25 Mayıs 2022 Çarşamba English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA CUMHURİYET 24 MART 1995 CUMA OLAYLAR VE GORUŞLER Sanatlar arasındaki birlikne'nin ve Osmanlı ülkesinin Budin'den U nü bütün dünyayı rut- muş olan Hayyam'ın şi- irleri büyük bâtı dilleri- nin tümüne çevrilmiştir. AvTupalı sever onun şi- irini, fakat biz denli an- layabilir, duyabilir mi, kuşkuluyum. Çünkü dogunun yaşam görüşünü, rint- ligini, fanilik anlayışını bilmek gerekir bunun için. Biz eski şiirimiz aracılığı ile bu göriiş ve anlayışlara yakınızdır. Hayyamm şu dörtlügünü ele alalım: Bir dem toy idik tâlib-i üstâd olduk Bir dem de biz üstâd olarak şâd olduk Fehmeyle sözûn sonunda encamımı- n Biz âb idik evvel giderek bâd olduk Yahya Kemal BeyatlTnın bu çevirisi- ne benzer bir çevirinin tngilizce'de. Fransızca'da gerçekleştirilmesi olanak- sızdır. Aynca bu dörtlüğün (rubai) son dizesinin ürpertici güzelliğini duyum- samak için akılcı olmayan bir duyarlık gerekir. Elimdeki kitapta, Yahya Kemal söy- leyişi ile dokuz Hayyam dörtlüğü (ru- bai) yer alıyor. Jşin güzel yanı, bu çevi- rilerin, la'lik hattı ile yazılmış Farsça özgûn deyişleriyle birlikte verilmesidir. Burada iki sanat; şiir ve hat sanatı, biri- biriyle kaynaşmış durumda ortaya çıkı- yor. (Yahya Kemal Beyatlı - Seçmeler - Yapı Kredi Yayınlan). Kitapta, Yahya Kemal Beyath'nın şi- irleri yanında yazılanna epey yer ayrıl- mış. Bu yazılardabirbirinden ilginç ko- nular işlenmektedir. Bunlardan birini, "Sade Bir Görüş" adlı olanını okurlan- ma tanıtmak istiyorum. Yahya Kemal Beyatlı bu yazısında, eski sanatlanmı- zın nasıl içiçe ve uyumlu bir birliktelik sürdürdüklerini çoİc güzel anlatıyor. Bir alıntıda bulunacağım: "Şair bütün öteki sanatlara bağbydL Drvanını yazıp bitirdikten sonra hatta- ta veriyordu, hatial o divandan ta'lik hattını son krvraklığı ile bir sanat eseri daha yaratryordu, miiceUit derideru sah- tiyandan temâsın bir hazzuia daha mi- sal gösteriyordu. müzehhib, gözleri arabkâri çizginin oyunlan ile, zevkiyle bir daha kamaştmyordu." Güzel sanatlann şiir merkezli birlik- teliği bununla bitmiyordu. okumamızı biraz daha sürdürelim: "Şairin divânındaki şarkılan beste- kâr birer makamdan besteliyor, Boğa- ziçi yaklannı, Rumeli \e Anadolu'nun konaklannu meşeden, hüzünden nıeste- diyordu; gazellerini hanende Kâğıtha- Mısır'a kadar, semasuıa yükseltiyordu, naatterini naathân mevlidlerdeokuyor- du. Şaire, mimar camilerinin, mescitte- rinin, saraylannın, hanJaruun, medrese- lerinin, çeşmelerinin, şadırvanlannın cephelerinde bir yer ayınyordu, taşçı ki- tabe taşını kesiyor, hattat kitabeyi yazı- yor, hakkâk ovuyordu." Osmanlı sanatlan arasındaki bu uyumbirliğinin güzel anlatımını oku- duktan sonra, vakit geçirmeden ekleye- ceğiz ki, o uyumlu birlik tümden ve ge- ri dönmemecesine tarihe kanşmıştır. Şöyle sıralayalım: Hat sanatını baskı makinesi ortadan kaldırdı, buna bağlı olarak da tezhibe gerek kalmadı; ciltcıligi bir yanabıra- kırsak. bugünün şairi artık şarkı ve ga- zel türiinde şiiryazmıyor, demek beste- ciye, hanendeye gereksemesi yok. naat yazmıyor ki, naathâna gerek duysun; a- ma eskiden mimann, hakkâkin gerçek- leştirdiği iş, istenirse bugün de sürdü- rülebilir. Ancak eskiden güzel sanatlanmız arasındaki bu güzel işbirliği başka bir yandan ilginçliğini bugün de korumak- tadır; sanat dallannın çeşitlenmesi, dün- ya görüşü açısından sanatçılann buluş- masına engel değildir. Engel olmasını bırakalım, böyle bir buluşmayı çağ zor- lar. Batı'daki belli başlı sanat çaglarını ele alacak olursak görürüz ki, bu çağ- larda edebiyat, müzik, resim, yontu.. or- tak görüş yönünde ürünler vermişlerdir. Burada çeşitli sanat türleri artık birbir- lerinin tamamlayıcısı olarak değil, yol- daşı olarak işlev görürler. Öyle ki, bel- li bir çağın estetiğini sanatın bütün dal- lannda gözlemleyebilirsiniz. Bir örnek üzerinde, Rönesans müzi- ği ile klasik müzik arasındaki aşağı yu- kan yüz elli yıllık bir süremi kaplayan Barok üzerinde durursak burada Barok anlayışın artık yalnızca müziğe özgü olarak kalmayıp bütün öteki sanatlan da içerdigini görürüz. Şimdi AhmetSay'm "MüzikTarihi" adlı kitabından şu satırlan birlikte oku- yalım: -Müzik tarihinde 1600 ile 1750 yüla- nnı kapsayan ve kendi karakteri içinde gelişen çağa Barok denir. Bu kavram, resim, heykel, mimarhk gibi sanat dal- lannın tarihinde de kullanılır." Bir de Ana Britannica'ya gözatalım: "Edebiyatta Barok'a örnek olarak ttaha'da Giambattista Manno'nun. İs- panya'da Luis de Gongoray Argote'nin ve Almanya'da Martin Opitz'in yapıda- n verilebilir. İngiliz metafizik şiiri de (özellikle John Donne'unki) Barok ede- bivatı ile bağlanbudır." Işte Batı'daki sanat etkinlikleri belli çaglarda böyle bir ortak anlayış içinde- dirler. Yahya Kemal Beyath'nın anlattığı, Osmanlı dönemi sanatlannın birbirieri- ni tamamlayıcı nitelikteki konumlannı, bir yana bırakacak olursak, Cumhuriyet döneminde durum nedir? Bu dönem içinde güzel sanatlann üç dalında ve ancak tek bir yaklaşımda benzerlikten sözedilebilir, o da "köye yönehne" yaklaşımıdır. Şiirde Ahmet Kutsi Tecer'in başını çektiği bir küme şair, çoksesli müziğimizde, halk ezgile- rine, ilâhilere eğilen Beşler, resimde ise CHP'nin desteği ve aşılaması ile res- samlanmızın Anadolu'ya yayılarak "yaptıklan resimler. Ama bu benzerlik, sanatsal bir gerek- semeden çok, siyasal-toplumsal bir it- kinin ürünüdür. Bunun dışında, yaratı- cılanmızı bağlayan ortak bir felsefı dav- ranıştan sözedilemez. Yazımı bitirirken, elimdeki kitaptan bir Hayyam dörtlügünü daha alıntıla- madan edemiyeceğim. Yaş döktü biılut çayırçemenden geçe- rek Mümkün mü kızıl serâbı nuş eyleme- mek Gerçek bu çemende şimdi biz gezme- deyiz Bizden bitecek çemende kûnler geze- cek. ARADA BİR Prof. Dr. REŞÎT SÖNMEZ Tarım Politlkamız Aldatmaca "Türk tanmı, ithal tohum ve ithal damız- lıkla düzlüğe çıkmaz. Ülkemiz koşullanna uygun yüksek kaliteli üretim materyalini kendi araştırmalanmızla bulmak zorundayız. Araştırmaya yeterince önem vermeyen ta- nm politikası sakattır ve aldatmacadır." Tanımda teknik vardır, teknoloji kullanımı vardır. Ve "ileri tanm, çağdaş tarım", yeni teknikleri uygulayarak, toprağımızdan, su- yumuzdan ve hayvanlanmızdan en yüksek geliri sağlamaktadır. Bu amaçla sürekli ola- rak yeni tekniklerle kucaklaşmamız gerek- mektedir. Tersi durumda tarım, "emeğin karşılığını vermeyen, dökülen alın terinin karşılığını ödemeyen" kısır ve verimsiz bir uğraşı alanı olmaktan öteye geçemez. Yeni tekniklerin ve "uygulanabilir teknolojilerin kaynağı ve dayanağı araştırma"d\r. Araştın- cı, önce bilim üretecek ve sonra bilimsel verilere dayanılarak "uygulanabilir teknoloji- ler" geliştirilecek. Bu temel ilke "gelişmiş ve tutartı tanm politikasının ana dayanağı" ol- l f l i £ ma niteliğini kazanmıştır. Tarımsal araştırmaların ve tanm teknikleri- nin çok önemli bir özelliği vardır: Bir ülkenin cografyası, toprağı, suyu ve havası, o ülke- nin "ekolojik koşullannı" oluşturur. Ayrıca bir ülkenin çeşitli bölgelerinde bu koşullar farklı olabilir. Tarımsal çalışmaların yönü, çe- şidi ve uygulanan teknikler, bu koşullar ile sıkı sıkıya bağlıdır. Daha açık bir deyimle modern tarımın en önemli konuları olan "vehmli tohumlar, değeıii bitki ve damızlık hayvanlar", bölgesel ekolojik koşullar dik- kate alınarak geliştirilmektedir. Bu sözlerin anlamı şudur: "Kendi koşullarımıza uyum sağlayacak ve çiftçilerimizin yüzünü güldü- recek, bitkisel ve hayvansal damızlık mater- yali, kendi araştırmalarımızla bulup ortaya koymak zorundayız." Türkiye'de bir "iklim- ler koleksiyonu" variığını sürdürür. Erzurum Yaylası'nda domates kızarmaz, Alanya'da muz yetişir. Ardahan 'daki koyun Izmir'de yaşayamaz. Oysa ki, bir ' bilgisayar", Kars'ta da Istanbul'da da işlevlerinde (fonk- siyonlarında) hiçbir farklılık görülmeden kul- lanılır; iklim faktörieri ile ilgisi yoktur. Böyle- ce diyoruz ki, Tarım Bakanlığı'mn politika- sında araştırma, ağıriıklı bir biçimde yer al- malıdır. Ancak ne yazık ki üniversitelerimizde ve araştırma enstitülerimizde yapılan çalışma- lar ve araştırmalardan elde edilen bulgular, yeterince değerlendirilmemektedir ve "uy- gulama projeleri" yolu ile kırsal alana aktan- lamamaktadırlar. Siyasal güce dayanan ba- kanlık üst düzey yetkililşri, "ithal teknoloji- ye, ithal damızlığa" yeşil ışık yakarken, ken- di "ziraatçılanmızın neler yaptığının" farkın- da bile değiller. Bir ölçüde "damızlık mater- yal ve teknoloji ithali" elbetteki ki olacaktır. Ama asıl ağırlık "kendi insanlanmızın yaptığı araştırmalar" olmalıdır. Bizim araştırmacıla- rımızın "elde ettiği sonuçlar yeterli görül- müyorsa" tüm yaşamını bu konulara ada- yan ve özveri ile çalışan bu insanlara "daha fazla olanak sağlayarak" yeni başarılar elde edilmesine yardımcı oluyorlar mı? Buna evet demek çok zori Tarımsal araştırmaların yeterince ağırlık kazanmadığı bir tanm politikası sakattır ve aldatmacadır Bir tanm bakanının şöyle de- diğini anımsıyorum: "Batı'nm 40-50 yıl araştınp bulduğu bir damızlık materyali ve tekniği, neden yeniden bulmak için zaman ve para sarf edeyim? Bedelini öder, satın alınm." Bu büyük bir yanılgıdır. Elbette ki satın alacağı bazı şeyler vardır. Biz, tümü ile dışalımın karşısında değiliz. Ama Türk tan- mının geleceği, Türk araştırıcılannın bulgu- larına dayanacaktır ve tarım politikamızın baş köşesinde araştırma yer almalıdır. Ve bilimsel bulgular, uygulama projeleri ile pe- kiştirilmelidir. TOKTAMIŞ ATEŞ BIKTIM BU YÖK'TEN . Gençlik, öğretim ve yükseköğrenime ilişkin yazılan... \ SARMAL YAYINEVİ 'Çizgiyi çekmenin' sırası geldi... Av. ORHAN BARLAS B ir günler 'eski SHP'ye umut bağla- yanlar, elleri yüreklerinde bekli- yorlar. Yeni CHP ile yeni genel başkanı acaba yüzünü onlara çevi- recek mi? Acaba onlann özlemle- rine, dileklerine kulak verecek mi? Çok da uzak geçmişe gitmeye gerek yok, beş altı yıl önce bile bu partiyi tutanlar, bu partiyi içten- likle sevenler, canla başla bu partinin başansı için çalısanlar, sayıca gözle görülür boyutlara varmış- tı... Sonra baş döndürücü bir çökme. düşme döne- mine girildi; gerileme ivmesi hâlâ sözünü geçiri- yor. Söz gelişi neler oldu? Partinin 'sosyal'liği silikleşti. Demokratlığı, ner- deyse sözde kaldı... Bunlan bir yana koyalım, par- tinin saygınlığı, inanırlığı, güvenirlıği eriyip dö- külmeye başladı. Eski 'inanmış' saygın CHP'liler elin günün yüzüne bakmaz, kahveye çıkmaz hale geldiler... Sonra da düpedüz 'o> kanaması' kendinı gösterdi. Bir Frenk sözü vardır. 'Her se> r elden gk- ti. kala kala bir onur kaldL.. 1 derler. Nerdeyse 'o 1 da masaya sürüldü... tlkin bir genel başkanın sevecenlik amacı ile ağ- zından çıkan ünlü "aslanlık' belirgin bir 'biçarelik' tanımı olarak dillerden düşmez oldu. Tansu ÇU- ler'in Mesut Yılmaz için kullandığı (rahatsız edici) sözcük, SHP'lilere damat giysısi gibi yakışmıştı... Neden? Neler ugruna? Dedenin dedesinden kalma vakıf bir tarla, han hissesi büyüklügünde, iktidar molekülü için bunlara katlanıldı... Zaten bu hisse- yi de dağıtımı çok güç olduğu için, hak sahipleri almaz müte\elliler afiyetle yerlerdi... Benzetmede yanlış aranmazmış... CHP'nin ikinci genel başkanı günlerinde politi- ka yapanlar en beğenmedikleri, en çok eleştirdik- leri günlerde bile, ondan çok şey ögrenmişlerdir.... Tabii dinlemesini bılenler, anlama gücü olanlar ögrenmişlerdir. Herkes bilir, lsmet Paşa, belli dö- nemlerde. belli koşullarda 'Şu aşamada geçmişe bir çizgi çeketim, yenisine bakaum' derdi... Şimdi tastamam bir çızgı çekıp geleceğe bakmanın sıra- sıdır. Bu çizgi nasıl çekilir? Değişik görüşler var... Yeni bir ortakhk protokolü... Yeni bir uygulama takvimi... Yeni yeni 'bakanlar.-' düşüngesel (ideo- logique) tutarlılık, öz benliğe. kımliğe, kişiliğe ka- vuşma... Bambaşka bir örgütlenme modeli... El- bette bir de Mümtaz Soysal'ın özlemi olan 'vuru- şarak çekilme' görüşü var... Bize göre, bunlann hiçbiri somut sonuç verecek güçte değildir... Tek çözüm Dr. Türkan Saytan'ın önerdiği tutumdur. bir tek gün bile gecikmeden ve bir tek konuda bile pazarlığa girmeye gerek gör- meden ortaklıktan aynlmak gerekır... Ustelik şu aşamada bu. bütün bütüne kaçınılmaz olmuştur. CHP'nin ivedi, güncel sorunu, düşüngüsel tutar- lık, kimlik, kışilik ya da iyi bir örgütlenme vb de- ğildir. '18şubau' yaşama geçirmektir: yani bütün- leşmeyi, ka>Tiaşmayı. iki örgütü bir potada eritme- yı gerçekleştirmektir... Hükümet, ortakhk sürerse 'sen-ben, bizimkiler-sizinkiler'in sonu dünyada alınmaz... Çünkü partinin ana derdi, iktidar bulaşı- ğıdır... Bu bulaşık virüsü atılmadan da bütünleşme ele geçmez. Bir tek örnek verelim. DSP. gerek gönlüğü ilgi bağlamında, gerekse aldığı oyu bakı- mından gözle görülür ölçüde gelişmektedir. Bu gelişmeyi salt Bülent Ecevit'ın gerçekten özgün, değişik ve anlaması ve açıklaması hiç de kolay ol- mayan siyasal görüşlerine bağlamak pek gerçekçı olmaz. Bir başka açıklama Bülent Ecevit'in doğ- ru, namuslu bir politikacı oluşudur... Bu çok acık- lı, iç karartıcı bir yorumdur, bir ülkede bir tek ken- disinin 'düriist' olması yüzünden oyunu arttırdığı kuramından Ecevit'in de sevineceği akla gelmez... Bize göre belirleyici neden, Türkiye'nin şu gün- lerde 'muhalefete' gereksinim duyuşudur... Bir el- manın iki yansı olduklan halde ANAP'ın da oyu artar, çünkü (hiç olmazsa görünüşte) muhaliftir... RP muhaliftir. giderek MHP bile muhalif sayıl- maktadır... Asıl gerekli olan ise 'sol muhalefet'tir... Ve DSP'ye. tP'ye, SBP vb karşın hâlâ CHP'nin (muhalefetteki) yeri boştur... Oysa bugün CHP, hiçbir görüşü tutmadığı halde, DYP'nin dizi dibin- de, sözüm ona iktidarda ülkeye hizmet etmektedır. Bundan sonra olacaklan kestirmek için pek akıllı, bilgili olmak gerekmez. CHP 'ikna edilecektir.' CHP'ye 'söz verilecektir-.' Sonra CHP'yi arkasın- dan buraya itekleyen 'medya'. büyük başlıklarla haber verecektir... 'CHP bir gol daha yedLJ Eski SHP'nin beş altı yıllık tanhi, gerçekten il- ginç bir 'acıkİHgüldürü'dür... Memlekete hizmet erme ugruna, hiç inanmadığı yoldan giderek, ken- di kitabında yazılı olmayan şeyler yaparak kendini yiyip bitiren. tüketen tek siyasal kuruluş... İncele- meye değmez mi? İki para etmez beş on koltuk için mi? Bir iki bin kişinin iktidar bulaşığından pay alması için mi? Bu gidişle yann ne olur? Ül- kenin ücra bir dağ köyündeki bir sandıkta son CHP oyu çıkar. CHP'nin kalburüstü yöneticileri de Anayasa Mahkemesi'nden beş kez dönüp altı kez yeniden yasalaşan 'emekli maaşlan ile' günle- rini gün ederek bu işleri Anadolu Kulübü'nde tatlı tatlı tartışırlar. Okullara Alevilik dersi... B aşbakanÇiDer'in talimatıyla "Okullarda Alevilik dersleri okutulması düşünülüyormuş.'' Yıllarca. ülkede din eğitiminin zorunlu olmaktan çıkanlma isteği var. Devlet, kişilerin din ve vicdan özgürlüğünü sağlamakla yükümlü mü? Bu yükümlülüğün, anayasalarda zorunlu olması bir gerçeği, din eğitiminin zorunlu olması da çelişkiyi mi yaratıyor? Isteğe bağlı dıni eğitim sosyolojik olgulan doğrular. Devlet, kişinin temel haklannı korurken; isteyen kişilere din eğitimi olanağı saglar. din eğitimini almak istemeyenlere de hak verir. Zorunluluk, bir noktada inanç özgürlüğünü yok mu ediyor? fnanç, sadece inanmak mıdır? Neden, inanmayan birinin, düşünüş özgürlüğüne saygı duyulmaz? Devletin, dini mi olur? Devlet, çeşitli inanç ve düşünce farkhlıklannı gözeten ve bunu değer gören bir kurum değil midir? Devletin dininin olduğunu düşünmek yanılgısından ne zaman kurtulunacak? Temel sorun, din eğitiminin zorunlu olmaktan çıkarılması sorunudur. Dinleri, Aleviliği, Sünnilik ya da inanç farkhlıklannı öğretmeyi bir kültür sorunu olarak düşünmek gerekiyor. Müfredat programlan, çağın gereksinimierine göre yeniden düzenlenmeli, sadece Alevilik konusundaki bilgi eksikliğini değil, çağdaş eğitimi programlayıp, hedefleri yakalayacak çalışmalara yönelinmeli. Çağdaş düşünce ve değerleri kucaklamayan bir eğitim anlayışım sürdürmeye inat yerine çağı kucaklayan, insan sevgisini değer kılan anlayışlara yönelmek mi gerek? Batı dünyasının ekonomik birliklerine katılmak, çağdaş olmamıza yetiyormu? Başbakan'ın aynı zamanda eğitimci olması. "Alevffigin ders konusu olarak okutulması, öğrenflmesi" gerçeğini vurgulamasını gerektirebilir. Eğitimci başbakan olarak kendisinden beklenilen, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkanlması doğrultusunda adım atılmasını sağlamaktır. Böyle bir tavır, ulusun tüm unsurlannı kucaklayan, din ve mezhep farkı gözetmeksizin, insanına sahip çıkışının adımı olacaktır. Gerçek sorunu gündeme alıp tartışmak yerine sorunlan büyütebilecek ve tartışma yaratabilecek konulan gündemden çıkarmak zamanıdır... AdU Alay Emekli Öğretmen PENCERE Hazır OIL. Türkümüzü Yine SöylemeyeL. Yazacak ne çok şey var!.. Olaylar hızlandıkça hızlandı.. Ancak ben bugün sırada bekleyen bü- tün konuları bir yana bıraktım. Çünkü aylık yazın ve düşün dergisi "İnsan"da okuduğum şair Me- tin Demirtaş'ın yaşamöyküsü beni etkitedi. Demirtaş'ın "otobiyografi"s\n\ okurken altını çizdiğim satırlan sizlerle paylaşmak istiyorum. Yaşamöyküsü yıllara göre gelişıgüzel serpümiş, savrulmuş, vurgulanmış; işte birkaç tutam yaşan- tı... 1938mart Antalya'nın Elmalı ilçesi Akçay bucağında doğ- dum. 1955 Antalya Sanat Enstitüsü torna-tesviye bölü- münden mezun oldum. 17yaşında Ankara'da bir fabhkada tornacı olarak işçi yaşamıma başladım. Torna makinesi başında çalışırken Orhan Ve- ti'nin, Tanpınar'/n, Ahmet Haşim'/n, Faruk Na- fiz'/'n, Baudelaire'/n, Verlaine'n/n, Paul Va- lery'n/n kimi şiiri su gibi belleğimdeydi. 1956 Biriktirebildiğim ilk parayla Istanbul'a gittim. Is- tanbul'da Sait Faik'/n öykü kahramanlannı ara- dım. Galata Köprüsü üzerinde saatlerce durup Istanbul'u seyrettim. 1957-59 27 Mayıs'ın öngünlerinde kaldığım Hukuk Yur- du'ndan hükümet emriyle topluca çıkanldık. Şair arkadaşım Kemal Burkay'/a tek oda bir gece- konduda olumsuz zorlu bir kış geçirdik. Varlık dergisinde bir iki şiirim yayımlandı. Geceleri ve cumartesi-pazar günleri devam et- tiğim üç yıl süreli Ankara Akşam Makine Teknik Okulu'nu bitirdim. Askere gittim. Asker kepimin iç kıvrımlannda küçük kâğıtlara yazılmış şiirler gezdirirdim. Talimlerde ezberlemek için buldu- ğum yol. Külebi 'nin "Hasret"ini, Orhan Veji'n/n "Gün olur alır başımı giderim/Denizden yeni çık- mış ağlann kokusunda" diye başlayan şiirini "yat- kalk"lardan ezberledim. J. Prevert'/n "Asker ke- pimi kafese/Kuşu başıma koydum" dizeleriyle başlayan şiirini de... 1962-66 Askerlik dönüşü, ayrıldığım ODTÜ'deki fizik atelyesi teknisyenliği işime başladım. Evlendim. Kızım Tülay doğdu. Antiemperyalist politik bilin- cimin çiçeklendiği dönemler... ODTÜ'deki teknis- yenlik işime son verildi. Işsiz kaldım. 1967 İş aradım. Bilimsel bir kuruluşun açtığı sınavı kazandım. Işe başladım. Oğlum Nazım doğdu. Ulusal Kurtuluş Savaşı'na göndermelerde bulu- nan bir şiir yazdım. Şiir Türk Solu gazetesinin Ka- sım 1967 sayısında yayımlandı. Kovuşturmaya uğradım. Tutuklandım. 1968 Ankara Merkez Cezaevi Koğuş 9'da yattım. 'Voltada Bir Türkü' 'Görüşme Yeri' şiirierimi yaz- dım. Mahkemece serbest bırakıldım. Antalya'ya zorunlu göç ettim. Rrfat llgaz 'dan iyimserfik ve umut aşîlayan bir mektup aldım. Sakladım. 1971 Ekmeğimi kazanırken demirden bir şapka giy- dim. Göğe bakmayı unuttum. 12 Mart'ta uyduruk bir ihbar mektubuyla gözaltına alındım. Mahke- mece serbest bırakıldım. :• • j Mb-Klu 1972-78 , '." . '..' Uzun yıllar kitaplardan şiirden uzak yaşadım. Oğlum Ümut doğdu. Geçim kaygılan ve yaşamın küçük telaşlannda boğuldum. Bunaldım bir yer- lere kaçmak istedim. Kaçamadım. • Metin Demirtaş, daha sonraki yıllarda nasıl ya- şıyor? "ölümler, öldürümler,... Yaşanan acılar... 12 Eylül'ün karabasanı... Hastalığın verdiği sıkıntı- lar... Doğduğum yörelere, çocukluğumun kırtan- na çekildim. Anızlara sırtüstü uzanıp gecelen kentlerde görmeyi unuttuğum yıldızlan, saman- . yollannı seyrettim. Göğün dehnliklehnden geçen turnalann göçünü izledim. Geceyanlan birden çı- kan rüzgârla hışırdayan kavaklann geceye savur- duğu şarkılan dintedim..." Metin Demirtaş'ın bir şiirini birlikte okuyarak yi- ne birlikte yazıyı noktalayalım: Hazır ol kalbim Türküsünü söylemeye Derin yara almış Bir umudun Bulaşık Makinesı'niıt Kalitesi, Taksitleri Arçelik Bulaşık Makinesi Peşin fiyatına taksitle veya "kademeli taksiHe". Arçelik Bulaşık Makinesi'nin kalitesi özel: İleri teknoloji ürünü. Şimdi, taksitleri de özel: Isterseniz peşin fiyatına taksitle, isterseniz "kademeli taksitle"... Uygun peşinat ve uygun taksitlerle! Gecikmeyin... Özellikle! Komple Montajı Ü C R E T S İ Z BULAŞIK MAKINIURİ PtSINÂT t 4 TAKSIT (Peşin Fiyatına TaksiHe) PCSINAT * 8 TAKSIT 3430 BULAŞIK MAKİNtSİ 3440 BUIAŞ4K MAKİNtSİ 3460 »ULAflK MAKİNISİ 3484 KOMSİ BIMAflK MAKİNtSİ 34M KOMBİ BULAflK MAKİHtSİ 20.400.000 26.300.000 30.9O0.O00 31.100.000 35.600.000 PfŞİNAT TAKStT TOPIAM fİYAT 4.080.000 4.080.000 20.400.000 5.260.000 5.260.000 26.300.000 6.180.000 6.180.000. 30.900.000 6.220.000 7.120.000 6.220.000 7.120.000 31.100.000 35.600.000 PfŞİNAT VtİLK3TAKSn 2.360.000 KALAN 5 TAKSİT TOPIAM FİYAT 2.840.000 23.640.000 3.050.000 3.660.000 30.500.000 3.580.00O 4.290.000 35.770.000 3.600.000 4.130.000 4.320.000 36.000.000 4.950.000 41.270.000 BULAŞIK MAKİNCLCRİ PCSINAT t 11 TAKSİT PtSINAT t 14 TAKSIT 3420 BULAŞIK MAKİNtSİ 3440 BULAŞIK MAKİNtSİ 3440 BUUkfm MAKİNtSİ 34C4 KOMBİ BULAŞIK MAKİNtSİ 34*6 KOMBİ BULASIK MAKİNtSİ PfŞİNAT VE İUC 5 TAKSİT 1.910.000 2.470.000 2.900.000 2.910.000 3.340.000 KALAN 6 TAKSİT 2.640.000 3.410.000 4.000.000 4.020.000 4.610.000 TOPIAM FİYAT 27.300.000 35.280.000 41.400.000 41.580.000 47.700.000 PISİNAT VI İLK 6 TAKSİT 1.870.000 2.410.000 2.830.000 2.840.000 3.260.000 KALAN 8 TAKStT 2.250.000 2.910.000 3.420.000 3.430.000 3.930.000 TOPLAM FİYAT 31.090.000 40.150.000 47.170.000 47.320.000 54.260.000 XM.m* toftü 219*0m* tan Oaırt'* UHMfrfaıi», Af*Sk M ü &*rii'B<fan nrfm «flr. Koraote (M. Vk M330 Kfttc, bMoM Tüketici O t n p u Senis O *O0 2»1 S5 «5 O SOO 2«1 SS S» ARÇELİK
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle