28 Haziran 2022 Salı English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
Cumhuriyet Sahıbı Cuırhurıvet Maıbaacılık »e Gazetecıhk Tıuk *nomm Şırkeıı adına Nıdır N»di 0 Oenel Ya\ın Muduru Hlsın Ctmıl. Muesstse Mudu-u Fmint Işaklıgıl. >azı Işlcrı Muduru Ok«> Goncnsın. 9 Haber Merkezı Muduru V.alçın Ba>cr. Sa>fa Duzem Vonetmcnı \\i Var. 9 Temstaler ANKARA Mımfl Tu. İZMİR Iç Poütlka Cctai Baştanpç. Dıj HaberlCT Eıpuı Batcı. Ekonom. Ccngu Turtun. 1; Sendıka Şoknn Ketraa. Kulıur Cdll l « ı . Efcrtırr. C a a \ •j^tan. HaOCT V^tırma. bmet Bcrfcn. VuT HabCT'm NecdM Doftut. Sfor Danışmanı Abduludir Yucdnıu. Dm Yanlar Knraı Çalokın, ^rasüraı Şahiıı Mpa>. Duzemıe Abdutoh l u n . 0 koordınaıor Akmrt Konıfau. # Malı Ijlo Ero< EıfcıM. # Muhastbe Buknt Yrar # Buiçr-Pîarâama Stvgj OHnanbejeoghı 9 Rfklaır. \vje Tonm. # Ek YayınJar Ha*n Ak>ol 9 ldarc Hıısrvın (,um. 9 IvCT-ıe Ondo- ÇHİk. 9 Büp-IsİOT Naıl Iml. 9 Hrrvjne; Njvp Sasan *• Kryon tomhunvr. Malbaacüık « Gueuolık T.AŞ Turk Ocafc Cad 39 41 Cj*»lo(hı W14 ls PK 246-iaanBu, Td- 512 0! 05 120 haı. Tdct- 22246 Faj. <]) 526 60 12 9 Burotar U k « Zıya GOUIp B^ Inkılap S. No 19-4, Td 133 II 41-T, Teta. 42344 FM. (4) 133 05 65 9 •"«* H Zıya BJ> 1352 SJ/3. Tet 13 12 30. Tctoı. 52359 F»x. (511 19 53 60 : Inönu Cad 119 S No 1 Kaı I. Td 19 3 1 52 (4 hal). Tito. 62155, Faj. Cl) 19 37 52 TAKVIM: 15 OCAK 1990 İmsak: 5.49 Guneş: Öğle: 12.18 îkindi: 14.44 Akşam: 17.07 Yatsı: 18.31 THE—4NDEPENDENT Floransa gibi gazete 28 ocaktan itibaren pazar günleri yayımlanacak Independent on Sunday'in genel yayın yönetmenliğine getirilen Stephen Glover, "Sunday Times şayet New York kadar karışıksa, bizim gazetemiz Floransa olacaktır" benzetmesi yapıyor.Okuyucuya herşeyi vermeye çalışmayacaklarını, seçici olacaklarım anlatıyor. Türk ve Islam mimarisi, tarihi çevre koruma uzmanı Prof. Doğan Kubarv Tarüıe yerleşmek için EDtP EMtL ÖYMEN LONDRA — Haftada 6 gun yayımlanan "Independent" Ga- zetesı, 28 ocaktan itibaren pazar günleri de ayn bir pazar gazetesi olarak çıkacak. Aynı idarehane- de, araa tamamen farklı bir ör- gütlenme ile çıkartılacak olan "Independent on Sunday" adlı yeni gazetenin de hem mali hem de içerik açısından "Indepen- dent"e benzemesi amaçlanıyor. Henüz üç yıl önce yaym hayatı- na başlayan'gazetenin 1989'da 3.8 milyon sterlin kâr ettiği açıklan- dı. Haftaiçi tirajı 425 bin olan ga- zete, cumartesi günleri kultür - edebiyat ağırhklı kaliteli bir der- gi veriyor ve tirajı 470 bine yük- seliyor. "Iodependent on Sunday"in genel yayın yönetmenliğine, ga- zeteciliğe 12 yıl önce başlayan ve son görevi Independent'de dış ha- berler şefliği olan Stepben Glo- ver getirildi. Ağustos ayından be- ri bir düzineye yakın prova kop- yası hazırlanan yeni gazete 28 sayfa olacak. Biraz daha kaliteli kâğıda yarım gazete boyutunda renkli basılan 64 sayfalık eki ve benzer boyutta ancak gazete kâ- ğıdına basılan siyah - beyaz 64 sayfalık iş ve ekonomi eki de var. Farkhhğı kendine düstur edinen Independent'in pazar eki de di- ğer pazar gazetelerininkinden farklı. Ekte güncel kültürel konu- ların geniş yorumlan, ayrıca ki- tap, mimari, moda, yiyecek - içe- cek, eğitim, bilim, sağlık, seya- hat, bahçecilik, otomobil, emlak, din, sinema - tiyatro, televizyon, okuyucu mektupları gibi sayfa- lar da var. Ek, gündelik bir ga- zetenin ele alması gerektiğine ina- nılan konulara yer veriyor. Diğer pazar gazetelerinin eklerinden hem boyut hem içerik bakımın- dan farklı. Gazete de "Okuyucu- ya hcr şeyi vermeye çalışrnayan, seçici bir totnmda" hazırlandı. Genel yayın yönetmeni Glover Cumhuriyet'e, "Sunday Times şajet New York kadar kanşıksa, bizim gazetemiz Floransa olacaktır" benzetmesinı yaptı. Yani eli yüzü düzgun, sakin, bu- tünlüğü olan anlaşılır bir gazete anlamına. Gazete için yapılan piyasa araştırması uyarınca ilk sayısı 1 milyonun üzerinde basılacak. 350 bin satıığı takdirde kâr edeceği açıklanan gazeteyi 85'i gazeteci 120 kişi çıkartacak. tki gazete sa- Dünya, çevreyi tartışıyor Haber Merkezi — Merkezi New York'ta bulunan lnsan Hayatını De\'am Ettirrne Parlamenterler Dünya Forumu tarafından düzen- lenen ve çevre sorunlannın ele alı- nacağı en kapsamlı uluslararası toplantı olan "Çevre ve Kalkınma Dünya Forumu" adlı konferans bugün SSCB'nin başkenti Mosko- va'da başlıyor. Birleşmiş Nlilletler Genel Sek- reteri Perez de Cuellar tarafından açılacak konferans, beş gün süre- cek çalışmalarından sonra SSCB lideri Mihail Gorbaçov'un konuş- masıyla kapanacak. Dünyamn çe- şıtli ülkelerinden 200 kadar hükü- met temsilcisi, din görevlisi ve bi- lim adamları ile Yüksek Sovyet Konseyi üyelerinin katılacakları konferansta, çevre ve kalkınma konuları tartışılacak. Toplan- tılara Türkiye"den Istanbul Üni- versitesi Edebiyat Fakültesi Bilim Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Ek- meleddin thsanoğlu katılıyor. dece yabancı muhabirlerini pay- laşacak. Bir de Glover'in dediği gibi "kafeteryayı, o kadar". Ida- rehanesi Londra'da olduğu halde gazete Londra'da değil, beş ayn taşra matbaasında basılıp dağı- tılacak. Gazeteciler, haberlerini merkezi bilgisayara doğrudan gönderebilecek, sayfalar ekran- larda düzeltilip faksla taşra mat- baalarına yollanacak. Böylece pazar sabahı satışa çıkacak gaze- te cumartesi gecesi basılmaya bajlanacak. Eki ise en son konu- lara da el atmak için cuma saba- hına kadar bekletilecek. Gazetecilerini müesseseye or- tak eden Independent'te kimse jiizde 15'den fazla hisseye sahip olamıyor. Bir yıl içinde borsaya da açılması beklenen hisselerin yüzde 35'i gazete çalışanlarına ait. Ciddi, saygın, liberal ve ağır- başlı Observer*den epeyce trans- fer yapıldığı anlaşılan yeni gaze- tenin tngiltere'de kurumsal nite- liği olan pazar gazeteleri piyasa- sında hemen kabul göreceği gö- rüşu egemen. "Son zamanlarda İslam dünyasıyla birlikte bizde de mimari kimlik arama sorunu var. Ancak yüzeysel bazı motiflerin kullanılmasıyla yetiniliyor!' ALPAY KABACALI ~ "İslam ülkelerindeki en kötü cami mimarisi bugün Tiirkiye'de. tslam tarihinde bu kadar çirkini hiç gönılmemiştir. Bu çok adi bir bezirgânlıkla kanşarak cami yap- ürma demeklerinin yuzde 10, yuz- de 20 kârianna dayanarak yapı- lan, tabii politik amaçlar da taşı- yan bir yapılanmadır. O kadar çirkin ki insan o çirkinliğin arka- sındaki düşüncenin niteliğinden dehşete düşüyor." Turk ve islam mimarisi uzma- nı Prof. Doğan Kuban, "Cumhu- riyet döneminde beliıii bir mimari kimlik edinebüdik mi?" sorusu- nu yanıtlarken söylüyor bunlan. Ona göre, dönemin başında "Ulusal uslup" denilen, Osman- lı'dan esinlenmiş bir eklektisizm görülüyordu. 1930'larda Batının güçlü etkisi egemen olmaya baş- ladı, "Modern mimari" adı altın- da. Ardından... "tkinci Dünya Savaşı sırasın- da, Almanya'da, Wasbington'da ya da Moskova'da ne varsa biz- de de aynısı oldu: Bir tür devlet mimarisi. Bana kalırsa, bıitün Ba- tılılar, Amerika da dahil. komü- nist ülkeler de dahil, faşist ya da Naziydi o sınıda... Savaştan sonra DOĞAN KUBAN — Tarih-yazıcıhğı, genelde ege- men sınıflann tarihinin yazılması demek. Demok- ratikleşme sonucu, yalnız saraylardan degil, yoksul insanlann evlerinden de söz etmeye başladık. (Fo- lograf: Uğur Günyuz) PORTRE Prof. DOĞAN KUBAN Arkeolojik kazılar 1926'da Paris'te doğdu. 1949'da Istanbul Teknik Üniversitesi'ni bitirdi ve >ııksek mühendis-mimar unvanını aldı. 1952'de aynı üniversitenin Mimarlık Tarihi Kursüsü'ne asistan olarak girdi. Osmanlı Barok Mimarisi üzerine teziyle doktorasını verdi (1954). Osmanlı Dini Mimarisinde lç Mekân Teşekkülü konulu araştırmasıyla doçentliğe >Tikseltildi (1958). Bir süre ABD'de Michigan ve Harvard üniversitelerinde çalıştı. Anadolu Mimarisinin Kaynak ve Sonınlan başlıklı çalışmasıyla profesörluğe yükseltildi (1965). Birçok yabancı universıtede konuk profesör sıfatıyla dersler verdi; ulusal ve uluslararası arkeolojik kazılarda başkan ve mimar olarak çalıştı. İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Kürsusu Profesöru ve aynı adı taşıyan enstitünun başkanı olarak görevini surdürüyor. Adı geçen tezleri ile Turkiye Sanatı Tarihi (1970) Mimarlık Kavramlan (1973), Türk ve İslam Sanatı Üzerine Denemeler (1982) adlı kitaplan ve çok sayıda makalesi yayımlandı. Şimdi Istanbul Kent Tarihi üzerinde çalışıyor. Batı. yeniden enternasyonal srilin ilkelerine döndü. Biz de dön- dük... Son zamanlarda İslam dünyasıyla birlikte bizde de bir kimlik arama sonınu var. Ancak çok guçlu değil; yüzeysel bazı mo- tiflerin kullanümasıvla yetiniliyor. Kuramı bizde de. İslam dünyasın- da da gelişmedi. Tıpkı arabesk gi- bi Arabistan'dan, şuradan bura- dan laklit olan yüzeysel şeyler... Bu arada Türkiye'deİd halk ve İs- lam mimarisini daha iyi inceledik. Bunun zamanla. kimlik gttirme yolunda bazı katkılan olabilir. Daha oraya varmadık. En çok en- ternasyonal üslubun apartman düzeyine, müteahhit diızeyine in- miş olan, oldukça kötü bir yoru- mu var." Son yı1larda tarihi çevrenin ko- runması gereğinden çokça söz edi- yonız. Ediyoruz da, gerçekten ko- ruyor muyuz? Bu alanda da uz- man olan Doğan Kuban'a sorma- lı... O, artık korumanın tekniği- ni, yöntemlerini, korunacak çev- renin altyapısının nasıl biçimlen- mesi gerektiğini bildiğimizi belir- tiyor: Üniversitelerde öğretiın alanlan açmışız, uzman yetiştiri- yoruz; üstelik, korumayı sağlaya- cak birtakım yasal düzenlemeler de var. Ancak... "Gerektigi ölçüde korunamı- yor tarihi çevre. Bunun nedeni ekonomik değil, kültürel. Yani, korumanın gerekliligine loplu- mun inanması gerekiyor. Toplum inanmadıgı zaman, var olan ör- gütlenmeler işe yaramıyor. Tabii Turkiye bu konuda birçok İslam ülkesinden ileride. Ancak uygula- ma alanında fazla bir şey yapıla- bildigi söylenemez." 500'ü aşkın siyah-beyazfotoğrafın yer aldığı "Fotoğraflarla Nâzım Hikmet" albümü yayımlanıyor Nâzım Hikmet 88 vasında•/*Nâzım Hikmet'in 90. doğum gününü 15 Ocak 1992'de kutlamak üzere hazırlıklar yapan Turkiye Yazarlar Sendikası, "Nâzım'ın Moskova'daki evinin müze haline getirilmesine" ilişkin bir öneri mektubunu, Gorbaçov'a iletilmek üzere, bugün SSCB Ankara Büyükelçisi Çernişev'e sunacak. ANNA TURAY Nâzım, bugün 88 yaşına bası- yor. Bugün Nâzım Hikmet'in 88. doğum yıldönümü. 3 Haziran 1963'te Moskova'da "memleketi- ne hasret" ölen Nâzım Hikmet 88 yaşına girerken hâlâ TC vatanda- şı değil. lki yıldır Nâzım'ın doğum gün- lerinde Çatı Restoran'da bir ara- ya gelen dostları, bu kez Mülki- yeliler Lokali'nde buluşacaklar. Nâzım'ın doğum günu anısma dü- zenlenen, annesi Celile Hanım'ın resim sergisinin açıhş kokteylinde Nâzım Hikmet'in doğum günun- de, kız kardeşi Samiye Yaltınm ta- rafından düzenlenen Türkiye"nin ilk kadın ressamlarından, anneleri Celile Hanım'ın yağlıboya çalış- malarından oluşan bu sergi dışın- da başka etkinlikler de var. Turkiye Yazarlar Sendikası da bugün Nâzım Hikmet'i bir panelle anıyor. Yine Mülkiyeliler Loka- li'nde saat 16.00'dagerçekleşecek olan bu panel, "Nâzım Hikmet- in Yapıüan ve Sanatı" başhğını ta- şıyor. TYS Genel Sekreteri Atilla Birkiye'nin yöneteceği panele Şük- ran Kurdakul, Refik Erduran, De- mirtaş Ceybun ve Atilla Coşkun katılıyorlar. Mülkiyeliler Lokali'n- de bugün açılacak olan bir başka sergi Nâzım Hikmet'in kitapları- nın ilk ve yabancı basımlarından oluşuyor. Yine TYS'nin duzenle- diği Kıymet Coşkun tarafından hazırlanan bu sergide Nâzım'ın 1920'lerden itibaren Turkiye'de basılan ilk kitaplan ve bugüne dek 60'dan çok dilde çevrilen kitapla- rının bazı yabancı baskıları yer alıyor. Nâzım Hikmet'in 90. doğum günunu 15 Ocak 1992'de kutla- mak üzere hazırlık yapan Turki- ye Yazarlar Sendikası bugün "Nâ- zım'ın Moskova'daki evinin müze haline getirilmesine" ilişkin bir öneri mektubunu da Gorbaçov'a iletilmek üzere SSCB Ankara Bü- yükelçisi Çernişev'e sunacak. Bu- gün tstanbul'a gelmesi beklenen Çernişev'e sunulacak mektupta Nâzım'ın yaşamının son 13 yılını geçirdiği bu evin bugüne dek ko- runmuş özel eşyasıyla birlikte bir- müzeye dönüştürulmesi ve açılışı- nın 15 Ocak 1992'de yapılması is- teniyor. Nâzım Hikmet'in doğum günü- ne rastlayan bugünlerde Kıymet Coşkun tarafından hazırlanan ve aralarında bugüne dek hiç yayım- lanmamış fotoğraflann da yer al- dığı 500'ü aşkın fotoğraftan olu- şan "Fotoğraflarla Nâzım Hikmet" albümü de Cem Yayıne- vi'nden çıkıyor. Nâzım'ı "fotog- raflann diliyle" aıüatan bu albüm yakınlannın, dostlarının ve seven- İerinin albümlerinde yer alan fo- toğraflann bir araya getirümesiyle hazırlandı. Nâzım Hikmet'in ya- şamını çeşitli yönleri ve ilişkileriy- le. olduğu gibi yansıtmaya çalışan album, büyükbabasının ve çocuk- luk yıllarımn fotoğraflarıyla baş- lıyor. Albüm, öğrencüik dönemin- den hapishane yıllanna, dostlany- la birlikte olduğu anlardan katıl- dığı ödül törenlerine, çıktığı çeşitli gezilere, Nâzım'ın tüm yaşamına ilişkin siyah-beyaz bir belgesel. 53 günlükken annesinin kucağında, 4.5 yaşındayken Halep'te, Vâlâ ile Inebolu'da, Piraye ile Kalamış'ta, Orhan Kernal ile Bursa Cezaevi'n- de, 51'de Moskova Havaalanı'nda karşılanışı, aynı yıl Prag'ta Ulus- lararası Barış Ödülü'nü alırken, 62'de Paris'te Vera ile adının bir gemiye veriliş töreni, bir plak ka- pağında, bir tiyatro afişinde--- Nâzım Hikmet doğum günün- de yalnızca Turkiye'de anılmaya- cak. Yarın Londra'da onuruna bir tören düzenlenecek. Bu törende Richard McKane ve Taner Bay- bars tarafından lngilizceye çevri- len "A Sad State of Freedom" (Bir Hazin Hürriyet) adlı kitabından şıirler okunacak. "Fotoğraflarla Nâzım Hikmet" albümünden. Nâzım, eşi Vera ile. 1962 Moskova. Afşin-Elbistan Termik Santralv Asliye Hukuk Mahkemesi'nce belirlenen bilirkişi, Afşin-Elbistan Termik Santralı'nın çıkardığı gazların tarım ürünlerinde yüzde 25 verim kaybına yol açtığım saptadı. Verim kaybı davası UFUKTEKİN ÇOĞULHAN (AFŞİN) — As- liye Hukuk Mahkemesi'nce belir- lenen resmi bilirkişi, Afşin- Elbistan Termik Santralı'nın çı- kardığı gazların, tanm ürünlerin- de yüzde 25 verim kaybına yol aç- tığım saptadı. Bilirkişi, "Baca anklannın bitkilerdeki döllenmeyi ve solunumu engeUeyerek tanele- ri cılızlaştırdığına" dikkat çekti. Afşin-Elbistan Termik Santra- lı'nın bacalarından çıkan gazlann ürünlerine zarar verdiğini öne sü- ren Mehmet Kara adlı çiftçinin TEK Işletme Müdürluğü aleyhine Afşin Asliye Hukuk Mahkemesi'nde üç yıl önce açtığı davada, bilirkişinin " 1 ^ milyon U- ralık zarar" saptadığı oğrenildi. 1986/1108 dosya numarasıyla açı- lan davada mahkemenin belirledı- ği resmi bilirkişiler ziraat yüksek muhendisleri thsan Serel ile Yaşar Topsakal, davacı Kara'nın Ekizce mevkiindeki 850 dönüm arazisin- de ekili ayçiçeği, pancar, nohut, buğday ve söğüt ağaçlan üzerin- de bir dizi inceleme yaptılar. 1986'mn mayıs, haziran ve tem- muz aylarındaki inceleme sonu- cunda bilirkişiler. "Tarlalann baca tesiri altında kaldığını, bitkilerin üzerinde bacadan atılan küllerin belirtilerini bulduklanm" anlattı- lar. Devletin tarım kuruluşlannda çalışan bilirkişiler, 4 Ağustos 1986 tarihli raporlannda, santralın ver- diği zararları şöyle sıraladılar: 'Atıklardan toz olarak abJanlar, çarpma ve kaplama sureliyle bit- ki solunumunu engellemekte ve döllenmeyi azaltmaktadır. Kükürt dioksit gazı ise asit ozelliğe sahip- tir. Hücrelerin biyokimyasal reak- siyonunu bozabilmektedir. Bu da bitkinin gelişraesinin yavaşlama- sına, yanmalar, tanelerde cılızlık, deformasyonlar yaparak üriin kaybına neden olmaktadır. Bu gazın menfi etki ettiği hasat döneminde incelenen buğday ta- nelerinin bumsuk, cılız ve defor- masyona ugramasından anlaşıl- maktadır." Bilirkişi raporunda verim kay- bına santralın yol açtığı vurgula- narak şöyle deniyor: "Aynı şartlara haiz diğer taria- lardan da 20 adet başak alınarak kontrol edilmiştir. Burada ortala- ma verirain 160 kilogram olduğu hesaplanmıştır. Söz konusu taria- da da aynı sayım yapılmış. ancak dekarda verimin 120 kilogram ol- dugu bulunmuştur. Kanaatimizce aradaki bu 40 kilogramlık fark termik santraun baca zarannın so- nucudur. Sonuç olarak aynı kül- türel işlemler ve masraflar yapıl- sa bile uriinde yüzde 25 oranında kayıp söz konusudur. Toplam buğday alamndaki mahsnl kaybı 24 bin kilogramdır. Bunun para- sal değeri ise 1.680.000^- TL.dir." TEK Işletme Müdürluğü, bilir- kişi raporuna itiraz ettiği için da- va henüz sonuçlanmadı. Bu arada SHP Afşin tlçe Baş- kanı Avukat Arslan Şahinoglu, termik santralın yol açtığı kirlili- ğin dikkatle izlendiğini, konuyu "Yenilikçi sosyal demokratlann, K. Maraş toplantısında goruşerek parti genel merkezine ilettiklerini" söyledi. Arslan, "Santralın yol aç- tığı kirlilik kader değil. Biz ciddi ihmallerin olduğu kanısındayız. Nasıl eylemler yapılabilir, bunu genel merkezimizle goruşerek saptayacağız" dedi. Tarihi çevrenin korunmasıyia görevli kurullar (Taşınmaz Tabi- at ve Kültür Varlıklanm Koruma Yüksek Kurulu ile bölge kurulla- rı) üzerlerine duşeni yapıyorlar mı? "Bu kunıllarda iyiniyetli üye- ler de var, kültüni yeterii olma- yanlar da" diyor Doğan Kuban. "Ordara yanıt verecek olan yine yerel yönetimler, mal sahipleri ve hükümet organlandır. En başta da halkın desteğidir. O yok. Do- layısıyla, bir üstyapı kunımu ola- rak yukanda birtakım kararlar veriyoriar. Ancak bunlar konı- raaya yetmiyor. Eski duzenlerne- de, kunıl çok daha güçlüydü. Ya- vaş yavaş uzman olmayanlann kurullara girmesine olanak veren kararlar çıkardılar. Sonunda hü- kümetin daha kolay kontrol ede- bileceği, isledigi zaman kurulu devre dışı bırakabileceği bir sistem yaratıldı. Ancak koruma konu- sundaki bilinçlenme bir ölçüde arttıgı için, birinin zayıflığını öte- kinin biraz daha güçlenmesi den- geledi." Doğan Kuban, ük profesyonel mimarlık tarihçimiz. Italya'dan gelmiş olan ve daha çok Ortaçağ, Bizans mimaıileri üzerinde çalışan Prof. Paolo Verzione'nin asistan- hğına başladığında, ülkemizde profesyonel yetışmiş sanat tarih- çileri bulunmasına karşılık, uz- manlık alanı doğrudan doğruya mimarlık tarihi olan bilim adamı yoktu. Aynı zamanda, kuramsal yapıt- larıyla da tanınan bir kültür ada- mı Doğan Kuban. Biraz da bu gi- bi konular uzennde durduk: Kuban, "Tutarlı bir tarih yazı- cılığı ve kültür yoruraanun ku- ramsal bir durulaşma gerektirdiği" ancak bu durulaş- maya ulaşılamadığı, "Turkiye'de tarih ve sosyal bilimler alamnda- ki ideolojik kavgalann vorumla- n yönelttiği" bir geçış döneminin yaşandığı kanısında. Bu günü- müzde bilimsel nesnelliğe ulaşıla- madığı anlamına mı geliyor? Ona göre, nesnel olunduğu za- man yalnızca belgelerin yorumu düzeyinde kalınıyor. Genelleme- ye, senteze gidilince ideolojik yo- rumlara yöneliyor. "O ideoloji, sonunda belgelerin nesnel yonı- munu da zorlaştınyor. Hatta im- kânsu kılıyor. Yani baştan önyar- gılaria yazılmaya başlanıyor tarih. Yalniz bizde değil... Başka ülke- lerde de tarih yazımının nesnel ol- duğunu sanmıyorum. Bunun in- santn dünya içinde kendini nert- ye yerleştirdigjyle ilgisi var. Ben insanın tek amacının dunyayı ta- nımak, anlamak olduğunu düşü- nüyorum. Kendinizi önemsiz gö- rür ve dünyayı anlamaya çalışır- sanız, nesnel olma olanagı artar. Kendinize, toplumunuza, elde et- tiginiz bilgilere vb. 'ne önem verir- seniz. nesnel olarak çok güçleşir." Tarih yazıcılığının yeni bir bo- yutuna da dikkati çekiyor Doğan Kuban: "Tarih yazıcılığı, genel- de egemen sınıflann tarihinin ya- zılması demek. Kütlenin demok- ratik sürec içinde egemen olması, taribe daha alt düzeylerden bak- ma gerekliliğini getirdi. Dolayısıy- la. eskiden herkes saraylardan söz ederken şimdi daha yoksul insan- lann evlerinden de söz etmeye başladık. Yavaş yavaş daha nes- nel olma zorunluluğunu, daha çok sayıda olguyu kapsama ge- rekliliğini duyan bir tarih vazar- lığı oluşuyor. Bu, ideolojilerin ötesinde, zorunlu bir nesnelleş- me." Turkiye, tarihteki konumuna bakılarak Türk - Anadolu - İslam - Batı kutuplan arasında nasıl bir yere yerleştirilebilir? Bir sanat ta- rihçisi için önemli bir sorun bu. Aynı zamanda, yanıtlanması zor bir soru... Selçuk bir uzantı, diyor Doğan Kuban. Osmanlı ise Roma'mn ve Bizans'ın bıraktığı boşluğu doldu- ran bir kültür. Ancak Doğudan, İslamdan gelen bir takım etken- lerle bezenerek ortaya çıkan bir kültür: "Bir İran'dan, bir Hindistan'- dan çok farklı bir yeniçağ kültü- rii, Osmanlı'nınki. Ama Batıyla bulustugu yerde bileşime giren Dogulu, Musluman külturlerin getirdiği başka bir renk ve önem- li kısıtlarnalar da var onda: Maddi boyutiarıyla Batı ile özdeşleşmis olsa bile, düşünsel yaşamda Do- ğulu bileşenleri ağır basmış. Bi- limsel, nesnel düşünceyi, birçok şeyi lusıtlamış. Mimarlık alanın- da olaganüstü bir sentez yaratıl- dıgı kanısındayım. Aynı sentez edebiyatta yok; çünkü birincisi maddenin katkısıyla oluşan bir şey, öteki ise doğrudan doğruya Dogulu kalmış. Bu ikisi arasında- ki ikilem. bazan çelişki, Osman- lı'nın kültüninün garip doğasını yaratnuş. Bir de buna dünyada eşi olmayan politik yapıyı eklerse- niz... Gerçekten unique bir kültür ortamı bu, analizi zor bir süriı bi- leşeni içeriyor. Tarihçiler, her şe- yiyle iyi ya da kötü olduğu yolun- da yorumlar yaptılar. Gerçekle, bu problem bugün de çöziılmüş degil." Ya kültürümüzun geleceği? Dünyanın butünleşmeye doğru gittiğini, Batı - Doğu ayrımının yavaş yavaş ortadan kalktığım be- lirttikten sonra ekliyor Doğan Kuban: "Geçmişten gelen kültür veri- lerinin. o dunyayı şenlendirecek ya da renklendirecek çeşitliligi saglayacagını düşünüyorum. Ye- rimiz Doğu, Batı falan değil, çağ- daş dunyadır." Vagon tatilköyti • SELÇUK (Cumhuriyet) — Efes antik kentiyle tüm dünyanın ilgisini çeken Selçuk, tarihi Şirince Köyü'nün turizme açılmasından sonra "vagon tatilköyü" ile yeni bir boyut kazanıyor. Hah ve deri üretim merkezlerinin ardından, AtatUrk Çamljğı'na vagonlardan oluşacak 2 bin yataklı tesis yapılıyor. 2 büyük yüzme havuzunun da bulunacağı vagon tatilköyüne turistler Izmir'den kömürlü trenlerle getirilecek. Vagon tatilköyünde konaklayan turistler antik bölgeyi daha rahat bir biçimde ziyaret edebilecekler. Efes'te üç fesrival • SELÇUK (Cumhuriyet) — Efes Müzesi yetkilileri, antik eserleri sergileme çalışmalarının yani sıra, Türk kültürünü ve çağdaş sanat eserlerini turistlere sunma girişimlerini yoğunlaştırdılar. Altı yıl önce Efes Müzesi içinde açılan Hikmet Gürçay Sanat Galerisi'nde 1990 yılı içinde 2 fotoğraf, 20 resim, 3 seramik sergisi açılacak ve 20 konferans verilecek. Yine 1990 yılında Efes Antik Tiyatro"da üç uluslararası festival kutlanacak, dünya çapında ünlü olan ulkelerin orkestraları da 54 klasik konser verecek. Koııyaaltı için imza • ANTALYA (AA) — Antalya'nın Konyaaltı semtinde inşa edilen 5 yıldızlı otellerin belediyeye başvurup, plajdan yer istemeleri üzerine, doğa korumacılar da harekete geçtiler. Turkiye Tabiatını Koruma Derneği Antalya Şubesi tarafından, plajın lüks otellere verilmesini önlemek için imza kampanyası başlatıldı. Derneğin Antalya Şubesi Başkanı Dr. Tuncay Neyişçi, plajın otellere verilmesinin söz konusu olamayacağını belirterek, "Konyaaltı plajı, derneğin Antalya'da belirlediği 11 doğa anıtından da biridir" dedi. Antalya Belediye Başkanı Hasan Subaşı da Konyaaltı plajından öncelikle vatandaşlann yararlanması düşüncesinde olduklarını belirtti. Höyükler konımada • YOZGAT (Cumhuriyet) — Yozgat'ın Küçük Nefes ve Şahmuratlı köylerindeki höyükler SİT alanı olarak belirlendi. Sorgun ilçesine bağlı Şahmuratlı köyü yakınlarındaki Selçuklu sultanlarından Alaattin Keykâvus'un yaptırdığı Kerkenez Kalesi ve harabeleri ile Küçük Nefes köyündeki yeraltı şehri birinci derece SİT alanı kapsamına alındı. Küçük Nefes köyündeki yeraltı şehrinin Galatlar'ın bir kolu olan Tromiler'in başkenti olduğu biliniyor. Turistlerden 5 milyar gelir • ANTALYA (Cumhuriyet) — Geçen yıl Antalya'da müze ve tarihi yerleri gezen yerli ve yabancı turistlerden beş milyar lira gelir elde edildi. Önceki yıl 500 bin olan yabancı turist sayısının geçen yıl 657 bine ulaştığı, 224 bin de yerli turistin gezdiği belirtildi. öte yandan Antalya Valiliği'nce yapılan açıklamada, tarihsel kalıntılan gezenlerin artışının nedeni Türkiye*de ilk kez tarihi ören yerlerinin bakım ve onarımının Antalya ll Özel Idaresi'ne verilmesi ve bu yerlerin daha düzenli duruma getirilmesi gösterildi. Aynca tarihi eser kaçakçılığının bölgede azaldığı bildirüdi. Elektronik fütre • BALIKESİR (AA) — Bahkesir Çimento Fabrikası'nı satın alan Fransız şirketinin Genel Müdurü Yves Marie Laounan, 1990 yılı sonuna kadar fabrikanın çevreye olan zarannın tamamen önleneceğini bildirdi. Çimento fabrikasının bacalarının fıltrelerinin elektronik filtrelerle değiştirileceğini belirten Fransız genel müdür "Çimento fabrikalarında çevre kirliliği sorununun çözümlenmesi için geniş deneyimlerimiz var" dedi.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle