26 Haziran 2022 Pazar English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
29EKİM1996 SALI CUMHURİYET SAYFA EKONOMI Şirketler toplam verginin yalnızca yüzde 9'u oranında Kurumlar Vergisi ödüyor Türldye sermayenin 'cennetT ESRA VTNER • 1997 bütçesine göre 1.7 katrilyon lira olarak hesaplanan Gelir ve Kurumlar Vergisi toplamının sadece 365 trilyonunun şirketler tarafından ödenmesi öngörülürken. çalışanlann ödeyeceği vergi bunun dört katına ulaşıyor. yalnızca 356 trilyonlıraolacak. Ça- İışanlar ve serbest meslek sahipleri ise, toplam vergi gelirlennin yüzde 33'ünü karşılayacak. Vergi gelirle- nnin yüzde 60'ını da v ıne halkın ce- binden çıkan KDVgibi dolaylı ver- giler oluşturuyor. REFAHYOL iktidannın hazırla- dığı bütçe tasansına göre, 1997 yı- lında çalışanlar, esnaf-sanatkâr ve ANKARA - Türkıye'de toplam gelirin yüzde 40.5'ini paylaşan şir- ket ve holdıngler toplam verginin ise yalnızca yüzde 9'unu ödüyor. 1997 yılı tasansına göre, gelecek yıl alınması planlanan 4.3 katnlyon li- ralık vergi toplamının ıçınde kurum- lar vergisinin payı yüzde 9 oranıvja serbest meslek sahipleri 1.7 katril- yon gelir ve kurumlar vergisi topla- mının 1.4 katrilyon lira ile yüzde 78'inı ödeyecek. Şirket ve holdıng- ler ise, toplam gelirden alınması planlanan 1.7 katrilyon lıralık vergi- nin 365 trilyon lirası ile yalnızca yüzde 21 'sini, toplam vergi gelirle- rinın de yüzde 9'unu karşılayacak. Bu rakamlar çerçevesinde hane halkı gelir anketıne göre, 1994yılın- da toplam gelirin yüzde 40.5'ini kul- lanan şirketler, 1997yılında toplam verginin yalnızca yüzde 9'unu öde- yecek. Tasanya göre, 1997 yılında alın- KDV'deRP ileDYP'ningörüşayrdığı TAHSİINAKÇA Katma Deger Vergisi'ni (KDV) 10 gün daha erkentahsil etmek amacıyla kaarlanan kanun tasansını kaynak iıtiyacını gerekçe gösteren Refah Partisi mületveicillerinin ısrarla savunduğu öğrenildi. Tasannın, TBMM Bütçe ve PlanJama komisyonu üyesi REFAHYOL milletvekilleri arasında görüş aynfığına neden oldugu da bildinldı. Her ayın 25'inde verilen KDV beyannameleriiîin ayın 15'ine çeİdJmesini öngören ve hafen TBMM Bütçe ve Planlama Komisyonu'nda göriişülmekte olan tasan konusunda komisyon üyesi milletvekilleriyle görüşen Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odalan Birliği Başkanı Mustafa Özyürek, muhaiefet partilerinin kesinlikle karşı çıktıklan tasanyı, Refah Partililerin kaynak bekientisiyle ısraria savunduklannı, Dogru Yol Partisi milletvekillerinin ise olumsuz tavır alma eğiliminde olduklarmı kaydetti. Özellikle geniş iş hacmi olan ya da şehirlerarası mal alışverişi yapan işletmelerin kesilmiş ve resmi defterlere kaydedümiş faturalannı ayın 15'ine kadar beyan etmelerinin imkânsız oldugunu belirten Özyürek, tasannın kanunlaş.ma.sı halinde "eksik beyaa"m kaçınılmaz olacağını savundu. Özyürek, postadaki gecikmeler ve bilgisayan olmayan küçük şirketlerin elle yetiştirememesi nedeniyle mükelleflerin, yetiştirebildikleri kadannı beyan etmek zorunda kalacaklannı da beİirterek, "İ$Ietmeler özeiiikle ayın son günlerine rastlavan faturalan birkaç gün bekleterek bir sonraki aya erteleme eğiiiminde olacaklar. 10 günlük fatura düzenleme ve defterlere kaydetme sûresi zatea yeterstzdi. TBMM'nin bu yanuşhğı önleyeeeğini umuyoruz" diye konuştu. Öte yandan 1997 yıhnda ödenecek olan aylık 65 trilyon civanndaki verginin 10 gün erken tahsil edilmesi halinde. yüzde 75'lik yıllık gecelik faizie hesapiandıgında devietin her ay yaklaşık 1.3 trilyonluk ek gelire kavuşacagı ortaya çıkıyor. Birçok mükellefın faturalannı ancak her ayın 10'undan soara kendilerine ulaştırabildiğini kaydeden Istanbul Serbest Muhasebeci Mali Müsavirier Odası Başkanı Yahya Ankan ise, yeni tasannın sistemi kilitleyeceğini ifade etti. ması planlanan 4.3 katrilyon Iiralık verginin 1.7 katrilyon lirası kurum ve gelir vergisi toplamından elde edilirken, geri kalan 2.6 katrilyon Iı- rası yine halkın cebinden çıkan KDV akaryakıt tüketim vergisi gibi do- laylı vergilerden karşılanacak. Tasanya göre, 1997 yılında Ge- lir ve Kurumlar Vergisi dışında ser- vet \ergisinden 32 trilyon, motorlu tas.it vergisinden 29 trilyon. KDV'den de 1.8 katnlyon Iiralık gelir bekle- niyor. Aynca. tasanda ek vergiden 105 trilyon, taşıt alım vergisinden 72 tril- yon, akaryakıt tüketim vergisinden 540 trilyon, banka ve sıgorta işlem- lerinden 105 trilyon. damga vergisin- den 95 trilyon, harçlardan 93 trilyon Iiralık gelir elde edilmesi öngörülü- yor. Hükümet, 1997 yılında dıştica- retten 744 triiyon Iiralık, ıthalattan da 629 trilyon Iiralık vergi geliri beklı- yor. 2 katrüyon Iiralık teşvike 190 triiyon vergi Maliye Bakanlığı'nın verilerine göre. bu yıl 2 katnlyon Iiralık vergi ve KDV indirimı teşvıkı kullanan şirket ve holdıngler, >alnızca 190 trilyon lira vergi ödediler. Bu yıl çalışanlar, esnaf ve sanat- kâr ile serbest mesiek sahiplerinden kesilen vergiler ise 670 trilyon iiraya ulaştı. REFAHYOUun İslam üJkelerine yakınlığı tencere de\i TEFAL'i harekete geçirdi. 6 îran'a Türkiye'nin iizerinden gireceğiz' VURTEıN YALÇIN REFAHYOL'un ıçende çeşıtli eleştırı ve endişelere yol açan Ortadoğu \e Islam ülkelenne yakın politıkası ve ekonomıde yaşanan bunalım, yabancı sermayenın de Türkıye'de yatınm vapmak verıne Türkıye'yı bu ülkelere "sıçrama tahtası" olarak kullanması sonucunu doğurdu. Yapışmaz mutfak gerecleri ve küçük elektnklı ev aletien sektöründe dünva liderlerinden bın olan ve Türkıye'de de Rovventa ve Tefal markalanyla tanınan SEB Grubu Türkıve'de kısa ve uzun vadede üretim vatırımına gitmeyeceklerini. ancak Türkıve'nın İslam ülkelerine yakın yenı politıkası sayesınde Ortadogu ülkelerine. özellikle de Iran'a ticaret ağını Türkiye üzennden kurmayı planladıklannı açıkladı.lstanbul Tefal'in davetlısı olarak geçen hafta Türkiyeye gelen Groupe SEB Yönetım Kurulu Üyesi François Duley, Türkiye'nin REFAHYOL hükümetıvle beraber Ortadogu"> a \akın bir polıtıka izlediğinı, bu zamana kadar özellikle Türki cumhunyetlenne ulaşmak ıçın bir geçış noktası olarak gördükleri Türkiye'den Islam ülkelen pazarlanna ulaşmak içın yararlanacaklannı söyiedi. Duley. Türkiye'nin en önemli sorunu olarak bir türlü önlenemeyen enflasyonu göstererek "Siyasi giicün eesur kararlar alarak enflasyonla mücadele etmesi gereknor. Ekonomideki istikrarın sağlanması ve yabancı sermayenin yatırım için Türkive'vi seçmesinin tek şartı bu" dedi. Türkiye'nin özellikle genç nüfus potansiveli ve ıkı kıta arasında geçış noktasında bulunması gıbı çok önemli ıkı artısının oldugunu söyleyen Duley "Bir ülkede yatınm vapmanın belirii şartları vardır. Politik tercih ne olursa olsun ekonomi politikalarında istikrar ararız. Bu da çoğunluğa dayalı bir hükümetle olur. Türkiye"deki temel ekonomik göstergeler ve şirket stratejimiz şu anda yatınm vapmak için ideal değil. Ancak İran pazarına sizin üzerinizden geçeceğiz" dedı. Türkiye 4yıldır, Avrupa 'ya direkt ambalaj malzemesi satıyor İhracatı ambalaj engellerdi, şimdi ambalaj ihraç ediliyor • 20 yıl öncesine kadar, kötü ve standart dışı ambalajları nedeniyle yerli ürünler dış piyasalarda, ilgt ve talep görmüyordu. Son yıllardaki teknolojik yatınmlar, ihraç ürünlerini "kalitesiz" damgası yemekten kurtarmakla kalmadı, Türkıye'de üretilen ambalajları, yabancı markalann kullanımına sunacak bir ihracat potansiveli de yarattı. Ekonomi Servisi - Stan- dart dışı üretim ve kötü am- balaj nedeniyle uzun yıllar pek çok üriinün ıhracatında zorlanan Türkiye. son yıl- larda dış pazarlara vönelık teknolojik yatınmlarla am- balaj sanayınde de dünya ile boyölçüşebilirdurumagel- dı. Üretim teknolojisi ve ham- madde kalitesi açısından Av - rupa'daki rakıplenyle eşıt düzeye ulaştığı belırtılen Türk firmalanna, başta Po- lonya, Çekoslovakya, Ro- manya \e Bulgaristan olmak üzere eski Doğu Bloku ülke- leri ve Türk cumhuriyetle- rinden yoğun talep geldiği. Almanya, Hollandagibi Ba- Oahaonce aınbalaj ihracatını urünJe birlikte gerçekteştirebjlen Törk firmalan,4 > ıkJan bu yana direkt ambalaj ihracafınada tı Avrupa ülkelennin de Tür- kiye'ye yönelen ülkeler ara- sında yer aldıgı öğrenildi. Daha önce ambalaj ıhracatı- nı ürünle birlikte gerçekleş- tırebılen Türk firmalan. 4 yıldanbu yana direkt amba- laj ihracatına da başladılar. Sektörün çokhızlıgeliş- tigini kaydeden .Ambalaj Pro- fesyonellen Enstıtüsü Türki- ye Üyesi Nazif Aşan, Doğu Bloku'nun dağılmasının ar- dından bu ülkelerin kalıtelı ambalaja önem v ermeye baş- ladıklarını ve ambalaj nak- lıyesının malıyetı çok arttı- ran bir faktör olması nede- niyle, cografi yakınlıgın Tür- kıve ıçın çok önemli biravan- taj oUağuııu ıfadeetti. Aşan, sektöre ilişkin sağlıklı ra- kamlann olmamasına kar- şın toplam ihracat tutannın yüzde 10'unu ambalaja ait bölüm olarak kabul ettikle- rini kaydetti. Buna göre 1 Ocak-31 Ağustos tarihlen arasında ka>dageçen yaklaşık 15 mil- yardolarlıkihracatın 1.5 mil- yar doları aslında ambalaj ihracatı olarak gerçekleşti. Sektörel bakıldığında ise ha- zırgiyim ve konfeksıyon ih- racatında ambalajın payı 400 milyon dolar. elektrik ve elek- roniksanayiinde 110 milyon dolar, yaş sebze ve meyve mamullerinde 58 milvon do- lar. hububat ve bakliyat ürün- lerinde ise 90 milyon dolar düzeyinde olduğu düşünü- lebilir. Doğu Bloku ülkelerinde de ambalaj kullanımının art- tıgına dikkat çeken Ambalaj Sanayicileri Derneği (ASD) Genel Sekreteri Hasan Sa- lih Acar da bu yıl içensin- de Ukrayna, Moskova ve di- ğer Türk cumhuriyetlerin- dekı fuarlara katılan firma- lann burada büyük ilgiyle karşılaştıklannı belirtti. Acar, Türkiye 'ye yönelişin arka- sında iletişim avantajı ve Tür- k cumhuriyetlerinin duygu- sal yaklaşmasmın payı oldu- gunu da sözlerine ekledi. ÇÎFTÇÎ D O S T U / SADULLAH USUMİ Özel Sektöre Bol Hizmet, Çiftçi Allaha Emanet T ansu Çiller'den kurtul- madan tarım kesiminin düzlüğeçıkamayacağı ar- tık anlaşıldı. Önce Tur- gut Özal, ardından da Tansu Çil- ler Türk çiftçisinin üstüne bir ka- rabulut gibi çöktü. 1980 yılına ka- dar büyük bir gelişme gösteren ta- nm ve hayvancılık 12 Eylül dar- besinden sonra gerileme döne- mine girdi. Özal ve Çiller işbaşı- na gelince de ölüme mahkûm edildi. Turgut Özal ve Tansu Çiller'in izledikleri politika Türkiye'de iki ay- n sınıf yarattı, Özel sektör büyük- leri ve onların çevresindekiler bi- rinci sınıf... Çiftçi, memur, işçi, kü- çük esnaf ve onların emeklileri ikinci sınıf vatandaş oldu. 1996 yılında Türkiye'nin eko- nomik tablosuna baktığımız za- man, bu acı gerçeği bütün çıplak- lığı ile görüyoruz. 1980 yılına ka- dar gelir dengelerinde az da ol- sa bir bozukluk vardı. Ibre gene özel sektörden yana ağır bası- yordu. O zamanların hükümetle- ri de tanm ve işçi kesiminin hak- lannı, büyük sermaye çevrelenne aktarmaya çalışıyorlardı. Ama bu- günkü kadar büyük bir uçurum açılmamıştı. Çünkü ozamanınsi- yasi güçlerı arasında, tarım kesi- minden özel sektöre kaynak ak- tarılmasına karşı çıkanlar vardı. Örneğin o günlerin CHP'si hükü- mette olduğu zaman tarım kesi- mine hakkı olan kaynağı aktarı- /or, muhalefete düştüğü zaman da aynı uygulamanın sürmesi içın vieclis'in içinde ve dışında müca- jele veriyordu. O zamanlar Meclis 'ın yapısı da değişikti... Sosyal demokrat bir parti olan CHP tek başına hükü- met kuramıyordu. ama çoğunluk partisiydi. Büyük sermaye çevre- ierinin destekçisi sağ partilere karşı koyabilecek kadar gücü var- dı. Bu gücü iyi bilen sağ partiler işçi, çiftçi, memur, emekli, küçük esnafın aleyhine bir tavır koy- maktan kaçınıyorlardı. Her şeyi göze alarak böyle birtavır koyduk- ları zaman ise ya yasa önerilerini Meclis'ten geçiremiyorlardı ya da iplikleri pazara çıkıyordu. Böylece biraz farklı da olsa her ikı kesim birden gelışiyordu. Şim- di ise tarım kesimindeki gelişme tamamen durdu. Hatta büyük çapta çöküntü başladı. Buna kar- şılık, tüccar ve sanayiciler kat kat zenginleşti. Kârlarında patlama oldu. Yüzde bin, yüzde beş bin gibi kâr artışları yaşandı. Tarım kesimi, işçi, memur, emekli, kü- çük esnaf karnını doyurmak için zorlanırken banka ve holdingîe- nn yıllık kazançları 25 ila 30 tril- yonlara ulaştı... Ozel sektöre hizmet Meclis'te temsil edilen 5 parti- den en çok milletvekiline sahip 3 parti de sağ görüşlü ve özel sek- tör yanlısı. Sosyal demokrat iki parti var. Ancak ikisinin de millet- vekili sayısı az. Üstelik anlaşamı- yorlar. Geniş halk kitlelerinın ya- ranna olan çok önemli konularda bile bir araya gelemiyorlar, Böy- lece meydan sağcı partilere ka- lıyor. Meclis'te 550 sandalyeden 426'sına sahip olan 3 sağcı par- ti de zaman zaman bırbirleriyle didişiyorlar. Ancak tartışmalan- nın temelinde yatan neden işçi- nin, çiftçinin, memurun, emekli- nin sıkıntısı değil... Özel sektöre daha iyi hizmet verebilmek, da- ha çok para kazandırabilmek için yapılan biryanş... Örneğin çiftçi- yi özel sektörün sömürüsüne kar- şı koruyan KlT'leri ve tarım satış kooperatiflerini bir an önce tasfi- ye etmeyanşı... Nitekim Refah da Doğruyol da Anavatan da özelleştirme adı al- tında, milyonlarca çiftçinin sahi- bi bulunduğu kuruluşlan özel sek- töre devredebilmek için yanş ha- lindeler... Üç parti de piyasayı ta- mamen özel sektörün insafına terk etmek istiyor!... Çiftçiye yeni bir tuzak Tansu Çiller başbakanlığı döne- minde SEK'i, Et-Balık Kurumu'nun bazı tesıslerini ve yem sanayiini haraç mezat sattırdf. Çiftçinin öz mali olan tesisler özel sektörün eli- ne geçti. Bu nedenle milyonlar- ca hayvan üreticisi zararetti. Bu- na karşılık et, süt ve yem sanayi- cileri büyük paralar kazandı. Tansu Çiller bu arada TARİŞ, ÇUKOBİRÜK, FİSKOBİRLİK, TRAKYABİRLİK gibi tarım satış kooperatiflerini de tasfiye etme- ye çalıştı. Ama kooperatifler çift- çılerin mali olduğu için satama- dı. Bu kez birliklerin trilyonlarca li- ra değerindeki sanayi tesislerini sattırmaya çalıştı. Birliklerin başın- daki yöneticiler karşı çıktıklan için bunda da başanlı olamadı. Sade- ce birlikleri parasız bırakarak et- kisiz hale getirmeye çalıştı. Aradan bir süre geçince Tan- su Çiller'in, birlikleri tasfiye et- mekten vazgeçtiği yolunda yo- rumlaryapıldı. Meğeryanılmışız... Çünkü Çiller, Erbakan ile kay- naştıktan sonra birliklere yeniden yöneldi. Ama bu kez işe biraz da- ha temkinli başladı. ÇUKOBİR- LlK'te bazı operasyonlar yapıla- cağı açıklandı. Sözde amaç, sa- nayi tesisleri ile üretici birliklerini ayırmakmış... Tabii kısa bir süre sonra sana- yi tesisleri satışa çıkanlacak ve yüz binlerce üreticiden senelerce kesilen üç beş bin liralarla mey- dana getirilen trilyonluk tesisler özel sektöre son derece düşük fi- yatlarla devredilecek. Sanayi te- sislerini kaybeden kooperatif ise güçsüz kalacağı için ortağı olan çiftçisini koruyamayacakvemil- yarlar, trilyonlarözel sektörün ka- salarına akacak... ÇUKOBİRLİK olayı sadece bir başlangıç. Hemen arkasından sa- tış sırası TARlŞ'e, ANTBİRÜK'e, TRAKYABİRLİK'e ve diğerlerine gelecek... Sonuçta, Tansu Çil- ler'in 4 yıl önce başlattığı operas- yon tamamlanmış olacak!.. Tanmsal KİT'lerin bir kısmı sa- tıldı. Tarım satış kooperatifleri de yok edilirse, Tansu Çiller ve özel sektör amacına ulaşmış olacak. Hiç kendimizi aldatmayalım. Meclis'te sağ partilerin çoğunlu- ğu sürdükçe, Tansu Çiller gibi dü- şünenler işbaşında kaldıkça çift- çiye hayat hakkı tanınmayacak- tır. Cumhuriyetin kurulduğundan bu yana çiftçinin sahip olduğu kuruluşlar zaman içinde yıkılacak ve tanmın bütün nimetleri özel sektöre aktanlacaktır... • RP de DYP de ANAP da özelleştirme adı altında, milyonlarca çiftçinin sahibi bulunduğu kuruluşlan özel sektöre devredebilmek için yarış halindeler. IŞÇEVİN EVREVİNDEN ŞÜKRAN SONER Rafa Kalktı ilgili bilim insanlarımızın oluşturduğu İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku Türk Milli Komitesi, Istan- bul'daki geleneksel toplantısında bir yılın Yargıtay kararlarını değerlendirdi. Rahmetli Prof. Kemal Oğuzman'ın başlattığı ge- leneği, Prof. Münir Ekonomi sürdürüyor. Heryılağır- lıklı olarak Yargıtay'ın 9. ve 10. dairesi uyesi yargıç- lar, bilim insanlan ile buluşarak, yılın kararlannın hu- kuk açısından tartışmasını yapıyor, doktrin görüşü- ne bakarak kararlarını, içtihatlarını gözden geçirme demokratik ortamını, olanağını yakalıyorlar. Bu yılkı toplantıda Prof. Nuri Çelik'in sendikal ya- salara ilişkin 1975 yılı Yargıtay kararları üzerine sun- duğu tebliğde, doğal olarak kamu çalışanlannın hü- kümet tarafından el konulan hak edilmiş alacakları ile ilgili ûn\ü tartışma gündeme geldı. Belki unuttunuz bile, hani kamu işçilerinin zama- nmda ödenmeyen toplusözleşme zam farkları bir genelge ile ertelenmiş, uzun birgecikme ile Türk-lş'in de onayı alınarak zamsız ödenmiş, bir kalemde işçi için yasal, hak edilmiş, kışı başına milyonlarla, top- lamda trilyonlarla sayılan bir para hükümete bağış- lanmıştı. Yürürlükteki 2822 sayılı yasa ile toplusözleşmeden doğan ve hak edilmiş işçi alacağı ıçın, sendıkalann vazgeçme, işverenlerin de (söz konusu olayda KİT'ler nedeni ile hükümetin) ödememe haklan yoktu. Ha- len yürürlükte olan yasa hak edilmiş işçi alacakların- da, zorunlu nedenlerle gecikme olması halinde, ge- cikme süresi ile bağlantılı, geçerli banka faızı ekle- nerek ödeme yapılmasını zorunlu kılıyordu. Ancak o tarihlerde araları iyi olan dönemin baş- bakanı Çiller ile Türk-lş'in genet başkanı Bayram Me- ral, kapalı kapılar arkasında bir araya gelmişler, pa- ra yok gerekçesi ile sözleşmelerden doğan farklann, hak edilmiş işçi alacaklarınm faizsiz gecikmeli öden- mesi konusunda uzlaşmaya varmışlardı. Hükümet de yasaya ve hukuka aykın olarak, Türk-İş ile sözlu ola- rak yaptığı bu anlaşmayı gerekçe yaparak bir genel- ge yayımlamış, ödemelerin faizsiz ertelenmesini sağ- lamıştı. Selüloz-lş, Harb-İş gibi kimı sendikalar, Türk-iş'in hukuken yasal yetkisinde olmayan, sözleşmelerin tarafı sendikalann "evet" demelerine de yasalann izin vermedıği bu uygulamaya karşı yargı yoluna baş- vurmuşlardı. Ayrıca ışçilerin de tek tek açtığı pek çok dava sonunda ilgili iş mahkemeleri işçi lehine karar- lar verrnışlerdi. Uzun tartışmalar sonrasında ise Yargıtay 9. Hu- kuk Dairesi ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu yasanın çok açık hükümlerine karşın, ekonomik durumu ge- rekçe yaparak hükümet genelgesını geçerli sayan ka- rarlaralmışlardı. İşçi aleyhine kendi yargıçları arasın- da da tartışmalı, karşı oy yazılan ile sabit, bu karar- lann siyasi ıktıdar baskısı altında alındığı yargısı ka- muoyunda egemen olmuştu. Ne kadarçarpıcıdır ki aradan zaman geçtikten son- ra bilim ınsanlarının, doktrinin ıncelemesine, tartış- masına sunulan bu karariarda bilim insanlan, dokt- rin, söz konusu kararların hukuka aykınlığında bırleş- miş bulunuyor. Tebliğ sahıbınden başlayıp söz alan bütün bilim insanlan, doktrin temsilcileri, ilgili yasa- nın açık hükümleri karşısında, işçi aleyhindeki söz ko- nusu kararlann hukuka aykınlığında, yanlış olduğu gö- rüşünde buluşuyorlar. Yargıtay kararları seminerlerine, işçinin bütün cid- di sorunlannda olduğu üzere sendikacılık hareketi, Türk- İş ilgi göstermiyor. Sadece davaları işçi lehine izlemiş olan Selüloz-lş'in hukukçusu Murat Bek- dik, davalann gelişmelen ve hukuka aykırı boyutla- n hakkında açıklamalarda bulunuyor. işverenlerden yana kamuoyu oluşturmada büyük duyarlılık gösteren ve bu toplantıda da ağırlıklı yer alan işveren sendikalan hukukçulan ise işçi lehine ko- nuşmayı içlerıne sindiremeseler de söz almayarak doktrinin ortak görüşüne katılmış, en azından karşı görüş koyamamış olarak rol alıyorlar. En çarpıcı olanı, Yargıtay adına toplantıya katılan ve oturumu yöneten yargıç Cevdet Günay'ın, işçi aley- hine kararı "siyasi birkarar" olarak nitelendirmek ge- reğini duyması, söz konusu kararları sosyal siyaset açısından da değerlendınrken aynı nitelendırmeyi. yapmak durumunda kalması. Söz alan diğer bilim in- sanlarının söz konusu kararlan değerlendirirken, Da- nıştay'ın aynı konuda hukuka uygun davrandığını, Yar- gıtay kararlarının ise hukuk ve yasa ile çelıştiğinı vur- gulamalan, "adlı bırhata" tanımlamasını yapmalan. Gördüğünüz gibi, yeri geldikçe bizim de bu köşe- de pek çok kez vurguladığımız gibi, siyasi iktıdar, dö- nemin Çiller hükümetinin yasa ve hukuk dışı işçi hak gaspının tıpık bir örneği yaşanmış ve yüksek yargı da ne yazık ki bu suça alet edilmiş bulunuyor. Bilim insanlan, doktrinde aksı görüş olmaksızın, bu gerçeği aradan bir yıl geçtikten sonra, sakin bir ortamda yapılan bir bilimsel toplantıda kabul ediyor. Ne yazar? Atı alan Üsküdar'ı geçti. Siyasi iktidar, Türk-İş'ı de suçuna ortak ederek işçinin hak edilmiş alacağını gaspetti. Hak, hukuk önemli bir işçi alaca- ğında rafa kaldınlmış oldu. Görünen o ki bir benzerini nemalarda, bu kez Er- bakan'ın başbakanlığmdaki hükümette yaşamaya başlamış bulunuyoruz. Bu kez de Erbakan'ın hak edilmiş çalışan alacağını gaspetme eylemine, yine Türk-lş'in gizli suç ortağı olacağı, en azından seyir- ci kalacağı apaçık. işin henüz Meclis'ten geçmiş ya- sanın Köşk'ten dönme aşamasını yaşadığımızdan ge- risinin ne olacağını bilemiyoruz. Hak ve hukukun rafa kaldınlmasının yol olduğu, herkesin buna bir bıçimde boyun eğdiği bir düzen- de başka ne beklenir ki? Hak-İs Başkanı Salim Uslu 'ATAŞ ortaklan terbiye edilsin' ANKARA (Cumhuriyet Biirosu) - Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, BP. Mobıl ve Shell petrol şirketlennin büyük ortaklan olduğu ATAŞ rafinerisinde üretımın durdurulmasının ekonomik bir karar olmadığını beİirterek, "ATAŞ terbiye edilmelidir" dedi. Salim Uslu, yaptığı yazılı açıklamada, ATAŞ'ın karannın, "siyasal aınaçlı" oiduğunu ileri sürdü. 1974 Banş Harekâtı sırasında ABD ambargosuna destek amacıyla üretimi durduran ATAŞ'ın ortaklan BP, Shell ve Mobil işyerlennde 1996 başından beri hızlı bir sendikasızlaştırma yaşandığına işaret eden Salim Uslu. şöyle dedi: "ATAŞ'ın 1974 Barış Harekâtı'ndaki tavrı, ATAŞ ortaklarının sendikasızlaştırma çabaları ve yerli üretimin yüzde 14"lerden yüzde 7'lere düşürülmesi gibi uygulamaları da gözönünde bulundurulduğunda, BP, Shell ve Mobil'in ve aynı zamanda ATAŞ'ın ferbiye ediJmesi gerekmektedir." Salim Uslu,ATAŞ'ın ka- rarının, "siyasal amaç- lı" oldugunu ileri sürdü.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle