01 Temmuz 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
CUMHURİYET/2 OLAYLAR VE GÖRÜŞLER 15 OCAK 1990 Ünîversitelere Özyönetim Türkiye'de, özellikle de taşra kentlerindeki genel kültürel-entelektüel düzey ortadayken, aşiret bilinci ve ilişkileri hâlâ geçerliliğini sürdürürken, üniversitelerin yönetiminin mütevelli heyetlere bırakılması demek, bunların mahalli eşrafa ihale edilmeleri demektir. Dç. Dr. FİKRET BAŞKAYA Gazi Üni. Bolu tktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Türkiye'de üniversite 1980 öncesinde de bir ta- kım yapı ve işleyiş sorunlarıyla karşı karşıyaydı ve bir düzenJeme gerekliydi. Böyle bir düzenleme üni- versitenin etkinliğini ve saygınlığını arttırabilecek- ti. 12 Eylül'le gelen generaller rejimi. bilinen ne- denlerden ötürü, üniversiteyi bir "fesat yuvası" ola- rak gördü. Deviet terör rejimi, demokratik nitelik taşıyan tüm kurumları olduğu gibi, üniversiteyi de "hizaya getirdi". Burada hemen hatırlatmak ge- rekir ki üniversitelerdeki tahribatın büyüklüğü, biz- zat üniversitenin temelli bir zaafından kaynakla- nıyordu. Üniversitelerin bu kadar "kolay teslim alınmalarımn" bize göre en belirgin nedeni, öğre- tim üyelerinde bilimsel namus ve entelektüel dii- rüstlük gibi bilim adamı için "olmazsa olmaz" kav- ramlann yeterince yerleşmemiş olmasındandır. YÖK düzeniyle hiyerarşik ve yarı-askeri bir nite- lik kazanan yüksek öğretim kurumları, 1980 ön- cesi durumun da çok gerisine itildiler. Burada 12 Eylül-YÖK tahribatı üzerinde durmaya gerek yok. Üniversite birimlerinin yönetim büroları polis ör- gütünün bir uzantısı haline geldi. Polisin hoşuna gitmeyen öğrenciler, polisin isteği üzerine üniver- site yönetimlerince "gerekli cezaya" çarptırılır ol- dular... Büyük engellemeler sonucu, çoğunluğu böl- ge idare mahkemelerinden geçerek kurulabilen öğ- renci dernekleri, mahalli polis ve fakülte-yüksek okul yöneticilerince bir numaralı düşman ilan edil- diler. Özetle, yüksek öğretim kurumları sivil giy- siyle askerlik yapılan kışlalara dönüştürüldü... Bütün bu yapılan tahribat yetmemiş olacak ki son günlerde "mütevelli heyetli", "Özgün" bir üni- versite için yeni yasa hazırlığından söz ediliyor. Ga- zetelere sızan haberlere göre bazı "aklı-evveller" tarafından hazırlanan bir yasa tasarısıyla, üniver- siteler mütevelli heyetlerce yönetilecekmiş! 12 Ey- 1111 zortizadeleri hızlarını pek alamamışa benziyor- lar. Kendilerini hâlâ 12 Eylül döneminin "yaptım oldu" günlerinde sanıyor olmalılar... Neden mütevelli heyet? Çünkü Amerika'da öy- leymiş! 12 Eylül zortizadeleri kendilerini nerede sanı- yorlar dersiniz? Deviet üniversitesinde mütevelli he- yet olur mu? Her ülkenin tarihsel gelişimi, özel ko- şulları, o ülkedeki kurumlannın niteliğini de belir- ler. ABD'de ABD olmadan önce kurulan Harward Üniversitesi'nin kuruluş tarihi 1636'dır. Bir özel üniversite olarak kurulmuştur. Başlangıçta dinsel eğitim veren bir kurumdu. ABD'de özel üniversite geleneği söz konusudur. Buralarda vakıf üniversi- telerinin mütevelli heyetlerce yünetilmesi doğaldır. Buna karşılık Batı Avrupa'da farklı bir gelenek söz konusudur. Sorbonne'un (Üniversitas Magistorum et Scholarium Parisiensium) kuruluşu 1215, Ox- ford'un 1249, Cambridge 1284, Heidelberg 1386, Cologne 1388, Tübingen 1477'dir vb. ABD'de ge- çerli mütevelli heyet deviet üniversitelerinde nasıl işleyecek? Türkiye'de, özellikle da taşra kentlerindeki ge- nel kültürel-entelektüel düzey ortadayken, aşiret bi- linci ve ilişkileri hâlâ geçerliliğini sürdürürken, üni- versitelerin yönetiminin mütevelli heyetlere bırakıl- ması demek, bunların mahalli eşrafa ihale edilme- leri demektir. Bilim düşmaıu değillerse bile, bilimle hiç de ilgili olmayan bu "aydın", "seçkin", "ta- nınmış", "ileri gelenlerce" yönetilen bir üniversi- te düşünebiliyor musunuz? Herhalde böyle bir uy- gulamanın yapacağı tahribat, YÖK dönemini hiç aratmaz. Kimbilir belki de bu günkü yapıya razı etmek için böyle bir manipülasyona girişmişlerdir(!) 12 Eylül YÖK'üne razı etmek için bir manevra ya- pıyor da olabilirler... Neden üniversitelerin yönetimi üniversite ve eği- timle ilgili olmayan "ileri gelenlere" bırakılsın? Bunların "avdın" ve "seçkin" kişiler olduğuna kim karar verecek? Üniversitedeki bilim adamları ma- halli "ileri gelenler" kadar yönetme yeteneğine sa- hip değiller mi? Demir tüccarı, arsa spekülatörü, seçim kaybetmiş politikacı, aşiret reisi vb.'nin üni- versite yönetme konusunda özel bir yeteneğe sahip oldukları mı düşünülüyor? Kendi kendini yönete- meyen bir üniversite olabilir mi? Üniversite özerktir veya üniversite değildir. mütevelli heyet" merak- lılannın, "özgünlük" yanlılarının önce üniversite- nin ne olduğu konusunda eğitilmeleri gCTekiyor. Bir binanın ön cephesine "burası üniversitedir" diye yazmakla orası üniversite olmaz... Sonuç Bugün YÖK'ün bir yıkıntı haline getirip kohne- leştirdiği üniversite, tekrar ayaga kalkıp adına ya- kışır bir kurum haline gelecekse, öncelikle demok- ratik bir işleyişe kavuşması gerekiyor. Her aşama- da yöneticilerini kendi seçen, seçtiği yöneticileri her an görevden alabilen, yönetim kademelerinde ro- tasyonun geçerli olduğu, yöneticilere (maddi) ay- rıcalık tanımayan, dikey değil yatay ilişkilerin ege- men olduğu, orijinalliği ve bilimselliği sürekli mo- tive edip ödüllendiren bir yeniden yapılanma ge- rekiyor. Sadece bu kadar da değil. Öğrencilerin de biçimsel, sembolik değil, etkin bir katılımının sağ- lanması, her türlü kararda onların da söz sahibi ol- maları gerekiyor. Bu nedenle sadece üniversiteleri yerel eşrafa ihale etmeyi amaçlayan yasanın çıkmasım engellemek de- ğil, özyönetimin egemen olduğu bir yeniden yapı- lanma için öğrencisi hocasıyla, memuru müstah- demiyle, herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor. EVET/HAYIR OKTAY AKBAL Karanlık Bir Uçuruma Düşmeden... Sözcüğü gerçek anlamında kullanarak soylemek gerekir: İr- tica başını almış gitmektedir... Bu hızla gidiş önlenemezse 9O'lı yıllarda ülkemizin bir çağdışı karanlığa gömüleceğini iyi bılme- liyiz. irtica yalnız gerikafalı, bilgisiz, aldatılmış insanlardan gel- miyor, okumuş yazmış, hatta bilim alanında iyi kötü adlarını du- yurmuş kişilerin "çokbilmiş" tutumlarından da kaynaklanmak- tadır. Son günlerde gazetelerde çıkan yazılar, haberler gericiliğin, Atatürk devrimine duşmanlığın, ülkeyi bir ortaçağ karanlığına gö- türme heveslerinin belirtileriyle doludur. Gerıcılikle ilgili biryazı yazdınız mı tepkiler kendini gösterir. Ayasofya mı, hemen karşı çıkışlar başlar, Ayasofya'yı Fatih cami haline getirmiştir, orası mü- ze olamaz! Başörtüsü mü, şeriat böyle emreder! Kadınların ev- lere, kafes arkasına kapatılması mı, bu da kadınları korumak adı- na yapılacaktır! Atatürk devrimi mi, halkı, ülkeyi tanınmaz hale sokmuştur! Birtoplantı yapılmış, orda konuşan 'bilim' adamlarımız bakın neler söylemişler: "Gerçekte bir Kurtuluş Savaşı verilmedi. Os- manlı Devleti sömürge değildi ki Kurtuluş Savaşı verilsin. Hürri- yetler yirmi yıllığına gasbedildi. Atatürk'le başlayan dönemde yir- mi yıl Türkiye çok kötü diktatörlük yaşadı. Atatürk efsanesi 1938'de öldüğünde kapandı. Herkes için ölümü üzücü de olma- dı." "Bize tarihi gerçekler anlatılmadı. Resmi tarihin dışında bir tarih yazılmadı." Sevr Antlaşması'yla Osmanlı İmparatorluğu Konya yakınların- daki birkaç ile iniyordu. Osmanlı Devleti yöneticileri, başta pa- dişah olmak üzere bu durumu kabul etmişti. Atatürk'ün önderli- ğinde girişilen savaş gerçek bir Kurtuluş Savaşı değilse nedir peki? Osmanlı Devleti zaten yarı sömürge durumunda değil miy- di? Sevr ile Batı ülkelerinin boyunduruğunda küçük bir Orta Ana- dolu devleti olarak kalmayacak mıydı? Bir 'bilim' adamı bu ka- dar temelsiz bir savı naşıl söyjer,sa,s_rnak gerekir. , .., ,,.,-_ , . u Aynı 'bilim' adamının Atatürk'ün ölümünün 'herkes için üzücü' olmadığı, konusundaki sözlerı jse tam bir yanılgıdır. Biz o gün- leri yaşadık, bütün ulusun nasıl derinden sarsıldığını gördük. Bu 'bilim'ci o günlerde daha doğmamıştı. Ama biraz karıştırsın ta- rih yapraklarım, eski gazetelen, dergileri, yalnız büyük kentle- rinkini değil en uzak kentlerin, kasabaların gazete ve dergileri- ni, Atatürk'ün ölümünün bütün ülkede nasıl bir acı yarattığını gör- sün! Tarihsel gerçekler o gün bu gün halka açıklanmamış... Bu 'tarihçi, bilimci' baylar oturup anlatsınlar, yazsınlar gerçekleri, bizler de okuyalım. Hep söylerler, ama oturup yazmazlar. Çün- kü alacakları yanıtı bilirler!.. Benım şaştığım oturumu yöneten kişinin de bu tür savlara ka- tılır görünmesidir. Toplantıda böyle yanlış sözlere karşı çıkanla- ra 'sizlere bugüne kadar aynı plak dinletildi. Panelde olaya bi- limsel açıdan yaklaşıldı, bunun için yadırgadınız. Artık Türkiye 1 de bazı şeylerin ciddi bir şekilde tartışılmasının zamanı gelmiştir' demesi üzücü. umut kırıcı olmuştur. Basında okuduğum haber- lerin yanlış çıkmasım umarım... Bir yandan 'bilimci'ler, öte yandan Atatürk devrimine ve Tür- kiye Cumhuriyeti'nin temel ilkelerine düşman olan çevreler, ül- keyi ve halkı bilgisizlik karanlığına sokmak için işbidiği etrnış gö- rünüyorlar! İşte size bir kaç örnek... Bir gerici gazetede de şöy- leyazılıyor: "Kısaca soylemek istediğimizşudur: Bu kendini bil- mez fanatik, laik, solcu Kemalistler var oldukları müddetçe öz- güriüğün tadı yoktur". Demek istediği, Kemalistlerin, yani Ata- türk devrimine bağlı olanların, bu devrimi yaşatmak isteyenle- rin hepsi temizlenecektir. Ki yobazlığa özledikleri özgürlük ondan sonra gelsin!.. Yine bir başka gerici gazetede de şunları okuyoruz: "141,142. maddeler ise eylem, şiddet, terör ve bölücülükle ilgilidir. Anaya- sa hiç kimseye şiddet ve teröre başvurarak eylem yapmak, dev- leti ve milleti bölmek, parçalamak hakkı vermediği gibi, hiçbir kimse de doğuştan böyle bir hakka sahip değildir. Mesele bu açıdan ele alındığında hukuk adına cinayetten de öte irrtihar söz konusudur. Şöyle ki bazılarının düşünce ve vicdan hürriyetine kavuşabilmeleri için, başkalarının şiddete, teröre, devleti ve mil- leti parçalama hürriyetine sahip olmaları mı gerekir." Sizler istediğiniz kadar hiçbir ayrım yapmadan 141,142 ve 163 kaldmlmalı diye yazın, söyleyin, yobaz kafasının istediği yalnız 163'ün yürürlükten kalkması, ama 141,142'ye dokunulmaması- dır. Bir zamanlar 'Tarihsel Yanılgı' deyimi ortaya atılmıştı, iyini- yetli bir kesim bu yamlgının acılarını adamakıllı tattı. Bir kez da- ha aynı yanılgı uçurumlarına düşmemiz isteniyor. Gericilik, yo- bazlık, çağdışılık hevesleri, çağdaş uygarlıktan yana bir ülkeyi, bir halkı karanlık uçurumlara doğru sürüklerken buna göz yum- mak, hoşgörü göstermek kendimize bile bile kıymak olmaz mı? 'ııı Davaları" Nâzım Hikmet ve arkadaşları hakkında açılan davaların ortak özelliği, bunların siyasal iktidarlara bağımlı ve çoğunluğu hukukçu olmayan mahkemeler tarafından görülmesi ve hükme bağlanmasıdır. Verilen kararların yürürlükteki yasalara ve "Kanunsuz suç olmaz" ilkesine aykırılığı da davaların ikinci ve önemli bir özelliğini oluşturmaktadır. HALİT ÇELENK Hukukçu Çağımızın "Ceza ve ceza yargılaraası" hu- kuku anlayışının temel ilkesi "Kanunsuz suç olmaz" ilkesidir. Yani yasanın açıkça suç say-_ madığı bir eylemden ötürü kimseye ceza ve- rilemez. Kişinin yargı alanında en önemli gü- vencelerinden birini oluşturan bu ilke tüm uluslararası belgelerde, anayasalarda ve ceza yasalarında yer almıştır. Ancak öteden beri hukukun bu temel ilkesi özellikle siyasal ni- telikli davalarda bir kenara itilmiş, siyasal amaçlarla suçlamalar yapılmış ve ağır mah- kûmiyet kararlan verilmiştir. Değerli hukukçu Atilla Coşkun yıllardan- beri yaptığı araştırmalar sonunda yayımladı- ğı "Nâzım'ın Davalan" adlı yapıtında bu hu- kukdışı uygulamaların ilginç ve somut 0rnek- lerini sergiliyor. Ünü evrenselliğe ulaşmış, ülkemizin yüza- kı büyük Türk ozanı Nâzım Hikmet hakkın- da 1925 yılından 1938 yılına kadar 11 dava açıldığını ve 34 yıla yakın ağır hapis cezası ve- rildiğini saptayan Atilla Coşkun; bu davalar görülürken yürürlükte bulunan "Kanun-u Ceza" (Ceza kanunu), Hiyanet-i Vataniye Ka- nunu ve 1925 yilında yürürlüğe konulan Takrir-i Sükûn Kanunu'nda, bugünkü 141-142. maddeler anlamında sınıf mücade- lesine ilişkin bir düzenlemenin, komünist ce- miyet kurma ya da propaganda eylemlerinin suç konusu olarak yeralmadığını, oysa yapı- lan yargılamalarda yasada bu tür eylemler varmışçasına mahkûmiyet kararlan verildiğini anlatıyor. Yine yazar, istiklal mahkemesi sav- cılığınca 30/3/1925 gününde ilk toplu soruş- turmanm başlatıldığı tarihte "Kanun-u Ceza'-' da, ülkenin iç güvenliğine ilişkin bölümde pa- dişah ve hilafeti koruyan hükümler bulundu- ğunu, bu hükümlere dayanılarak Nâzım Hik- met ve arkadaşlarını cezalandırmanın olanak- sız olduğunu, ancak olaydan sonra 29/4/1925 gününde üç günlük bir görüşme sonucu yü- rürlükteki yasada değişiklik yapılarak yürür- lüğe konulduğunu, bu yeni hükümler geriye yürütülerek Nâzım Hikmet ve arkadaşları hakkında uygulandığını, oysa yeni yapılan bu değişikliğe göre bile suçun oluşması için "si- lahlı isyan" ve benzeri zor ögelerinin gerçek- leşmesi gerektiğini, bu ögeler gerçekleşmedi- ği halde istiklal mahkemesince mahkûmiyet kararı verildiğini ve verilen hükmün de kesin olup itiraz ya da temyiz yolu bulunmadığını açıklamaktadır. Yargılama tarihimizin gösterdiği gibi siya- sal davalarda iktidarlar belli politik hedefle- re ulaşabilmek için özel yasal düzenlemelere başvurmuşlar. İstiklal mahkemeleri, sıkıyö- netim askeri mahkemeleri gibi siyasal iktida- ra bağımlı ya da hukuk açısından "mahkeme" olarak nitelenmesi olanaksız ku- rullar oluşturmuşlar ve yargı organları üze- rinde baskı yöntemleri uygulayagelmişlerdir. 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinin yasal dü- zenleme ve uygulamalan da bunun son örnek- leri olmuştur. Atilla Coşkun tarafından hazırlanan "Nâ- zım'ın Davalan" adlı incelemede Nâzım'ın dava dosyalan ayn ayn irdelenmiş ve her dava hakkında belgelere dayalı bilgiler verilmiştir. Nâzım Hikmet ve arkadaşları hakkında açı- lan davaların ortak özelliği, bunların siyasal iktidarlara bağımlı ve çoğunluğu hukukçu ol- mayan mahkemeler tarafından görülmesi ve hükme bağlanmasıdır. Verilen kararların yü- rürlükteki yasalara ve "Kanunsuz suç olmaz" ilkesine aykırılığı da davalann ikinci ve önemli bir özelliğini oluşturmaktadır. Harp Okulu olayı Örneğin 1938 yılında açılan Harp Okulu da- vası, Harp Okulu salonlanndan birinde, bi- risi hâkim binbaşı ve dördü de kıta subayla- nndan oluşan beş kişilik bir mahkeme tara- fından görülmüştür. Bu hâkimler, yürütme organı tarafından görevlendirilen, siyasal ik- tidara bağımlı hâkimlerdir. Dava Harp Oku- lu binası içinde kapalı kapılar ardında görül- müştür. Bu davada Nâzım Hikmet hakkında ileri sürülen suç, komünist örgüt kurmak, ko- muniziB propagandası yapmaktır. Buna kar- şm askeri savcı Nâzım Hikmet'in Askeri Ce- za Yasası'nın 94. maddesine göre "Birden zi- yade askeri şahısları hep birlikte amire veya üste itaatsizliği teşvik ederek" isyana tahrik s'jçundan cezalandırılmasını istemiş ve mah- keme de bu maddeye göre Nâzım'ı 15 yıl ağır hapis cezasınaçarptırmıştır. Bu karar, Aske- ri Yargıtay'ca onanmıştır. Oysa Atilla Coş- kun tarafından da kitapta açıklandığı gibi da- vaya konu yapılan olayların meydana geldi- ği tarihte Askeri Ceza Yasası'nda 141-142. maddeler yoktu. Duruşmada savunmanların da açıkladıklan gibi, iddia yerinde görülse bile mahkemenin görevsizlik karan vererek davayı sivil mahkemeyegöndermesi.gerekirdi. Oysa mahkeme bu savunmayı geri çevirmiş ve As- keri Ceza Yasası'nda, olayla ilgili bir suç bu- lunmadığı halde, komünist örgüt kurma ve komünizm propagandasını yorum yoluyla "Askeri isyana teşvik" olarak kabul etmiş ve "kanunsuz suç olmaz" ilkesine aykırı olarak mahkûmiyet kararı vermiştir. Donanma Ko- mutanlığı Askeri Mahkemesi'nde de aynı hu- kukdışı yol izlenmiştir. Adaletsizliğin itirafı Mahkeme kararının haksızlığı, daha sonra Askeri Ceza Yasası'nın 148. maddesinde ya- pılan bir değişiklik ve bu değişikliğin gerek- çesiyle dolaylı olarak kabul edilmiştir. Ger- çekten bu olaydan sonra sozü geçen 148. mad- deye şu fıkra eklenmiştir: "Türk Ceza Kanu- nu'nun 141-142. maddelerinde yazıh olan cü- rümleri, ordu içinde veya ordu mensuplan ve askeri fabrika ve müesseselerdeki müstahdem- ler veya işçiler arasında işleyenlerin cezaları yandan aşağı olmamak üzere arttırılır." Bu değişikliğin hükümet gerekçesini Atilla Coşkun'un araştırmasından okuyalım: "Son senelerde devletimizin hukuki, siyasi, iktisa- di nizamlannı ve Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ik muayyen olan ana vasıflannı bozmak mak- sadıyla bilhassa yabancı rejimler lehine ola- rak ordu idaresinde sistematik şekilde hariç- ten propagandalar yapılmakta olduğu ve or- du mensuplan arasında benüz kemale gelme- miş birkaç askeri talebe ile tahsil ve tecriibe- leri noksan er ve erbaşlann bu fîkirlere teroa- yül ettirilmiş bulunduğu müşahede edilmiştir. Deviet kuvvetlerinin en mühim kısmını teş- kil eden ordu içinde yapılmak istenen bu ka- bil suikasüann failleri hakkında icabeden ka- nuni takibat yapılmış, şiddetle tenkll ve tec- ziye edilmişlerse de (..) bu gibi propaganda- lar hakkında As. Ceza MevzuaO'nda daha sa- rih ve maksadı leraine yarar hükümler vaz'ı zaruret halini almış ve nitekim TCK'nın 141 ve 142. maddelerine bu düşiincelere mebni ye- ni hükümler konulmuştur. Yukanda izah olunan sebeplerle zaruretle- re binaen As. Ceza Kanunu'nun 148. maddesi tevsi edilmiş ve askerlige ve orduya bu suret- le tecavüz eden bu askeri suçlan işleyen sivil- lerin de askeri kazaya tabiiyeüni temin etmek.. (amacıyla) As.Mh.U.K.nın 3 ve 30. madde- lerine o yolda birer fıkra eklenmiştir." Bu gerekçeyi aktaran Atilla Coşkun, ko- nuyla ilgili şu açıklamayı yapıyor: "Böylece, hükümet gerekçesinde ad verilmeksizin Nâ- zım Hikmet ve Harp Okulu ile Donanma Ko- mutanlıkları askeri mahkemelerindekj yargı- lama vurgulanıyordu. Bu tutumuyla hükü- met, Donanma ve Harp Okulu askeri mah- kemelerinin Nâzım'Ia ilgili kararlannın, ce- za hukukunun (Kanunsuz suç ve ceza olmaz) ilkesine aykırı olarak verildiğini, bu nedenle de haksız ve hukuka aykırı oiduğu gerçeğini kabul ediyordu." Mahkeme de kabul ediyor Bu yasa değişikliğinden sonra Nâzım Hik- met, askeri mahkeme başkanlığına bir itiraz dilekçesi vererek ve bu yasa değişikliğini da- yanak göstererek cezanın kaldırılmasını iste- miştir. Bu itiraz hakkında mahkemece veri- len kararda şöyle denilmiştir: "İddia olunan komünistlik fikirlerinin neş- rine teşebbüs keyfiyeti, davaya mevzu teşkil etmiş, ancak Askeri Ceza Kanunu'nda ayn bir hüküm bulunmadığindan hadise askeri isya- na tahrik mahiyetinde telakki olunarak, 94. maddeye tevfikan hüküm verilmiştir.." Böylece karan veren mahkeme de "Kanun- suz suç olmaz" ilkesine aykın hüküm veril- diğini kabul etmiştir. Atilla Coşkun'un bu araştırması Nâzım Hikmet ve arkadaşlan hakkında açılan dava- lann bilinmeyen yönlerini aydınlatmış, veri- len kararlann hukuksuzluğunu bir kez daha ortaya koymuştur. ÇOCUK AKIL SAGLIGI VE REHBERLİĞİ DERNEĞİ Poliklinik: Pazartesi (14-15 arası) Aile-Çocuk Danışma: Salı-Perşembe Yayın: Geri Eğitimı-Konuşma Sorunu FINDIKZADE KARA KOYUN S.35 Tel (Randevu): S.10-13-<523 67 93) Cİmİt '$ Bankası İş Sanat Galerisi Seramik Heykel Sergisi Parmakkapı-İST. TOPRAĞI SEVGİLEDİM 2-19 Ocak 1989 Atelye: icadiye Cad. 86 Kuzguncuk Sürekli Sergi Tel: 342 36 32 İNGİLTERE'DE tNGİLİZCE BAYANLARA AU-PAİRLİK DlL OKULLARI UCL'Z PANSİYON/OTEL İNGİLİZCE KURSU ÇEVtRt DtLTA, SÜMTAŞ İstiklal Cad. Gökçek Vakıf Han 62/213 Beyojlu Tel: 151 17 95 Fax: 145 S8 47 17-27 YMinda B«y*nlara İNGİLTERE'de INGILIZCE'yiur Siztere yeni hızmetımız. FRANSA'DA FRANSIZCA'yı ucu^a oğrenmek ıçın guv»mlır (•K yol AU PAlR'lık yapmaktır EVLERDE MOBİLYA PİYANO CİLA YAPILIR. 388 22 23 2/* LİMİTEO ŞTÎ. Bartam Bul MntiarpaM Sok 8*şlktaf-M T*l: 161 43 M-«7 AMura: 213 M «7 tımır : n J» U CUMHURIYETTEA OKURLARA... OKAY GÖNENSİN '89 Bilançosu... B ir yıl önce bu günlerde, bu sütunda geride kalan 1988'in bilançosunu basın açısından çıkanrken kötümser bir tablo sergilemiştik. Aradan bir yıl geçti ne yazık ki iyimser olacak hiçbir gelişme ile karşılaşamadık. Lotarya, kupon, armağan kampanyaları ve televizyonda herkesi bıktıran "üç kupona şu, beş kupona bu.." reklamları 1989 boyunca devam etti durdu. 1988'de bu kampanyalar için televizyon reklamlanna 11 milyar lira harcayan gazeteler 1989'da gerçek bir rekor kırdılar ve toplam 37 milyar lirayı lotarya duyuruları için harcadılar. Bu yazıda biraz fazla rakam olacak. Önce 1989 aralık ayının ortalama günlük satışlarryla başlayalım: 600 Liralık Gazete Cumhuriyet 116.887 -1.192 500 Liralık Gazeteler Sabah Günaydın Hürriyet Milliyet Türkiye Tercüman Gûneş Yeni Asır Zaman 586.625 581.661 553579 332.415 330.439 312.084 76.787 51.250 46.033 +63.280 +57.941 +81.131 + 12.631 +28.465 +90.070 +34.962 -570 +6.984 300 Liralık Gazeteler Bugün Tan Fotospor 313.503 273.457 143.027 -5.053 + 37.356 +20.143 Görüldüğü gibi aralık ayında gazetelerin hemen tümünün kampanyalan başarılı oldu ve günlük gazete satışları 425 bin artarak 3 milyon 700 bin düzeyine çıktı. 1989 yılı ortalama günlük net satışlara göre ise gerçek anlamda büyük ilerleme sağlayan 2 gazete Günaydın ve Tan ve tabii sürekli lotarya ve rekor düzeyde televizyon reklamıyla. Aşağıdaki tabloda gazetelerin 1989 yılı oıtalama günlük net satışı, bir yıl önceye göre farkı ve televizyon duyuruları için harcadıkları paraları göreceksiniz: v Günaydın Sabah Güneş Tan Milliyet Hürriyet Bugün (10 ay) Fotospor (4 ay) Gazete (11 ay) Türkiye Tercüman Yeni Asır "' r ~','. Cumhuriyet Bir de 1982'den günlük ortalama Cumhuriyet 459.549 +192.018 6.9 milyar TL. 461.102 -45.569 4.8 milyar TL. 89.560 -53.324 4.5 milyar TL. 267.030 +114.715 4 milyar TL. 316.158 +11.231 3.6 milyar TL 488.672 -140.242 3.4 milyar TL. 358.696 — 2.4 milyar TL. 149.670 — 2.4 milyar TL. 104.755 -16a970 1.6 milyar TL. 198.506 +7.620 1.1 milyar TL. 129.716 +11.418 1.1 milyar TL. , 45.982 -.10.723 400 milyön TL 115.594 +1^05 216 milyon TL. bu yana gazetelerin yıllık düzeyde net satışlarımn gelişmesini görebiliriz: Hürriyet Milliyet 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 91.548 81.053 93.984 100.230 118.028 124.415 114.389 115.594 Günaydın 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 649.260 313.908 212.353 172.553 195.519 270.925 267.531 459.549 Tan 695.267 709.249 680.796 331.518 227.219 152.315 267.030 Türkiye 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 631.075 721.611 699.205 646.403 651.920 696.285 628.914 488.672 Güneş 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1981 364.973 293.058 190.726 241.597 212.251 186.536 142.884 89.560 Yeni Asır 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 107.928 88.156 81.676 80.627 75.857 74.926 56.705 45.982 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 241.177 213.649 190.368 319.196 260.958 262.408 304.927 396.158 Tercüman 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 328.706 244.861 184.665 229.492 185.275 165.837 118.298 129.716 Sabah 1985 1986 1987 1988 1989 528.065 564.345 550.815 506.671 461.102 1987 1988 1989 186.897 190.886 198.506 SgBÜRODATA İletişim araçlarının etkin kullanımı, teknolojik yeniliklerin izlenip firma bünyesine uygulanması yalnız işyeri verimliliğini artırmakla kalmaz, aynı zamanda rekabetin bir adım önüne geçilmesini de sağlar. Yeniliğe açık sayın yöneticiler... Bu fuara mutlaka zaman ayırmalısınız. 6. TELEKOMÜNİKASYON BİLGİSAYAR, BÜRO MAKİNE, MOBİLYA VE MALZEMELERİ FUARI FUARDA SERGİLENECEK ÜRÜN GRUPLARI: Faksimile, videotekst sistemleri, ölçüm cihazları, video konferans sistemleri. telebilgi ve çağrı sistemleri, online sistemler, mikro bilgisayarlar, kişisel bilgisayarlar, çeşitli program paketleri, askeri ve sivil amaçlı sabit haberleşme cihazları, elektronik yazı makineleri, bilgisayar yazıcıları, bilgisayarla kart brsım sistemleri, siren ve anons sistemleri, otomatik ve lazerli ölçü sistemleri, radyo ve TV verici sistemleri, RF-dinleme ve yön kestirme cihazları, güç kaynakları, sayısal elektronik telefon santralları. sayısal ve analog radyo link sistemleri, fotokopi malzemeleri, baskı devreleri ve bunların yedek parça ve aksesuarları. YIL Seçkin fuarlar... Seçkin ziyaretçiler... 17-21 Ocak 1990 TÜYAP İSTANBUL SERGİ SARAYI I E P E B A Ş I • İ S I A N B U L Zıyaret saatlerı Hergun 11.00-20.00 • AEG 3UMP» AG ıSrt »l-aıv/a! • AIT1NDAG rAlUIM UUMESSIUIK VE TICVET A Ş • AVPEfi llsianyai • ANDfiEW ;tlSAl • «MON! SES IŞK VE GORLMTJ S'STEULERI 45 • AVERV 50ABAH GmbH :Bal- Aknanyaı • BAPCC ELECTRCNIC ıSe<*aı • 3ENEF0N 0* E.KOM MÜHEIJC'ISUK SANAVI VE rıCARET AŞ • BEPK » $ • BESAŞ 61GISAVAR PAZARLAM.» VE IIC 4 $ • 6ESTAS BIIGI5A1AR ELEKIBOMİH SANAYI VE TICARE" A 5 • BIRD !USAı • BI'-MA BH.GISM AR MASALARI SAMAYI l'E I1CARET LTD • BHGITAŞ BUBO MAKINEIER1 SAN VE X AŞ • BRO'HEH »»^RNAT-ONAlf CCRF 'Japonyal • 8UBOSAN 8W»0 SAN^fl *-$ « CELL üngtHereı • CERVVIN VEGA ,u5*ı • CL»V P*K» ıtlatya • DSA SCFT*APE hgıl-Sfe) • DATA a«l CONTROt EGUIPMENI _T) lıngılle'ÇI • DHTAVAC ' IJSAh • EBIU ELEKTRONİK BII& IŞLEM SANAYI VE HCARET » 5 t EG:S ELEKTRlK VE ELEKTRCMK GEREÇLER »42ARLAMA "IC « 5 «EHA ELS'TPıDNIK KÛNTRO. A_E*Lt^l SANAY' VE T.CAflET AŞ • EKCNOMIS* YAYINEVI • ELEKTROMAK aıJRO MAKİNELERİ SAS. VE TIC A $ • ELKOM MlHENDrSL* SANA'I VE TICAREI AS • EMEPSON ELECTBIC IUKI LTD •COMPtTEH POAER DIViSION |lng«e-e' • ERKklAJg ELEKTRON* ALETLER Tıc AŞ • ESU ELEKTRONİK SERVI5 VE MUHENCISLK KOLL ŞTI • EYECOU EYE CCMMUN.CATICN SV STEMS INC lUSAı • FU.UEN COUPAGNt EDflOPEENNE DACCUMULMEURS C E A C ı • GIPAŞ AŞ • GCULD ı ng«l«eı • G0K ITHALAT tHRACAT PAZARtAMA • 5CKSU B LGISAfAP VE TEKMK MAUEME PAZARLAMA SAN VE K LTD ŞT' • GONPA ELEKTP'JNIK SAH VE TIC A Ş • GOZDE KITAFÇHJK LTD ŞTI • GUNEV WAR ,E TtCAPE" LTD ŞTI • HCUST0K IN5T"UMENT (Eel.;*a) • iFF ıJSA) • INDE» 9ILGISAYAR SSTEMLERI MUH SAN v t TIC LH) 5TL • IPAŞ OFIS OTOMASYON SISTEMLERI SAN VE TIC A Ş • nENWOOD :ORPER.AT'ı3N •Japonyaı • -;ı.lW BLGI 'ŞLEU S.STEMLER SANA'fl vE TICAPET LTD ŞTı • KLYMAX tr LTD (Ingılleıe: • KNLIRR MECHANIK FLJR 0IE ELE'TOONIf AG Balı «ranyaı • Kl'NZ lA.usluIyaı • KYOCEPA E.ECTRCNÇS I Japooval • LAMINET PLAST* METAL TICARET • .AUPO Hlalyal t MERKEZ TELEFO* TELEKOMUtiKASYON SANAf. VE TICAPET LTD • UC CCHMACK and OCDGE llngıttere) • MC GRAV»-HıLL (NFORMATION SEPVICES CO fUSAI • MIKRO-ANALZ B1GISAV AR MJSAVHLIK HIZUETLERI SANA-0 VE TICAflET LTD ŞTI • MULTITONE llngıllereı • MUfiATA MACHsNEPV LTO Ua^r-va; • MLfTLU AKU VE M.ALZEUELERI SANAYI AŞ • rıETA$ HOBTHERN EtECTRIC 'EJKOMUNıKASYON A 5 . NISSE. ı.1«a • C.C3AM CLÇu ALETLERI SANAri A Ş • ONSEL HASSAS «.AGIT VE YAPlJTIRICI BANT TICARET A 5 • PENRl DA'ACOUM .USAı • PITHE'f B0VVE5 ıL'SA • ^REH •Bx A/r>a<n3) • =PES 91GISAYAR S STEMLERl LTD ŞT • PROBIL BlGI IS^EM CES'En VE CAMŞMANLI" SAN VE * C LTC ŞTI • HEGG1ANI lltalyâ) • R£?AMET BIL&lSAlAR HIZMETLERI PP0GRAML4MJ> vE FAÎARLAMA TIC SAN LTD ŞTI • RDBC'ICS °OBCT vE ILETIŞIM CIHA2LARI SAHAYI AŞ • ROHDE i SCH'/VARZ l3at Alratlyaı • RONESANS REK.AVICIL» YA"!NCILIK VE FUAAdLHI AS • SAVJNMA GEREÇ^ERI SAS Tli A Ş • SEDEF REKLAMCILK VE PA2ARLAMA ^CARET A Ş • SEM SEOJPITY ENGINEEFtEC MACHINERY fljSAı • SGM jl(al)a) • SIMK0 TICAPET VE SANAH A.Ş. • SYSTEMES DECKART S A Z I (Fransa) • TANAÇAN MIMAflL K MLTEAHHITLIK DEKORASYON SANAYI VE TiC AŞ ı TC P T T IŞLETUE GENEL UJDUflLljGJ • TEKNODAT» 6IL:ŞM S.STEMLERI SAN LTD ŞTi • TEKTPONİH -NC :USA1 • TELtAES IflC (L'SA • TET UUHENDISLI' SANAYI VE TICARET LTD ŞTI • TOSHIBA (Japoryal • TIJUCHBASE SYŞTEMS fcC lUSA, • TUNALAR TICARET vE SANA» K0LLEKT1F ŞIRKET; • TUSCAN CORPC'RATON lUSAı • TUNGST3NE IkıgiKeıe: • YLASA ljaixx>va
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle