13 Ağustos 2022 Cumartesi English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
- ^ SAYFA CUMHURİYET 20 TEMMUZ1992 PAZARTESİ 16 HABERLERIN DEVAMI BIZBIZE ERDALATABEK GüvensizTopfemunBireyiOfcnak.- Kime ve neye güveneceğinizi hiç düşündünüz mü? Somut örneklerle küçük bir test yapalım mı? - Başınıza bir haksızlık geldiği zaman resmi makamla- nn, adalet mekanizmasının bu haksızlığı gidereceğine güveniyor musunuz? - Çarşıdan pazardan aldığınız malların, onların gerçek fiyatlarıyla satıldığına güveniyor musunuz? - Hastalandığınız zaman kamu hastanelerinde dikkatli bir bakımla iyileşmenize uğraşılacağına güveniyor musu- nuz? ûzel bir doktora ya da hastaneye giderseniz ödeye- ceğiniz paranın hastalığınız için gerçekten gereken miktar olacağına güveniyor musunuz? - Türkiye'de bir daha askeri müdahale olmayacağına . inanıyor musunuz? - Hükümetlerin enflasyonu indirmek değilse de durdura- cağına inanıyor musunuz? - Politikacıların açıklamalarına güveniyor musunuz? - Sevdiğiniz kadının ya da erkeğin sizi aldatmayacağına güveniyor musunuz? - Sevdiğinizi aldatmayacağınıza güveniyor musunuz? - Çevrenizde her koşulda güvenebileceğiniz beş kişi var mı? - Kendinize güveniyor musunuz? Şöyle geriye yaslanıp da kimseye bir şey açıklamak zo- runda olmadan kendinizle konuşur musunuz? Bu sorula- rın yanıtları ne olacaktır? Eğer yanıtlarınızın hepsi ya da çoğu "Güveniyorum" ise * gerçekten mutlu bir kişi olmalısınız. Çünkü mutluluğun te- meli güvendJr. Bireysel mutluluk için bile toplumsal güven içinde yaşayabilmek gerekiyor. Bir an için sizi kendinizle başbaşa bırakalım, toplumumuzu düşünelim. Karşısına çıkan ner sorun için (resmi dairede, hastane- de, emniyette, adalette, iş bulmakta, çamaşır makinesi almakta...) "güveneceği bir tanıdık" aramanın yaygın bir davranış biçimi olduğu toplumumuzda insanımız neden . böyle davranmak zorunluluğunu duyuyor? Belki de hiçbir zaman hiçbir şeye güven duyamadığı için, değil mi? Ku- > rumlara güvenimiz yok, kişilere güvenimiz yok, geleceği- ] mize güvenimiz yok, duygulara güvenimiz yok... ' Şimdi "neden böyle"y© girmek istemiyorum. Toplu- mun yapısal nedenleri var, işlevsel nedenleri var, değişen nedenleri var elbette. Bu yazının amacı da o değil. Ayrıca aklımıza gelen soruları "Elbette güvenmeliyiz, ama gü- '. venmiyoruz' gibi ya da "Güvenmemek gerekir, ama gü- veniyoruz" gibi bir yorumla da ele almiyorum. Amacım, "güvenli toplumda mı, güvensiz toplumda mı" yaşadığı- mıza bir göz atmak. Toplumsal hayatımızda yaşadığımız pek çok örnek, birçok ipucu bize "güvensiz bir toplumda yaşadığımızı" düşündürtüyor. Öyle olduğu için de insanı- mız her türlü sorununda 'tanıdık biri'ni arıyor, gideceği yere öyle gidiyor, sorununa o yolla çözüm arıyor. Neden hâlâ 'uygar toplum' olamadığımızın yanıtı da bu- rada. Uygar toplum, güvenli toplumdur. Uygar bir toplum- da yaşamak, kurumlarla olsun, kişilerle olsun sağlıkh iliş- kiler içinde yaşadığını bilmek demektir. Hangi durumda olursa olsun, hangi sorunda olursa olsun "neyle karşıla- şacağını önceden kestirebilmek' toplumsal güvenin te- melidir. Böyle bir güven duygusu kurulmadan, paylaşıl- madan, korunmadan uygar olunamaz. Yoksa uygarlık otoyolların açılması, kullanılan telefon sayısının artışı, her türlü tüketim malının bulunuşu falan değildir. Bunları uy- gar olmanın göstergeleri sayarak toplumsal güven' faktö- rünü ıskalamak da uygarlığın özünü kavrayamamanın işareti. "Mutlu insanlar toplumu" olmak istiyor muyuz? önce toplumsal güveni' sağlamak zorundayız. Güvensiz top- • lum 'güvenli insan'ı yaratamaz. Toplumuna güveneme- yen, kendine güveni de ortada kalan insanın mutlu olma yolları da kapatılmış olur. 1yi niyet'i safdillik, 'başkasına güven'i ahmaklık sayan bir toplumda 'mutlu olma'nın alt- yapısı ortadan kalkmış demektir. Uygarlık diyoruz, demokrasi diyoruz, insan hakları diyo- ruz. Hepsinin de temeli 'güvenli toplum' değil mi? Ekono- mi, hukuk, eğitim, sağlık... 'güvenli toplum' için değil mi? Politikanın amacı 'güvenli toplumu kurmak değil mi? Bü- tün kurumları sorgulamak bunun için gerekli. Bütün siste- mi sorgulamak bunun için gerekli. Kendimizi sorgulamak bunun için gerekli. özgürlükler bunun için gerekli. 'Güvensiz toplum'u daha çok düşünmemiz gerekiyor, daha çok tartışmamız gerekiyor, daha çok sorgulamamız gerekiyor. Çünkü insan olmanın yolu'buradan geçiyor... 30 YIL ÖNCE Cumhuriyet Astar ve yüz hikayesi | 20 TEMMUZ 1962 ! Geririliğetavizvermeksizindemokratik rejimi yurdumuzda kökleştirmenin bir tek yolu vardı: Devrim ilkelerini dimdik ayakta tutmak, bütün partilerin bunlara uymalannı sağlamak, devrimleri koruyan kanunlan istisnasız herkese karşı dikkatle ve eşit olarak uygulamak. Buyapılamadığı takdirde toplumun ekonomik ve sosyal gerçek davafanru halk önünde nasıl tartışabilir, demokratik sistemi tersine işleyen bir çark durumundan nasıl kurtarabilirdik? 1950 yılında "hele bir şu seçimleri kazanalım da..." formülünü ortaya atmakta Sayın İnönü yanılrruştır, layikliğin, çağdaş uygarbğın ve rasyonel devlet yönetiminin dayanaklannı iyi bilmeyen yurdumuzda, çok partili hayata geçilir geçilmez gericiler devrim ilkelerini baltalıyarak CHP'ye karşı yıkıa bir propaganda güişimiyle bunun meyvalannı da kısa zamanda toplamışlardır. 1946 seçimleri durumun ileride nasıl gelişeceğini açıkça gösteriyordu. Hiç bir taviz politikası CHP'ye alabileceğinden fazla oy kazandıramazdı. 27 mayıstan sonra ise olanı biteni hep görüyoruz. Yurdumuzu Atatürk ilkelerinin çizdiği yönde gerçek bir demokratik ortama kavuşturmak amacı ile başanlan bu devrim yürürlükteki anayasaya çağdaş medeniyet düzenini koruyacak başlıca güven şartlannı yerîeştirmiş, aynca düşük iktidan. "Meşruluğunu kaybetmiş olmakla" damgalamıştır. Neyaparsınız ki, bir yandan eskiye özlem duyan politikacılann gayreti bir yandan Sayın İnönü'nün kendine özgü soyut ve pasifdemokrasi anlayışı, bir yandan da çeşitli etkıler ve yankş davranışlar yüzünden CHP yıne tek başına iktidara gelebilecek bir başan sağlıyamamışür. NADİRNADİ ARDENDAKI GERÇEK • Baştarafi I. Sayfada kişi" olarak suçlandı. Ne yazık ki Türkiye'de bu manevramn tu- zağına girenler az değildi. 1leri suruldüğune göre Denktaş ol- masa, uzlaşma gerçekleşecek, Kıbrıs davası bitecekti. "Ver kurtul" sloganının yandaşları, Turk dış poliııkasına Kıbrıs ne- deniyle ipotekler konduğunu anımsatarak, bu sonınun "ne pahasına olursa olsun'" çözül- mesini istiyorlardı. Her ulusla- rarası pazarlıkta, buna benzer oyunlar, taraflar masa başında toplanmadan piyasaya stirii- lebilir. Bu manevramn yanı sıra bir de aba altından sopa gösterili- vordu: Eğer bu kez de anlaşma olmazsa, Kıbrıs sonınu BM Gü- venlik Konseyi'ne havale edile- cektir; Turk tarafı ondan sonra ölümlerden olüm beğensin... DSP Genel Başkanı Sayın Ecevıt, bu "îehdiCe karşı sağdu- yunun sesini yükseltmiştir. Türkiye istenilen ödünleri ver- mezse, KKTC'yeyaptınm uygu- lanacaktır. Nasıl bir yaptınm? Ecevit soruyor: "Ambargo ve abluka mı? Türkler zaten ablu- ka altında yaşıyorlar. Askeri müdahale mi? Barış içinde ya- şayan bir adaya bir askeri mü- dahale ne anlam taşır? Bosna- Hersek e askeri mudahalede bu- lunmayan Güvenlik Konseyi, Kıbrıs'ta mı bu gücünü sınaya- cak? Batı, KKTC'yi zaten başın- dan beri tanımıyor, baskılar sü- rüyor, şimdi ne yapabilirler?" Olayın bir ilginç yönû daha var: Türkiye, Birleşmis Milletler hukuku kapsamında uluslarara- sı sorunlann çözümlenmesini benimsemiş bir devlettir. Kimi zaman da bu alanda gereksiz ye- re çok önde görünmüştür; Kör- fez bunalımında kraldan çok kralcı olmuştur. Bu kez BM Gü- venlik Konseyi'ni Türkiye'nin başında Damokles'in kılıcı gibi görmek kamuoyunda ne gibi tepkiler ve duygular yaratacak? BM örgutunu güçlülerin siyaset- lerinde uygulama aracı gibi kul- lanmak "yeni dünya düzeni"nin bir koşulu mu? Kıbrıs'ta en kalıcı çözüm, adadaki iki toplum arasında gö- rüşmeler yoluyla gerçekleşebilir. Bunun dışındaki her zorlama, bölgede huzursuzluğun kayna- ğı olacak, yeni anlaşmazhk ve çatışmaların tohumlannı eke- cektir. Türkiye, bölgede barış orta- mını yaratmak yolunda en ağır- lıktı ülkelerden biri sayılıyor. Ül- kemizde Kıbrıs davasınm zorla- mayla çözümlenmesini kabul edebilecek bir siyasalparti ya da ağırhklı bir kurum veya kişi yoktur. Böyle bir tutum karşı- sında susup oturacak bir hükü- met, kamuoyu karşısında çok güç duruma düşer, siyasal ikti- darda tutunamaz; ABD bu ger- çeği çok iyi bilmektedir. Sonuçta Kıbrıs Barış Harekâ- ti'nın 18'ind yıldönümü yaşanır- ken New York'taki görüşmele- rin, dış baskılarla değil, adada yaşayan iki toplum arasında çö- zülmesi gereği bir kez daha An- kara'da yineleniyor. Bu, siyaset değildir; devletler hukukunda geçerli bir temel ku- ralın dile getirilmesidir. • • • Barutçu • Baştarafi 1. Sayfada bunda Amerika ve Avrupa Topluluğu'nun günahı büyük- tür" dedi. Emekli büyükelçi Ecmel Ba- rutçu. Cumhuriyet"in Kıbrts sorunundaki güncel gelişmeler ve Türk dış politikasının son durumu ile ilgili sorulanna şu yanıtlan verdi: - Bir dıplomat olarak, Kıbns sorunu ile ilgili gelişmelerin çe- şitli aşamalanna tanık oldunuz. Johnson mektubundan, son Baker mektubuna uzanan sü- reç. Amenka'nın Kıbns soru- nuna bakışında önemli birdeği- şiklik olmadığını mı gösteriyor? BARUTÇU- Johnson mek- tubu, son derece hatalı bir dav- ranıştı. Muhtemelen mektup. ABD Dışişleri Bakanhğı'ndaki bir memur tarafından kaleme alınmış ve Johnson'a telkin edilmiştır. Aslında son derece menfı etki yapmıştır, Türk- Amerikan ilişkilerine. Böyle dış müdahaleler. Kıbns meselesini halletmek yerine. bilakis onu daha da çıkmaza sokmaktadır. Çünkü. böyle bir hareket, ta- raflardan birine ister istemez teşvik anlamına gelmektedir Ben, Baker mektubunun böy- Ecevit,ABD veAT'yisuçladı • Baştarafi 1. Sayfada DSP lideri. Bursa'da dün dü- zenlediğı basın toplantısında Kıbns konusundaki görüşlerini açıkladı. Ecevit. 20 temmuzun Kıbrıs Barış Harekâtı'mn 18. vıldönümü olduğunu hatırlata- rak Türkıye"nin garantörlük hakkını kullanarak gerçekleş- tirdiği barış harekâtından önce adada sürekli bir kavga ortamı olduğunu bildirdi ve harekâtla adada kavga. çatışma dönemı- nin kapandığını kaydetti. Ece- vit. şöyle devametti: "Fakat nedense Kıbns'taki barış. Amerika Birleşik Devlet- leri'ni de Avrupa Topluluğu'nu da rahatsuedivor. Bosna-Her- sek'i kantonlara bölmeye kalkı- şarak bu savaşa çanak tutmuş olan Batılı devletler; Kıbns'ta da banşı bozabilecek. eski ça- tışmalara yeniden yol açabile- cek bir düzen kurulması için olağanüstü çaba gösteriyorlar. Bosna-Hersek'teki büyük göçii önleyemedikleri yetmez- miş gibi şimdi Kıbns'ta da yeni kitlesel göçlere neden olacak koşullan zorla yaratmaya uğra- şıyorlar. Birleşmis Milletler Güvenlik Konseyi Genel Sekreterüği'ni de güdümlerine alarak Tür- kiye've ve Kuzey Kıbns Türk Cumhuriveti"ne karşı yoğun baskılar uvguluyor. istedikleri ödünler verilmezse KKTC've Ankara'dan • Baştarafi 1. Sayfada rek, Kıbns'ta "tek egemen devlet. tek yurttaşlık, iki eşit toplumlu ve iki bölgeli federas- yon istemişti. Konscy. Gali'nin yürütmekte olduğu görüşmele- rin sonuçlarına iMşkin raporun cn geç tcmmuz sonunda ta- mamlanmasını talcp ctmişıi. Konsey. karannda. Gali'nin başlatlığı süreç başansızlıkla sonuçlanırsa, "altcrnatif yolla- rın" dcncnmcsi gcrekcceğini açıklamıştı. ABD ve AT'nın Kıbns soru- nun cözülmesi yönündekı bas- kısını da dıkkdte alan diploma- tik gözlemcıler. Konsev kara- nnda söz edilen alternatif yol önerisinin, BM'nin devreye gi- rerek. "çözüm davatması" ola- rak anlaşılması gerektiğini bc- lirtiyorlar. Türk tarafı bu yorumlara katılmamakla bır- likte. her ıkı tarafın da. bövlc bir olaMİığın gerçekleşmesinin kendi dış polıtikaları açısından kolay kolay çözülemeyecek bir "handikap" yaratacak olması nedeniyle. "çözümü engelleyen taraf olmamaya" dSfekaı ettik- lerini kaydediyorlar. Dışişleri kaynaklan. taraflar New York görüşmelerinde katı bir tutum alırlarsa vc çö/iim için hiçbir "umut ışığı" kal- mazba. BM Gcncl Sckrcterı'nı'i 29 yıldır iyi niyeı görevlerı \o luvl'a sonınun çözülcmedığı şeklinde bir rapor hazırlavabi- leceği bildirivor. Bövle bir ra- porun arkasından. Güvenlik Konseyı'nın ycnı bir değerlen- dırme >aparak. Genel Sekrcıe- rc "arabulucuk" görcvı vcrmck durumunda kalabileceği vur- gulanıyor. Arabulucuk görevi verilmesivle. Gali'nin. "Kıbns konusunda teklıf hazırlama yetkisine" kavuşacağı belirtile- rck, bir kişinin arabulucu ola- bilmesi için. iki larafın da ara- bulucuyu kabul etmesi gerekti- ğine dikkat çekilivor. le bir neticeye neden olacağını düşünüyorum. -Kıbns sorununun çözümü- nün bu kadar gecikmesinin nedenlerini açıklayabilir misi- niz? BARUTÇU- Kıbns mesele- sinin şimdiye kadar çözüm şek- line ulaşamamasmın, Kıbns !ium toplumuna yönelik ve dış ülkelerin tutumuna yönelik iki sebebi vardır. Kıbns Rum top- lumuna dışandan yapılan rau- azzam yardımlar vardır. 650 bin kişilik bir topluma. senede 100 milyon dolara yakın yar- dım geldiğini. bundan senelerce evvel kitap yazan bir Kanadalı yazann kitabmda göreceksiniz. Böyle olunca, neden çözüme heves duysunlar? Kıbrıs'ın hâkimi mutlaklan kendileri. Politik kuvvet kendilerinde. Bu politik gücü de, Türk- lerle tekrar paylaşmak zo- runda kalacaklar. Neden pay- laşsınlar? Batılı ülkeler de. Rum toplumunu adanm meşru hü- kümeti olarak görüyor. Onlar, bu ülkelerin destekleriy- le, Kıbns meselesinde kayıplan telafı ederek, 1974 döneminin öncesine dönebileceklerini ümit etmektedirler. HAVA DURUMU TÛRKİYE'Dt DÖNYA'DA Devlet Bakanlığı Meteoro- tofi Genel Müdürtüğü'nden alınan bılgiye göre yurdun kıceydoğu kesımlen parçalı buluttu, Doğij Karaöenız kı- yıian sağanak yağışlı geçe- cek. öteki yerier az Dulutlu ve açık geçecek Hava sı- caklığı tûm yurtta artacak. Rûzgâr kuzey yönlertjen ha- fif, ara sıra orta kuvvette esec?ı< Oenizlerimizde rüzgâr Doğu Karadenız ile Güney Ege'de yıldız ve karayel, Batı Karadenız ile Akdeniz'de günbatsı ve lodos. Marmara i!e Kuzey Ege'de yıldız ve poyrazdan 3-5 kuvvetinde, saatte 0 ^ denız milı hızla esecek. Estoşetur Isanbul Izmır Kan> Konya Mersm Samsun Trabzon ZonguMak 32° 22° 36° 20° 31° 18° 31° 20° 42° 18° 30° 30° 30° 27° 33° 30° 31° 31° 28° 27° 20° 25° 18° f ' , ' % . . j W f ^ ^ ' **r ' • • • *~\ *- ~*^— '~- w ' 1 ^ ': ' *" \ - - ^ "*** ' _ • ' ^ ^ ~ç±-. *>^ : Q- : ^^ 1 s • - • • " ' *V_ **" ' • - j' -S.' -. V Amstertiarn Amman Atna BaOdat Bruleel Cenevre Frankfuri L^fkoşa PeBreburg Lnndra Madnd Uılano Moskova MOnh Oslo Parıs Prag ftyad Homa Zunh Y A A A Y A B A B Y A B B A Y Y A A A A A 22° 35° 31° 39° 25° 28° 26° 34° 21° 24° 32° 31° 27° 27° 22° 29° 24° 43° 28° 26° 27» vaplınm uygulama tehdidinde bulunuyorlar. Ne tür yaptırunlar uvgulaya- bileceklerini anlamak çok zor. "Ydptınm'dan kasıtlan eko- nomik ambargo ise Kıbns Türklcri zaten 1974'ten beri. halta 1963'ten beri. ekonomik ambargo ve abluka altında ya- şıyorlar. "Yaptınm'dan kasıtlan aske- ri müdahale ise banş içinde ya- şayan bir ülkeye askeri müda- haleyi hangi gerekçeye dayan- dıracaklar?.. Bosna-Hersek'- teki kanlı savaşa müdahale etmekten inatla kaçınırken Kıbns'ta banşa müdahdlevi kendi kamuoylanna nasıl açık- layacaklar? Bütün bu gerççkler ortaday- ken Türkiye'nin Batfdan gelen baskılara bovuncğmcvcbaskı- lan KKTC'vedc aktarma eğili- minde görünmesi son derecede sakıncalıdır. Körfez bunaiımının başlan- gıcından beri, yani 1990 yazın- dan beri. gerek ANAP hükü- J meti gerek DYP-SHP hüküme- ti döneminde. Türkiye"nın dış politikası, cumhuriyet tarihi- mizde eşi görülmedik ölçüde leslimivet içinegirmiştir. O arada. topraklanmızı Batı- lılann 'Çekiç Güç'üne üs gibi kullandırarak Kuzey Irak'ta bir otorite boşluğu yaratılması- na; yanı başımızda Batı uydusu bir vapav Kürt devleti kurul- masına: Kuzey lrak'tan kitlesel sızmalarla Türkiye'de bölücü terörün tırmanmasına kapı açılmıştır. Irak'a karşı uygula- nan ekonomik ambargova Ba- tılılardan daha çok uyularak ckonomimizin zayıflamasına. hele Güneydoğu Anadolu eko- nomısının çökmesine neden olunmuştur. Hükümetı uyanyorum: Kıb- ns'ta, Batı'nın baskılarına bo- yun eğilerek Kıbns Türklerinin bağımsızlığından. güvenliğin- den. özgürlüğünden \e ekono- mik kaynaklanndan venlecek hiçbir ödünü Türk kamuoyu kabul edemez." Demirel: Biraz daha • Baştarafi 1. Sayfada yoruz. Kimse oturduğu yerden ahkam kesmesin. Biz bozulmuş dengeleri düzeltmeye çalışıyo- ruz. Herkes el emeği, göz nuru ve ahn terinin karşılığını ala- cak." Çatalca Devlet Hastanesi'nin açılış töreninde aynca Sağlık Bakanı Dr. Yıldınm Aktuna, İstanbul Valisi Hayri Kozakçı- oğlu ile Çatalca Belediye Baş- kanı Gülay Atığ da birer ko- nuşma yaptılar. Törende aynca devlet bakanlan Cavit Çağlar, Tansu Çiller ve Gökberk Erge- nekon da hazır bulundu. Çatal- ca Belediye Başkanı Gülay Atığ daha sonra Demirere ilçenın anahtannı verdi. Çatalca Belediyesi'nce yapü- nlacak olan Belaiiye Kreşi'nin temelini atan Süleyman Demi- rel ve_ beraberindekiler daha sonra tstanbul-Trakya Serbest Bölgesi'nin temel atma töreni- ne katıldılar.^ Demirel törende yaptığı konuşmada, ülkede yoksulluk, fukaralık ve işsiz- likten insanlann kurtanlması için çalıştıklannı, bunu sürekli söylemenin de bir kararlılığın göstergesi olduğunu belirtti. Demirel ,"Çünkü her yıl bir milyon nüfusu artan Türkiye'- de iş lazım, yatınm yapabilmek için para, döviz lazım. Allaha çok şükür şimdi hiçbir şeye muhtaç değiliz. Ancak hiçbir zaman muhtaç olmamamız için de üretim yapıp dışanya mal satmamız lanm. O da buradan geçiyor. Dışanya borçlanacağı- mıza kendi ayaklanmızm üze- rinde durmalıyız" diye konuş- tu. İstanbul Trakya Serbest Böl- ge İşletmecilerinin verdiği bilgi- ye göre, serbest bölgede özellik- le tekstil, konfeksiyon ve elekt- ronik sektörlerinin ihracatına yönelik çalışmalar yapılarak yılda yaklaşık 1 milyar dolarlık gelir sağlanacak. Bölgenin faa- liyete geçmesiyle 15 bin kişi iş olanağına kavuşacak. Demirel ve beraberindekiler Çatalca'dan Silivri ilçesine ge- çerek. Tanm ve Köyişleri Ba- kanlıgı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün projelerinden biri olan "Değirmenköy-Kuru- kavak Deresi Sulama Göleti"- nin açılışını gerçekleştırdiler. BABA'YA YALVARDI - Süleyman Demirel'in kürsüden indi- ği sırada yanına yaklaşan bir kadın, aglayarak Başbakan'ın ayak- lanna kapandı ve kendisine yardım etmesi için yalvardı. (Fotoğraf: MUHARREM AYDIN) Herkes eteğindeki • Baştarafi I. Sayfada A acı« B j G gunes'ı K kaftı S sısl. f yağmurlij lendirme" toplantısı Istanbul"- da yapılıyor. TOBB'den yapılan açıkla- maya göre toplanüya Başba- kan Süleyman Demirel'in yanı sıra çok sayıda bakan ve bürok- rat katılacak. Enflasyon. üre- tim. yatınm, ihracat. ithalat. turizm, özelleştirme, altyapı ya- tmmları ve dış ekonomik ilişki- lerin ele alınacağı toplantıya şu bakan ve bürokratlann katıla- cağı bildirildi: Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, devlet bakanlan Tansu Çiller, Ekrem Ceyhun, Erman Şahin ve Mehmet Batallı, Sana- yi ve Ticaret Bakanı Tahir Kö- se, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Ersin Faralyalı. Turizm Bakanı Abdülkadir Ateş, Ulaş- tırma Bakanı Yaşar Topçu, Bayındırlık ve İskân Bakanı Onur Kumbaracıbaşı. Başba- kanlık Müsteşan Necde' Seçki- nöz. Merkez Bankası Başkanı Rüşdü Saracoğlu. HDTM Müsteşan Tevfik Altınok. DPT Müsteşan İlhan Kesici. KOİ Başkanı Üstün Sanver. Başbakanlık Başdanışmanı Emre Gönensay. Gelirler Ge- nel Müdürü Yahya Temizel, Eximbank Yönetim Kunılu Başkanı Akın İlkin ve Exim- bank Genel Müdürü Ahmet Ertuğrul. Toplantıya işveren kesimini temsilen de İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası. İstanbul Ticaret Borsaşı. TİSK, TÜSİAD. YASED, TÜRSAB. Türkiye Müteahhitler Birliği. İstanbul Esnaf ve Sanatkârlar Odası ve DEİK temsilcileri ile çok sayıda işadamının katılaca- ğı bildirildi. Eleştiriler İş dünyasına yakın çevrelere göre Başbakan Demirel'in baş- kanlığında Svviss Otel'de yapı- lacak "ekonomi zırvesi"nde işadamlan hükümetin ekono- mik icraatlanna yönelik bir dizi eleştirilerde bulunacak. Başbakan Demirel'in, danış- manlanna "Bırakın konuşsun- lar. Herkes eteğindeki taşı dök- sun" diyerek en az 5-6 saat sürebilecek bu toplantıya göre prograrn yapmalan için uyan- da bulunduğu belirtiliyor. Başbakan Demirel. son anda karan değiştirmezse. TOBB'- nin düzenlediği ekonomi zirvesi kapalı kapılar ardında yapıla- cak. Toplantının açış konuşma- lanndan sonra başına kapalı tutulacağı ve bu konudaki tale- bin işadamlanndan geldiği be- lirlendi. Basın mensuplannın önünde eleştirilerini istedikleri gibi dile getiremeyeceklerini dü- şünen işadamlanndan "basına kapalı' tutulma önerisi geldiği ve bu gelişme üzerine basının toplantıya olan ilgisinin daha da arttığı öğrenıldı. GOZLEM UĞURMUMCU • Baştarafi 1. Sayfada yakından izlememiz gerekiyor. Olayları, Kürtlerin kendi yayınlarından izlersek şu so- nuçlara varıyoruz. PKK ile Kuzey Irak'ta Barzani lideri iğindeki Kürdistan Demokrat Partisi arasındaki uyuşmazlık, pek yakında si- lahlı çatışmalara dönüşebilir. Celal Talabani liderliğin- deki YNK (Kürdistan Yurtseverler Birliği) ile PKK arasın- da da her an silahlı çatışma beklenebilir. PKK, "savaşhükümeti"kurduğunuve "ulusalkongre" toplama kararı aldığını, başta Almanya'da yayımlanan "Berxwedan" adlı yayın organında olmak üzere Kürt ka- muoyuna duyurmuştu. Olası bir Kürt devletini hangi örgütler kuracaktı? Talabani liderliğindeki YNK mı? Barzani liderliğindeki KDP mi? Yoksa PKK mı? Talabani ve Barzani'nin VVashington ve Ankara ile te- masları tam bu günlerde yoğunlastı. Pentagon'un, Saddam'ı Kuzey Irak'ta kurulan Kürt devleti ile kuşatarak devirme ve bölgedeki petrol kay- naklarına el koyma planı çerçevesinde yürütülen bu si- yaset gereği PKK dışlandı. Oysa Celal Talabani ve Abdullah öcalan arasında va- rılan 1 Mayıs 1988 tarihli anlaşmada şu konularda görüş birliğine varılmıştı: -Örgütlerimiz her şeyden önce barış ve kardeşlik ilişki- lerine zemin hazırlamak için grup ve örgütler arasındaki çelişkilerin bir yana bırakılması, varolan çelişkilerin uz- laşmaz çelişkilere dönüştürme yerine görüşme ve tartış- malarla giderilmesini, basın vb kampanyalarla yapılan didişmelerin durdurulmasını, halkımızın kurtuluşu için devrimci silahlı mücadeleyi ve kitlesel direnişleri geliş- tirmeyi uygun görürler. 1988 yılındaki yakınlaşma, Amerika'nın Barzani veTa- labani'ye Kuzey Irak'ta devlet kurdurmasından sonra çekişmeye ve çatışmaya dönüşüyor. Celal Talabani, 1964 yılında Molla Mustafa Barzani Irak rejimine karşı savaşırken, Barzani ile uyuşmazlığa düşmüş ve Barzani yanlılarının ileri sürdüklerine göre el altından BAAS rejimi ile anlaşmıştır. "Komal" yayınları arasında 1975 yılında yayımlanan, "Kürt Halk Hareketleri ve BAAS Irkçılığı" adlı kitap (s: 114) Celal Talabani'yi şöyle değerlendiriyor: - işte Celal Talabani ile diğer KDP'nin hainliği; binler- cesi arasından hemen ilk anda insanın aklına gelebile- cek, gerek klasik ve gerekse günümüzün en namlılarını kat kat aşan, yepyeni uşaklık ve hainlik örneğini oluştu- rur. Kürtler, savaştıkları devletlerle işbirliği yapanlara "cahş" adını takıyorlar. Aynı kitapta, işbirlikçi ve hain olarak adları duyurulan- lar şu aşiretler: Herki aşireti.. Muhittin Çankır Zibari aşireti.. MahmutZibari Bredost aşireti.. Şex Reşit Sexan aşireti.. Mahmut Ali Sindi Aşireti.. Bişar Ağa Berv/ari Aşireti.. Muhsin Berwari. Bu "cahş" liderlerden Mahmut Zibari, Molla Mustafa Barzani'nin kayınpederiydi! Molla Mustafa Barzani, BAAS rejimine karşı, ABO ve iran'ın sağladıkları desteklerle ayaklanma başlatmış, bu desteğin kesilmesi üzerine CIA tarafından Amerika'ya götürülmüş ve 1979 yılında da Amerika'da ölmüştür. Kürtler üzerindeki yayınları iletanınanKürtyanlısıHol- landalı yazar Martin van Bruinessen'in "Özge Yayınevi" tarafından yayımlanan, "Ağa, Şeyh ve Devlet' adlı krta- buıdan İranlı genç Kürtlerin; 1967-68 yıllarında dtfvrirfSbi Kürtlerin yakalanıp öldürülmeleri sırasında şah ile işbir- liği yaptığı için Barzani'yedüşmanlık beslediklerini (s:60) yazıyor. Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi doğrultusundaki "Özgürlük Yolu" adlı derginin 1977 yılı eylül sayısında (s: 39-43) yayımladığı Barzani'nin ABD eski Başkanlarından Carter'a yazdığı mektup, "bir ihanetin belgeleri" olarak yayımlanmış değil miydi? Kürt aşiretleri, "zamana ve zemine" bağlı olarak saf değiştiriyorlar. Bu kamplaşmada, Batı devletieri ve bu devletlerden sağlanan destekler belirleyici etken oluyor. "Cahş cephesi" koşullara göre değişiyor. GUNCEL • Baştarafi 1. Sayfada Başbakan Demirel, yaz çalışmalarında Istanbul'u kısa bir süre için "merkez üssü"yapıyor. Çeşitli yörelere gide- cek, toplantılar yapacak, ancak Ankara'ya değil, Istanbul'a dönecek. Ne çare, çeşitli sorunlar, örneğin Kıbrıs, tatil dinlemiyor. BM Genel Sekreteri'nin çağrısıyla New York'ta süren gö- rüşmelerin varacağı sonuç, Ankara'da bir bakıma umutla, ama çokçası kimi kaygılarla izleniyor. Kaygılar, Başbakan Demirel'in Helsinki'de Başkan Bush'la bir araya gelmesinden bu yana zaman zaman do- laylı ifadelerle iç ve dış kamuoyuna yansıyor. Başbakan'ın, Kıbrıs sorununun bir Türk-ABD ya da bir Türk-Yunan sorunu olmadığını, anlaşmazlığın iki toplum- ca çözümleneceğini sürekli vurgulaması, bilineni yinele- diği biçiminde yorumlanıyor. Kaygıların kaynağı Oysa bu vurgulamaların derinindeki gerçekler daha du- yarlı sorunları ve olayları anımsatıyor. Demirel, öncelikle ABD'nin 1970'lerde Barış Harekâtı'ndan sonra başvurdu- ğu "zorlayıcı yöntemlere dönmesinden" kaygılanıyor. ABD seçimlerinden önce seçmene kimi ödünler verme- yi amaçlayan -daha önceki yıllar deneyiminden geçtiği- yeni bir "ambargo dönemi" nin başlamasından, benzeri bir yaptmmın yaratacağı bunalımlardan çekiniyor. Beri yandan BM Genel Sekreteri'nin ikili görüşmelerde kullan- dığı son tehdide karşı davranışlar sergiliyor. BM Genel Sekreteri ikili görüşmelerde olumlu sonuçla- ra varılmazsa "sorunu Güvenlik Konseyi'nin ele alacağı- nı" taraflara duyuruyor. Beş devletten kurulu Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs'la ilgili yeni kararlar almayacağına ya da hem Türkiye'ye hem de Kıbrıs'a yeni model bir "yaptı- nm planı"'ile baskı kurmayacağına kim güvence verebilir. Şu anda aşırıya kaçan bir olasılık gibi yorumlanabilir, ama Demirel'in "zorlama bir uzlaşmanın Türk-Yunan ça- tışmasına neden olabileceğini" söylerken kimi bilgilerle hesaplara dayanmadığından söz edilebilir mi ? Barış Harekâtı'yla Türkiye'nin başına örülen çorapları ve dünyadan soyutlanan Türkiye'nin yıllarca çektiği ıstıra- bı Demirel kadar bilen, uluslararası çoğu çirkin tezgahları yaşayan Bülent Ecevit dünkü demecinde Başbakan'a ko- şut kaygı içerikli yargılar öne sürüyor. "Batılılann Kıbns'ta banşı bozabilecek yeni çatışmala- ra yeniden yol açabilecek bir düzen kurulması için olağa- nüstü çaba gösterdiklerine" değiniyor. 1974'ten 1980'e, Kıbrıs nedeniyle başta ABD kaynaklı ağır baskılara göğüs geren iki başbakan -Ecevit'in dediği gibi- Batılılann "nedense Kıbns'taki banştan rahatsız ol- duğuna inanıyor". Ecevit manzarayı şöyle çiziyor:"fiM Güvenlik Konseyi, genel sekreteriiği de güdümlerine alarak Türkiye'ye ve KKTC'ye karşı yoğun baskılar uyguluyor, istedikleri ödün- ler verilmezse KKTC'ye yaptınm uygulama tehdidinde bulunuyorlar." "Yaptınm " nedir, elbette bugünden kestirmekzor. Fakat bilinen şu; Kıbrıs, Türkiye'nın dışla ilişkilerinde yine ve ye- ni bir mihenktaşı niteliğini alıyor. Bugünden yarınlara iç dünyasmı etkileyecek gelişmele- re gebe görünüyor. ^
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle