12 Mayıs 2026 Salı English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Ekonomi ve Siyaset CBT 1438/10 Ekim 2014 9 Siyam İkizleri: Eğitim ve Kalkınma Türkiye’de eğitim sisteminin yeniden yapılandırılarak köhnemiş, arkaik ilişkilerden uzak, yaratıcı, bilimsel düşünme kapasitesi gelişmiş bireylerin yaratılması gerekiyor...Türkiye’de Öğrenci Başına Yıllık Harcamalar OECD Ortalamasının Çok Altında.. Türkiye’de hem ortalama eğitim süresi hem de eğitime ulusal kaynaklardan ayrılan kaynak çok düşük Bayram Ali Eşiyok, BayramAli.Esiyok@kalkinma.com.tr K alkınmanın en temel ögelerinden birini iyi eğitilmiş, kalifiye işgücü oluşturuyor. Özellikle Doğu Asya ülkelerinin hızlı kalkınma sürecinde ve birçok açıdan gelişmiş ülkeleri yakalamalarında iyi eğitilmiş, kalifiye işgücünün neden olduğu hızlı verimlilik artışlarının belirleyici olduğu kabül ediliyor. Verdoorn Yasası olarak bilinen bu yaklaşım verimlilikteki artış ile çıktıdaki artış arasında pozitif bir korelasyona işaret ediyor. Başka bir ifadeyle, Doğu Asya ülkelerindeki yüksek sabit yatırım oranları yeni yatırımlarda içerilen teknolojik gelişmeye neden olurken, eğitim düzeyinin yükselmesine ve verim artışları ile sonuçlanıyor. Diğer yandan, Neoklasik büyüme yaklaşımından farklı olarak, eğitimi (beşeri sermayeyi) büyüme modeline içeren, endojen (içsel) büyüme yaklaşımından hareketle yapılan ampirik çalışmalarda da eğitimin büyüme üzerindeki pozitif etkisi kanıtlanmış durumda. Türkiye gibi gelişmekte olan, sanayileşmeye geç katılan çevre ekonomilerin iyi yetişmiş, kalifiye işgücü olmadan yüksek teknolojilere dayalı bir üretim sistemini kurmaları neredeyse imkânsız gözüküyor. Türkiye’de bilimsel düşünme ve araştırma ikliminin yaratılamaması sonucunda en parlak beyinler yurtdışına kaçıyor. Dis kalifiye olmuş bir işgücü ile Türkiye’nin bilgi ve teknolojide dışa bağımlılığını önlemek imkânsızlaşıyor. Türkiye’de Öğrenci Başına Yıllık Harcamalar OECD Ortalamasının Çok Altında Türkiye sanayileşmeye geç katılan (late comer) bir ülke olarak, genç nüfusunu iyi eğitip, kalifiye işgücüne dönüştürmesi halinde önemli potansiyellere sahip gözüküyor. Başka bir ifadeyle, bugünün kalkınmış (sanayileşmiş) ülkeleri nüfus olarak durağan ve yaşlı bir kompozisyona sahip bulunuyor. Bu bağlamda Türkiye hızlı nüfus artışını (dezavantajını) iyi değerlendirip bunu eğitim yoluyla avantaja dönüştürmesi halinde kalkınma (sanayileşme) sürecinde önemli bir girdiye sahip gözüküyor. Ancak aşağıdaki satırlarda da belirtildiği üzere, eğitimin en temel girdisi olan eğitim harcamaları açısından Türkiye’nin karnesi hiç de iç açıcı gözükmüyor. Öğrenci başına yıllık harcama değerlerini Türkiye ve OECD ortalaması bağlamında karşılaştıran Tablo 1 ve grafik incelendiğinde, Türkiye’de “okul öncesi eğitim”, “ilköğretim”, “ortaöğretim” ve “yükseköğretim” kategorilerinde öğrenci başına yıllık harcama tutarının OECD’nin oldukça altında kaldığı görülüyor. Örneğin, Türkiye okul öncesi eğitimde öğrenci başına yıllık 2,412 dolar harcarken, OECD ortalamasının 7,428 dolar olarak gerçekleştiği görülüyor. Başka bir ifadeyle, Türkiye’de okul öncesi eğitimde öğrenci başına harcama tutarı OECD orta Tablo 1: Öğrenci Başına Yıllık Harcama Değerleri: Türkiye ve OECD Karşılaştırması (SAGP) (2011) OECD ($) 7,428 8,296 9,280 13,958 Türkiye ($) 2,412 2,218 2,736 8,193 Fark ($) 5,016 6,078 6,544 5,765 Türkiye/OECD (%) 32.5 26.7 29.5 58.7 Okul öncesi eğitim İlk Öğretim Orta Öğretim Yüksek Öğretim lamasının 5,016 dolar altında bulunuyor. Türkiye ile OECD arasındaki en çarpıcı farklılık ise ilkzöğretim ve ortaöğretim kategorilerinde izleniyor. Türkiye’nin ilk öğretimde öğrenci başına eğitim harcaması OECD ortalamasının %26.7’si kadar iken, orta öğretimde %29.5’i kadar ancak gerçekleşiyor. Farklı bir ifadeyle, ilk öğretimde Türkiye öğrenci başına 2,218 dolar harcarken, OECD ortalamasında söz konusu değer 8,296 dolar olarak gerçekleşiyor. Orta öğretim de ise Türkiye öğrenci başına ancak 2,376 dolar harcarken, OECD ortalaması Türkiye’den 6,544 dolar daha fazla gerçekleşerek 9,280 dolar gibi yüksek bir değere ulaşıyor. Türkiye ile OECD arasında eğitim harcamasının görece daraldığı yüksek öğretimde ise Türkiye öğrenci başına yıllık 8,193 dolar harcarken, OECD ortalamasının 13,958 dolar olarak gerçekletiği görülüyor. Başka bir anlatımla, Türkiye’de yüksek öğretimde öğrenci başına yapılan yıllık harcama değerinin OECD ortalamasının ancak %58.7’sine karşılık geldiği görülüyor. Bu bulgular, Türkiye’de öğrenci başına eğitim harcamalarının OECD ortalaması ile kıyaslandığında son derece yetersiz kaldığını, Türkiye’nin yakın bir gelecekte öğrenci başına eğitim harcamasını OECD ortalamasına yaklaştıramaması durumunda kalkınmanın en temel iki bileşeniTablo 2: Türkiye ve Seçilmiş Ülkelerde ni oluşturan bilim Ortalama Eğitim Süresi ve Ulusal ve teknolojide Gelirden Eğitime Ayrılan Pay gerekli sıçramaları sağlayamayacağını ortaya Ortalama Eğitim Eğitim Harcamaları/ koyuyor. Süresi 2012 Norveç İsviçre Hollanda ABD Almanya Yeni Zelanda Kanada Danimarka Rusya Fed. Türkiye 12.6 12.2 11.9 12.9 12.9 12.5 12.3 12.1 11.7 7.6 GSYH (%) 6.9 5.4 6.0 5.6 5.1 7.2 5.5 8.7 4.1 2.9 (20052012 Ort.) lama eğitim süresinin ve ulusal gelirin ne kadarının eğitime ayrıldığının incelenmesi önem kazanıyor. Türkiye ile birlikte Seçilmiş metrepol ülkelere ve Türkiye ile aynı kategoride (gelişmekte olan büyük ekonomiler kategorisinde) yer alan Rusya’ya ilişkin “ortalama eğitim süresi” ve “eğitim harcamaları/GSYH” değerini 20052012 ortalaması için gösteren Tablo 2 incelendiğinde, Türkiye 7.6 yıllık ortalama eğitim süresi ile tabloda gösterilen tüm ülkelerin oldukça altında bir başarım gösteriyor. Diğer taraftan Türkiye 20052012 yılları arasında eğitime ulusal gelirinden yıllık ortalama %2.9 oranında kaynak ayırırken, söz konusu oran Norveç’de %6.9 ve Türkiye ile aynı kategoride yer alan Rusya’da %4.1 oranında gerçekleşiyor. Sonuç olarak, Türkiye’de eğitim sisteminin yeniden yapılandırılarak köhnemiş, arkaik ilişkilerden uzak, yaratıcı, bilimsel düşünme kapasitesi gelişmiş bireylerin yaratılması gerekiyor. Eğitimde bu paradigma değişimi gerçekleştirilirken, eğitime ayrılan kaynakların da OECD ortalamasına yaklaştırmak büyük önem taşıyor. Ülkemizde birçok okul yeterli fiziki altyapıya sahip bulunmazken, bölgeler, iller ve hatta aynı kentin semtleri arasında eğitimde önemli eşitsizlikler/yarılmalar gözleniyor ve fırsat eşitliği giderek aşınıyor. Diğer yandan bilimsel üretimin ve araştırmaların piyasa güçlerine bırakılması (özellikle temel bilimler gibi ancak uzun dönemde getirisi olan disiplinlerde) yıkıcı sonuçlar doğurabilecek özellikler taşıyor. Dünyada neoliberal politikaların birçok alanda olduğu gibi eğitimde de egemen olmaya başlaması sonucunda, eğitim en temel insan haklarından biri olarak değil, piyasa ilişkileri çerçevesinde ödeyenin yararlandığı kar alanına dönüşmüş durumda. Bu nedenle eğitimi herkesin eşit ve parasız olarak yararlandığı bir hak olduğunu ısrarla vurgulamak büyük önem taşıyor. Eğitim kurumlarının sıradan işletmeler olmadığı ve işletme mantığına gore çalıştırılamayacaklarını özellikle belirtmek gerekiyor. Başka bir ifadeyle, eğitimin kamusal niteliğini öne çıkarıp eğitim politikalarını bu paradigma ekseninde yeniden kurgulamak fırsat eşitliği, yetişmiş kalifiye işgücü ve ülkemizin geleceği (kalkınması) açısından büyük önem taşıyor. Kaynak ve Notlar: OECD, Education at a Glance 2014. SAGP: Satin alma gücü paritesi. Öğrenci Başına Yıllık Harcama Değerleri (Satın Alma Gücü Paritesi, $) (2011) Kaynak: Human Development Report, 2014. Türkiye’de hem ortalama eğitim süresi hem de eğitime ulusal kaynaklardan ayrılan kaynak çok düşük Bir ülkenin kalkınmasında yetişmiş, kalifiye işgücü en temel ögelerin başında geliyor. Bu bağlamda orta
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle