19 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA CUMHURİYET 21 EYLÜL 1995 PERŞEMBE OLAYLAR VE GORUŞLER Devletçilikten Ozelleştirmeye... Kamu İktisadi Teşekküüeri, Kurtuluş Savaşı sonrasındaki Cumhuriyet Türkiyesi'nin, "Tam bağımsızlık" ilkesine bağlı olarak izlediği bir politikanınsomut üretim, istihdam ve sanayileşme öğeleri olarak düşünülmelidir. ERTUĞRLL KAZANCI Eğitimci-Hukıtkçu 2 4Temmuz I923günülsviçre Gazi Mustafa Kemal Paşa: "Ekonomik Konfederasyonu'nun Lozan alandaki özel değerler bakımından etkin kentindeki "uşi" şatosunda veegemenolanlar.dünvadaayncalıklıdu- yapılan uluslararası andlaş- nımda bulunmaktadırlar. Kazanç vergi- mayı ımzalayan TBMM Dı- si vermedikleri gibi gümrüklerimiz bifc şişlen Bakanı Ismet Paşa. ellerindedir. Maddesel vaşamımızın tü Konfederasvonu'nun Lozan kentindeki "uşi" şatosunda yapılan uluslararası andlaş- mayı ımzalayan TBMM Dı- şişlen Bakanı Ismet Paşa. hem sevinçli hem de düşünceliydi. Se- vinçliydi: çünkü Anadolu'nun bağnnda şekillenenantiemperyalistşanlıbırdire- niş, sonunda Lozan"a doğru uzanan par- lak bir diplomatik sonuca uiaşmıştı. "İnönü savaşlan kahramanr bir bakıma da çok düşüncelıvdı. Kaygısı. ünlü Bri- tanyalı de\let adamı Lord Curzon'un kendisıne karşı ikıde biryinelendiâi söz- lerdenkaynaklanıyordu: "Ülkenizharap- tır. İleride bize gelecek ve kalkınmak için yardım isteyeceksiniz. O zaman da biz di- reteceğiz, size verecek bir şejimiz olma- >acak!_" Gerçekten de o. sıralarda dünyanın ge- nel olarak merak ettigı konu: "Küçük Asya'da saldırganlığın her çeşidine karşı durduktan sonra bağımsızlığını Lozan'da dosta ve düşmana onaylatan Türkiye'nin "ekonomikçıkma/lanna nasıl bir çöziim bulabileceğT sorusuydu. O tarihlerde ya- bancı sermaye, ticaret yaşamının tümü- ne yakınını denetliyordu. C'lke. tam bir açık pazar durumundaydı. Sanayileşme sürecine ginlememıştı. Ulaşım ağının başlıcasını oluşturan demiryollan. büyük belediyelerin işletmeleri, bankalar. dışa bağımlıydı. TBMM kürsûsünden halkına seslenen bolülerinin utlak > önleniricileri, \ abancı- lardır"demekteydi. tşte bugerçeği bılen Kurtuluş savaşının önderkadrosu: *Siya- sal \e askeri başarüann, ancak ekoomik başanJaria tamamlanarak anlam kaza- nacagı"inancandaydı. Yüzyıllardan beri emperyalizmin başlıca ilgi alanlanndan saydığı ve uluslararası sermayenin kapi- rülasyonlarla pekiştirdiği ekonomik ege- menliğin tutsağı bulunan bir ülke. zincir- lerinı kırarak her yönde kalkınmalı>dı. Bu güzel ve coşkulu tutkunun kalkınma modeli saptanarak, başbakan tsmet Inö- nü'nün Sı\as nutunda "devletçilik" ola- rak dile getirildi. Böylece genç Türkiye Cumhuri> eti: "devletin ekonomik ve top- lumsal alanlara kanşarak müdahaleleri- ni gerekli gören bir öğreti" şeklınde ta- nımlanan yöntemi benimsiyordu. Gerçeklere uyan kalkınma Birinci Dünya Savaşı bozgununu izle- yen kurtuluş savaşının getirdiği yaşam- sal sıkıntılarla bunalan bir halk, 1931 yı- lında aynntılanyla planlanarak uygula- nan devletçi yöntemler sonucunda; ulu- sal kalkınma onurunu duyup istihdamda görev alarak üretimden yararlanabilme- nin tadının ilk kez varabilmişti. TBMM'de. Toprak işleyenin, su kulla- nanındır" diyebilen birhükümetprogra- mı, geniş halk kitlelerinin dirlik. esenlık ve mutluluğunu sağlamada güçlü birper- formans göstermişti. Demiryollanndan tuza ve tütüne ka- daryabancı sermayenin güdümünde kal- mış, "DolmabahçeSarayı''nın yapımıy- labırlikteyoksulbırhalkınsırtınaalabil- diğine keyfı borçlar yükledikten sonra tarihe kanşmış bir saltanatın varisi ol- muş bir ülke ve onun insanlan, çilelerle doluydu. Halkın. ortak mülkiyeti olan ve üzerinde rejimin getirdiği birİikte söz ve karar sahibı bulunabilme yetkisi sindi- rilmiş bir devletçilik modeli, böylesine büyük gereksinmelerden doğmuştur. Na- zım Hikmet"in dızesinde yer alan "top- rağın hasreti makinalar..." ögesinden uzak, ilkel karasabala uğraşan. feodalız- min ve teokratik sömürünün maddesel ve manevi her blümünü yaşayan, "reji" özel yönetıminin "kel mültezimine" zo- ralım yoluyla muhatap. sanayileşmenin adını duymamış-bilmemış kıtleler. dev- letçi kalkınma politıkasının ilerici ve çağ- daş zemine orurmuş sosyal boyutlu eko- nomik atılımıyla kişilik bulmuşlardır. Kamu İktisadi Teşekkülleri (KlTler) Türkiye Cumhuriyeti'nin, Kurtuluş Sa- vaşı sonrası-siyasal emperyalizme ve onun doğal uzantılan bulunan egemen sermaye ve uluslararası sömürüye karşı verdiği sosyo-ekonomik direnişin sim- geleridir. Madenler. orman, kimya, ener- ji ulaşım, konut, tekstil, beslenme, tanm üretim çiftlikleridir, külrür-sanat ve spor alanlannda. yani bir ülke halkının tüm yaşamsallığındaolumlukatılan bulunan devletçi müdahalelenn. daha sonraki yıl- lardaki türlü red ve inkarlara karşın ge- tirdiği olumlu toplumsal tablolar yadsı- nabilir mi? 14 Mayıs 1950 tarihi. liberal bir ikti- dann dönem başlangıcıdır. 1923 yılın- dan 1950'nın ortalanna doğru uzanan 27 yıllık bir geçmişi akıl almaz bir yakla- şımla adeta yok sayan ve doğal olarak da devletçi kalkınma modelini reddeden bir siyasal tutum. artık yönetimindedir. Ama, uyguladığı programla beraber. çö- küş başlangıcı sadece beş yıl sonrası; ya- ni 1955'tir. "Hermahalledebirmilyoner yaratacağız** sloganıy la ortaya çıkıp son- ra da her mahalledeki o milyonerin çev- resinde yoksulluklar yaratan bir anlayış, 1957 genel seçimlerinde. muhalefet kar- şısında azınlık durumuna düşmekten kurtulamamıştır. Bu dönemde KlT'lerin hem: "tasfiye edileceği*' söylenmiş, hem yandaşlarla karolar şişinlmiş ve hem de teknolojık yenilemede zayıf kalınmıştır. Bunalımlı yıllann sonuçlan ise bütünüy- le olumsuz olmuştur. 27 Mayıs 1960 ih- tilalindensoragörülenveduvgusal.isan- ca tepkileri çeken idamla cezalandınl- malann "kara bir gölge'* olarak bellek- lerde yaşadığı bilinır. Ama, bu olağan duygusallığın gerisinde tortulanan sos- yo-ekonomik politikalann da irdelenme- sınibıryanabırakılmasaslagerçekçisa- yılamaz. 1961 Ekim"inde yapılan genel seçim- lerde koalısyon yoluyla iktıdarolan Ismet Inönü hükümetİerinın 1965 yılına kadar süren devtetçi karakterli ve KlT'lerinye- niden işlevlerine kavuşturulmalannı amaçlayan tutumu. 1965 sonrasının li- beral ağırlıklı devresinde ortadan silin- mek istenmiştir. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin "adam Smrth" modelini izleyenlere kol açtığı biryolda. KİT'lerin de "dışlanma- sı gerekli kurumlar" olarak kamuoy u bi- lincinde yer ettirilmesinin zorlamalan yapılmıştır. Özelleştirme bu halka bir umut olarak sunulmuş ne yazık ki halk, KtTlenn kendi sırtında bir "vük"1 oldu- ğuna çoğunlukla inandınlmıştır. KtT'le- rin elden çıkanlması sonucunda: pahalı- lığın azalacağı. iş olanaklannın doğaca- ğı. "güllük-gülüstanlık*'biryaşam tâblo- sunun oluşacağına koşullandınlmıştır. Promasyoncu. ikinci cumhuriyetçi \ e ye- ni liberal olmuş eskinin "değişimcile- ri'"nin köşelerde yer ettiği yayın organ- lan türlü yöntemlerle okutturu olarak. kitle etki altına alınmıştır. Böylesine "hazjredilmiş'" birortam da bile hukuksal gereklere uymaksızın ya- pılan ışlemlerle ikide bir vüksek yargıdan geri dönen özelleştirme planlaması için yeni ve "yiima>'an hamleler*1 sürdürüle- rek, "çorbal)-dondurmalı? * sonuçlara va- nlmıştır. Halkın ortak yapıtı olan ve onun mül- kiyetinde bulunan KlT'lerin, hem de hiç zarar etemyenlerinden işe başlayıp da "haraç-mezat" elden çıkarmaya çalış- manın toplumsal yarannı görmüyor, an- lamıyoruz. Ingiltere, Arjantin ve Şili'de- ki özelleştiremler ekonomide önce ya- paybiriyileştirmeoluşturmuş:sonrasın- da ise, tüm ekonomik göstergelerin eski- sinden daha da kötüye gittiğini kanıtla- mıştır. Sonuç olarak, KtT'lerin tasfıyesıni doğru bulmamaktayız. KlT'ler. eğertek- nolojileri çağdaş düzeye getirilerek ya- pay istihdam arpalığından kurtanlırsa. bu ülkenin hem ekonomik bağımsızlığı- na bü>oik katkılannı sürdürürler ve hem de yurt gerçeğine uygun bir politikanın yaşamsal öğeleri olarak, kuruluşlannda- ki amaca uygun varlıklan yürütebilirler. Biz, devletin halk için var olduğu ve sosyal semsiyeli birgörünümü terketme- mesi düşüncesini taşımaktayız. Geniş halk kitlelerinin çözümlenmeyerek, son yıllarda giderek artmış sorunlanna sırt çevirmiş bırtavn ise en azından "uygar" bulmuvoruz. insanca görmüyoruz. PENCERE Yenilikçi Bir Yan... ARADA BİR TURGUT GÜCÜK Yargıtay Omtrsal C'yesi Yeni Adalet Yılında Yargının Beklentileri Türkiye Cumhuriyetı Anayasası'nın 138. maddesi uyannca, Türk ulusu adına adalet dağıtma görevini yerine getirmekte olan mahkernelerimiz, yasal tatil sü- resi bittiğinden yeni çalışma dönemine girmiş bulu- nuyor. Bilindiği gibi nüfusumuzun her geçen yıl hızla ço- ğalması, ekonomik ve sosyal ilişkilerin artması, hu- kuk ve ceza davalan açısından yeni iş ve davalara ne- den olmaktadır. Bu değişım ve dönüşümler nedeni ile adalet teşkilatının bugün çok güç koşullar altında gö- rev yapmakta olduğu kimsenin bilgisi dışında değil- dir. Anayasada yargı yetkisınin bağımsızfığı esası ka- bul edildiğine göre nakil ve atamaların da bu temel il- keye uygun biçimde düzenlenmesi gerekir. Türk yar- gı sisteminin işlemesinde önemli etkiler meydana ge- tiren ve adalet bağımsızlığını kökünden sarsan "böl- gesel güvence"n\n 1970'li uygulamada olduğu gibi yeniden getirilmesı, adalet kavramını yücelteceği ka- dar, yargı bağımsızlığı ilkesine de uygun düşecektir. öte yandan 1961 Anayasası'nda olduğu gibi Danış- tay yolunun adalet görevlilerine açık tutulması da yar- gı yetkisinin bağımsızlığı ve savunma hakkı yönün- den büyük bir önem taşımaktadır. Her yıl artan iş sayısını karşılayacak önlemlerin ba- şında. hâkimlerin yetiştirilmesi gelmektedir. Hâkim ve savcı açığını karşılamak, yetkıli ve bilgili hâkim ye- tiştiımek için adaylar üniversiteye gırişten itibaren se- çilmeli ve planlama yöntemiyle işe aîınmalıdır. Bilin- diği gibi hukuk fakültelerinde çok boyutlu sorunlan karşılayacak yeni hukukçu kuşaklar yetişemiyor. Ül- kemizde hukuk alanında büyük bir boşluk var. Türki- ye hakkında Avrupa Insan Haklan Komisyonu, dü- şünce suçları, basın özgürlüğü ve ortak pazar ilişki- leri hakkında yetişmış hukukçular yok. Yetışmiş hu- kukçulan olmayan bir demokrasi olamayacağından, evrensel düzeyde hukukçu yetıştirilmesine büyük özen gösterilmelidir. Ülke genelınde bir yılda bitmesi gereken davalaryıl- larca sürüp gidıyor. Özellikle, hukuk davalarında yıl- lar sonra verilen karariar anlamını yitirmekte, haklar kaybolmaktadır. Medeni hukuk. ticaret kanunu, usül ve ceza kanunlan yıllardır Meclis'te bekliyor. Gecik- miş adalet adalet olmayacağından, Türk adaletinin hem hızlı, hem de adil olması gerekir. Halen parlamen- toda bulunan "yargı paketı" çıkanlsa dahi, yargıyı bellı bir ölçünün üzerinde çabuklaştırmak için diğer kuruluşların da düzeltilmesi gerektiği gerçeği gözden uzaktutulmamalıdır.Bunun yanı sıramahkemelerteş- kilatı tamamlanarak, mahkemeler yeterı kadar dene- yimli ve bilgili hâkim ve personel ile de güçlendirilme- lidir. Yıllık iş hacmi geniş ölçüde artan Yargıtay, hem içtihat yaratma hem de olayı ispat ve kanuna uygun- luk yönlerinden incelemek zorunda kalmaktadır. Bu güç koşullar altında bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi istinaf mahkemelerinin kurulması suretiyle Yar- gıtay'ın altından kalkılmaz hale gelen iş yükü hafifle- tilmiş olunacaktır. Şunu da üzülerek belirtmek gerekir ki 19.12.1984 tarihinde yürürtüğe konan özel yasanın 1. maddesi ile hiçbir yasal düzenlemeye gerek kalmadan, doğ- rudan doğruya Bakanlar Kurulu'nca verilen yetkiye dayanılarak, yıllardır yüzde 30 gibi gülünç bir düzey- de tutulan yasal gecikme faizleri de; halen yüzde 80 oranında arttırılmış dahi değildir. Adaletin kanayan yarası olan yasal gecikme faizlerinin Bakanlar Kuru- lu tarafından en kısa zamanda gündeme alınarak ya- şama geçirilmesi, hukuk davalan ve icra takiplerinin büyük ölçüde ortadan kaldınlması ile de dehnden il- gili bulunmaktadır. Öte yandan kutsal bir kavram olan savunma hak- kı ve fikir özgürlüğü, bağımsız adaletin bölünmez bir oarçası olduğundan, hak arama özgürlüğü ve savun- na hakkı kavramları en geniş biçimde açıklığa kavuş- turulmalıdır. Avukatlık yasası da günümüz koşullan- na göre değiştirilmeli ve yargıda parasal nedenlerle savunma hakkından yoksun kalanlara, mahkeme önünde avukatla temsil edilme olanağı da sağlanma- sı suretiyle bu alandaki boşluk giderilmelidir. Sonuç olarak belirtmek gerekir ki milletlerin yargı hakkı, bağımsızlıklannm birinci şartı olduğundan; po- itik eğilimler doğrultusunda yapılacak tercihlerin, yar- gıyı siyasal ortamın içine çekmemesi yönünden ilk iş olarak anayasanın yargı bölümüne ilişkin hükümleri leözel kanunlar yeniden gözden geçirilmeli ve bu yol- latarafsız adalete güç kazandırılmalıdır. Dağlarca'nın bir sözü üzerine T ürkçenin büyük• şairlerinden biri olan Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın tarih bilimi ya da felsefesinde de büyük olması gerekmez. O, şöyle diyor: "Osmanb tmparatoriuğu, (...) çağını yirirdiğini anlamamakla ve gereken de\ rimlerini gerektiği dönemlerde vypmamakla, bugün bizL ne yazık ki geri kalmış uluslar katında bırakmıştir. Geri kalmış sayılanlar içinde hiçbir ulus bizim gibi büvük bir imparatoriuktan sonra bu duruma düşmüş değildir" (Alıntılayan: İlhan Selçuk. Cumhuriyet. 12.8.95) Bu sözlerde. kazandıklannı yiyip bitiren vaktiyle zengin babanın. kendisine hiçbir şey bırakmadığı çocuğunun yakınışları var. Belli ki. çocuğun kendısi de bir şey kazanamamış. Kendı tarihimize ve genellikle tarihe bakışımızdaki çarpıklıklardan biri. Bakışımızı düzeltmek için Huizinga'nın şu sözleri, belkı bize yardım edebilır: "Dönemler çökerken bütün eğilimler ö/neldir; öte vandan veni bir çağın koşullan olğunlaşırken bütün eğilimler nesnekür." (Alıntılayan: B.H. Carr, Tarih Nedir, s. 166. Birikim Yay. 1980) Buna göre Osmanlı'yı doğru değerlendirmek için. onun çöküş döneminden çok, 14.-15. yüzyıllanna. yani onu var eden nesnel eğilimlere ve koşullara bakılmalıdır. Eğer asıl amaç, günümüzü anlamaksa o zaman da öhceki çöküş döneminin öznel eğilimİerinden bir şey beklenemeyeceği bilinmelidir. Biz cumhunyet kuşaklan. Osmanlı'nın enkazı altında kalmışsak. o enkazdan yeni ve güçlü bir yapı oluşturamamışsak. bunu enkaza değil, kendi beeeriksizliğimize yormalıyız. Kabahati kendimizde bulmanın bir yaran da ondan kurtulmak için ilk koşulun bu olmasıdır. Yoksa ömrünü ölmüş hovarda babasına ilenmekle tüketen zavallı çocuğun durumuna düşmek var. Ömer Naci Sovkan Yarının toplum modeli ne?.. Kol gücü tarihe kanşmış.. »2 Robotlar çalışıyor.. *4 , Sen yangelip yatıyorsun!.. £j Köylülük sizlere ömür.. •'îS Devlet küçülmüş.. - '* Memurun adı var, sanı yok.. • £ Her şey bilgisayara bağlanmış.. "1 Adı üstünde: Bilgi toplumu! • • ' Yalnız şirketler var.. J Ve tekeller.. Herkesin istediği bilgiye ulaşıp özlediği sanat şö- lenine katılabildiği toplumda, hizmet kesimi çoğun- luğu ve ağıhığı oluşturuyor; yöneticiler, sermaye sa- hibinden daha etkin, ulusalsınıriar silinmiş, dünya tü- müyle bilgisayar agında iletişimin son sınınna da- yanmış; Hakkâri'de bilgisayannın başına geçen kişl için ulaşılamayacak bilgi, erişilemeyecek fikir yok!.. Parmağını oynattın mı, istertarihten, istergüncelden, istediğin her şey gözlerinin önüne seriliyor... "Gözlerinin önüne seriliyor" lafı bile az!.. Artık "sa- nal gerçeklik" (Virtual Reality) diye bir kavram çıktı;. VR'nin kanatlanna takılarak kokain çekmeden düş- lerimizin dünyasındayaşamaya başlayacağız; yapay- lığın gerçekliğinde oluşturulacak dünyalara doğru uçuşa, insanlık hazırlanmalı... • < Peki biz hâlâ dedemizin dünyasında mı yaşıyo^ ruz?.. Nedir bu işçi eylemleri?.. *1 Memurlar hâlâ haklannı mı istiyoriar?.. Uygartık, 'bilgi toplumu' aşamasına doğru yönelif-f, ken biz hâlâ grev mi yapacağız?.. ., llkellik bu!.. ' " • . « öyleyse ne yapmalı ?.. Memuriara sendikal haklannı vermekten sakınma- /;.'.. Enflasyon oranı yüzde 80-90 iken işçilere yüzde 5 zam bile çoktur. Hem emekçi ücretine yapılacak her zam IMF'nin kurallarına ters düşer. Tüm KIT'leri özel- leştirip haraç-mezat satmalı, arsalannı paylaşmalı, fabrikalannı kapatmalı, işçilerini sokağa atmalı kieko- nomi hafiflesin, dengelerini bulsun!.. Tanm ûrünleri- ne devletin fiyat biçmesi ne demek?.. Tanm kesimi başa beladır!.. Köylülerin köküne kibrit suyu ekme- li>... Iki ay çalışıp on ay oturan köylülerden oluşan bir toplum, hâlâ ortaçağda yaşıyor demektir. Emekçi la- fının da çoktan modası geçti. Robot çağındaki, bilgi toplumunda emekçi ne demek?.. Bilgisayahaşmış birdüzende emekçiyene gerek var?.. Hem artık ev- ler de elektronik olacak, her şey bilgisayara bağla- nacak, yaşam birpiyanonun tuşlarına basar gibi ya- şanacak, bilgisayann tuşlanna bastın mı ev ternizle- necek, çöpler dökülecek, bulaşıklar yıkanacak, cam- larsilinecek, çamaşırlar temizlenip ütülenecek... Oh, gel keyüm gel!.. Artık ev işi yapan gündelikçi kadınlar, kaba saba hizmetçilere de paydos!.. Yaşasın çağdaş dünya!.. Yaşasın robotlar!.. '. Kahrolsun işçiler!.. Köşeyi dönmesini beceremeyen memuhann suyu çoktan ısındı... Köylülere ölüm!.. Bugün size "yenilikçi" T ü r k i y e ' n i n i l k çamaşır makinesi Türkiye yepyeni bir Arçelik'le, 5300E Fuzzy-Logic'le tanışıyorl Nedir Fuzzy-Logic? Çamaşır makinesinin, çamaşır miktanna ve cinsine göre en uygun durulama sayısını belirlemesi, yıkama ve durulama suyunu gerektiği kadar alıp ekonomik olarak kullanmasıdır. Arçelik Fullautomaric 5300E, Fuzzy-Logic sistemi sayesinde, kullanacağı su miktanna kendi karar verir, yani suyu gerektiği kadar alır. Doğal kaynakları ekonomik olarak kullandığı için çevre dostudur. Çevre Dosto... Ekonomik... 53001 Arçelİk Fuzzy-Logİc 1 Elektriği ve suyu ekonomik kullanır. 1 Dengesiz yük kontroi sistemi ile 1300 devir/dakikada çama- sırlarımzı Htreşimsiz sıkar. 1 Gelişmiş elektronik kontroi sistemi ile çok sessiz yıkama ve sıkma yapar. ' Yıkama esnasındaki dektrik ve su kesintilerinden sonra maldne programa kaldığı yerden devam eder. bir yazı sundum. Yarısı tanm kesiminde yaşayan, endüstri dev- rimini gerçekleştirememiş, etnik çelişkinin çatış- masında kan döken, şeri- atın karanlığına ıtilen, terör bataklığına saplanmış bir toplumda emekçi halka düşmanlık "yenilikçilik" sayılıyor. Tekelleşen med- yada, alın terine saldınnın sınır dışından körüklenen şablonu yukarıya çıkarıl- mıştır. ILAN T.C. POZANTI KADASTRO MAHKEMESİ EsasNo: 1994/303 Davacı Orman 1da- resi tarafından davalı- lar Mahmut Palalı. Ha- cı Ali Palalı ve Müsli- me Palalı aleyhine mahkememize açılan kadastro tespitine itiraz ve tescil davasının ya- pılan açık yargılama- sında verilen ara kara- n geregince; Davalılar adına çıka- nlan tebligatlann teb- liğ edilmediğinden ia- de edildiği. zabıtaca yapılan tüm araştırma- lar sonunda da davalı- lann adreslerinin tespi- ti mümkün olmadığın- dan gazete ilanı ile ila- nen tebligat yapılması- na karar verilmiş ol- makJa: Mahkememizin 1994/303 esasındaka- yıtlı bulunan Pozantı ilçesi Akçatekir belde- si, Hacılar mevkiinde kain 196ada, 15parsel no'lu taşınmazla ilgili olarak açılan davanın davalılar Mahmut Pa- lalı, Hacı Ali Palalı ve Müslime Palalfnın du- ruşma günü olan 19.10.1995günümah- kememizde huzur bu- lunmalan veya kendi- lerini bir vekil ile tem- sil ettirmeleri, aksi tak- dirde yargılamanın yokluklannda yapıla- cağı ve gıyaplannda karar verileceği dava dilekçesi yerine kaim olmak üzere ilanen tebliğ olunur. 11.9.1995 Basın: 42172
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle