23 Mayıs 2022 Pazartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
24 MART 1995 CUMA CUMHURİYET SAYFA KULTUR 13 Vahşi bir kız sevdim... NelTTYönetmen: Michael Apted/ Senaryo: William Nicholson, Mark Handley/ Kamera: Dante Spinotti/ Müzik: Mark Isham/ Oyuncular: Jodie Foster, Liam Neeson, Natasha Richardson/ 1994, ABD (Standard Film). Uygariıktan uzakta, dağ başında bü- yüroüş, dünyada tek iletişim kurduğu annesi de ölünce yapayalnız kalmış kendi kendine anlaşılmayan, özel bir dil geliştirmiş, çevresinin 'ormanın vahşi kadını' diyerek hem dalga geçti- ği hem de ürktügü, yabani bir genç kı- zın öyküsünü anlatıyor. 'Masumiyetin gücü iistüne olağanüstü bir nim' gibi- sinden, cafcaflı reklam sloganlanyla tanıtılan, kızı oynayan Jodie Foster'ın bir kez daha Oscar'a aday gösterildiği, oldukça iddialı "NdT. Çağından bü- tünüyle kopuk, gündüzleri evinden çikmayarak elektrik, su, gaz, TV, vb gibi yirminci yüzyıl nimetlerine sahip olmayan. ıssız bir ormanda yetişmiş, üstelik zaman zaman iskeletini ziyaret ettiği, ikiz kardeşinin yıllar önceki ölümüyle de bıraz keçileri kaçırmışa benzeyen bu Kuzey Caroline'lı kızı (Jodie Foster) keşfederek sonımlulu- ğunu üstlenen ve iletişim kurmayı ba- şaran, iri kıyım Liam Neeson'umuz patlamış mısır, çikolata, Patsy Kline müziği. vb gibi modern hayat zevkle- riyle tanıştırılmakla başlayan Nell'in adaptasyon evresini, uzman doktor Natasha Richardson'la sürdürüyor. Derken bu renkli malzemenin sıcağı sıcagına kokusunu altp duyargalannı bu ıssız doğa bölgesine yönelterek derhal harekete geçen medyaya karşı Nell'i kollayıp koruyan Liam Neeson- Natasha Richardson çiftimizin arasın- da tabii ki kaçınılmaz bir aşk doğacak- tır... Alışılmış klişelere, bayatlamış duy- gusal sahnelere ve ünlü oyuncuların gövde gösterisine dayanan, kimi man- tık hatalan, atlamalar ve boşluklar içe- ren "Nefl". bana çok yavan ve sıradan geldi doğrusu. Hele o finaldeki, Nell'imizin bülbül kesildiği, 'masumi- yet tiradı' sahnesi, fılmin bütün olum- lu tortusunu sildi götûrdü diyebilirim. François Truffaut'nun yıllar öncesin- den hazırladığımız "L'Enfant Sauva- ge-Vahşi Çocuk"unu seyredenlere, çıplak Jodie Foster görüntüleriyle, duygu sömürûleriyle cila çekilmiş bu klişe Hollyood yapımının vereceği pek yenı bir şey yok. Televizyondan ve belgeselden yetişme, "Sisteki Go- riller", "Gorky Park", vb gibi yanm başanlanyla dikkatimizi çekmiş, Ingi- liz yönetmen Michael Apted'ın imz»- ladığı "NelPi. her zamankı çabasını göstererek dokunaklı bir performans sergileyen, "Sanık" ve "Kuzulann Sessidiği''yle şimdiden iki Oscar'ı iki koltuğuna sıkıştınnış, küçüklüğünden beri perdede büyümesini izlediğimiz, yaşı kadar filmde oynamış, "Küçük Adam Tate"le yönetmenliğe de soyun- muş, uğruna ÂBD başkanlannın vu- rulduğu, aklı başında, hoş ve kültüriü yıldız Jodie Foster bile kurtaramıyor. Eğer Nell yorumuyla üçüncü bir Os- car'ı daha verirlerse, ancak pes demek düşer bize. Filmin Liam Neeson'la Natasha Rıchardson'dan olusan 'kızla oğianı' da bıldik çatışma-aşk formülü- nü yalap şalap uygulayarak seyircinin ağzına bir parmak bal çalmaktan öteye gidemiyorlar. Barok müzik dinletisi gibi izlenen, bütün zamanlann en büyük hadım şarkıcısmın öyküsü gutlağmda taşıyaıı maestroOlimıü Insan sesinin gücüne ilişkin birkaç ay önce seyretmiş olduğum ve şarkıcı Lisa Gerrard'la Brendan Berry ikilisi- nin unutulmaz vokalleriyle bezeli, De- ad Can Dance adlı grubun konser fîl- mi "Toward The VVhhiıTin etkisi he- nüz zihnimde tazeliğini korurken (me- raklısı, eli kulağındaki 14. Uluslararası tstanbul Film Festivali'nin 'Gençliğin Ateşi Müzik' bölûmûnde bu fılmi sey- redip dinleyebilir), bahan müjdeleyen hahka bir günde barok çağın son dem- lerine yetişmiş, erkekle kadın arası, cinsiyetsiz, trompetlerle düet yapıp yanşacak kadar güçlü bir sese sahip olan, efsanevi şarkıcı Carlo Brosc- hi'nin yaşamını eksen alarak âdeta müzikal orgazma yol açan, bir başka nefıs fılmin çekiciliğine kapıldım fena halde. Olanca görkemiyle, klavsenlerin fink attığı, obualarla klarinetlerin ka- pıştığı, kemanlara viyolonsellerin ka- nştığı. Farinelli'nin kusursuz bir çalgı düzeyinde kullandıği, rahatça alçalıp yükselebilen, insanüstû sesinin zillerle yanştığı, harika bir barok müzik kon- seri gibi huşu içinde dinleyerek kapü- dığım bu filmin, genelde müzik usta- lannı, büyük bestecilerin yaşamöykü- lerini konu edinmış fılmler kervanına. kocaman bir halka ekledigi rahatlıkla ileri sürülebilir. On sekizinci yüzyılın Napolili şarkı- cı Carlo ve besteci Riccardo Broschi kardeşlennın öyküsünü, dekor, kostüm ve mekânlanyla eksiği gediği bulun- mayan, başanlı ve müzik ağırhklı bir çağ fılmi havasında anlatan, Altın Kü- re Ödülü'nü kazanmış, en iyi yabancı film Oscar'ına da aday gösterilmiş bu Belçika yapımı, iki yüzyıl öncesi ya- şanmış. tarihsel gerçeklerin özgür ve çağdaş bir yorumunu karşımıza getiri- yor. Bütün zamanlann en büyük hadım sesinin Avrupa'nın şatafatlı saraylannı ve en güçlü krallannı, soylulannı, zen- gin ve yoksul sınıfını mest edip ken- dinden geçirdiği efsanevi yaşamını, zevkli, estetik bir anlatımla görüntüle- re döken Belçikalı yönetmen Gerard Corbiau, bağnşıp çağnşıp çiçek atarak ilahlannın karşısında kendilerinden geçen geniş hayran kitlesini verirken fan'lan tarafından çığlık çığlığa kova- lanan. ayılıp bayılınan günümüzün rock starlanna gösterilen aşın. yoğun ilgiyi çağnştıran, kalabalık, coşkulu sahneler çekmiş. Erkek kontralto sesli Derek Lee Ragin'le soprano Eva God- lewska tarafından seslendirilmiş Fari- nelli'nin âdeta yüce güzelliğin dile geldiği şarkılannı, dünyayı küçümse- yen bakışlarla çevresini süzüp âdeta Tann katına yücelerek söylediği bazı sahnelerin büyüleyici çekjrjn şlanına ister istemez sürüklendiğîmiz filmde, başka günümüze göndermeler bulmak ve estetik incelikler keşfetmek de ola- sı. Filmin başında trompetle sesini ya- nştıran ve trompeti una bulayarak yen- diği için uncu ardamına Farinelli laka- bıyla anılarak ünlenen. besteci ağabeyi Riccardo'nun çocuk yaşta, Rönesans gelenegine uygun olarak iğdiş ettirdi- ği, erkekliğini yitirmiş, erkek güzeli Carlo Broschi'nin barok müziğin sin- diğı, büyük çalkantılann sürüklediği inişli-çıkışh. bunalımlı, mutsuzluğunu sanatıyla aşan, benzersiz yaşamı, iki yüz şu kadar yıl sonra, genelde Holly- wood fabrikasından üretilen standart yapımlarda pek rastlanmayan bir ruha sahip, etkileyici ve sarsıcı bu Avrupa SUNGU ÇAPAN Farinelli. II CaStratO / Yönetmen: Gerard Corbiau Senaryo: Andree ve G. Corbiau / Kamera: Walter Vanden Ende / Oyuncular: Stefano Dionisi, Enrico Lo Verso, Elsa Zylberstein, Caroline Cellier, Marianne Basler, Jacques Boudet, Jeroen Krabbe, Omero Antonutti, Graham Valentin /1995 Belçika - Fransa. (U1P - Umut Sanat) Maslak Mövenpick, Teşvikiye AFM, Beyoğlu Alkazar, Bakırköy Avşar sinemalannda. filmiyle. yeniden geniş seyirci yığınla- nnı gerçek anlamda büyülüyor. Opera- dan oratoryoya, ilahiden aryaya kadar, jarkı söylemeye başladığında nerdeyse âkan sulan durduran. üç oktava çıka- bilen, Tannsal ve büyüleyici sesiyle hayranlarını kendilerinden geçiren Carlo Broschi'yi, yay gibi gergin be- deni, kadınlan baştan çıkaran yakışık- lılığı ve gelecek vaat eden yetenekle- riyle yenilerden Stefano Dionisi göz kamaştıncı bir biçimde oynarken ağ- dalı, süslü-püslü besteleriyle Farinelli mitosunu yaratan Riccardo Broschi'yi de Gianni Amelio'nun "Di Ladro di Bambino - Çocuk HırsızT. Ettore Sco- la'nın "Mario, Maria ve Mario". Mic- hele Placido nun **Le Amiche del Cu- ore-Gönül Dostlan" \ e Ricky Tognaz- zi'nin "La Scorta" gibi Istanbul Festi- vali'nde son yıllarda gösterilmiş bazı fılmlerinden tanıdığımız, Italyan sine- tnasında Arap fiziğiyle sivrilen, yeni kuşak aktörler arasında öne çıkan En- rico Lo Verso canlandınyor. Her şeyi paylaşarak zirveye çıkmış Broschi kardeşlerin aşk hayatı da ol- dukça çılgın boyutlarda seyrediyor. Yirminci yüzyılda Maria Callas ne ifade ediyorsa, on sekizinci yüzyıl için en büyük şarkıcı olagelen Farinelli'nin cerbezeli bir mitosa dönüşmüş yaşamı da güzel kadınlardan, ateşli aşk ilişki- lerinden hiç yoksun değil tabii. Fari- nelli'ye vurgun dilberlerin tadına önce hadım Carlo bakarken, tüm dünyanın ilgi odağı şarkıcının ağına düşürüp se- viştiği kadınlar, çok geçmeden Riccar- do'nun kollanna geçiyorlar. Hayatı paylaşan (aynı kırmızı rop- döşambrı kullanır, biri çıkanr, öteki giyer, şipşak aşk seanslarında örne- ğin), sürekli birbirlerinin gözetimi ve korumasındaki iki kardeşten Carlo ka- dınlan sevişme öncesi peşrevlerle kı- zıştırıp azdmyor, sonrasında ağabeyi Riccardo da Broschi tohumlannı eki- yor bir güzel. Broschi kardeşlerin öyküsünde, uzaktan uzağa Mozart-Salieri çekiş- mesini anımsatan. ağırhklı bir şekilde, müzikte barok çağı kapatan büyük besteci Georg Friedrkh Haendel de yer alıyor. Corelli, Scarlatti, Vivaldi, Albinoni gibi devrinin büyükleriyle tanışıp feyz almış, Rönesans'ın ülkesi Italya'yı mesken tutup 1712'de de Londra'ya yerleşmiş, 1726'da lngiliz yurttaşlığı- na geçmiş, son yıllannı kör ve mutsuz olarak geçirmiş, hadım tenorlar için eser yazmaya meraklı, Saksonyalı ün- lü besteci Haendel'in sanatın soylulu- ğunu, Haendel tarafından sürekli kü- çük görülme ve aşağılanmayla karnçı- lanan. becerikli, paragöz besteci Ric- cardo Broschi'nin de ucuz zanaatkârlı- ğı temsil ettiği filmde, nerdeyse bütün Avrupa'nın ayaklanna kapandığı, ne var ki yine de bir anı bir anına uyma- yan, hiç memnun olmayan, kasvetli ve gizemli bir müzik-ses tannsı gibi, bir çeşit trans haline geçerek şakıyan Fari- nelli'miz, mutsuzluğuna ilaç olarak af- yon çekiyor, ağabeyinin ağdalı. ara- besk şarkılan yerine, Haendel gibi gerçek müzik yaratıcılannın eserlerini seslendirmek istiyor. Ve sonunda Haendel rekabeti, iki kardeşin aynlmasına yol açıyor, Ric- cardo"dan kaçıp görmezden gelen, ha- dım ettirdiği için ağabeyinden uzakla- şan, şanın, şöhretin, zenginliğin doru- gundaki Carlo, sonunda gaddarlığını bırakıp bileklerini keserek intihara kalkışmış olan yoksullaşmış Riccar- do 'yu bağışlıyor. Hatta sevdiği kızla çekip lspanya Kralı, yan üşütük 5. Filip'in sarayına gihneden önce (üstat yıllarca, her gece şarkı söyleyerek sakinleştirirmiş ls- panya Kralı'nı) Riccardo'nun Ale- xandra'yı hamile bırakmasını bıle sağ- lıyor, malum 'üçlü sandviçsei' bir aşk sahnesinde, finalde. Farinelli'nin mükemmel sesini ya- kalayabilmek için kontralto Derek Lee Ragin'le soprano Eva Godlewska'nm sesîerinin, uzman ses mühendislerinin becerisiyle aynştırılıp kaynaştınlarak etkileyici bir sonuca ulaştmldığı fıl- min dramatik örgüsü yer yer sarkıp gevşiyor, kimi bölümleri ricari beklen- tilere göz kırpıyor ve genelde pek de- rinlik kazanamayan, gözalıcı ve sürük- leyici tempo bütünüyle barok müziğin görkemine teslim oluyorsa da yine de seyretmeye (ve dinlemeye) değer, çiz- gi dışı, spektaküler bir seyirlik "Fari- neffi." 1988de de "MûzikÖğretmeni" filmiyle yine en iyi yabancı film Os- car'ına aday gösterilmiş Belçikalı yö- .j^aien Gerard Corbiau, dayanılmaz "Wr fock yıldızı gibi yansıttığı, ( a>nasız narsist' hadım Farinelli'nin öyküsünü, güzelim bir Rönesans atmosferinin yankılandığı, hem kulağa hem göze hitap eden, ilgisiz kahnamaz bir filme dönüştürmenin üstesinden gelirken, Hollandalı aktör Jereon Krabbe de Haendel rolünde bir döktürüyor pir döktürüyor. Özetle hararetle salık verilecek tür- den, gözalıcı, renkli ve yoğun barok müzik fışkıran bir Belçika-Fransız or- tak yapımı "FarineUL'' Her halukârda, bu filmi seyredip sindirdikten sonra eve döndüğünüzde (ya da kendi kendi- nizle kaldığınızda), aynanın karşısına geçerek uyduruk da olsa, bir-iki arya nağmesi paralamanıza da hiç şaşmam doğrusu... Yorgun 68'linin gecikmiş Budizm yolculuğu... Visconti-Antonioni-Fellini üçgeni çevresinde yayılıp genişlemiş, bir za- manlann görkemli Italyan sineması ge- leneğini, layıkıyla temsil ederek sürdü- regelen Bernardo Bertolucci (şimdi pek sesi soluğu çıkmayan Marco Bel- locchRVyla biriikte), her dönemde (ilk filmi "Prima della Rivoluzione"den "Partner"e -1969- "Örümcek Strateji- sf'nden -1971- "1900"e -1976- "La Luna"dan -1979- "Çölde Çay"a - 1990- kadar) etkilendiğim, gözümde, gönlümde çiçekler açtıran filmlerine tutulduğum, biriikte yaşlandığımız, hep gözde yönetmenim olagelmiş bir sinemacı öteden beri. Ticari açıdan tam anlamıyla yatan güzelim "Nova Certo-1900"ün acısını, Oscar ödülleri- ne garkolan "Son lmparator"la 1987'de çıkardıktan sonra, ustanın Do- ğu arayışlannın sürdüğunü örnekleyen son eseri "Küçük Buddha", hepimizin içinde yaşayan çocuk için anlatılmış. mistik bir masal ve dünyanın damın- dar yayılan Budizme; "Doğu'nun gjze- mine açılan bir pencere" sayılabılir. "Son İmparator"dan sonra esrarengiz Nepal ve Butan ülkesine yollanarak. bir zamanlar "çiçek çocukîan"nın hi- dayete ermek için yoluna düzüldükleri ICaimandu'ya, Budistlerin Batı uygar- lığmca henüz kuşatılmamış, kutsal ma- naSirlanna kamerasını sokan Berto- lucci, ikinci kez bir yasak kentin kapı- larnı dünyaya açıyor "Küçük Budd- ha 1r yla. Yaklaşık 2500 yıl arayla geçen, ikd paralel hikâyeye, matematik öğret- rr»eıi annesi Bridget Fonda ve mühen- dis babası Chris lsaak'le biriikte, Se- atte'da bir eli yagda, bir eli balda, mennun. mutlu yaşayan küçük Ameri- kal bir çocukla (Akx VVıesendanger), k\i:ük çocukta yeniden doğan, yaşlı, biUe bir Tibetli, Budist Lama'nın üst üsfe çakıştınlmış, kaynaştınlmış hikâ- >neerine dayanıyor. 'aralel anlatılarak Tibet'ten Seatt- le'ı gidip gelen, yer yer modern top- \xın yaşantısıyla kıyaslama olanağı ve- ne*ek tarzda, usta kameraman Vhtorio Stıraro'nun. san ağırhklı, renk cüm- h>ü>ü, ışıklı görüntüleriyle biraz egzo- Küçük Buddha Buddha) / Yönetmen ve öykü: Bernardo Bertolucci / Senaryo: Rudy Wurlitzer ve Mark Peploe / Kamera: Vittorio Storaro / Müzik: Ryuichi Sakamoto / Tasanm- kostüm: James Acheson / Montaj: Pietro Scalia / Oyuncular: Keanu Reeves, Bridget Fonda, Chris Isaak, Alex Wiesendanger, Ying Ruocheng, Raju Lal, Grishma Makar Singh /1993 Ingiltere, Fransa, ABD ortak yapımı (WB-Film Pop), Beyoğlu Emek, Şişli Kent, Etiler Akmerkez, Bakırköy 74, Kadıköy Kadıköy, Altunizade Capitol sinemalannda. tik ve yüzeysel tarafından Buddha'nın öyküsünü aktarmak amacını güden ve genelde çatışmalarla tartışmalar üstüne oturtulmuş, şimdiye kadar seyrettiği- miz. eski Bertolucci fılmlerinden fark- lı görünün "Küçük Buddha", Budist felsefeye ilgi duyan yetişkinlerle ço- cuklar için kotanlmış izlenimini uyan- dıran, basit, yalın bir masal denemesi. "Hiçbir canlı kurban edilmemelidir!" ilk mesajını alarak içine girdiğimiz bu Siddartha masalmı oluşturan iki hikâ- yeden, modern yaşamm manevi boşlu- ğunu fon olarak alan, çok büyük bir Lama'nın ruhunu taşıdığına inanılan küçük Amerikalı oğlank annesi ve ba- basınınki biraz zayıf ve naif kaçmış. Herman Hesse'ye de ilham vermiş, kral babasının sarayındaki fildişi cam kulesinden çıkınca güllük gülistanlık hayatı değişen, acıyı, ölümü, hastalığı, yoksulluğu tanıyarak teselliyi de keşfe- den ve bütün dünya nimetlerinden uzaklaşıp mucizelerine tanık olduğu- muz, zihnini kuşlar gibi özgürleştiren meditasyonlara gömülen. nirvanaya ulaşmanm peşindeki, çiçek çocuğu bir dervişe dönüşen prens Siddartha'nın efsanesine dayanan ikinci hikâyeyse Tibetli iki rahibin çocuğa armağan etti- gi Buddha kitabından ızlıyoruz. Keanu Reeves'in oynadığı, sarayından aynlıp zorlu bir uyanış ve deneyim yolculu- ğuna çıkan Siddartha'nın (Budd- ha'nın) efsanesini izlerken zaman za- man geçmişe yollandığımız, zaman za- man göz kamaştıncı bazı çekimlerle günümüze geldiğimiz film farklı kül- türleri ve zamanlan masalsı bir anla- tımla harmanlıyor. Bizi iki saat yirmi dakikahk egzotik bir Budizm seyahati- ne çıkaran "Küçûk Buddha"nın Berto- lucci 'ye yaraşır bir dramatik derinliğe pek sahip olamadığı belirginse de Vit- torio Storaro imzah görüntülerin gör- kemine ve çekiciliğine de diyecek yok doğrusu. Genç ve toy "iyilik getiren"in (Siddartha), zaman içinde, dünyayı kendi gözleriyle görmek istemesiyle olgun ve hoşgörülü "uyanan birey"e (Buddha) dönüşümünü, Bertolucci'nin vazgeçemediği baba-ogul temasını da (prens Siddartha'yla kral babasının ya da Amerikalı küçük çocukla işleri kötü giden, ortağı ölen mühendis babasının ilişkilerini şöyle bir anımsayın) işin içine kanştırarak hikâye eden "Kfiçfik Buddha", yönetmenin az buçuk zayıf kaçmış fılmlerinden biri özetle. Kafa- sını bir süredir Dogu'ya takmış Berto- lucci'nin, hatın sayılır bir bütçeyle 2.5 yılını vererek 'Dalay Lama'ların gi- zemli manastırlannda çektiği, herkesin öldükten sonra defalarca yeniden doğ- duğuna inanılan Budizme, şimdiye dek doğrusu hiç ciddi ciddi düsünmedığim reenkarnasyona, ölümün bir "soo" ol- madığına ilişkin, şairce bir masal de- nemesi niteliğindeki, şu gelip geçici âlemde bir habbecik oldugumuzu du- yumsatan bu son fılmi, yıllar önce yo- lundan geri döndüğüm "Dünyanın D»- mı"na doğru yapılan turistik (ve ço- cuksu) bir gezinin hazzını sağladı ba- na, o kadar. Yine de son sözüm şu: En azından bir Bertolucci fılmi olduğu için seyredilmeyi hak ediyor. GÖSTERİMDEKİ FİLMLERİN DEĞERLENDİRMESİ * * Aslan Kral / The Lion King • •• ••• ••• ••• •• •• •• • ••• • • • • • •• ••• Bay E / Sinan Çetin Esaretin Bedeli / The Shawshank Redemption Farinelli, II Castrato / Gerard Corbiau Forrest Gump 1 Robert Zemeckis Frankenstein / Mary Shelley's Frankenstein Gölge Topraklarda / Shadowlands Küçük Buda / Little Buddha 1 Bernardo Bertolucci Mavi Gök /Blue Sky 1 Tony Richardson Nell / Michael Apted Şike/ Quiz Show/ Robert Redford Uç Renk: Kırmızı/ Trois Couleurs: Rouge Taclz / Disclosure / Barry Levinson Yaşamm Içinden / Nabody's Fool 1 Robert Benton VVellville'e Hoşgeldiniz / Road to WelMlle *••*•*: Kaçırılmayacak başyapıt / •••*•: Başanlı / +-k: Seyretmeye değer / -k: Seyredilmese de olur IŞILDAK VE YELPAZE ATİLLA BtRKİYE Sessiz Bir Çığlık "Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar" der Sâdık Hidâyet, Behçet Necatigil'in o güzelim Türkçesiyle dilimize kazandırdığı Kör Baykuş adlı romanının başında. (Varlık Yay. 1977) Sâdık Hidâyet'in acılan bir türiü dinmemiş, ya- raları bir türlü kapanmamış. Yaşadığı toplumsal baskılar, bir yaratıcı olarak belli ki acısına acı ek- lemiş; birçok sanatçı gibi. Acılannı yalnızlığının içine iyice gömerek dertlerini kendine saklamış. 1902'in bir kış günü dünyaya gelen Hidâyet, henüz ellisine gelmeden bir bahar günü Paris'te < yaşamına son vermiş. Kaynaklar, geçirdigi buna- lım sonucu diye yazryor. Bunalım mı, yoksa yaşa- mm "fazla" gelmesi mi? Yoksa ben'in yaşama "fazla" gelmesi mi (örnegin Beşir Fuat gibi)?.. Yitirmenin acısını kolay kolay yüreğimizden si- lemeyeceğimiz Onat Kutlar, Bahar Isyancıdır adlı kitabında yer alan "Doğu" başlıklı denemele- rinin birincisinde Sâdık Hidâyet için şöyle yazryor. "Köy Baykuş'u okuduğumda Sâdık Hidâyet, Paris'te intihar etmişti. Bir ölüm duygusuyla çevi- riyordum sayfalan. Bir nakkaşın öyküsüdür anlatı- lan. Romanın kahramanı, kendisi doğduğu gûn bir testiye doldurulan şarabı almak üzere rafa uzanıyor ve düşsel bir pencereden bir ırmak kıyı- sını görûyordu. Yaşlı bir adama şarap sunan ve öbür elinde mavi bir gündüzsafası tutan çok gü- zel bir kız. Yaşamımda ilk ve son kez bir intihar önsezıs/yte sarsıldım." Sâdık Hidâyet ortaöğreniminden sonra mühen- dislik öğrenimi için Belçika'ya gitmiş, ama edebi- yata duyduğu derin ilgi onu Paris'e sürüklemiş. Fransız edebiyatını inceleyen Hidâyet, ilk öyküte- rini de Paris'te yazmış. Dört yıl sonra tekrar Tah- ran'a dönmüş. Hindistan'a giderek Sanskritçe öğrenmiş, Budizmi incelemiş, Buda'nın bazı yazı- lannı Fransızcaya çevinmiş. Iran'a döndükten sonra devlet memurluğu ve çevirmenlik yapmışsa da, bu görevlerini uzun sü- re sürdürememiş. Modern Iran edebiyatı profesö- rü olan Bozorg-i AlevTnin aktarmasıyla, kendi- siyle ilgili şöyle diyor: "Hayat hikâyemde önemli bir şey yok, başım- dan ilginç olaylar geçmedi. Ne yûksek bir mevki sahibiyim ne de sağlam bir diplomam var. Okul- da hiçbir zaman örnek bir öğrenci olamadım, ba- şansızlıklar her yerde buldu beni. Nerede çalışır- sam çalışayım silik, unutulmuş bir memurdum; şefleri memnun edemedim. Istifa ettim mi sevini- yorlardı... Bırak gitsin, yaramaz! Çevrem böyle görüyordu beni, haklıydılar belki de." Bu satıriann yazan, modern Iran edebiyatının en büyük yazarlanndan biri. Birçok yaratıcı gibi değeri sonradan anlaşılıyor. Yaşadığı yıllarda gör- memezlikten gelinmiş, bir bakıma kendi ülkesin- de "yasaklı" olmuş (herhalde hâlâ yasaklı). Batı da ölümünden sonra tanımış Hidâyet'i. özellikle de Kör Baykuş ile. Atevî, aynı yazjda Kör Baykuş için şunlan söy- lüyor: "Bu roman daha çok sessiz katJanılan bir acının ifadesidir; kendisinin çektiği, onunla bera- ber hisseden ve terörün susturduğu diğenennin çektikleri acılann ifadesi." Sâdık Hidâyet'in ilk öykü kitabı Yapı Kredi Ya- yınlan arasından geçen ay yayımlandı: Diri Gö- mülen (Farsçadan çeviren Mehmet Kanar). Ki- taptaki hikâyeler, özellikle de krtaba adını veren "Diri Gömülen" adlı hikâye, bir "bunalım" atmos- ferinde acının tikel durumda şiirsel dile gelişi... Acı; yaşanılanlar karşısında duyulan ıstıraplar, üzüntüler, yalnızlığın fanusunda kimseyte payla- şılmayan duygular... Tüm bunlar Sâdık Hidâyet'in edebi dünyasında da kendini gösteriyor. Öteki hi- kâyelerde de yer alan ortak izlek: Acı, insanm yal- nızlığı ve yaşanan büyük bir haksızlık. Son hikâye ise enfes bir "Binbir Gece Masa- /("nınyenidenyazılımı. Hidâyefin, mutluluğun as- lında ne kadar da istenen bir şey olduğunu imle- diği bir hikâye. Bir başka açıdan da bakabiliriz: Mutluluğa, ancak masallarda erişebiliriz ve iyiler ancak masallarda kazanır. Kör Baykuş'u okuma- yanlar için büyük bir yazan tanımanın "ilk adımı" Diri Gömülen. Umarım yakın bir gelecekte Kör Baykuş'un yeni basımı yapılır; öteki yapıtları da çevrilir. Sâdık Hidâyet, bir çığlık; belki de yüzü acılar- dan kavrulmuş bir fıgürün, Munch'unki gibi bir çığlık, belki de Nilgün Marmara nınki gibi son- suzluğa doğru yükselen sessiz bir çığlık... GALERI • ATOLYE ^ ^ | 293 89 78 (3HAT) S A N A T G A L E R t S I KRİSTİN SALERİResim Sergısı 20 Mart-8 Nisan '95 Hmccyc Koıugı Sok. Sığ» AftNo. t T<kMTiTel.Cin2-2«M02 GULŞEN ÇALIK "Kavramsal Manzaralar" 21 Mart-22 Nisan 1995 AçılışSaat 17 00 I EıfemCd 31/AMaçkilsö-M I MAÇKA S'ANAÎ'GALERİSİ AU HAYDAR PEKTAŞ Resım Seraısı 22Mart-7Nisan'95 Martepe Beledıyesi Dr. Fûsun Kahvecı Sanat Galerist Pazar Ğışnâa heıaun 090G-180D Tel 0216 37151 00 RIFAT KOÇAK Resım Sergısı 23 Mart -17 Nisan 95 Maltepe Sanat Galerisi FeyzuHanCd YucetenSk to 23 mepeTel 44/95 4C SENIYE FENMEN Resim ve Seramik Sergisi 23 Mart-15 Nisan 1995 DEVLET GÜZEL SANATLAR GALERİSİ İstiklalCtt AtUu Han So:20 209149 Beyoğlu Tel: 243 30 53 SERVER DEMIRTAŞ Sergi Sergi 10 Nisan'a kadar yzatılmıştır GALERI BHûsrev Gerede Cad FınnSok No J.HeşvkNe Istanbui Tel 0-212} 22? 03 63 Paar-Paza/tea hariç hergûn 11.00-19.00 arası acıktır.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle