlı Kolağası Mustafa Kemal de Enver gibı Mısır üzerinden, gazeteci Musta- fa Şerif adına duzenlenmiş bir sahte pasaport- la gittı Libya'ya. Yanında uç subay arkada- şı, Naci, Hakkı ve Yakup Cemil Beyler var- dı. Öteki arkadaşlan gibı binbır guçluğu alte- derek Tobruk'a ulaşan Mustafa Kemal, he- men bazı şeyhleri ve Sünûsileri örgutlemeye girişti. Lord Kinross'un yazdığına göre (Ata- turk Bir Milletin Yeniden Doguşu), Şeyhler ve kabile reısleriyle toplantılar yapıyor; kimı- sine "din kardeşim" dıye sesleniyor ve hep- sinı kâfirlere karşı çarpışmaya çağınyordu. Karşı çıkanlar ıçın daha değışik yöntemler u>- guluyor, sözgehmı onlan ttalyan casusluğuyla suçluyor ve ona göre davranılacağını söylu- yordu, Bu çalışmaları sürdurürken uzun bir bek- leyışten sonra bınbaşıhğa terfi ettinldi. 22 Aralık 1911 'de Libya'da başarılı bır mu- harebeye komuta eden Mustafa Kemal, 30 aralıkta kımı arkadaşlanyla birlikte Derne'- ye geçti ve Şark (Doğiı) Kolu Kumandanlığı'- na atandı. 16 ocakta bır muharebe sırasında gözunden yaralandı; Hilâl-ı Ahmer (Kızılay) Hastane- sı'nde tedavı gördü. Tam ıyıleşmeden hasta- neden aynldı ve 4 martta başlayan rauhare- beye katıldı. Bu önemli çarpışma sırasında gozundekı rahatsızlık arttığından, on beş gun yatmak zorunda kaldı. Bu sırada Derne Ku- mandanlığı'na getirildi. Balkan Savaşı başlayınca, bu savaşta gö- rev almak üzere Libya'dan aynlan Mustafa Kemal, Balkanların bır barut fıçısı olduğunu biliyor ve bu savaşı bekliyordu. Libya'da umutsuz, sonuç almamayacak bir savaşa kal- kışıldığının bihncindeydi. Ancak kendisinden önce Trablusgarp'a giden Enver Bey'den ge- ri kalmak ıstemedıği gıbi, tstanbul'da ışsız kalması dolayısıyla "akranı olan subaylar ara- sında maddi ve manevi sırasını muhafaza et- mek için" kendı açısından oraya gıtmek zo- runluğunu duymuştu (Yusuf Hıkmet Bayur: Atatürk, Hayaü ve Eseri, Ank. 1963). Birın- cı Şube'de görevlı olmakla birlikte, kimi lttı- hatçılarla arası açık olduğundan, Harbıye Nâ- zın Mahmut Sevket Paşa kendısıne ış verme- mişti. 'Sultanm Damadıyım' yin ettim, luzumu halinde de vali. 15 bin pi- yade askeri ve Tobruk'un 15 km. guneyinde toplanan uç Arap aşiretinden oluşan bir kuv- vet var elinde. İhtivaç halinde birlikte duzen- siz 10 bin muharibi olan uç başka aşiret de iki gun içinde gelebilecekler. Vali tayin edi- yor olmam belki sizi şaşırtacak, ama ben ha- life tarafından gonderilen biriyim ve Sultan'ın damadıyım. Bir tek bu bağlantı bana yardım ediyor. Araplar, hurriyet kahramanı Enver Beyi ya da Erkân-ı Harp (binbaşısı) kuman- dan Enver Beyi tanımıyorlar, ama Halife'nin damadına saygı gösteriyorlar. Ben burada Sultan'ın adına hukmediyorum ve vatanım da belki evliliğim açısından benden memnun. Gittikçe Arap havasına giriyorura, siyah bir sakalla çevrili esmerleşmiş bir yuz, sade bir hâki uniforma, ama belde işlemeli gumüş bir kıhç. tşte Zât-ı Şâhâne'nin damadı Enver Bey. Komik değil mi? Araplar ister istemez bana Paşa diyorlar. Sultanın akrabası olan birinin Bey olarak kalmasını anlayamazlar. Bugun Murabıtlara girerken Araplann elimi opmek için telaşlan bana dokundu. Hakikaten Al- lahın bana bu iyi, saf ve sadık insanlann va- tanını korumak için bir şey yapmama izin ve- receğini umit ediyorum." Mustafa Kemal'ın Lıbya'dakı yaşamını, an- cak 22 Mayıs-5 Ağustos 1912 arasında Derne Komutanı olarak verdiği buyruklan kapsayan günluk emır defterinden ve kimi ar- kadaşlarına yazdığı mektuplardan ızleyebili- yoruz. Buna karşıhk Enver Bey'in Lıbya'dan Almanya'dakı bır hanım arkadaşına yazdığı çok sayıda mektup (Kendi Mektuplannda En- ver Paşa, tst. 1989), Libya çöllerindekı geril- la savaşlan uzerine epey aynntı venyor. Enver Bey, günlerce deve uzerinde yolcu- luk yapıp çölu aşar. 16 Kasım 1911 'de Derne yakınındakı Zaviye-ı Ümürsüm'e ulaşır. O gun şunları yazıyordu: "... Arap asıllı ve Yemen savaşından son- ra tugay komutanı olmuş biri Mısır'dan gel- di. Onu Tobruk bölgesi kumandanı olarak ta- 'Bankacılann Kasalan İçin...' Enver Bey'in 28 kasımda Bır-ül-Habel'den yazdığı mektupta da ilgınç duşunceler vardır: "Evvdki gün savaş meydanını gezdim. Ah, ne manzara! Her yerde cesetler. Şurda, ka- fası bir kurşunla delinmiş çok genç bir ttal- yan askeri, siyah sakallı, vucudu parçalanmış bir başçavuşun yanında yatıyor. Biraz ötede çoğu ateşli olmayan silahla vurulmuş birbiri ustune yiğılmış bir yığın ceset goniluyor. Bun- lar duşmanlar, ama insan olarak onlara acı- yonım. Niye bu insanlan kıyıma itiyoruz? Banco di Roma'nın kasalanm doldurmak için değil mi? Bankacılann kasalanna birkaç mil- yon daha yıgmak için vatanın çocuklannı ol- durtüyoriar; vatana, başkalannın mutluluğu- na saldınyorlar, sonra da bunun adı insanlık ve vatanseverlik oluyor! Bu bizim için dog- ru, çunku biz kendimizi savunuyonız, savun- mak zorundayız. Gerçekten duygusallaştım. Bir Arap bana olu askerlerin atış karneleri- ni, karmakanşık risalelerini filan getirdi, on- lan kanştınrken de kartpostallar ve aşk mek- tuplan buldum. Ne kadar huzunlu butun bon- lar..." Kendi adına para bastırdı Derne'nın 10 kilometre kadar ıçerisindeki Ayn-el-Mansur'da karargâh kuran Enver Bey, uzun bir süre "mucadele etmesi gereken akıl almaz zorluklar"la uğraşır... Bırçok muha- rebede başan sağlanır... Oraya gittiğınde 500-600 kışıyı bulan asker ve sivil direniş gû- cunü, kısa sürede 20 bin kışiye çıkarmışnr. Mısır'da kurulan temsılcilik aracüığıyla tstan- bul'dan her ay 15 bın altın geunekte, aynca yıyecek, gıyim, Uaç, silah vb. gereksinimler karşılanmaktadır... Arap miüslerine ve gönül- lülerıne 2 gumuş kuruş gundelik vermekte- dir... Çarpışmalar sonucu Italyanlardan bol miktarda silah ve cephane ele geçirılir... En- ver Bey, sıkışoğmda kendi adına para bile bas- tırır... Balkan devletlerinın Osmanlı tmparatorlu- ğu'na savaş ilan etmelennden ve Osmanlı Devleti'yle- ttalya arasında 15-18 Ekim 1912'de Uşi Antlaşması'nın imzalanmasuıdan sonra Enver Bey tstanbul'a döndü. 25 Kasım 1912 tarihini taşıyan son mektubunda şöyle diyordu: "tstanbul'dan gelen son haberden sonra Trablusgarp'ta kalmanın anavatanın temel bolumune yardımcı olamayacafını duşundum ve her şeyi ttalyanlann istekleri dogrultusun- da a) aklar alüna almay ı da istemiy orum. Böy- lece durumu oyle ayarladım ki savaş lehte bir şansla yine de devam edecek. Duşmanlanm bu karardan kötu bahsedecekler, biliyorum ve bana saldırmak için bundan > ararlanacak- lar. Ama beni bilirsin, benim için farketmez. Benim tek bir ulkum var, vatanın refah için- de olmasına çalışmak ve onun çıkanm koru- mak. Bu amaca ulaşmak için ber şeyi feda ederim. Trablus'a gitmeden once sakin ve öz- gıir olma zevkini feda ettiğim gibi. tşte kral- hğımı, kendimi şimdilik hiçbir şeyin belli ol- madığı bir yola atmak için bırakıyoram." Harbiye Nezareti'ne yazdığı bir mektuptan anlasıldığına göre Enver Bey, Libya'da bir Türk-Arap devleti kurma hazırlığındaydı. Rodos ve 12 ada da elden gitti ^ Uşı Antlaşması iki bölümden oluşuyordu. 15 ekimde ımzalanan gjzli antlaşma yayımlan- mayacak, kamuoyuna duyurulmayacaktL Yalmzca 18 ekimde ımzalanan ikinci bölüm açıklanacaktı. Anlaşmaya göre Osmanlı Dev- leti, Trablusgarp ve Bıngazı'dekı askerini çe- kecek, buna karşıhk ttalya da Rodos ile 12 Ada'yı boşaltacaktı. Italya, Osmanlı Devle- tı'nin Libya'dan bütün askerlerini çekmediği gerekçesiyle, Rodos ve 12 Ada'yı elden bırak- madı. Savaş başlayınca, Yunanistan'ın işgal etmesini önlemek için Rodos ve 12 Ada'nın ttalyanlarda kalması uygun bulundu. Ancak, savaştan sonra da geri venlmedı bu adalar... Antlaşma, Libya'mn bır ttalyan sömürge- si olmasını öngörmüştü. Burada kalan Aziz ve Yuzbaşı Reşit Beyler, gerilla savaşına ön- culuklerıni surdürdüler Ahmed Şerif el- Sunûsı yönetımındeki bir grup Lıbyalı da sa- vaşı sürdürdü. 1932'ye, ttalya yeni bir çıkar- ma yapana kadar .. Yarın: Soriye-FilLstin eephesi
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle