12 Ağustos 2022 Cuma English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
27EYLÜL1994SAU CUMHURİYET SAYFA KULTUR 13 Dci genç Amerikalı koreograf, üç hafta süren 'modern dans çahşmalan'na katıldı Türkler dramatik daıısa şartlanmış ALEVTILAR TAHSIN YUCEL EM RE KOYUNCUOĞLU istanbuTda dans sanaü adına sessiz sedasız da olsa, oldukça he- yecan venci günler yaşanıyor. Eylülün ilk haftasında başlayan "modern dans çanşmalan" yoğun bir biçirade üç hafta sürdü. Dans Akademik ve Aksanat'taki dans stüdyolannda Amerikan Kültür Merkezi'nin katkılanyla gerçek- leşmekte olan bu "workshop"a (ya da hızlandınlmış çalışma kur- suna) ilgi, bekienenin çok üstün- de oldu. Organizasyonu üstlenen Mimar Sinan Üniversitesı öğre- tim görevlisi ve dans eleştirmenle- rinden Şebnem Aksan. "Önceferi, çağntiıgimız hocalann matiyetini çıkarabflecek miviz, insanlar flgi duyacaklar mı gibi korkulanmız vardı. Ama inanın, başvuranlar arasmdan \alnızca 23 kişiyi se- çebildik ve aslında oldukça kala- balık denebilecek bir sınıf otaştur- duk. Bu kadar istekli insanlan bir arada gönnek bizi mııtlu etti" di- yor. 23 kışılık modern dans smı- fında tam bir karma oluşturul- muş. Sınıfta ilk gözlenen, konser- vatuvardakı dansçılar kadar, özcl dans okullannda ya da yurtdışında dans eğjtimi yapmış. ünıversite kulüplerinde dans çalişmış ın- sanlann da modern dans eğitımi gönnek için can aimalan. Bu inançlı ve istekli öğ- rencilerin "hocalan"ndan biri 18, diğen ise 23 yaşında ikı Amerikalı koreograf. MoOy Maxley ve Keüy Pefsky, North Carolıne School of Artstan mezun ol- muşlar. tnsan iiişkileri çok önemli Molly, daha çok modern dansla ilgılı. Kelly, bir buçuk yıl kadar Amerika'da özel bir tiyatroda oyunculuk yapmış. Mezun olduğu okulda, Amerika'da ya- şayan ünlü oyuncu Çiğdem Sehşık'tan ti- yatro dersi almış. Kelly'nin dansa ve ti- yatroya bakışında Sehşık'ın dersi önemli bir yer tutmuş. Kelly, fstanbul'da Molly'yle beraber düzenledikleri kursun temel amaarun, çağdaş modern dans tekniklerini Türk dansçılanna göster- mek ve bu tekniklerle doğaçlama ve ko- reografı çalışmalan yapmak olduğunu söylüyor. Üç haftalık çalışmanın sonun- da da çalışmalardan çıkanı sergılemek is- tediklerini ekliyor. Kelly ve Molly dans anlayışlannı do- layh ya da dolaysız sanatla uğraşan her- kesin söyleyebileceği birkaç cümleyle ifa- de ettıler "tnsan vücudu çok önemli. tnsan iiişkileri çok önemli, dans, sanat çok önemli" gıbı anlamlı, ancak söylen- dığı anda uygulama biçimini merak etti- ren sözler. Ben de bu merakla, yapılan çalışmalara gidip ızlemeye başladım. Çalışmalardan birinde Kelly, dansçılara **yere dokunmasmı" öğretiyor, dans- çılann ellenyle, ayaklanyia, hatta tüm bedenleriyle yere dokunmalanru istiyor- du. Günümüz insanının fıziksel anlamda yerle ya da daha kapsamh bakılacak olu- nursa, dünyayla temasının, yûrûmek zo- runluluğu yüzûnden yalnızca ayaklan ile kısıtlı kaldığını anlatıyordu. Bu nedenle dış dünyayla, diğer insanlarla büyük bir kopukluk söz konusuydu. Vücudundaki cnerjiyi dışanya aktarabilmek, ya da başka enerjileri özümseyebilmek zorlaşı- yordu. Bu düşünceden yola çıkarak, yeri kullanma, yere enerjisini aktarabilme, nefes alıp verişini düzenleme gibi çah- şmalar yapıldı. Kendine ait bir vöcut dili Daha sonralan, bulunulan mekanı kullanma, mekanın sınırlanyla oynama gibi insanın çevresiyle olan ilgisini ve algılannı açmaya yarayan çahşmalar yapıldı. Dans edenin kullandığı mekan darlaştıkça. çıkan bedensel tepkiler, di- ğer dânsçılara izletiliyor ve bunun üze- rinde uzun uzun dansçılar birbirlerine ne gördüklerini anlatıyorlardı. Genelde çoğu, her insanın kendine ait bir vücut dili olduğundan bahsetti. Diğer çalış- malarda, vücudunun merkezini bulma. sonra merkezi farklı noktalara kaydı- rma, iç dengeyi (bedensel ve ruhsal an- lamda) keşfetme denemelerini izledim Çalışmalara katılan dansçılar, güncel hayatta karşı karşıya olduğumuz sert, katı, stress dolu dünyanın içinde doğal olarak sertleşen vücudu, Molly ve Kelly'nin gösterdikleri bir tür teknikle saydığını tüm bu etkenlere karşı yumu- şak ve rahat tutabilmeyi öğreniyorlar. Iki vücudun ortak olarak hareket etme- sini sağlama. insanlann rahatça kendile- rini birdiğenne bırakabilmeleri, birbirle- rine güveni hissetme, beraber nefes al- masını öğrenme, yine çahşmalardan bazılannı oluşturuyor. Dançılar hiç şi- kayet etmeden, haftanın beş günü sa- bahtan akşama kadar sûren bu hızlandınlmış kurs ntmine kendilerinı kaptırmış, hiç aksatmadan takip ediyor- lar.. Modern dansa Türkiye'den talep Molly ve Kelly'den çalışmalan değer- lendirmeterini istedim: Kelly, "Çok il- ginç, her teknik çalışma sonrası, doğaçla- ma çalışmalan auyonız. Ve çoğu dansçı, oyarmanuza rağmen 'dramatik anlatıma' kaciyor. Tabii ki yetişme tarzınm ve eğiti- min banda büyük payı var. özeflikle bu- mm özerine gtoneye çauştık, bu şarttan- mayı kırabflmek gerekiyor. Smjfta çok farklı temeDerden gelen insanlar var. Klasîk eğitim almış olanlann kalıplan vırdır, otûsuı bu kabplardan çıkartnak zordur. Sınıf farklı farklı dans eğitimi al- nuş olan insanlardan olunca, kalıpiardan çıkmak daha kolay oTuyor. Ancak ikimi- zin de izlediği bir şey var, çok hıdı gebşi- yorlar. tnanıbnaz bir derecede yeniliğe açıklar. Biz bu kadar istekli bir suufla şkndiye kadar hiç çalışmadık. O yüzden sonuctan biz de çok mutiuyuz. Yainız bizi üzen bir şey var, bu kadar dans etmeye, öğrenmeye aç insaniarın yılda bir j a da iki yıida bir butacaklan bu tür çakşmalar dçında, eğitim için pek şanslannm olma- . Bu gerçekten üzücü." Organizasyonu üsrJenen Şebnem Aksan (sağda), bu Svorkshop'un en iyi ve en yarariı geçen olduğunu vurguladı. (DEVRİM BARAN) Organızatör Şebnem Aksan da aynı kanıda. ancak o Türkıye'nin şartlannı bildiği için, gerçekleşenden oldukça memnun. Aksan, düzenledıği üçüncü 'workshop'ta artık Türkıye'de modem dansa karşı bir talebin olduğunu bıldıği- ni söylüyor. "Yaptığımız çalışma ne- redeyse şündiye kadar olan Vorkshop'Iar arasında en iyi ve en yararlı geçeni oldu, diyebilirim. Konservaftrvar öğrenctsi dı- şında, modern dansla ilgilenen diğer in- sanlan bir aray a topaıiaması da iyi oldu. Türkiye'de koreografi dersleri yalnızca konsenatuvarlarda veriliyor. Ancak be- nim gördüğüm kadanyla konsenatuvar dışından koreograflığa soyunanlar olduk- ça çok. Modern dansa farklı kitlelerdcn ilgi var. Öğrencinin istediği zaman ne ka- dar hızJı öğrendiğini ve ne kadar keyifli çalıştığını gördük. Jnsanlara imkan tanı- mak çok önemli. Bu çalışmalar deneysel- liğe de açık olmak demek bir anlamda. Yalnızca mantıkla değil, duyguyla hare- ket etmesini öğreniyorlar. Bu 'vvorkshop'- un bir başka yararı, dünyadaki yeni tek- nikkri ve yeni yöntemleri dansçılanmıza tanıtması oldu. Koreograflarımızın veya adaylannın bunlan takip etmeleri gere- kir." Ünlü koreograflanmızdan Ayduı Te- ker de çalışmalara katılanlardan. Teker, çalışmalar hakkında şunlan söylüyor: "Amerika'dan yeni getiüm. Konservatu- varda modern dans eğitimi veriyonız. An- cak konsenatuvar dışındaki kesimde il- ginin çok olduğunu gördüm. Büyük kısmı vücutlarını tanımadıklan için sağlıklı çalı- şma yapamıyor. Burada en çağdaş mo- dern dans teknikleri gösteriliyor. Anato- mik açıdan en doğnı, enerjiyi en bilinçli şekiide -fazla harcamadan- öğretiyorlar. Amerika'da modern dans bu tıir bir eğiti- me yöneliyor. Bu çalışmalarda işin alfabe- sinden başlandı. En ait seviyeden baş- lamanın nedeni, bence bir tür bedensel bi- linçknmeyle ilgtti. Üç hafta sonra çau- şmalar bittiğinde vücudunuz başka bir bi- linçte olacaktır. Imarım daha sık böyle şey ler olur. Gelecekte Türkiye'de konser- vatuvar eğitimi almamış, ama çok ilginç bir geçmişi olan koreograflaria büyük şeyler yapılacağını düşünüyonım." Çalışmalara katılan dansçılar ise ol- dukça memnun: Ünal Asten Sahnede bedenimi kul- lanırken yalnızca klasık eğitimın benı tatmın etmediğını anladım. Bu vvorks- hopta modem çahşabilmek. öğrenebil- mek benım için büyük bir fırsat oldu. Sibel Sürel: İstanbul'da dans ettiğim zamanlar klasik danstan fırsat bulup modem çalışamıyorduk. Şu anda Kelly ve Molly ile yaptığım çalışmalar bana şının olmayan bir yolculuk gibi geliyor. Özgürlük buna benzer bir şey olmalı Aylin Kalem: Türkiye'de tam anlamıy- la modem dans eğıtımı veren yer yok Böyle bir imkanımız yok. Bence bu çok yanlış bir şey. Burada yaptığımız çalı- şmalar çok hoşuma gıdıyor, özelhkle ne- fes çalışmalan. Ayak bileklerimin bile nefes aldığını hıssedıyorum. Dansçılarla enerji alışverişi çalışmalan da çok güzel- di. En önemlisi, doğru-yanlış diye bir şey yok. Sema Güven: Yurtdışına gidemediğim için bu çalışmalar ayağıma kadar gelmiş bir fırsat oldu. Ben modem danstan ko- pamıyorum. 2!aten insan modernin ıçine gımaeye başladı mı nasıl zengın ve açılı- mlan olan bir dansı keşfettiğini fark edi- yor. Ben bu çalışmalan Londra'da da yapmıştım. Yeniden bilinçli bir şekiide ve işi bilen hocalarla yapabilmek- iyi oldu. Zeynep Çatay:Vücudumu yeniden keşfediyorum. Kendimi keşfediyorum. Hareketı kullanarak insanlarla diyalog kurmak, içindeki enerjıyı dışanya ver- mek. aynı zamanda başka insanlann enerjisini alabilmek, şu anda çalıştığımız şeylerden en çok ilgımi çekenler bunlar. Robinson Crusoe, Beyoglu'nda kıtabevı olarak yasamaya basladı 4 bininin üzerinde çeşitle 7-8 bin adet kitabın bulunduğu Robinson Crusoe Kitabevi, farklı uygulamalarla kitap ve okuyucunun buluşmasını hedefliyor. Artık kitaplar konuşsun Kitabevi, üç katlı bir binada yer alıyor. (DEVRİM BARAN) PELİNÖZER "Robinson Crasoe'nun her şey bittikten sonraki mücadelesi çok özeldir. tnsanustü bir çalışmanın sonucudur. her şeyi sıfırdan yeniden y apma iradesini gösterir. Bu açıdan bi/im yaptığımıza benziyor denebiür ama y alnızca buna bağlamak da y anlış. O Robinson Crusoe artık bir efsane gibi orada ölür ve kitabevi olarak yeniden y aşamay a başjar." diyor Beyoglu'nda yeni açılan Robinson Crusoe Kitabevi'nın ortaklanndan ve "zorunlu basın söz- cüsü" Mehmet Güreli Her türlü çirkınliğe ve yozluğa karşı kıtapla karşı koyabilmenın bilina ve ınancıyla söylenen bu sözler, kıtabevinin kimlıği ve hizmet anlayışı üzenne de ipuçlan taşıyor. MuzafferOlca, Lğur Eruzun, Arif Çağlar, Deniz Kunkut, Aynur Dick, George Dick, Mehmet Güreli. Türker Erkorkmaz, Bülent Erkmen ve Han Tümertekin (kıtabevinin mıman), 6 ay süren yoğun çalışmalan sonucu 3 katlı bır Pera bınasmı restoreederek, Beyoğlu'na yeni bir kitabevi kazandırmanın mutluluğunu yaşıyorlar. tdeallerindeki kıtabevini yaratmak için çalışan, çoğu sanatla ve kitapla iciçe yaşayan ortaklar, farklı uygulamalarla kıtap ve okuyucunun buluşmasını hedefliyorlar. MehmetGüreh. Beyoğlu'nu güzelleştiren kitabevlennınen yenisi olan Robinson Crusoe Kıtabevı'ne ılışkın sorulanmızı yanıtladı: - Böyle bir kitabevi açmak düşüncesi nereden çtktı? Bu projeyi gerçekleştirme aşamasındaki süreçtensöz eder misiniz? Bu ülkedepek çok jy; kıtabın gerektiğigibi değerlenmediğini düşünüyor veeskiden beri bir kitabevi açrnayı planlıyorduk. lOyıldıryayıncıhk yapıyoruz, gazetecilik geçmişimiz var, Türkiye'de basın-yayın ve kitabın işleyişi hakkında da bilgi sahibiyiz. Dağıtımcılar. kitabevleri kitapla yeteri kadar ilgili değıller. Biz de bu düşüncelerden yola çıkarak. bır kıtabevı açmak gereklilığini hissettik ve yer aramaya başladık. Burayı bulunca çok heyecanlandık, mekanı çok sevdik ve tuttuk. ilk başta bir ha'yal gibiydi, o hayal de altı ay sürdü. Ashnda çok zor oldu ancak yan amatörce çabalarla bu işi başardık. Ekıbımız, ınsanlara ıyı şeyler vermek isteyen ve bunun da zor olduğunu bilen insanlardan oluşuyordu. Çok önceden ka- famızda oluşturduğumuz bir şey mekanla birleşti. Şımdi tüm bu çabalann sonucunda bizım için önemli olan: Robinson Crusoe'ya gelen insanlann, kitapla ilgili neler hıssettiklen. Biz artık kitaplar konuşsun istiyoruz. - Khabevini, çok işlevli bir yer olarak tasaıiamışsınız. Depo, arşiv, mevdan kitaphk... Hatta insanlann burada otunıp kitap okumalannı da engeüemiyor, tam tersine müşterilerinizi buna özendiriyorsunuz... Biz, kitabı mekan içinde sunmak açısmdan yeniyiz. Bunu da biraz farklı yapmak istiyoruz. Kitaba yaklaşım olarak da farklı düşüncelerimiz var. Örneğin, itilmiş, gözden kaçmış, kaybolmuş kitaplar var. Bunlan sunmak istedık insanlara. Burası bir anlamda Ada Yayuılan'nın, Nisan Yayınlan'nın. Dalga Yaymcılık'ın. Bilim ve Nisan dergilerinin merkezi de olacak. Tabii zamanla başka dergılerin, yayınevlerinin de merkezi olmak hedeflerimiz arasında. - Bilgisayarla çalışıvorsunuz. Nasıl bir döküm yaptmız? Müşterileriniz bu bilgisay ardan, arşiv olarak da yaraıianabOecek mi? Türkiye'de basılmış tüm kitaplara yaklaşmaya çalışıyoruz. Kendi bulunduramadığımız kitaplann da kataloglannı hazırhyoruz. Onlan belli türleregöreayırdık, aşağıya bırakacağız. Bu çalışma da bitmek üzere. Ömeğn isteyen sinema, felsefe, tanh kataloğundan İtitap sipanşinde bulunabilecek. Bizonun mevcudunu bulmasak bile kendi arşivimizden, çevremizden, araştırarak temin etmeye çalışacağız. Böyle enformatik bir idealimiz var, çünkü bu üİkede herkesheraradığınıbulamıyor Bazı şeyler iyi çahşmıyor, ban şeyler eksik, çok çaba istiyor ama bunu gerçekleştinmeyT amaçbyoruz - Sipariş alıy or ve yurtdışından getirrtiğiniz kitaplan etiket fly an üzerinden satıyorsunuz. Yurtdışında bağlannlı olarak çalıştığınız > a> ınevleri de var mı? Biz yurtdışından kitaplan en kısa zamanda getirmeyi hedefliyoruz. Yurt dışında bağlantılanmız var. Berlin'de One Worid Books adb biryayıneviyle kardeş kitabevi olarak çal ışıyoruz. Paris ve New York'ta da bağlantılı olduğumuz kitabevleri var. Onlar için Türkçe kitaplar topluyonız. Türkiye'de yayımlanan kitaplar da yurtdışına ulaşmaya başladı. Hatta onîarda sipariş bile alıyoruz. Orada yaşayan Türklerdepek çok kitabı bulamıyor. Biz İstanbul'da merkez olup bir bilgj ağı örmek istiyoruz. - İlerde Robinson Crusoe'da düzenlemeyi tasarladığınız etkinlikler var mı? Sinema açmayı düşünüyoruz. Henüz mekan yoK ama burada her cumartesı yazarlarla toplantılar, sohbetler düzenlemeyi tasarlıyoruz. - Kitap dışında, kaset, CD. poster gibi ürünler de bulundurmayı düşünüyor musunuz? Kitap gıbı süreb yayınlan bulunduruyoruz. Paris'ten Magazine Litteraire'i getirttik. Tür- kiye'deki eski sayılanyla birlikte bazı önemli bulduğumuz dergileri de bünyemize aldık. Henüz düşündüklerimızin çok küçük bir bölümünü hayata geçirdik. Ancak kaset, CD, poster gibi ürünler satmayı düşünmüyoruz, yalnızca kitap üzerine yoğunlaşmak istedik. - Kitabevinde, sinema ve edebiyat kitaplannın yoğunluğu dikkari çekiy or, bu aianda bir boşluğo doMurmayı amaçlıyor musunuz? Özellikle felsefe, sinema veedebiyatta çok iyi bir çabşma yapmak istiyoruz. Bunaresim,fotoğraf, müzik de girebilir ama ilk aşamada bu üç dalda derinleşmeyi düşünüyoruz. Dünyada çıkmış sinema dergileri, farkh yaklaşımlarla yanlmış kitaplar, teorik sinema kitaplan... Bizi de yakından ilgilendıren konular bunlar. Her yerde bulunmayan kitaplan bulundurmayı hedefliyoruz. Biz şimdi söylediklerimızi yerine getirmek için yepyeni insanlar olduk ve onlar için mücadele ediyoruz. Gökçek aleyhine dava 20 ekimde ANKARA (ANKA) - Heykeltraş Mehmet Aksoy'un. Altınpark'taki heykelini müstehcen bulduğu gerek- çesiyle kaldıran ve "böyle sanatın içine tükürürünı" diyerek sanata bakışını ifade eden Ankara Büyükşehir Bele- diye Başkaru Meiih Gökçek aleyhine dava açıldı. Mehmet Aksoy'un avu- katı Ünsal Piroğlu tarafından Melih Gökçek aleyhine 5 milyarlık manevi tazminat davası açıldı. Yargının sanata bakışıyla, belediye başkanlanmn kent halkı adına kul- landığı yetkilerin sınırlannın tartışıla- cağı dava 20 ekim tarihinde Asliye Ti- caret Mahkemesi'nde başlayacak. Mehmet Aksoy'a ait heykelın parça- lanarak kaldınldığı, başvuru üzerine ilgili mahkemece tespit edilmiş ve ardından dava açılmıştı. Avukat Piroğlu, davanın bugüne kadarki aşamasında davalı tarafın, dava dilekçesinı yanıtlamadığını, bu- nun için mahkemeden ikınci kez süre isteminde bulunduğunu bildırdi. Avukat Piroğlu, davayı açmaktaki amaçlanrun Türk sanatına yapılan hakarete uygun yarutın verilmesini sağlamak ve sanatın saygınlaşması için katkıda bulunmak olduğunu söy- ledi. RP'li Belediye Başkanı aleyhine açılan dava dilekçesinde şunlar beür- tilmişti: "Sanatçı Mehmet Aksoy'un eserine karşı müstehcen olduğu iddiasıyla tüm ülke kamuoyu önünde yapılan haka- ret, sanatçuıın eserini ve kişiliğini aş- makta, temelde sanata ve insan hak- lanna karşı ağır bir tecavüz niteiiği taşımaktadır. Sanatçının eserinden doğan hakları, yaşama hakkı, özgüriükler gibi temel haklardan sayılmakta, ulaslararası düzeyde çok taraflı anlaşmalarla ko- runmaktadır. Bu nedenle, sanat eserin- den doğan hakların ihlali, Fikir ve Sa- nat Eserleri Yasasrnuı da ihlali olmak- tadır. Bu haklarm ihlali ülkemiz açısı- ndan üzücü, uluslararası düzeyde ise yıpratıcıdır. Tahrip edilerek kaİdırılan eserin kendilerine verilmesini isteyen belediye ve diğer kitle örgütlerinin dav- rantşı duy arlı bir tepkidir fakat sanatın ve sanatçının aldığı yarayı kapamaya yeterli degüdir." Yeni Efendilerimiz Günlük ve haftalık renkli basınımız, kimi televizyon ka- nallarının dümen suyunda, öyle birTürkiye imgesi sun- maya, daha doğrusu kurmaya başladı ki zaman zaman, elinizdeki gazeteyi yönlendiren kişilerin bu ülkede, bu ülkeyi de bir yana bırakalım, bu dünyada yaşadıkların- dan kuşkuya düşüyorsunuz. Örneğin, daha birkaç yıl öncesine değin bu ülkenin halkına çok yakın olan, onun sorunlarına duyarlıkla eğilen bir gazetede, reklamlann, piyasa şarkılarının, moda gösterilerinin, lüks mağaza tezgahlarının, yapay ve yüzeysel ortamı bir yüce değer- ler evreni gibi gösteriliyor, arkasından da bu evren tüm Türkiye'yle özdeşleştirilip büyük muştu veriliyor: "Türki- ye dans ediyor!" Sanki bu ülkede ekmek kavgası diye bir şey yok, işsizlik yok, evsizlik yok, susuzluk yok, kavga yok. Sanki bu ülkeden bir Nurallah Ataç, bir Behçet Ne- catigil, bir Cemal ReşJd Rey geçmemiş,sankiFazıl Hüs- nü Dağlarca bu ülkede yaşamıyor. Ancak haksızlık et- meyelim, gerekli dönüşümlerden geçirildikten sonra iş dünyasının kahramanları bol bol yer alıyor renkli bası- nımızda; hatta, sık sık, geleceğin işadamlannın örnek öyküleriyle de ışık tutuluyor bize. Bu çabalar çerçevesinde, haftalık dergilerimizden bi- ri, geçenlerde tam altı parlak ve renkli sayfasını "2000'li yıllarda Türkiye'yi yönetecek veliahtlar"a ya da dana gözü gibi puntolarla, "Geleceğin patronlan"na ayırdı, hem fotoğraflarını yayımladı hem de özenli ve dizgesel birbiçimdehaklarındabilmemiz gereken temel bilgileri verdi. Böylece, geleceğin patronlarının anne ve babala- rının adlarını, kaçıncı çocuk olduklarını, hemen hepsinin ortak tutkusu olduğu anlaşılan işletme öğrenimıni hangi Batı ülkesindetamamladıklarını yadayarım bıraktıkları- nı (tamamlayanlarla bırakanlar sayıca eşit görünüyor; tamamlamanın ya da bırakmanın da sonuç açısmdan hiç fark etmediği anlaşılıyor), hangi "disko" ya da "res- toran"\ yeğlediklerini, genellikle çok hızlı geçen aşk ya- şamlarını şu arada kim ya da kimlerle sürdürdüklerini öğreniyor, bır dedeyimyerindeyse, eski "sevgili"lerinin yer aldığı dizelgeden birka(7ad öğrenme olanağını bulu- yoruz. Hiç kuşkusuz, bu dopdolu yaşamlarda, Jean-Paul Sartre a da Gustav Mahler'e de yer yok; ekinsel etkinlik- ler, Fransızlar'ın dedikleri gibi yalnızca yokluğuyla parlı- yor. Bununla birlikte, renkli basınımızın da gönülden onaylayacağı gibi gerçek yaşam burada öğrenildiğin- den olacak, çoklannın, ana babalarının da izniyle, iş ya- şamına "disko" ya da "restoran" işleticiliğiyle atıldık- larına tanık oluyoruz; kimileri, "restoran"da yalnızca bir tüketicl olarak kalmayı yeğleyerek şimdiden dev gazoz şirketlerinin ucundan tutmaya başlamışlar; kimileri ha- zır giyim sanayisinde, kimileri kazanç dünyasının en so- yut ve en yüce alanına, borsaya el atmış; öyle görünüyor ki Bayan Çlller, şu özelleştirme sorununu alnının akıyla çözdüğü zaman, genç patronlarımız gerçek sanayiyi de tanıyacaklar. Yazıyı hazırlayan gazeteci (belki de gazeteci toplulu- ğu) bu son konuya girmemiş, ama bize tanıttığı dünya- nın havasını kıyak veriyor doğrusu; iş dünyamızın gele- ceğinin bu parlak yıldızlarının üstünde oturdukları "tril- yonlar"dan sıradan ve sıcacık bir yer minderinden söz eder gibi söz ediyor. Bir soylular dünyasının kapısından baktığımızı da kıyak sezdiriyor bize; gazozcu, derici, sa- buncu, tuğlacı, her şirket bır "imparatorluk"; küçük bey- lerin hepsi "prens", küçük hanımların hepsi "prenses"; ancakbiryandangençdemokrasimizin, biryandan "uni- sex" modasının kaçınılmaz gereği olarak prensler de prensesler de hep "veliaht"; yalnız birinci çocuk değil; ikinci, üçüncü, dördüncü, çocuk da "veliaht". Bu da se- vindirici bir şey. Çünkü, fotoğraflarınm tartışma götür- mez bir biçimde ortaya koyduğu gibi tüm veliahtlar sağ- lıklı mı sağlıklı, prensler yakışıklı mıyakışıklı, prensesler güzel mi güzel; küçük bir aksaklıkla karşılaşılınca da ya- zarımız (ya da yazarlarımız) bir fırça vuruşuyla kusuru üstünlüğe dönüştürüyor; "Güzelliğiyle klasik çızgileri aşmış olan X." Ama bir konu var ki kafamızı karıştınp duruyor. Geleceğin patronlarının kendi işlerinin patronları ol- malarına bir diyeceğimiz yok, işlerini büyütmelerine de bir diyeceğimiz yok, etkinliklerinin önemsenmesine, iş- levlerinin abartılmasına da bir diyeceğimiz yok, ama neden "2000'li yıllarda Türkiye'yi yönetecek veliahtlar" oluyorlar ki? Bilmiyor değiliz, en büyük yöneticilerimiz, o oda senin, bu oda benim dolaşarak işadamlarından ışık alıyorlar durmadan, yollarmı büyük ölçüde bu ışığın aydınlattığı da belli. Gene de işlerinin patronlarını Tür- kiye'nin patronları saymak için çok uzun bir atlama yap- mak gerekir. Çünkü Türkiye tek bir kesimin yönetimine verilemeyecek ölçüde büyük ve köklü bir ülke. önümüz- de örnek de var: Bir "prens "çıktı, hersorunakârvezarar açısmdan baktığından, yozlaştırmadık kavram bırak- madı. Arada bir, bilgin ve bilge PMnitıs'un ünlü sözünü anım- samakta yarar var: "Papuççu, pabuçtan yukarı çıkma!" 42.Uluslararası San Sebastian Festivali Goldeıı ShelK Basklı yönetmenin6 Dias Contados9 filminin Aynlıkçı ETA gerillasıyla, eroin bağımlısı bir fahişenin aşk öyküsünün anlatıldığı fılm, aşırı milliyetçi Bask ülkesinde tepkilere yol açtı. SAN SEBASTİAN (REU- TER) - Basklı yönetmen Ima- BOİ Uribe'nin tarüşmalara yol açan fılmi 'Dias Contados'. 42. Uluslararası San Sebastian Festivali'nde en büyük ödül olan 'GoMen Snell'e değer gö- rüldü. "Aynhkçı ETA gerillasıyla, eroin bağımlısı bir fahişenin aşk öyküsünün anlatıldığı film, aşın milliyetçi Bask ülke- sinde tepkilere yol açtı. Eleştir- menlerin beğendiği film yü- zünden, 10 gün süren festival boyunca polısle ETA'yı des- tekleyen gençler arasında çatış malar oldu. Filmin kahramanı. ETA"- nın Madrid'deki komando birliğinin bir üyesi. Bu birlik, Bask ülkesinin 26 yıldır süre- gelen bağımsızlık savaşında en büyük şiddet olaylannın so- rumlusu. Uribe'nin suç ro- manlan yazan Juan Madrid'in bır öyküsünden yola çıkarak çektig^ fılmde ETA militanı, Madrid'de bir polis karakolu- nu hedef alan bombalı saldınyı gerçekleştınrken uyuşturucu bağımlısı bır fahi- şeye aşık oluyor. Yönetmen Uribe'nin daha önce çektiği 'The Burgos Tri- al', 'The Segovia Escape' ve 'The Death of Mikel' adlı fılm- leri de yine ETA'yı konu edi- yordu. San Sebastian Film Festi- vali'nde bu yıl jüri özel ödülü- nü ise Andreas Gruber'in yö- nettiği Avusturya fılmi 'Vor Lauter Feigheit Gibt Es Kein Erbannen' ile Chris Menges'in yönettiği İngıliz filmi 'Second Best' paylaşü. En iyi yönetmene \enlen 'Silver Shell' ödülüne ise 'Shal- low Grave' filmiyle Briton Danny Boyle değer görüldü. Çinli oyuncu Ning Jing 'Paode Shuangdeng' fılmmde- ki rolüyle en iyi kadın oyuncu ödülünü alırken en iyi erkek oyuncu ödülü de 'Dias Conta- dos' ve 'El Detective y La Mu- erte' filmlerindeki çahşma- lanyla Ispanyol Javier Bar- dem'e verildi.
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle