19 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA 12 CUMHURJYET DİZİYAZI 16HA2İRAN1992SAL SaitFaik, KÖprüadlışiirine, "İnsanlarköprüdengeçmediğizaman/Acabaköprüdüşünürmü?"diyebaşlar Köprü SaitFaik'i düşünür mü? EDEBİYATIMIZDA GALATA KÖPRÜSÜ REFİK DURBAŞ Orhan Kemal'den Muzaffer Buyrukçu'ya, Tahsin Yücel'den Feride Çiçekoğlu'na, İstanbul üzerine kim ne yazmışsa Galata Köprüsü'nden bir iz, bir esinti bulmak mümkün. Orhan Veli'den Erdal Alova'ya birçok şair ise Galata Köprüsü üzerine şiirini cilalamış. Kimi, şairOrhan Veli ve Sait Faik gibi doğrudan "Köprü"yü anlatmışlar. Demir Özlü ise Oktay Akbal'ı ka- nıtlarcasına 199I yılında yayımlanan "Bir Yaz Mevsimi Romansı" adlı ya- pıtında Galata Köprüsü'nden şöyle söz ediyor Tramvaytann İstanbuTu "Tramvaylara binip 1940 yılınınsa- kin İstanbulu'nda, o eski kentin bütün caddelerini aşarak, Galata Köprüsü'- ne inerek, sonra da gölgeleri sokağı loşlaşüran yüksek yaptlann bulundu- ğu Bankalar Caddesi'nden Şişhane'ye çıkarak... Uzun bir yolculukla o dö- nemde sadece bağ evlerinin bulundu- ğu Mecidiyeköy'de bir akrabayı ziya- retegiderdmiz." Nostalji mi bütün bunlar? Nostalji bence kartpostallarda. Köprüyü köp- rü olarak gösteren fotoğraflarda. Oy- sa Köprü'nün gcrçek tarihi "yazf'nın gizli dehlizlerinde... Füruzan da bu "gizli dehliz"lere fe- nerini tutanlardan. O, daha yakın bir tarihini yaayor Köprü'nün. Köprü'- nün Sirkeci ayağını... "Herkes bekleyenine gidiyordu" di- yor Füruzan, Köprü de gelecegine... Okuyalım: "Cevahir, Istanbul'un en kalabalık saatlerinde çıkmış yürüyordu. Büyük elektrik direklerinin, kalabahğın, araçlann, kat kat binalann, gazete sa- tıcılanrun, dükkânlann, aşevlerinin, Sirked'deki plakçılann, otobüs kalkış yerlennin oraya dek ağıtını darruup durdu içine. Taşrablığını yıllardır yitir- memiş olan görüntüsüyle eş düşen kır- mızı yabanıl gjyimi, zehir yeşili hırkası, sıcakta pençe pençe al basan yanakla- nyla Sirkeci Gan'nın orada durdu. (...) Köprü'ye doğru akan kalabalığın içine katıldı. Ağır yük kamyonlanru görmezükten geldi. Yabancıladı kam- yonlann sesini. Köprü'nün başını tut- tu. Sonra yürümesini yavaşlattı. Durmadan varan kaJkan vapurlardan ince ince kurumlar saçılıyordu hava- ya. Köprü'deki çevresini görmez in- sanlann itiş kakışçı gidip gelişine uymadı. Korkuluğun kıyısından sessiz yürümesini sürdürdü. (...) San Kâmiri ne denli sevdiğini iyice açığa koyan bir iç ürpertisi geçirdiğinde Köprü'nün orta yerine varmıştı. Durdu, eğildi, de- nize baktı. Deniz her yeri kaplamış uzayıp duruyordu şimdi. Takalar geci- yordu peş peşe. Arada bir çatana ba- casını kınp geçince Cevahir'in içinde 1965 nüfus saymu. İnsanlar evferioe kapatdmış, sayıbnayı bekliyor. Karaköy ve Eminönû Galata Köprüsû'ne kal- mış. Uzatnuş dubalannı denize, yabuzbğın ve tatilin taduiı çıkanyor. Bir gün sonra kaJdıracağı yükü dûşünerek. sevinç gibi bir şey ağdıysa da Galata yönüne bakar bakmaz duraladı, ezüdi sevinci. Yeniden denize eğdi kafasını. (...) Cevahir denizın serinligine doğru iyice sarkmaya başladı. Köprü çok yüksekti denizden." Orhan Pamuk'un "Kara Kitap"- ının kahramanlanndan Galip "çocuk- luk aşkı, arkadaşı, amcasırun kızı. sevgilisi ve kayıp kansı Rüya'yı karh bir kış günü Istanbul'da aramaya baş- lar." Kar yağnuş Köprü'ye "Kara Kitap" bir anlamda Istan- bul'un hanlasının çıkanldığı birkıtap- tırda... Bir gün karla kaplıdır Galata Köp- rüsü, Boğaz yönünden sert bir rüzgâr esiyordur. Bir başka gün "Galip, Ka- raköy'e vardığında, koltuğu gördüğü yokuşun tenhalığıyla, meydanın boş- luğunun (saat sekizi geçmesine rağ- men) herkesin işaretlerini okuduğu bir felaketle ılişkili olduğunu düşünmek üzereydi. Sanki yaklasmakta olan bu felaket yüzünden, sefere çıkması gere- ken vapurlar birbirine bağlanmış, is- keleler tenhalaşmış, Galata Köprüsü üzerindeki seyyar saüalar, şipşak fo- toğrafçılar, yanık suratlı dilencıJer de son günlerini dinlenerek geçirmeye ka- rar vermişlerdi. Köprünün korkuluk- lanna yaslanarak bulanık suya bakar- ken, bir zamanlar köprünün bu köşe- sinde biriken çocuklann Hıristiyan turistlerin Haliç'e atüğı paralan dalıp çıkardıkJannı haürladı Galip önce, sonra, Boğaz'ın sulannın çekileceği günü anlatüğı yazısında yıllar sonra, kendilerinden bambaşka şeyleri işaret edecek bu paralardan Celâl'in neden sözetmediğıni merak etti." Nedim Gürsel "Kadınlar Kitabı"- nda "katran rengi bir suyun kıyısın- dan" bakıyor İstanbul'a. Karaköy balık pazan her zamanki gibi kalaba- lıkür. EUerinde filelerle Köprü'ye doğ- ru akıyordur insanlar. Gürsel, Karaköy'den sonra Eminö- nü tarafını da anlatıyor. Sonra yüzünü "yağlı çaput parçalan, marü ölüleri kaplamış Haliç'e" çeviriyor. Eyüp va- punı Köprü'ye yanaşmış yolcu boşal- üyordur. Ve geldik mi Köprü'ye? Gerisini Nedim Gürsel anlatsın: "Köprüaltındaki kahvelerde otu- ran, nargile içip tespih çeken yaşlı memurlann, meyve sergjlerindeki to- zu silinip parlaülmış elmalann, salkım salkım üzümlerin üzerine kurum yağı- yor. Vapur iskelesinin yanında bahk satan adamın sandalı bir alçahp bir yükseliyor. Polis motorlan, takalar, İcoca kannlı mavnalar bir alçahp bir yükseliyor. Kesik bahk başlanndan tiksinmiyor artık. Kızarmış yağ, mid- ye tava, kokoreç, soğan kokusu Ha- Üç'in derinliğinden gelen leş kokusunu basünyor." Romanlarda. öykülerde anlatılan Galata Köprüsü bu kadar değil elbet. Orhan Kemal'den Muzaffer Buy- rukçu'ya, Tahsin Yücel'den Feride Çiçekoğlu'na. İstanbul üzerine kim ne yazmışsa Galata Köprüsü'nden bir iz, bir esinti bulmak mümkün. Orhan Veli'den Erdal Alova'ya bir- çok şair ise Galata Köprüsü üzerine şiirini cilalamış. Kimi, şair Orhan Veli ve Sait Faik gibi doğrudan "Köprü"- yü anlatmışlar, kimi Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi köprü üzerinde iş tutan, örneğin bir kundura tamircisinin şiiri- ni yazmış, kimileri de lstanbul'u anla- tırken şiirlerinin bir köşesine Galata Köprüsü'nü nakışlamışlar. Köprü deyince akJıma Sait Faik'le Orhan Veli'nin şürleri düşüyor hemen. İkisi de bir kartpostal güzelliğinde... Sait Faik'in şiirinin başlığı "Köp- rü." "İnsanlar köprüden geçmedigi zaman/Acaba köprü düşünür mü?" diye başhyor şiir ve köprünün bir pa- noramasını çiziyor. Bu anlamda "Köprü"nün 50'ü yıllardaki tarihi gö- züyle de bakılabiür şiire. Şimdi Sait Faik'in köprüdeki insan- lannı aramsayahm: Çamaşır mandahnı gözlerinde salla- yan meczup. Üsküdar iskelesinin ka- nepelerinde güneş banyosu yapan taşralılar. Yufkaalar. Alyanakh, be- yaz, kahn şekerciler, tahin helvaalar. Kötü yağlarla yaptıklan börekten şiş- manlamış iyi insanlar ve bunlann sey- rettikleri "dalgıç". Küçük parmaklannı birbirine vere- rek Köprü'yü turlayan taşralılar. Ve çifti altmış paraya satılan bayat simitler. Hayat ne kadar değişmiş. 'Kuruş', 'h"ra' demiyor Sait Faik, *para' diyor. Oysa "kuruş"u unutab kaç yıllar ol- du? "Eski polis"lerin tanıdığı bir adam. Ensesi dümdüz ustura ile alınmış, saç- lan arkaya taralı, bol elbiseli, alün bakışb, sanşın uzun bacaklı bir adam. Bir başkası: Meşhuryankesici Yedi- kuleli Istavro. Sait Faik "Köprü'de arkadaş olun- maz/ Köprüden seyredilir" diye bitiri- yorşürini. StRECEK Dar gelirli vatandaşlan ev sahibi yapmak için uygulanan konut politikalan bugüne kadar sonuç vermedi Iktidarlarsöz vercli, anahtar venııedi—2— Gelip geçen iktidarlar hep dar gelirli- yi konut sahibi yapma savmı yineledi. Peki uygulanan politikalar dar gelirliyi konut sahibi yapabildi mi? Türk-tş Kooperatif ve Tüketici So- runları Uzmanı Sinan Vargı bu soruya "Hayır" yanıtını veriyor: "Konutlann temelini işçiatıyor, çatısını zenginolan- larkapatıyor". Vargı,net asgari ücrelin 511 bin 911 lira olduğunu anımsatarak şunları söylüyor: "Toplu Konut Fonu'ndan ilk kredi verilmeye başladığında, kredi maliyetin yüzde80'ini,ortakiseyüzde20'sinikar- şılıyordu. Şimdi bu oran tersine döndü. Kooperatif Ortağı mahyetin yüzde 80'ini karşılarnak durumunda. Asgari ücret belli, orta hallibir işçinindekonut sahibi olması mümkün değil. Devletin daha fazla kredi vermesini istiyoruz. Arsa paylanda çok yüksek. Devletarsagös- tersin, aJtyapıyı hazırlasın. Ayrıcayaz- hklara filan kredi verilmesin. Gerçekten ihtiyacı olana verilsin.'' TMMOB Genel Baskanı Teoman Alptürk de bugün, değil dar gelirlinin, kendi üyelerinin bilekonuta kaynak ayı- rabilecek durumda olmadığını söylü- yor. Alptürk aynca,''tnsanlann bir şey- lerden vazgeçip konut sahibi olmalan- nın son dereceyanhş" olduğunu, "hem çağdaş yasamlarını sürdürüp hem de haklan olan konutlardaoturmalannın" saglanması gerektiğini vurguluyor. Yap-satçılar ve kooperatif yöneticile- ride uygulanan kredi, konut politikala- nyla dar gelirlinin konut sahibi yapıla- madığı kanısında. Türk-tnşa Başkanı Mevlüt Hamzaoğlu Toplu Konut Yasa- srnın"hiçbirişeyaramadığını",kredi- lerinyetersiz olduğunu söylüyor. Ham- zaoğlu, konut sorununun hükümetleri dea$ar boyutlara ulaştığınadikkat çeke- rek "Artık Vehbi Koç bile 'nüfus planlaması' diyor. Bu olmadan konut meselesinin altından kimse kalkamaz. Köyden kente akını durdurmak lazım. Bu, kolay değil. Bu insanları geri de gönderemezsin" sözleriyle nüfus plan- lamasınınönemini vurguluyor... Kentsel toprak reformu şart Toplu Konut Fonu'nun yurürJüğe girmesinden sonrakonut kooperatifle- rinin sayısı hızla arttı. Kooperatiflerin konut pazanndaki payı 1980'lerin ba- şmda yuzde 10 iken, bugün yüzde 40'ların üzerineçıktı. TürkiyeKent Ko- operaüfleri Merkez Birliği Başkanı Mu- rat Karayalçın konut sorunun temelin- de talepyetersizliği olduğunu söylüyor. Karayalçın'a göre "Türkiye'de konut sorunu yaşanıyorsa, bu, takbin yetersiz- liğinden kaynaklanıyor. Bunda da en önemli etken, gelir düzeyinin yetersizli- ği. Jnsanlar konut pazannaçıkip talep- lerini ortaya koyamıyorlar. GeUryeter- sizolabilir ama dünyanınhiçbir ülkesin- decalışanlar, hatta başka suuflar doğru- dan doğruya konut pazarına çıkıp öz- kaynaklanyla konut sahibi olmamakta- dır." Karayalçın 21'inci yüzyüa girildiğin- de, Türkiye'nin nüfusunun yüzde 80-85'inin kentlerde yasayacağını anım- satıyor. Peki bu insanlarneredeyaşaya- cak? Konut sorunun çözümü için neler yapılmah? Karayalçın bu sonılara da şu karşılığı veriyor: "2000 yıhna kadar, kentlere 25 mil- yon insan daha eklenecek. Her yıl 2.5 milyon insarun kentlereekleneceğini dü- şünürsek bu her yıl için 500 bin konuta ve 30 bin hektarlık yeni kentsel toprağa gereksinim duyulacak demektir. Özet- le söylemek gerekirse, Türkiye kentsel toprak reformunu yapmak zorundadır. 50'li, 60'Iı yıllarda kırsal toprak reformu yapılabilmiş olsaydı, kentleşme sorunu bu düzeye varmayacaktı. Köylerden kentleregöçenler, kentlerde fiilen kent- sel toprak reformunu yaptılar. Gece- kondu olayı, fıili kentsel toprak refor- KONUT SAVAŞININ C E P H E G E R İ S İ TÜREY KÖSE TOPLU KONUT FONU'NDAN KREDİLENDİRİLEN KONUT SAYKI Yıllar 1984 1985 1986 1987 1988 1989 1990 1991 Konut sayısı 141.702 113.021 158.963 148.360 56.457 27.811 115.401 88 768 TOPLU KONUT KREDİLERİ VE MALİYETİ KARŞILAMA ORANLARI (100 metrekareiik bir konut) Yıllar 1984 1985 1986 1987 1988 1989 1990 1991 1992 Konut maliyeti 4.000.000 5.200.000 7.500.000 15.000.000 20.000.000 35.000.000 45.000.000 65.000.000 100.000.000 Kredi 3.250.000 3.250.000 4.500.000 4.500.000 4.500.000 11.000.000 11.000.000 11.000.000 21.000.000 Kredinin maliyeti karşılama oranı (%) 81 63 60 30 23 31 24 17 21 EVLİÜK SAYILARI VE İSKÂNA AÇILAN KONUT SAYISI J Yıllar 1981 1982 1983 1984 1985 1986 1987 1988 1989 1990 1991 Evlilik sayısc 390.445 321.377 308.256 336.555 365.109 387.017 436.065 443.144 452.867 464.189 475.793 Iskânaaçılan konut sayısı 118.778 115.986 113.453 122.580 118.205 168.597 191.109 205.485 250.480 231.477 220.000 mudur. Toprak reformunu gerçeklesti- remeyen insanlar, kentlerde bulduklan topraklan işgalettiler ve çıkarılan imar affıyla da toprak reformu yasallaştı. Ama maliyeti çok ağır oldu." tktidara eleştiri Kooperatif yöneticileri DYP-SHP koalisyonun konutsorununa yaklaşımı- nı da eleştiriyorlar. En temel eleştiri ko- nuları, Toplu Konut Jdaresi'nin konut yapmaya devam etmesi ve kredilerin ye- tersizliği. Kent-Koop Genel Başkanı Muammer Niksarlı, "Türkiye'nin her yönüyle sivilleşmeye ihtiyacı var. Koo- peratiflerin olumsuz yanları vardır ama kooperatifleri devredışı tutan çözümler dedoğru değildir'' diyor. NiksarlıToplu Konut İdaresi'nin bir kredi politikası ol- ması gerektiğini ve bunun "ürün taban fıyatı gibi, inşaat mevsimi basında açıklanması" gerektiğini sözlerine ekliyor. Konutbirlik Başkanı Oğuz Soydan kredilerin maliyeti karşılama oranları- nı aktanyor ve'' Devlet kooperatifzede- yi böyle yarattı. Kooperatif kesimi bil- meli; kredi maliyetin ne kadannı karşı- lar? Enflasyona indeksli bir kredi mode- li olmalı. Yılda iki defa arttınlabilir. Ar- sayı kes'inlikle devlet karşılamah'' diyor. Soydan, yeni iktidardöneminde de Top- lu Konut tdaresi'nin konut yapmayı sür- dürmesini sert bir dille eleştiriyor ve " 1 trilyonluk kaynak heba olacak. Fakir fukara konut sahibi olamayacak" görü- şünüsavunuyor. Soydan lOmilyonlirs- lık hızlı bitirmekredisinden deçokaz ko- nutun yararlandığını vurgulayarak ''Toplam21 milyon lira krediveriliyor. 10 milyonluk ek kredi sadece 15 mayıs •tarihine kadar ve yüzde75 seviyesinege- len konutlaraverildi vebitti. Bugün baş- vursanızalamazsınız. Kooperatifler bu- radan kaynak kullanamadı, protestoet- tiler yada kullanamadılar'' diyor. Soy- dan artık konutları iki yılda bitirmenin deolanaksızolduğu kanısında. Bitirme sürelerinin 4-5 yıl olması gerektiğini du- şünüyor. SÜRECEK ANKARA NOTLARI MUSTAFA EKMEKÇÎ Salihli Akşamları-4 Nâzım'ın Can Yûcel'e Ettiği İyilikL"Nâzım Günü"nde, akşam sıra Can Yücel'e gelince, şöyle başladı konuşmasına Can Yücel: "- Merhaba! Salihli'de Nâzım dolayısıyla buluşmamız, hem Nâzım'ın anısı bakımından hem de Salihli Beledi- yesi'nin güzel bilinci karşısında, hepinize teşekkürler, merhabalar diyorum. Balaban, "Şair Baba " diyor, aslında Nâzım, hepimizin, şairlerin babası. Birtarihte, Sinematek'te bırtoplantı yapıl- mıştı, Samiye Hanım konuşacaktı; kadıncağız, "O kadar çok söyleyecek şey var ki Nâzım hakkında, ne söyleye- yim?" dedi. Ben de dedim ki: - Dünyaya aynı yerden çıktık, deyin! (Kahkahalar, alkış- lar) Gerçekten, Türk şairlerinin nereden çıktığı sorulursa, biz gerçekten Nâzım'dan çıktık. Nesrin bittiği yerde nazım ve Nâzım başladı. Evvelsi gün sabah oluyordu, beni uyku tutmadı, oturdum taraçada, bir de bira vardı (gülüşmeler) oturdum, aman bir kuşlar... O bülbüller, üveyikler. Görül- medikbirşakırtı. Birdenbire, tanyeriağarırkendüşündüm, kuşlann kubbesi var gibi geldi üstümde. Ama ben, Nâzım'ı her zaman, başımın üstünde bir şiir kubbesi olarak düşü- nürüm. (Alkışlar) Nâzım'ın bir büyük yanı, iki büyük hare- ketten korkunç bir bilinç getirmesidir Türkiye'ye. Bu iki hareketin bir tanesi Ekim Devrimi'dir, bir tanesi de Istiklal Harbi'dir. Bu iki ana kaynaktan gelmiştir Nâzım ve bunun bilincini de birlikte getirmiştir. Ama, bu bilincin ötesinde, bence Nâzım'ın çok daha önemli yanı, bize getirdiğı bulunçtur. Nâzım Türk halkının vicdanmı, buluncunu temsil etmektedir. Nâzım'ın buluncu aslında, bir memlekette, birlikte yaşamak ve nasıl yaşa- mak gerektiğini, yurttaşlaşmayı, aynı zamanda dünyadaş- laşmayı, dünya yurttaşı olmayı bize öğretmiştir. Onun için- dir ki Nâzım. dünyada aşağı yukarı tanınan tek adamımız- dır. Bunun ötesinde Nâzım için söylenebilecek şey, bu işi yaparken, silahı neydi? Silahı elbette şiirdi. Meydanlarda okunan o gür sesiyle ortaya çıktı. Bu bittı; cezaevlerine da- ha düşmeden önce, bizim lirik şiirimizi, Simavnalı Şeyh Bedreddin destanıyla, birden epik, destan şiiri haline ge- tirdi. Uzun hapis yıllarında yazdığı destan, bize bir büyük sinema getirmiştir. Ben şairleri, tiyatro eğilimli, sinema eğilimli diye ikiye ayırırım. Ve Nâzım, zannederim sinema kökü olan bizim en büyük şairimizdir. Bir büyük sinemayı gerçekleştirmiştir. Büyük Sovyetsinemasını Türkiye'ye şi- irleriyle getirmiştir. Sonra, göçüp -ben ona kaçma demiyorum-, yukarılara gittikten sonra, birdenbire hapisteyken onun yazılmış ne kadar Türk şiiri varsa, hepsini birleştiren bir bileşime, sen- teze götürüşü, olmayacak bir mucizedir. O son şürleri, Türk şiirinin bir muhassalası, bir bileşimidir. O bakımdan da çok önemlidir. Ben elbette Nâzım'ın önünde yetiştim. Nâzım'ın dizi dibinde yetiştik biz hepimiz. Ama, bana Nâ- zım'ın şahsen büyük bir yardımı oldu. Bir gün Nâzım'ın -ben o zaman BBC'de çalışıyorum- öldüğü haberi geldi! Biz oturduk, efkârlandık, kafa çektik; ben gece vardiyasın- da çalışıyordum, yani bülteni çevıreceğiz, sonra da bülte- nin İngilizcesinden yapılmış Türkçe çeviriyi okuyacaklar. Ama, bizim fngiltere'dekı süremiz dolmuştu. Çocuklar doğmuşlardı. Hani, bir iki yıl daha dalga geçersem, oralar- da kalabilirdim. Ve büyük bir yanlış olurdu benim için. Nâzım'ın sayesinde, o gece, dalmışım ben, bülteni okuma- dık. Bülteni okumayınca, beni ertesi günü defettiler! (Gü- lüşmeler) Türkiye'yedöndüm. Ondan dolayı, iyi ki dönmü- şüm, sizlerle birlikte olduk, Nâzım'ı andık. Nâzım için söylenebilecek her şeyi söylemek zaten olanaksız. Bu ka- darcığı yeter sanınm. Hürmetler ederim efendim!" (Uzun alkışlar) • • • Nâzım, Bursa cezaevinde yattığı sürece, Bursa'da ge- zer, tozarmış. Eski DP'li Bakanlardan Izzet Akçal'dan din- lemiştim, izzet Akçal, Nâzım Hikmet'e de Balaban'a da hoşgörülü davranır, onların cezaevinden çıkıp Bursa'da gezmelerine izin verirmiş. Nâzım'ın cezaevinden kaçma- sını isteyenler de varmış; başta TKP'liler Balaban anlatı- yor, Salihli'de söyleşiler arasında, şöyle diyor. "- Şair Baba, dedi ki, 'Bak dedi, ben dışarı çıkacağım, dı- şarıda da rahat vermeyecekler bana' dedi. 'Ben şimdi, görüyorsun dışarı çıkabiliyorum. Bir beni dışarı kaçırma- dılar! Fakat. bana on yıl bu işkenceleri, çileleri çektirenle- rin, on yıl yatıranların burnundan bir bir getireceğim. Dışa- rıda öyle şiirler okuyacağım ki, bunları hop oturup hop kaldıracağım!' dedi. Demir kapının önünde dolaşıyoruz, bunları söyledi bana. 'Bak göreceksin, deli edeceğim bun- ları ben, bu namussuz alçaklan' dedi." - Ne zaman söyledi bunları? "-1950 yılı başladı, çıkacağız yani artık. On on beş gün sonra af oluyor. Kendisini hapiste yatıranlara büyük öfkesi vardı, 'Neler edeceğim bunlara, bak!' dedi." Balaban, bir anısını daha anlattı; "1942'lerde filandı; Bir gün Moskova radyosunda Nâzım Hikmet'in şiiri okunmuş, haber verdiler koştuk gittik, radyonun başına. Yetişeme- miştik. Duvara yaslandı kaldı. - Gene biz duyamadık! dedi. Sonra, ona daha çok yaklaştım, onu dinliyordum. Bana: - Benim konuştuklarımı anlıyor musun? diye sorardı. - Anlıyorum, işte! - Hiç anlıyor gibi bakmıyorsun! derdi." Söyleşiler, bitmedi daha... BULMACA SOLDANSAĞA: 1 2 3 4 5 6 7 8 1/ E>oğum sırasında temizliğe dikkat edilmemesi yüzün- den loğusanın tutul- duğu ateşli hastalık. 2/ Bilinç... iki nice- lik arasındaki bağın- tı. 3/ Yabancı... Türkiye'nin batıdaki en uç noktası olan burun. 4/Küba kö- kenli bir dans ve mü- zik... Çabuk tutuşan süngerimsi madde. 5/ Kötü, çirkin, al- çakça... Baryum ele- mentinin süngesi. 6/ Ege bölgesin- de ünlü bir antik kent.. Akla ve sağ- duyuya aykırı olan. 7/ Türkcede il- gi adılı... Başlıca belirtisi kısa, çabuk, değişken güçte istemsiz hareketler olan bir hastalık. «/ Bir nota... Gü- ney Afrika Cumhuriyeti'nde kurulan sözde bağımsız Bantu devletlerinden biri. 9/ Tehlikeli durum... Bir cetvel türü. YUKARroAN AŞAĞIYA: 1/ Gebelikte kimi yemeklerden tiksinip, olmayacak şeyler için asırı istek duymak. 2/ Uzun tüylü bir süs köpeği... Uluslararası Futbol Federasyonu'nun simgesi. 3/ Bir gösterme sıfatı... Ünlü bir öykucümüzün kimi öykülerinde imza olarak kullandığı kı- sa adı... Hicap. 4/ Girişik süsleme. 5/ Atların taşınması için ya- pılmış kapalı taşıma aracı... Düz ve geniş arazi. 6/ Yayla ya da bahçe kulübesi... Ödünç verme. 7/ Uzak... Düz ve ensiz bağ. 8/ Sarp geçit.... Türk resim sanatında önemli bir grubun ad ola- rak benimsediği harfin okunuju. 9/ Göçücü balıklann Akde- niz'den Karadeniz'e çıkması.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle