Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
www.iku.edu.tr BİLİM KÜLTÜR VE EĞİTİM Yönetilemeyen davranış ve kendini yere atan çocuklar Prof. Dr. Hasan Şimşek A İstanbul Kültür Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı lışveriş merkezleri artık neredeyse toplumsal ve kültürel yaşamın bir parçası haline geldi. Eskiden kentin meydanı, işlek parkları, çarşı pazarı ne işlev görüyorsa bugün AVM’ler de neredeyse benzer işlevleri üstleniyor. Tek başına AVM’ler çok işlevli toplumsal ve kültürel mekânlar olma yolunda. Gençlerin piyasa yaptıkları, işadamlarının iş görüşmelerini gerçekleştirdikleri, ailecek yemeklerin yendiği, çoluk çocukla vakit geçirilen, farklı türde iş yapan firmaların ürün ve hizmetlerini pazarladıkları, insanların alışveriş ihtiyaçlarını giderdikleri mekânlar olarak AVM’ler modern Türk toplumunun yaşamına hızla yerleşti. Gençler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, gençlerin %30’u AVM’leri sosyalleşme mekânı olarak kullanıyor (“Hayata Dokunan Bir Gençlik Politikası Şart,” Cumhuriyet Pazar, 6 Temmuz 2014, s. 3). AVM’ler Türk toplumunun sosyal ve kültürel dünyasında önemli bir yer tutmaya başladıkça toplumun çeşitli alanlarına ilişkin zengin bir gözlem ortamı olma özelliğini de kazanıyor. AVM’lerde toplumun farklı katmanlarından, kültürel ve inanç kökeninden insanları bir arada, yan yana görmek mümkün. AVM’lerde sık görülen gruplardan birisi de çocuklu aileler. AVM’ler artık özellikle genç anne ve babaların da çocuklarıyla sık uğradığı mekânlar oldu. AVM’lere konuşlanmış olan sinema salonları, buz pateni pistleri, küçük çocuk oyun parkları, özellikle restoranlar bu mekânları çocuklarla anne babaların birlikte vakit geçireceği yerler haline getirdi. Anne babalar çocuklarıyla AVM benzeri toplumsal mekânlarda daha çok görünür hale geldikçe gözüme ilginç bir durum çarpmaya başladı. Bazen anne babaların çocuklarıyla, ya da çocukların anne babalarıyla girdikleri mücadeleler de göze çarpıyor. Çığlık çığlığa ağlayan çocuklar, ağlayarak kendini yere atıp debelenen çocuklar, anne veya babasının kucağında çığlık çığlığa ağlarken annesini babasını iteleyen çocuklar göze çarpan çocuk davranışlarından bazıları. Başka bir kültüre bir hayranlık duyduğumun düşünülmemesini ümit ederek bir karşılaştırma yapmamda yarar var. Başka ülkelerde benzer mekânlarda yeteri kadar uzun bulunma şansı elde etmiş birisi olarak, biraz önce tarif ettiğim çocuk davranışını ve annebaba çocuk mücadelesini oralarda bu kadar sıklıkla görmek mümkün değil. Çocuk ve annebaba arasında anlaşmazlıkların çıkması durumunda sakin ve kararlı bir şekilde, sesler yükselmeden barışın sağlandığını görürsünüz. Kendini yere atma, çığlık çığlığa ağlama, annebabayı ittirme davranışı Türklerin biyolojik yapısından kaynaklanmadığına göre bu davranış ve ortaya çıkan durum nasıl açıklanabilir? Çocuk yetiştirme pratikleri bir ülkenin kültür, değerler ve inanç sistemleriyle yakından ilişkilidir. Kendini yere atan, tepinen, tutturan, vuran, iten, çığlık atan çocuk davranışının biyolojik bir temeli yoktur. Bu sonuç, çev resel etkenlerle çocuk psikolojisinin karışımından ortaya çıkan “davranışsal” bir durumdur. Çocuklara özgü istek ve beklentilere dayalı güdü ve dürtülerin ne kadar etkili “yönetildiği” ile ilgili bir sonuçtur. Dolayısıyla, bu durum “davranış yönetimi” ile ilgilidir. Bu konunun içinde değerli okuyucularımızın beni yanlış anlamayacağı ümidiyle köpek eğitimi konusunda bazı noktalara değinmek istiyorum. Çocuk eğitimi ile köpek eğitimini özdeşleştirme gibi bir hata yapmam. “Davranış yönetimi” konusunda köpekler üzerinde yapılan çalışmalara değindikten sonra konunun çocuk eğitimi ile ilişkisine değineceğim. Hayvanlar, özellikle köpekler üzerinde ünlü Rus psikolog İvan Pavlov’un 1930’larda başlattığı çalışmalar öğrenme, çocuk eğitimi, öğrenme süreçlerinde ödül ve cezanın yeri gibi konularda çığır açmıştır. Pavlov’dan başlayarak köpeklerin eğitiminde çok yol alınmış, narkotik köpekleri, arama kurtarma köpekleri gibi özel eğitimli köpeklerin yetiştirilmesi ve eğitiminde bilimsel bir yol izlenmeye başlanmıştır. YouTube’dan kolayca ulaşabileceğiniz köpek eğitimi ile ilgili videolardan bazılarına bakabilirsiniz. Hepsinde ortak olan nokta köpekle iletişim kurma yollarının bilinmesi ve “yapıcı bir disiplin” yoluyla istendik davranışların ortaya çıkarılmasıdır. Eğitim sırasında dayak ve benzeri fiziksel şiddet kullanılmasının ne kadar zararlı olduğu ısrarla vurgulanır. Bu tür eğitimlerde en çok üzerinde durulan konu eğiticinin ilkeli, kararlı ve istikrarlı bir tutumla süreci yönetmesidir. Desteklenecek davranışlar ödüllendirilirken, istenmeyen ve kaçınılması gereken davranışlar fiziksel olarak cezalandırılmaz ancak ihmal edilir, beklenen ilgi ve ödülün verilmemesi de sonuçta, ceza denmese de, bir tür olumsuz tepkidir. Hayvanlarda davranış yönetimi konusunda ayrıntılarına inmeden değindiğim bu yöntemlerin pek çoğu insan öğrenmesine ilişkin yol ve yöntemleri de derinden etkilemiştir. Bu içerik içinde, kendini yere atan, tepinen, tutturan, vuran, iten, çığlık atan çocuk davranışının arkasında büyüklerin eğitim ve terbiye anlayışından kaynaklanan nedenler vardır. Bu tür davranışı gösteren çocuklara karşı çaresiz kalan büyükler çözüm olarak sıklıkla fiziksel ceza yoluna giderler. Fiziksel ceza bir güç gösterisidir. Büyük bir bedenin küçük bir beden üzerinde fiziksel ceza uygulaması doğallıkla istenmeyen davranışı hızla sonlandırabilir. Ancak, bu durum çocuklarda isyankâr tutum ve davranışlara ve ilerleyen yıllarda ciddi psikolojik sorunlara da yol açabilir. “Davranış yönetimi” konusunda bilgi ve beceri düzeyi yeterli olmayan annebabalar ya abartılı ve gereksiz ödül yöntemiyle ya da aşırı müdahalesiz tutumla yukarıda sözünü ettiğimiz çocuk davranışının ortaya çıkmasını bilmeden özendirirler. Öte yandan, ülkemizde çocuk eğitiminde dayak ve benzeri fiziksel ceza yöntemlerine de çok sık başvurulur. Dayak çocukta güçsüzlük, çaresizlik, kendine ve çevresine güvensizlik gibi tutum ve davranışların oluşmasına yol açar. Çocuklukta edinilen buna benzer olumsuz kişilik özelliklerinin ilerleyen yaşlarda iş ve aile ortamlarında uyumsuzluk ve başarısızlığa neden olması sık karşılaşılan durumdur. Ülkemizde çocuklara karşı aşırı korumacı annebaba davranışı çocuğun kendini keşfetmesi için deneme yapabileceği alanları daraltır. Annebabanın özellikle küçük çocuklarını çaresiz bir yaratık olarak görmeleri sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle, eğitim düzeyi ne olursa olsun genellikle anneler hayatın her alanında ve hemen her yerde çocuklarının peşinde yemek kaşığı ile dolaşırlar. Oysa bütün canlıların en temel güdüsü yaşamını sürdürme ve hayatta kalma güdüsüdür. Hiçbir canlı gerektiği zamanda beslenmekten kaçınmaz. Hayatın ilk evresi hariç çocuklar da acıktıklarında yeme ihtiyacı hissederler ve bunu bir şekilde dışa vururlar. Peşinde yemek kaşığı ile dolaşılan çocuk annebabanın zafiyetini kolayca keşfeder ve bunu hızla annebabaya karşı kullanmaya başlar. Ülkemizde en sık karşılaşılan diğer bir durum ise annebabaların çocuklarına karşı gösterdikleri aşırı merhametli tutumdur. Aşırı ve abartılı merhamet belirli davranışların geliştirilmesi için elzem olan “yapıcı disiplinin” en büyük düşmanıdır. Yeri geldiğinde, belirli davranışları yerleştirmek ve özendirmek için takınılması gereken katı, ilkeli ve istikrarlı tutumun olmadığı durumları çocuklar istismar etmeyi kolayca ve hızla keşfederler. Bu konuyla ilgili olarak en sık yapılan hatalardan bir diğeri ise annebaba arasında veya annebaba ve çocukların eğitiminde rol üstlenen yakın akrabalar (babaanne, anneanne, dede) arasında tutarlılık olmamasıdır. Çocuklar daima daha müsamahakâr olanın yanında olurlar ve o kişi ya da kişilerin tutumlarını diğerlerine karşı kullanırlar. Sonuçta, ülkemizde kendini yere atan, tepinen, tutturan, vuran, iten, çığlık atan çocuk davranışı belirli bir sürecin sonunda elde edilmiş bir sonuçtur. Bu sonuca yol açan süreç, yani çocukların davranış eğitimleri süreci doğru yönetilmemiştir. Bu süreci doğru yönetebilmek için geliştirilmiş ve istikrarlı bir şekilde uygulandığında sonuç veren bilimsel yöntemler geliştirilmiştir. Annebaba olmaya hazırlanan genç insanların bu konularda kendilerini geliştirmeleri, gerekirse bu konuda profesyonel yardım almaları çocukları ile ileride daha etkili iletişim ve etkileşim kurmalarını sağlayabilir. Çocukları bu tür davranış gösteren annebabaların kısa sürede bir psikolojik danışmandan ya da psikologdan yardım almalarında yarar vardır. Kuralsız ve hukuksuz rejimler demokrasi olamaz. Demokrasi “sınırlı, sorumlu” bir rejimdir. Demokraside ilkelere dayalı bir disiplin vardır. Öte yandan, disiplin dayak değildir. Demokrasi ödül ve yaptırımları önceden tasarlanmış şeffaf ve ilkeli bir yönetim şeklidir. Demokrasilerde vatandaşın davranışı belirli ilkeler ve kurallar çerçevesinde “yönetilir,” baskıcı ve faşist rejimlerde aslolan ceza ve güçle terbiye etmektir. İyi yönetilemeyen demokrasi hızla dejenere olur. Çocuklarımızla iletişimimizde onlara karşı demokratik tutum alalım derken işlerin hızla çığırından çıkmasına da yol açabiliyoruz. Sonuçta, kendini yere atan, tepinen, tutturan, vuran, iten, çığlık atan çocuk davranışının arkasında “yönetim” zafiyeti vardır. Çözüm, sorumluların (yani annebabanın) davranış yönetimi konusunda bilgi ve donanımlarının artırılmasıdır.

