25 Mayıs 2022 Çarşamba English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Aylar
Günler
Sayfalar
SAYFA CUMHURİYET 6ARALIK1992PAZAR 8 PAZARYAZILARI 'Içimizdeki Franco'yu öldürmeliyiz' MADRİD ALİ KIŞLAK İspanyollan komünizmden korumak ve kurtarmak için yüzyıl önce, bır 4 aralık günü tann kutsal bir varlık gönderdi dün- yaya. Büyüdü. Askeroldu. I9yaşında su- bay olarak Afrika'ya gitti. 33 yaşına ka- dar savaştı Afrika'da. Yaralandı. Ünlen- di. General olarak döndü İspanya ya. İç savaş başladı. Başkumandan seçildi. Yüz binlerce lspanyolun canına mal olan iç savaş onun zaferiyle bitti. 40 yıl ülkesini -komünizmden korudu. Kutsaldı. Ama yine de bir insandı ve bir insan gibi de öldü. Kimilerinin tannlaştırdığı ya da tannnın elçısı olduğuna inandığı; kimile- rinin de, gerçekten elçisiyle tannnın İspanya"ya yaptığı en büyük haksızlık, aykınlık, anormallik olarak algıladıklan Franco. doğumunun yüzüncü. ölümü- nün on yedınci yılında İspanyollarca daha bir serinkanlılıkla ve de nefretle ve de özlemle anılıyor. !ç savaşta Franco'ya karşı savaşmış ve yenik düşmüş ve kırk yıl bu yenilginın gü- nahını çekmiş cumhuriyetçilenn içinde Ssevinçle kanşık bir burukluk. İçlerinde 5hep çöreklenip kalan bir burukluk: bu- gün bile atamadıklan diktatörün yatağı- ndaölmesı. Yüz binlerin ölümüne neden olan bir diktatörün yatağında ölmesine ızin veren muhalefet, kendini suçladı hep. Özgür- lük, demokrası ıçın savaşanlara yenik düşmeden ölüp gıtmiştı. Franco yalnızca bir şanssızlık mıydı Ispanya ıçin. bir rastlantı mıydı; yoksa. lı- der kim olursa olsun, böyle bir diktatör- lük parantezinin kaçınılmazlığına mı ka- rar vermişti tarih? İspanya soruyor yeni- den. Yanıtı belli bir soru. Ispanya'da hala faşistler olabilir, ama artık asla faşıst bır yönetimolamaz. Yine de soruyor, sorguluyor İspanya; kilapçılar Franco kitaplanyla dolu. Ki- misi göklere çıkanyor: Eşsiz lider. Hangi taraftan olursa olsun. Franco kitaplan birer "best sesler"; kapışılıyor, bıtiyor. ye- niden basılıyor. Kötü müydü. iyi miydi? Gercek yaruü. herhalde ömrünü sürgünlerde. toplama kamplannda tüketen; hücrelerde çürü- yen; işkencelerde ölen; kurşuna dizilen yüz binler verebilir. Üç yıl süren iç savaş süresince ve de kırk yıllık diktatörlük dö- neminde yüz binler kurşuna dizildi. Cum- huriyeiçilenn safında yer aldı diye yeğeni- ni bile düşünmeden kurşunladı. Kimisi. hala bır yerlerden çıkıp gelive- recekmiş korkusunu yaşıyor. Yazar Fer- nando Arrabal "Şimdi hepimiz, içimizde taşıdığınuz Franco'yu öldürebilmeliyiz" diyor. Franco döneminde hapishanelerin dışında kalabildikçe devnmci sesiylc halkına seslenerek savaş vermiş katalan şarkıcı Serrat şimdi. boğa güreslerinin yapıldığı arenalardaki konsenerinde aynı ezgileri yinelerken. hapishanelerde, sür- günlerde can vermiş şairlerin dizelennı mınldanırken, aynı acılan yaşamış bir ne- sil. yiten sevgilerin hüznüyle aydınhğa çıkmanın sevıncinı kavnaştırdığı coşkulu bir ha\ada özgürlüğün gerçekliğıni bağınyor. Bu bir düş değil. Dazlaklara öneriler: Tarih okuyım!l709"da Poltova'da Rus ordusuna ye- nıldıkten sonra İstanbul'a kaçan ve başımı- za. ıkı \ ıl sonraki Prut Sa\aşı'nı açan De- mirbaş Şarl. yant XIX. Karl, buradaki ırkçılann ve faşistlerin gözdesi. Onun ölüm yıldönümü olan 30 kasımda. Stockholm"- ün göbeğindekı heykeline çelenk koyma bahanesivlegövdegösterisi vaparlarvede- mokrat güçlerin tepkilenne yol açarlar. Bu yıl da senaryo. aynen böyle gerçekleşti. Ama. konumuz o değıl. Ülkenin en büyük sabah gazetesi Da- gcns Nvhcter. Dazlaklara. "Polis sizi dağıttıktan sonra evınize gidin ve biraz ta- nh okuyun!" dıye ders verdi. Matüas Tyden. yazısında, Demirbaş Şarl'ın. "Mu- sevılere ve Müslümanlara, Isveç"te ıbadet özgürlüğünü ilk tanıyan kral olduğunu be- lirterek. kralın. Türkiye'deki köşkünden. İsveç'e Türkıye ve Avrupa'dan düzenlenen ılk büyük epçü örgütlediğinı yazdı. Demir- baş Şarl. Isveç"e Türk ve Musevı dost- lannıneşlığindedönünce yaptığı ilk ış. dile- yen herkese, çocuğunu sünnet ettirme ıznı- ni vermek oldu. Norveç ve Danimarka'ya karşı savaş- lanndan ötürü ırkçılar tarafından "cenga- ver kral" olarak anılan ve saygı gören De- mırbaş Şarl. tek bir kültürden oluşan bir İsvcç'i asla düşünmemişti. Bakın. Matüas Tyden neyazıyor: "Göçmenler bize Hıristiyanlığı getirdi- ler. Ortaçağdaki ticaretimizi canlandırdı- lar. ülkemizin katedrallennı. şatolannı inşa STOCKHOLM GÜRHAN UÇKAN ettiler. demır-çelik işciliğinı çağdaşlaştırdı- lar. 17. yüzyıldaki Isveç sanat ve müzik dünyasının temelıni attılar. Daha sonrakı ikı yüzyıl süresince. elsanatlan ve zanaat sahıbi göçmenler. sürekli olarak ülkemize gelerek bızı zenginleştırdiler " Yazara göre ırkçı Dazlaklann anla- madığı püf nokta şu: "Önemlı olan. hangi miktarda göçme- nin, ne zaman ülkemize gelmiş olması de- ğil. Önemli olan İsveç kültürünün, sürekli olacak yerli kültürle. 'yabana kültürün' karşılaşması sonucu şekillenmiş ol- masıdır." Yazar yazısını, 1990"lı yıllarda, değişen hiçbir şey olmadığını ve Demirbaş Şarl'ın gerçek larihinin artık gözlerönüneserilme- si gerektiğini vurgulayarak bıtiriyor. XII. Karl'ın Türkcedeki adını acıklayı- nca. İsveçlı dostlanm gülüyorlar. Bundan üç yüz yıl önce bir kralın, "Ori- enf'in başlanaacı olan "Konsıantınpolis"e hangi akla hizmet sığındığını ve üstelik kendısine Demirbaş lakabının takılmasına neden olacak denJı uzun süre kaJdığıru pek anlamıyorlar. Onun yüzünden yaşadığımız Prut Savaşı'nın ise hiç sözü edilmiyor. Şimdi, 400-500 Dazlak bır araya gelif şanlı krallannı kutluyorsa ve onlann karşısına çıkanlann önemli bölümünü, bu- rada yetişmiş göcmen gençler oluştunıyor- sa, tarihi yetennce bilmeyenlerin sayısı, sanıldığından oldukça yüksektir diyebili- riz. Aynı şekilde, olaylar sırasında gözalüna alınan 47 kışiden 43'ü anti-rasisttler oluştu- ruyorsa ve gösten için en uygun saatte izin ırkçılara verilip. demokrat örgütlere üç saat sonrası uygun görülmüşse, Isveç poli- sinin de epey tarih dersi almaya gereksin- mesi vardır demektir... 1 Beyaz Saray'ın yeni gözd< ABD'nın Cumhuriyetçi Başkanı George Btısh gecen ay yapılan secimleri kaybedince, se>gili köpeği Millie de gözden düşrü. Bill Clinton ve eşi aylarca fotoğrafeıları peşlerinden süriikledikten sonra, şimdi de kedileri Socks gazete- cilerin yoğun ilgisiyle karşı karşıya. Ga/etecilcr Socks'un fotoğrafını çekebilmek için adcta seferber oluyor. Kediyi objekriflerinin önünc çekebilmek için türlü numaralara başturan fotoğrafçılar. sonunda Bevaz Saray'a taşınma hazır- lıkları içinde olan Bill Clinton'ın hışmına uğradı. Clinton sert bir açıklama ya> ımlay arak fotoğrafçıların kedisi Socks'u rahat bırakmalannı istedi. Beyaz Saray "daki hay>anlar arası iktidar değişikliği daha çok ilgi çekeceğe benznor. Kuküşlugün cazıbesı • Bu kentin sokaklannda, rüküşlerin muhteşem cazibelerine kapı- lıp bakakalıyorum. İşte, morlu, pembeli tüllerden, şalma şalvanna dolanarak kaybolmuş bir hatun, başında tuhaf bir fötr. Bir kenti tanıyabilmenin. an- layabilmenin çeşitli yollan var. İlk elden, hemen turizm büro- lanna gidip birkaç broşür al- mak ve ünlenmiş yörelenni ta- ramak. Rehber öncülüğünde turlara kaulıp keşiflere çıkmak. İlginç yerleri resimlemek. ka- meraya çekmek. Biraz daha ötesı, o kenıc ilişkin mutfak kültüründen tutun da, folklo- runa, tarihine değin bol bol okumak... Artık kentin ansık- lopedık görüntüsü tamam. Ve içinde banndırdığı ınsanlann soluklannı. nabızlannı yakala- mak; yanı koklamak. tadmak o kenti bütünüyle? Öyleyse hiç beklenmeden kanşıvermek ge- rek kalabalığın içine. Onlann ruhlannı. felsefelerini bırer göl- ge gibi yanlannda bırakarak canlandırdıklan sokaklarda, bu gölgelerin peşme düşmek dayanılmaz bir serüven. Evet gölgeler... Kişılerin ger- çek görüntülen mutlak bir olgu. Öysa gölgeler, görüntülere bakan kişinin duygu imbiğin- den süzülerek yansıyan göreli bir anlam. O yüzden Nevv York'u, ruhsuz ınsanlann banndığı mekanik bir alem ola- rak da duyarsınız. ınsanoğlu- nun sınırlannı zorlayan bir ya- ratıalık cenneti olarak da. New TEL AVİV DtLEK KOÇ York aynıdır ama herkese göre değişen binlerce gölgesi vardır Tel Avıv kalabalığının ben- den yansıyan gölgelennde, ""rü- küşlüğü" keşfcdiyorum. Rü- küşlüğün sözlük anlamını tam bılmiyorum ama. "uyumsuz- luk, zevksızlik" gibi bır tanımı olmalı. Oysa. rüküşlükle dam- galanan kişılenn bende yi- rattığı imgcden olsa gerek, bir "soyluluk" simgesi benim için. Uyumsuzluğu doğru ama asla zevksizlik değil. Güncel olanın çizgilerine, zorba kurallanna ıtibar etmedikleri ıçın uyum- suzdur rüküşler. Alkışkanlı- klannda fıkr-ı sabit olanlan da vardır. Kraliçe Viktorya döne- minden kalma, kaskdtı topuz- larla gezerler yaşlanıncaya de- ğin. Makyaj biçimlenni haşa değıştınmezler. Onlara bakarak günün modasını anlaya- mazsınız. Çünkü, ganpliklen- ni tekil olarak taşırlar. DurgunlukgeleneklerizorlaıııayabaşladıDaha once yayımlanmış bir yazımızda durgunluk riedeni ile ekonomide yaşanan değışimin sos- yal ve kültürel değişimlere yol açıp açmayacağını sorgulamış ıdık. Gör- dük ki değişıme karşı oldukça he- saplı adımlar atan Japonya'da bile durgunluk bazı gelenekleri, düşünce davranış bıçimlerinı zorlamaya baş- lamışdurumda. Ekonomik bunalım karşısında herhangi bir değişime konu olup olmayacağı merakla izle- nen önemli bir husus, çalışanlar ile ilgılı "hayat boyu istihdam" garan- tisı. Batfda ekonomik bunalımlan aşma sürecinin olağan tedbirlerin biri olan toplu ışten çıkarmalar hc- nüz Japonya"da söz konusu değil. Ama eskıden telafFuz bıleedilmeyen böyle bir olasılık. artık burada da satır aralanna sıkıştmlıyor. Doğ- rudan satırlar ile değil de satır arası- ndakiler ile iş yapma geleneğindeki Japonları. kısa vadede de olmasa bile bu konuda bir değişim bekliyor gibi. Şimdilık çalışanlar ile ilgili sosyal ve kültürel boyutta gözlene'n en bü- yük değişim, şirketlerin çalışanlannı eskisine oranla daha az çalışmaya, daha çok tatil yapmaya özendirme- leri ile ilgili. Şüphesız bunda. ekono- mik durgunluğun yanı sıra hem ülke içinde ve hem de tüm dünyada Ja- ponya'nın tükelmektcn çok üretme- ye vönelık bir ekonomiye ve anlayı- TOKYO KORKMAZ İLKORLR şa sahip olduğu suçlamalanna karşı çıkışın da etkısi bulunuyor. Hükü- met. Japon ınsanının hayatını ko- laylaştırmayı Beş Yıllık Pİan"ın ana amaçlanndan bın yapmış: kamu ve özel sektör kuruluşlan çalışanlann daha çok bcş zamana sahip olabil- meleri için birbiri arkasına fikir üre- tiyorlar. Ama gclın görün ki ülkeyi bir fınans \e sanayı süper gücü hali- nc sokan Japonlar. aynı ülkeyi, ken- "boş zaman kavramfna yabancı di tabırleri ile bır "seikatsu taiko- olan Japonlann yaratılan boş za- ku", yanı bir "hayat stıli süper manı nasıl kullanacaklannı bileme- gücü" halıne sokmaİcta müthış zor- meleri. Yapılan ciddı bir araştırma lanıyorlar Zira "erkek adam tatil Japonlann yüzde kırkının bıraylık yapmaz" ınancının hakım olduğu bir talılde ne yapabıleceklerini b:l- bir hayat stili ile özdeşleşmiş nesilleri mediklerini göstermiş. Tatillerinde. yeni tarzlara alıştırmak kolay olmu- can sıkıntısından ıkinci bir iş bulup yor. çalışanlann sayısı da oldukça yük- Şirketlerin elemanlannı. özellikle sekmiş. Onun ıçın. boş zamanı de- yaşlılan. izın kullanmaya teşvik et- ğerlendirme konusunda uzmanla- mek bile psikolojik bunalımlara yol şan müşavırlik firmalan da kurul- açıyor. BÖyle bir durum ile hiç karşı- maya başlanmış. Elinde bır bardak laşmamış olan kışi. işyerinin artık kahve ile televizyonun karşısında kendisine ihtiyaa kalmadığı kanısı- oyalanmayı dınlenme amaçlı vakit na saplanıyor. Bu yüzden, psikiyatr- geçirme olarak kabul etmeyen Ja- lerin iyi para kazandıklan rivayet ponlann da Batı dünyasından öğre- olunuyor. Diğer önemli bir problem necekleri bir şey varmış demek. Bu kentm sokaklannda, rü- küşlerin muhteşem cazibelerine kapılıp bakakalıyorum. İşte, morlu, pembeli tüllerden, şalı- na şalvanna dolanarak kaybol- muş bır hatun, başında tuhaf bir fötr. Biraz ötede hayli şış- manca bir bayan, yanar dönerli kadıfeden. minicik kloş bir ete- ğin altına. kovboy çizmelerini mahmuzlamış. Şu görülmemış model pantolonun üstüne böy-( le ağırbaşlı bir ceket "hiç ol- mamış" dıyecek iken. bir daha bakıyorum ve bayılıyorum. Etek boylan yerde ya da gökte hiç mesele değıl. Herkes alabil- dığince özgür ve aldırmaz bir yaratım içinde modaya meydan okumakta. Toplumlann dış görünüm- lerinin. düşünce ve entellektüel seviyeleri ile de bağlanülı oldu- ğuna ınananJardanım. Gelgeç akımlara esir olmayacak kadar özgün bulduğum bu insanlann. "in", "out" ya da "kaptınk" gıbı kavram salgınlan yarat- madıklannı kuvvete tahmin et- mekteyim. Burada hemen herkes İngiliz- ce biliyor. İkınci bir dilin gereği- ne inandıklan kadar, bunu kul- lanmak, en acil durumlann son çaresi. Hatta. sizin yabancı ol- manız ve lbranice bilmiyor ol- manız bile yetennce acil vaka değil. Evıme kablolu televizyon bağlantısı için gelen defikanh ile anlaşmakia güçlük çekiyor- dum Karşıdaki, ille de benden birkaç İbranice koparmakta inat ediyor. Böyle bir hayli ce- belleştıkten sonra. tam onun zerrece İngilizce bilmediğine karar vereceğjm ki, delikanh insafa gelip benim İbraniceden bihaher olduğuma inanabiliyor ve mükemmel bir İngılizceye başlayabıliyor. Bu ne güzel bir dıl kıskançlığ), tüm asabiyetime karşın özeniyorum. Dillerini olabildiğjnce koru- mak topyekün bir aîışkanhk bu toplumda. Siz bakmayın on- lann giyim kuşamlanndaki te- kılliğe. Ne zaman "çoğul" ola- caklannı çok iyi biliyorlar. Unutmadık! Elleri düşük Yüreği küçük ihanetin Korku yüklü kurşunlannı! Halkımızın ölümsüz evladı MEHMET ŞENERin anısı yaşıyor.yaşayacak. Arkadaşları adına Fırat Sönmez DİŞHEKİMİİDRİS ÇELİK ÖLDÜRÜLDÜ Hangi düşüncede, inançta olursa olsun ınsan sağlığına ve yaşamına hizmet veren aşağıda adı bulunan biz dişhekimleri ülkemizde giderck artan şiddet ve terör olaylanndan büyük kaygı duyuyor ve kınıyoruz. Kazmır Pamir (İDO Başkanı). Ayhan Berk (f DO Genel Sekreten). MustafaTatar(IDOSa>Tnanı),MuralErsoy(fDOVonet!mKurulu ûyesı). Mustafa Dügenaoğlu (İDO Yönetım Kurulu üyesi). Aü Izar (İDO Yönetım Kurulu ü>esi). Tatyos Bebek (İDO Yönetım Kurulu üyesı). Saıt Yıldız(İDO Denetleme Kurulu üyesı); dışhekımlen Haydar Aslan, Nılgun Aslan. Demel Güzel, Mehmet Şenturk. Huseyın Mutlu. Necdet Gökoğiu. Ayhan öztürk, Selçuk Aydın. Emel Aydm. Tamer Taşkan. Nurten Çarkçı. Era> Tatar. Fethı Aktaş. Pınar Izar iletişim kitabevi PAZAR SÖYLEŞlLERt 6 Arahk 1992 • SAAT 14.00 MEHMET FEHMÎ ÎMRE 13 Arahk 1992 • SAAT 14.00 ALEV ALATLI 20 Arahk 1992 • SAAT 14.00 MURAT BELGE Haftalık çizgi roman derginiz JOKER'İ ÇEKIN! OALİP TEKİN YAZIP ÇİZDİ Köylü kadınlara tecavüz eden zorbanın öyküsü NoD 6000 TL SELÂNİK CADDESİ NO. 72 / C K1ZILAY OZEL BORA SÜRÜCÜ KURSU 96. DÖNEM KAYITLARI DEVAM EDÎYOR Kurslarımız hafta sonu hafta içi ve akşam Dersane: OSKÜDAR : 343 67 82 310 92 86 KOZYATAĞI:362 47 33 *MÜCADELE Ansiklopedileriniz ve romanlannız yerinizden alınır. 554 08 04 Hüviyctimı kaybettım. Hükümsüzdür. HİKMETGÜÇ İMÜCADELE 23. sayımız cıktı • Başarmak İçin daha fazla sabır v* •msk ü "Kayıplara" karşı yapılan protastolar Zl Burjuva siyas«tlnd« yaprak dökümü ^ İç harakat v* bosaHılan köyter • Oöç notlan... BoşaHılan 366 köy v« m*zranın llst*sl • Alanya da Kürtlmv saldırda sivN faşistlar başroM* • "Toprağımız namusumuzdur, ona sanlmalıyız" Zİ "YoMaşlarım s«v*n onlan •!• varnMz" J Tarihi kanla yazmak J Paru'dakl Tupacamaro MRTA tamsllcl- •I: "Savaş savasılarak öğr»nlllr" • IMF ekonomik gidisatı kötü buldu... TÖDEFin 2. Kuruhayı yapıldı... Zonguktak'taki isçi ey- temleri... SAĞUKSEN Adana ve Diyarbakır fubderiaçıldı... Grup Ekin'in yeni kaseti: Gün Bizim... /. ansiklopedi meydan savası... Hasan Kaçan yazdı, Ergün Gündüz çizdi. "GÖNÜLE YASAK OLMAZ" Jokerde! OALİP TEK ZORBA "Köyi cıldırMn nejr*?- ATİtUA ATAIAY l*Tlf OW*«CI ILBAN « « » « ] FANTEZİLEIM •Hjç fo arabo» •ciki de ioı i UR DÜRA. 5KERV HTİRIKI ITTANI> MfCOtT Şi" YAIÇIN Oir" 3 6 KUSE SAYFA 6OOO LİRA! JOKER HER PAZARTESI BAYINIZDE
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle