Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
- 2024
- 2023
- 2022
- 2021
- 2020
- 2019
- 2018
- 2017
- 2016
- 2015
- 2014
- 2013
- 2012
- 2011
- 2010
- 2009
- 2008
- 2007
- 2006
- 2005
- 2004
- 2003
- 2002
- 2001
- 2000
- 1999
- 1998
- 1997
- 1996
- 1995
- 1994
- 1993
- 1992
- 1991
- 1990
- 1989
- 1988
- 1987
- 1986
- 1985
- 1984
- 1983
- 1982
- 1981
- 1980
- 1979
- 1978
- 1977
- 1976
- 1975
- 1974
- 1973
- 1972
- 1971
- 1970
- 1969
- 1968
- 1967
- 1966
- 1965
- 1964
- 1963
- 1962
- 1961
- 1960
- 1959
- 1958
- 1957
- 1956
- 1955
- 1954
- 1953
- 1952
- 1951
- 1950
- 1949
- 1948
- 1947
- 1946
- 1945
- 1944
- 1943
- 1942
- 1941
- 1940
- 1939
- 1938
- 1937
- 1936
- 1935
- 1934
- 1933
- 1932
- 1931
- 1930
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
SAYFA
12
CUMHURIYET 11 HA2İRAN 1992 PERŞEMBE
DIZ1YAZI
Talihsiz deniz astsubayı Hüseyin Avni Durugün'ün hikâyesi, biraz da Yusuf un hikâyesidir
Beııi deyolcu al gemine Nâzun
- 5 —
Ceza bittı. çıktık...
Dert bitmedı.
Bukezde.
-Haydi bakalım askere, dediler.
-Ne askerliği yahu!.. Bahriye'de 7 yıl
gedıkii olarak çatış, başçavuşluğa kadar
çık. gel şimdi de acemi erlik yap... Olur
mu böyle şey? Madem askere çağınyor-
sunuz, kaldıgim yerden başlatın: başça-
vuşluktan.
Marmarise acemi er olarak yolladı-
lar.
Denizciyiz ya, ondan oiacak.
"Olmadı, dediler. sen sakıncalısın;
haydi bakalım. Sıvas'ın Zara'sına. sür-
günalayına..."
Oradan öte belalı yer yokmuş.
Özellıkle komünistlerin ya da zanlıla-
nn sürgün veriyntiş.
tyi-kötü bitirdik askerliği...
Tezkeremizi aJdık. Gedikli diploma-
mızın yanına koyduk. Şimdi bende değil
bunlar. Evim arandığında tüm belgelerle
birlikte bunlan da götürdü polisler...
Bunlar neyse de en kötüsü işsizlik...
Devletten iş istenmez, biliyoruz. Ka-
mu haklanndan yoksunuz.
Özelde çalışabilirim. Elimden iş geli-
vor. Sinop Hapıshanesi'ndeçeşitli iş kol-
İannda uzmanlaştık. Ömeğin ben iyi bir
marangozum. Marangoza gereksinimi
olan bir dolu ınşaat var.
Başvuruyorum.
:OIur. diyorlar. gel çalış.
İşe başlıyorum.
Çalışmamdan memnunlar, takdir gö-
rıi_\ orum.
Bir hafta. on gün geçiyor aradan.
-Yann işe gelme, diyorlar.
Niçin. neden demıyonım; seslerinin ü-
nısından olan biteni anlıyorum. "Eyval-
lah" deyip aynlıyorurn
Şirndıkı gibi değil, o zaman sayımız
az. Bir elin parmaklan gibi.
Kişi başına birkaç polis düşüyor. Par-
çaalandahariç...
Ta ki. Nuri Tahir, Ali Kantan ve ben
bir marangoz atölyesi açıncaya kadar
sürdüişsizliğimiz...
Nâzım haklı çıkıyor
Nâzım'ın öngörüsü gerçekti. doğruy-
du: Bize. bizden başkasından yarar da,
yardım da gelmiyordu. Desteİcten geç-
tik. köstek oluyorlardı.
-Bağlamak isüyorum Aydın söyleşi-
mizi... Aynntılara inmeye kalkarsak,
bitmez.
Ressam Ergin Ağar:
-Hoşgörünüze sığınarak iki soru da
ben sormak istiyonırn. Izin verir misin
ağabey?
-Hay hay, buyurun...
-Birincisi şu: Bu davaya kanştığın ya
da kanştınldığın için zaman zaman piş-
manlık duyduğun, kendini veya arka-
dâşlannı suçladığın oldu mu?
fkinci sorum da şöyle: Bu güdümlü ve
uyduruk davada hûküm giyen insanla-
nn yaşamda kalan son kjşısi olarak, ilgili
mercilere başvurma ve bu davanın yeni-
den görülmesini isteme hakkınız var mı?
Varsa, böyle bir girişimde bulunmayı
düşünür müsünüz?..
-Birinci sorunuza beni yakından lanı-
yan dava arkadaşlanm yanıt vermeliler-
di. Ne yazık ki hiçbüi yaşamda degal.
Ama şu kadarcığını söyleyeyim: As-
keri hâkimin, "Bak, Hüseyin, Ali Kan-
tan'la, Seyfi Başçavuş seni suçluyor..."
dediği kişilerle ömür boyu ilişkilerimiz
sürdü. Ali Kantan'ın kızkardeşi eşim ol-
du. Keza Seyfi Tekdilek (Seyfi Baba)
evime gelir giderdi. Belli bir sûre içinde
anama babama para gönderemememin
dışında dişe dokunur kışisel bir üzüntüm
olmadı.
Ikinti sorunuz ilşnç.
Usûl ve teknik yönünden hukukçula-
ra daraşmahyım. Omeğin tstanbul Baro
Başkanı Turgut Kazan'a, tnsan Haklan
Dernegi Genel Başkanı Nevzat Hel-
\ucfya. Nâzım'ın davalannı bır kıtapta
toplayarak yararlı bir iş yapan Avukat
Atilla Coşkun'a danışmak gerekecek.
Böyle bir girişimi. şimdi yaşamda ol-
mayan arkadaşlanm için de üstlenece-
ğim: kutsal bir görev sayıyorum.
Çok mu uzattık. ne?
Bitiriyorum.
Yıl I963.
Aylardan haziran.
Kemal Tahir'in evindeyiz.
Vakit akşam.
Yanımızda Nuri Tahir, Caddebostan
piajının sahibi, -hemen adını hatırlaya-
madım- Kemal'in bir-ıki konuğu var.
Telefon çaldı.
Semiha, (Kemal Tahir'in eşi):
-Seni istiyorlar Kemal, dedi.
Kemal'in almacı kulağına götürme-
siyle yere düşürmesi anlık oldu.
Yüzükülgibi.
-Çetin Altan'dı, dedi, Nâzım ölmiiş!..
Ve içini ceke çeke ağlamaya başladı.
Fazla duımaya gelmez üzerinde.
Bir dalyan gözcüsüydü Yusuf
Akdeniz limanlanndan bınnde.
Saatler bu limanda
çamurlu. çıplak adımlarla yürürdü.
Çarşıda renkli yemişlerçürürdü.
Deniz kıyısında çocuklar
iri balık leşjerini sürürdü.
Ve dalyanda Yusuf
göğsünü verip tuzlu. ıslak rüzgâra
direğin tepesınden tükürürdü
suda karpuz kabuklan gibi
dizilcn kayıklara.
flk önce o görürdü
suyun altında balıklann
lurna kuşlan gibi
sürüylegelışini.
Sevinçsiz ve kedersiz
yapıyordu işini.
Bilmiyordu hünerini düşünmek denen
şeyin.
Ne memnundu. ne pişmandı dünyaya
geldiğine.
HÜSEYİN AVNİ DURUGUN
BAHRİYE D A V A S I N I N _ _
_ _ _ _ S O N SANIĞI
A Y D I N A Y D E M İ R
Hüseyin Avni Dunıgün, Nâzım'ın ölüm haberini Kemal Tahir'in evinde öğ-
rendi. Dunıgün, 1963 ydının o kara gününû, "Başrnıa bir değil, bin kaynar
kazansudöküldü^d^e anJatıyor. (Fotoğraf: TAMAŞA F. DURAL)
"Şok olmak" deyimini ben orada ya-
şadrnı.
Başıma bır değil, bin kaynar kazan su
döküldü.
O anda Sultanahmet Ceza ve Tevki-
fevi'ne kaydı bellegiır.. Ve Nâzım tüm
güzelliğıyle bizlere "Talihsiz Yusufun
Hikâyesi"ni okuyordu. Çok sevdigim ve
yıllarca ezberimde taşıdığım o trajik öy-
küyü.
Dizeler gözyaşlanma kanşıyor, u.sta-
mızın yüzünü göîgeliyordu.
Sonra ne oldu, Kemal'in evinden nasıl
dağıldık, nerelere gittim? Anımsamıyo-
rum. Film kopmuş.
-O trajik öyküyü şimdi de okur musun
ağabey?
-Biraz ara verelim de...
-!!!..
TALİHSİZ YUSUFUN HfiCÂYESİ
Kısacık bir hikâyedir
Yusufun hikâyesi
Fakat bir gün yine
saatler yürûrken
yemişler çürürken
ve çocuklar balık leşlerini sürürken
dalyanda yılan derili uskumruiar
ağlara vakitsiz girdiler.
Bunda Yusufun günahı yoktu ama
onu direğinden indirdiler.
Suda karpuz kabuğu gibi yüzen
kayıklarla
tuma kuşlan gibi gelen balıklardan
ayn düşünce Yusuf
koskoca dünyada bir istavrit gibi aç
kaldı.
Bir sabah bir kayık çaldı.
yakalandı o gece.
Ve böylece
kızmayarak, üzülmeyerek
belki de farkında olmadan pek
demirlerin dışından
demirlerin içine geçti...
Içerde esrar içti,
barbut oynadı gardiyana haraç
vermeden.
Yedi yerden bıçak yedi bir gece
devrilmedı fakat
kısım ağasını yere sermeden.
tçerde bir orman hayvanı gibi cesur
kurnaz
korkak
doldurdu günlerini
farkında olmayarak.
Ve biz şimdi dışardayız,
denizdeyiz,
rüzgârdayız,
yelkenlenn altında Yusuf
iki büklüm
dizüstü oturuyor.
Esmer, kalın bir kadın sesi gibi rüzgâr
ne bir çocuk sevincine
ne kederli ihtiraslara çağınyor onu.
Vedalgalar
geciyor gözlerinden onun
bir damia ışık bırakmayarak.
O ömründe ilk defa olduğu yerden uzak,
o, ömründe ilk defa düşünmeye
çalışıyor.
YOLCULUK (2)
Çizmiş talihsiz Yusuf
gemisini
mahpusane çcşmesinin taşına.
Çeşmeden
suiçen
bir mahpus
bakıyor:
duvarsız denizler aşan geminin
kemanı başına.
Çeşmenin yanında
bembeyaz
bir ağaç,
birerikağaa.
Talihsiz Yusuf
bir yelken daha aç,
yaklaştır biraz daha giHiğin yeri.
Vebirdal
kopanp
erik ağacından
koy ki gemine
gelsin dümen suyunca mahpusane
güvercinleri...
Talihsiz Yusuf,
benide
yolcu al
gemine!
Yüküm ağır değil:
bir kitap
birresim
bir defter.
Gidelim
kardeşim
gidelim;
dünya dolaşmaya değer!
Kumkale iskelede,
sancakta Hellas Feneri.
Bir balıkçı türküsüdür agzında
yelkenlerimizin
adalar denizi meltemleri
Limanlara uğruyoruz birer birer.
Sevinçli, sonsuz bir hayat olan
denizler
limanlarda bitiyor.
Dünya limanlannın çoğunda bugün
ölmek kolay Yusuf,
yaşamak zor!..
Sicilya önlerindeyiz.
Geçiyor yelkenlerimizin yanından
bir açık-deniz vapuru
o, pınl pınl. kat kat, koskocaman,
o, yıldızlann arasından suya düşmüş
bir dünya gibi.
Biz, seninle Yusuf,
başımızı kaldınp ona bakıyoruz
ve o, gözden kaybolana kadar
cıgara üstüne cıgara yakıyoruz.
Adriyatik.
Bir balıkçı gemisine rampa ettik,
haber sorduk ftalya'dan.
Çeşit çeşit aynürken güvertede kımılda-
nan balıklan.
Ankonalı bir ihtiyar
"-ttalya bildiğin gibi,
kaçak Negüs ve muzaffer Duçe
bahüyaıi"
dedi.
Ankonalı balıkçının hakkı var.
Geçebüdi altın defne dalı
muhteşem palavraya
Ve Negüs
banyosuz bir saraydan çıkıp
girdi banyolu bır saraya.
DENİZDEKİŞİŞE(3)
Ölü bir deniz vardı;
suyun üstünde dalgalar
tembel, ağır baüklar gibi
yuvarlanıyorlardı.
Vuvarlanıyorlardı dilsiz, sağır;
yuvarlanıyorlardı hiçbir yere
çarpm. dan,
yenilmeden hiçbir şeye
hiçbir şeyi yemeden,
çatlayıp köpüklenmeden;
yuvarlanıyorlardı sonsuz
sonsuz bir can sıkmtısı halinde.
Bu kahrolası dalgalann elinde.
Tlınus'un şarkisinde, Malta'nın
şimaljnde
tahta bir tabut gibi yüzüyordu
teknemiz.
Direklerde, iplerde, kaplamalarda
gıartılar,
bır ölü duası gibi rüyasız bir
sayıklama.
Ve tane tane, bir bir
Ömrün kısalığına, ihtiyarhğına
beylik, âdi kederlere dair
korkunç kötü şeyler gelirken aklıma
birdenbire suyun üstünde gördüm onu.
Bir şişe.
Tek başına, yapayalnız.
Küçücük boynu uzanmış güneşe,
topraktan ve insandan ozak
yüzüyordu suyun üstünde batıp
çıkarak.
Ve bu sonsuz
ve bu ölü sulann
ağır ağır kımıldanan yığını
çoğaltıyor
büyültüyor
dayanılmaz bir hale getiriyordu
onun dehşetli yalnızlığını.
Yusuf gecü dümene
yanaştık cna.
Ve uyandınr gibi bir çocuğu korkulu bir
rüyadan
onu çekip aldık sudan.
Soğuk. ıslak ve karanlıktı.
lçinden bir kâğıt çıktı.
Okudum:
•'Dayanamadı artık!
1823 senesi 16 eylülünde,
Septe Boğazı önünde,
Gömleğimizi grandi gabya
çubuğuna,
süvariyi mizana direğıne astık.
Fakat gitgıde daraltarak denizi
Yelkenler kovalıyor peşimizi.
Kardeşler!
Bu şişe elinize geçerse eger,
Yolunuzu bekJeyenlere
Septe Boğazı'nda batırılan
Üç direkG Irma firkateyninden verin
haber!"
Yusuf yüzüme baktı
-Geçkaldık.dedi,
tam bir asır.
-Hayır geç kalmadık, dedim,
Barselon'a gidıyoruz.
—BİTTİ—
Banşı veistikran sağlamanın yolu, Karabağsorunun çözümü ve Ermenistan'a güvence vermekten geçiyor
Türkiye Kafkaslar düğümünü nasıl çözebilir?
TÜRKİYE'NÎN — _ _
AZERBAYCAN POLİTİKASI
E M İ N G Ü R S E S
—5—
Orta Asya ve Azerbaycan cumhuri-
yetlerini, Baltık cumhuriyetleriyle kar-
şılaştırdığımız zaman aradaki ekono
mik eşitsizlik göze çarpıyor.
1903 yılında Rusya dünyanın en bü-
yük petrol üreticisiydi. 1950'lerin orta-
lanna kadar, büinen petrol yataklan
Bakü çevresinde yoğunlaşmıştı. 1940'-
larda Volga bölgesinde petrol bulun-
muştu. Daha sonra Sibirya, en zengin
petrol yataklanna sahip olmasıyla ilk
sıra>ı aldı. Azerbaycan'ın petrol üreti-
mi 1940'ta 22 milyon tondu. Rusya
aynı tarihte 7 milyon ton petrol üret-
mekteydi. Azerbaycan, uzun yıllar
diğer Sovyet cumhuriyetlerine petrol
sağladı. Bu sömürü sonucu Azerbay-
can petrolünün önemli bir kısrru tüke-
tildı.
198O'de Rusya'nın üretimi 549 mil-
yon tona ulaştı. Rusya'nın doğalgaz
üretimi 1975'te 115 milyon metreküp
iken. sırasıyla Azerbaycan'ınki 10 mil-
yon metreküp, özbekistan ve Türk-
menistan'ınki ise 37 milyon metre
küptür.
Pamuk üreticisi Azerbaycan
Azerbaycan aynca, yıllık 600 bin
tonluk üretimiyle Sovyetler Birliği'nin
önemli bir pamuk üreticisiydi. Tekstil
üretimi Moskova çevresinde yoğun-
laşmışür. Azerbaycanlı aydınlar Mos-
kova'nın , Azerbaycan'ı bir tek mal
üreümine, merkean ihtiyaanı karşıla-
mak için, mahkûm kıldığını söyleye-
rek bundan duyduklan rahatsızİığı
belirtmişlerdir. Bütün bunlara rağmen
Bakü hâlâ önemli bir sanayi bölgesi-
dir. Fakat Azerbaycan'ın kişi başına
milli geliri 1977'de 1530 dolar iken bu
rakam Moskova bölgesinde 4200 do-
lardır. 1989'da yapılan bir araştırma-
ya göre, Sovyetler Birliği'nde aylık
gelir 209 ruble, Azerbaycan'da ise 146
rubledir.
1960'lardan bu yana Azerbaycan
önemli oranda bir geliri kendisi dışın-
daki cumhuriyetlere aktarmıştır.
1987'de aktanlan gelir 2.4 milyar ruble
civanndadır. Bakülü bilim adamı
Mahmud İsmailev'e göre Azerbay-
can'da üretilen kimyasal maddelerin
yüzde 20'si ülke içinde tükeülmiş, yüz-
de 80'i ise diğer cumhuriyetlere akta-
nlmıştır. Kimyasal madde üretiminin
yol açtığı çevre kirliliğine ise tek başına
Azerbaycan katlanmıştır. ismailev'e
göre 7 milyon nüfusuna karşm 1989
Azerbaycan bütçesi 3.8 milyar ruble-
dir. 5.3 milyon nüfuslu Gürcistan'ın
bütçesi ise 4 milyar ruble.
Yine 1989'da Litvanya'nın, 3.5 mil-
yonluk nüfusuna karşılık bütçesi 4.5
milyar ruble olmuştur. Bu eşitsizliğin
Azeriler arasında artan bir rahatsızlık
yaratüğını ve Moskova'nın sorumlu
tutulduğu ve Moskovasız daha iyi du-
rumda olacaklanru belirtmişlerdir.
Halk Cephesi (Mart 1989'da kurul-
•du) lideri ve Cumhurbaşkanı Ebulfez
Elçibey, Azerbaycan'ın durumunu
Milliyet'ten Mehmet Ali Birand'a şöy-
le açıklıyordu: "Bağımsız Azerbaycan
Atatürk'ün laik cumhuriyeti gibi ol-
mayı arzu ediyor." Azerbaycan'm ge-
leceği için planı ise şöyleydi: "Kısa
vadede; Dağlık Karabağ'ın Azerbay-
can'ın bir parçası olarak kalması için
çaba sarf edilecek. Orta vadede; bir fe-.
deral Sovyetler Birliğı içinde kalına-
cak, fakat ekonomik ve siyaşi otonom"
oiacak. Uzun vadede ise; İran Azer-
baycanı ile birieşmeye çalışılacak"
Tek önemh' istekleri Türkiye'nin ma-
nevi desteğini görmekti.
Sonuç
Batı, Sovyetler Birliği'nin çözül-
mekte olduğunu 1980'li yıllarda gör-
müştü, fakat ani bir çöküşten kendisi-
nin de zarar göreceğini bildiğinden
bunun bir zaman dilimine yayılmasını
arzu ediyordu. Gorbaçov ve Yeltsin
bu nedenle Batı'dan tam destek gör-
müşlerdir. Almanya. Moskova'nın
ekonomik olarak en başta gelen des-
tekçisi olmuş ve karşılığmda Doğu
Almanya ile pürüzsüz bir birleşme
sağJamıştır. Bu birleşme aynca, A1--
man ekonomisini bir süre bazı mali
zorluklarla yüz yüze getireceği için de
başta ABD olmak üzere Batı kulübü-
nü, olası bir Alman hegemonyasından
koruyacaktır.
Batı-Doğu ilişkilerindeki bu deği-
şikliklerin Türkiye'ye çok yönlü bir dış
politika izleme fırsatı verdiği doğnı-
dur. Fürk dış politikasında karar veri-
ci durumda olanlar. geçmişte Mos-
kova'yla yakınlaşmanın NATO'daki
ortaklardan bağımsız olarak yapıla-
mayacağını biliyorlardı. Şimdi ise da-
ha özgürce davranabileceklerdi. Tür-
kiye için eski Sovyet cumhuriyetlerin-
de önemli ekonomik ve politik
imkânlar doğmuştur. Karadeniz Eko-
nomik İşbirliği'ni oluşturma isteği
olumlu karşılanrruş ve birlik konusun-
daki anlaşma 3 Şubat 1992'de Istan-
bul'da parafe edilmiştir. BDTdeki
Türk cumhuriyetlerinin Ankara'ya
yakınlık duyduğu ve örnek olarak
gördüğü yadsmamaz. Azerbaycan'ın
Karadeniz Birliği'ne dahil edilmesi
Ankara'nın atuğı akıllıca bir adımdır.
Azerbaycan, diğer taraftan, petrol
ve doğalgaz üretiminde ve ihracatında
Ankara'nın yardımını ve işbirligıni is-
temektedir. Azerbaycan'ın günlük
200-250 bin varil olan üretim kapasite-
sini artürmak için İngiliz BP ve Nor-
veç'in Statoil şirketleri eskimiş petrol
üretim araçlannı yenilemek için hare-
kete geçrniş bulunuyorlar. Ankara'-
nın, Türkistan'da üretilip Azerbaycan
üzerinden Türkiye'ye aktanlacak olan
doğal gaz ve Azerbaycan petrolü için
yabancı şirketlerle işbirliği yapma ve
onlann teknolojilerini kullanma yolu-
nu seçmesi akıllıca olacaktır.
Moskova'nın önenıi
Ankara aynca Moskova'yla da eko-
nomik ve siyasi ilişkilerin geüştirilme-
sine de aynı derecede önem vermekte-
dir. Karadeniz Ekonomik Işbirliği'nin
buna yardıma olacağını da bilmekte-
dir. 1990 soğuk savaşm resmen sona
erdiği yıl olmuştur. Ankara için kuzey-
deki tehlike yerini, ekonomik-politik
fırsatlara terk etmiştir. Türkiye bu ge-
lişmelerden en çok fayda sağlayan ül-
kelerden biri olacakür. Şimdi. Rusya
Cumhuriyeti'nde ve diğerlerinde geçi-
ci bir bilinmezlik dönemi yaşandığı ve
bunun bir karmaşaya yol açmadan ra-
yına oturması için Türkiye'nin Batı
ile uyum içinde hareket edeceği ve
kendisi ve bölge güvenliğinin çıkan
için başka yol olmadığı açıktır.
Olumlu gelişmelerden en çok yarar
sağlayacaklardan biri Türkiye olabile-
cegi gibi, herhangi bir karmaşadan da
Türkiye'nin ayru oranda zarar görece-
ği açıktır. Bir kargaşa durumunda mil-
yonlarca ınsanın Avrupa'mn güvenli-
ğini sarsacak biçimde Rusya'dan ve
diğer curnhuriyetlerden Batı'ya doğru
göç edebileceğini Batılı liderler haklı
olarak ciddıye almaktadırlar. Fakat
Batı'nın başanb olmak için elinden ge-
leni yapacağına kesin gözüyle bakılı-
yor. Bu yalnızca stratejik bir değerlen-
dirme değil, fakat ekonomik olarak
Batı, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra
ABD'nin Avrupa'da yapüğı gibi, yeni
pazarlar yaratacak ve bunlan kuJlan-
ma imkânı bulabilecektir. Bu nedenle
Batıh gelişmiş ülkeler Sovyet cumhuri-
yetlerinin kendi ayaklan üzerindedur-
malannı sağlamak için 24 milyar dolar
sağlamayı, pazar ekonomisine geçme-
leri koşuluyla garanti etmişlerdir.
Batı, Kafkaslar'daki ve Orta Asya'-
daki yeni cumhuriyetlerle daha yakın
iüşki kurmak için Ankara'nın işbirliği-
ne çok önem verdigini göstermektedir.
Bu, öncelikle, yeni bağımsızlığına ka-
vuşan Türk cumhuriyetlerinin An-
kara'ya verdiği önemden ileri gelmek-
tedir.
Karabağödevi
Ankara'nın önünde önemli bir sı-
nav var; bu da Azerbaycan-Ermenis-
tan arasındaki Karabağ sorunu. Tür-
kiye bugün Birinci Dünya Savaşı
koşullannda yaşamıyor. Ankara,
Bakü'nün içinde bulunduğu durumu
uluslararası platforma taşıyabilir. Bu
tür bir destek ileride, Ankara'nın diğer
Türk cumhuriyetleriyle olan ilişkileri-
ni de olumlu yönde etkileyecektir.
UArkası 16. Sayfada
ANKARA NOTLARI
MUSTAFA EKMEKÇİ
Salihli Akşamları: (3)
Nazım'm Sovyetler'i
EleştiPisi...
Nazım Hikmet gecesını, Salihli Belediye Başkanı Zafer
Keskiner, kısa bir konuşmayla açtı; gecenin sunuculuğunu
Nevzat Şenol yapmaktaydı. Keskiner, özetle şunları söyle-
di:
"- Benim söyleyecek, hele, Nazım usta gibi, kcxaman bir
üstadın en yâkınları arasındaysak, onlara daha çok fırsat
verebilmek için, söyleyeceğim fazla birşey yok. Yalnız, biz,
çok güzel günler geçirdik sekiz yıldır, Türkiye'de yaşayan,
hatta rahmetli Cemal Süreya'yı sayarsak, yaşamda olma-
yan pek çok şair de geldi gitti buralardan. Bugün, Nazım
Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı'nın değerli başkanı, Nâzım'ın
kız kardeşi Sayın Samiye Yaltırım beraberliğinde, az sonra
ad ad tanıtılacak olan çok değerli konuklarımızla, en yakın-
lanyla bir arada olacağız."
Nevzat Şenol, Samiye Yaldırım'ı mikrofonaçağırdı. Samf-
ye Hanım, gerçekten çok heyecanlıydı. Birkaç tümce söyle-
yebildi. Şoyle dedi;
"- Sevgili Salihlililer, çok heyecanlıyım; beni buraya davet
ettiğiniz için ve kardeşimi andığınızdan dolayı, onun namı-
na hepinize teşekkür ederim. Sağ olun, var olun!"
Sıra, Müzehher Vâ-Nu'ya gelmişti ya, özel söyleşilerde
çok rahat konuşan Müzehher Hanım, konuşmada direni-
yordu. Nevzat Şenol, çağırıyordu:
- Şimdi, Nazım'm eski dostlarından, yakınlarından Mü-
zehher Vâ-Nu aramızda. (Alkışlardan Nevzat'ın çağrısı an-
laşılamadı)
Müzehher Hanım, dediğini yaptı, yine de sahneye çıkma-
dan aşağıdan konuştu; teybimi alıp, yanına koştum. Müzeh-
her Hanım, şöyle dedi:
- Özür dilerim efendim, ben kalabalıklara karşı konuşamı-
yorum. Kalabalığa karşı konuşamayacağım için sizlerden "
özür dilerim efendim! Mikrofonu Mustafa Ekmekçi'ye veri-
yorum! (Kahkahalar, alkışlar; Nevzat Şenol, "Onun sırası
gelmedi" dedi.) Müzehher Vâ-Nu, "oyuna oyun!" dedi.
Elimde mikrofon apışıp kaldığım sırada Torbalı Belediye
Başkanı Ertan Ünver, yanımdan geçerken kolumu stkb:
- Ooo, hoşgeldin!
Nevzat Şenol, salondakileri tanıtmayı sürdürüyor, sahne-
ye çağırıyordu:
-Ibrahim Balaban!
Balaban şöyle diyordu konuşmasının bir yerinde:
"-... Şair babamla, Nazım Hikmet'le mahpushanede ya-
şarken, birsürü şeyler öğrendim. Diyorlardı ki, Nazım Hik-
met komünisttir!' Allah Allah! Komünistlik ne demek yav?
Komünistlik demek, bağları, bahçeleri dağıtıyor, Yavuz'u
kaçırıyor. Bizim Yavuz gemimizi kaçırıyor len, vay anasını
ne kötü adammış!' Birbirlerine söylüyorlardı. Bu, komüniz-
mi tomistan eden söylentiler arasında Jandarmaya karşı
geldi, hükümete karşı geldü' lafları da vardı. Bu laflar benim
hoşuma gitti. Hoşuma gitmeyenler de vardı: 'Kadınlarla er-
kekleri birbirine karıştırıp da, kapattığı' da söyleniyordu.
Ama, bütün bu söylentilerin içerisinde, bütün mahpuslar,
Nazım'dan yüz çevirip dururken, dışarıdaki yurttaşlar yüz
çevirmiyorlar mıydı? Çeviriyorlardı. Şimdi şu güzelliğe ba-
kın, buraya Nazım Hikmet için geldiniz. Işte, ben bu günleri
gördüm. Sizler daha güzel günler göreceksiniz. Nazım Hik-
met adına, şiir adına, resim adına çok güzel günler göre-
ceksiniz. Çocuklarımız, torunlarımız görecek..."
Nevzat Şenol, çağırıyordu:
- Şimdi, sırası geldi Mustafa Ekmekçi'nin! O, aynı zaman-
da Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanıdırf (Kendi
konuşmamı da yazmayayım artık!)
Şükran Kurdakul, Nazım Hikmet'in şiir dönemleri üstün-
de durdu. Nazım'dan söz ederken, "Nazım Hikmetimiz"
diyordu ne güzel!
Kurdakul, Nazım'm şiir dönemlerinin sonunda, Sovyet-
ler'e gittiği sırada, yazdıklarına değindi, özetle şöyle dedi:
"-... Asıl altını çizeceğim nokta, Sovyetler Birliği'nde ya-
şarken, yanlış anlaşılmasın sistemin değil, tarihsel mater-
yalizmin hayata geçirilme çabalannın da değil, sisteme
egemen olan partinin tabii ve o partinin yandaşlarının, on-
lardan sebeplenen teknokratların, bürokratlann karşısında
özelleştirme gereğini duyan bir dünya şairi ile karşı karşıya
kalırız. Bu şiire de örnek, Yapı Yeri' şiiridir. Nazım, puta ta-
panlardan olmadığını göstermiştir."
Nazım'm Sovyetler'deki eleştirilerini yansıtan "Yapıyla
Yapıcılar" yahut "Yapı Yeri" şiiri şöyle:
"Yapıcılar türküler söylüyor/yapı türkü gibi yükselmiyor
ama.
Bu iş biraz daha zor./Yapıcıların yüreği/bayram yeri gibi
cıvıl cıvıl/ama yapı yeri bayram yeri değil.
Yapı yeri toz toprak/çamur, kar./Yapı yerinde ayağın bur-
kulur,/ellerin kanar.
Yapı yerinde ne çay her zaman şekerli,/her zaman sıcak,
ne ekmek her zaman pamuk gibi yumuşak,/ne herkes kah-
raman./nedostlarvefalı her zaman.
Türkü söyler gibi yapılmıyor yapıVBu iş biraz daha zor.
Zor mor ama/yapı yükseliyor, yükseliyor/Saksılar konut-
du pencerelere/alt katJarında.
İlk balkonlara güneşi taşıyor kuşlar/kanatlarında.
Bir yürek çırpınbsı var/her putrelinde, her tuğlasında, her
kerpiçinde.
Yükseliyor/yükseliyor./yükseliyor yapı kan ter içinde."
(Nazım bu şiiri, Sovyetler'de 1955te yazdı. Bulgaristan
basktsında şiirin adı: "Yapıyla Yapıcılar")
• • •
Bugün bayram, Cumhuriyet'e yeniden kavuşmanın kı-
vancı içindeki tüm okurların bayamı kutlu olsun!
BULMACA
SOLDAN SAĞA: 1 2 3 4 5
1/ Yurdumuzda ya-
yımlanan ilk Türİcçe
mizah gazetesi. 2/
Halk şairi... Rıhtım,
iskele gibi yerlere ya-
naşmış gemilere gi-
rip çıkmak için ko-
nulan köprü. 3/
Çiftçilikte, toprağı
işleyerek ürüne ortak
olan kimse... Vilayet.
4/ Bir anlatımı oluş-
turan sözcük ya da
tümcelerin topu...
Temel, esas. 5/ Han-
gi şey... Hamam. 6/
Buyurucu... Fas'ın plaka işareti. 7/
Klavyeli bir çalgı... Mektup. 8/ Ça-
nakkale Boğazı'nda pek çok deniz
kazasmın meydana geldiği burun...
Osmanlı donanmasında kullanılmış
yelkenli savaş gemisi. 9/ Hamurun
fırına verilmeden önce dinlenmesi
için üzerinde bekletildiği tahta...
Ruh.
YUKARIDAN AŞAĞIYA:
1/ İngiliz uluslar topluluğuna üye
olan bağımsız ülkelere verilen ad. 2/ Madenleri ergitme... Şar-
kının sert bir biçimde vurgulandığı disko müzik üslubu. 3/ Vü-
cutta oluşan derin kesik ya da zedelenme... Tac Mahal'in bu-
lunduğu kent. 4/ Tamirat... Iskambilde bir kâğıt. 5/ Gıda. 6/
Borç ödeme... Türk müziğinde bir makam. 7/ Japon lirik dra-
mı.. Şöhret... Elli şiniklik tahı] ölçeği. 8/ Sıcak bölgelerde yeti-
şen ve hekimlikte iç sürdürücii olarak kullanılan bir bitki. 9/
Ortaoyununda Rum tiplemesine verilen ad... En kzsa zaman sü-
resi.