Katalog
Yayınlar
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Yıllar
Abonelerimiz Orijinal Sayfayı Giriş Yapıp Okuyabilir
Üye Olup Tüm Arşivi Okumak İstiyorum
Sayfayı Satın Almak İstiyorum
Nobel Ödülleri MayBritt Moser: 1963Norveç vatandaşı. Sinirbilimci. Şu anda Trondheim’daki sinir bilimleri merkezi yöneticisi. Edvard I. Moser: 1962Norveç vatandaşı. Sinirbilimci. Trondheim’daki bir sinirbilim merkezi yöneticisi CBT 1438 /10 Ekim 2014 3 2014 NOBEL FİZİK ÖDÜLÜ: Ödül, devrim yaratan Mavi LED’e John O’Keefe: 1939Amerikan ve İngiliz vatandaşı. Bilişsel Sinirbilimci. Şu anda University College London’da nöral devrelerle ilgili bir merkezin yöneticisi Bu yıl Nobel Fizik Ödülü enerji tasarrufu sağlayan ve çevre dostu bir ışık kaynağı olan mavi LED’leri (lightemitting diode, ışık saçan diyot) bulan üç Japon bilim insanına verildi. Mavi LED’ler sayesinde beyaz ışık yepyeni bir yöntemle yaratılmış oldu. LED’li lambaShuji Nakamura ların piyasaya çıkmasıyla eski ışık kaynaklarına göre daha uzun dayanan ve daha verimli bir alternatife kavuşmuş olduk. Isamu Akasaki, Hiroshi Amano ve Shuji Nakamura, 1990’lı yıllarda yarı iletkenlerden parlak mavi ışık ışını ürettikleri zaman, aydınlatma teknolojisinde köklü bir dönüşümü başlattıklarını bilmiyorlardı. Kırmızı ve yeşil diyotlar uzun süredir vardı; ancak mavi ışık olmadan Isamu Akasaki beyaz lambalar yaratılamazdı. Sanayiinin ve bilimsel toplumun büyük çabalarına karşın, mavi LED’ler son 30 yıldır herkesin hayal edip, başarısız olduğu bir alandı. Üç Japon bilim insanı kimsenin yapamadığını başardı. Akasaki, Nagoya Üniversitesi’nden Amano ve Nichia Chemicals şirketinde çalışan Nakamura ile birlikte çalıştı. Bu üç bilim insanının buluşu aydınlatma tekno Hiroshi Amano lojilerinde devrim yarattı. Akkor ampulleri 20. yüzyılı aydınlatmıştı; 21. yüzyılı ise LED lambaları aydınlatacak. Parlak, beyaz ışık yayan LED lambaları hem dayanıklı hem de tasarrufludur. Sürekli olarak geliştirilmesi için çalışmalar yapılıyor; her bir ünite elektriksel input gücü ile daha yüksek ışık akısı (bu fiziksel bir niceliktir ve insan gözünün algıladığı ışık gücünün miktarını ifade eder. Anlaşıldığı gibi, ışık akısı hem ışınım yapan kaynağın gücüne hem de insan gözünün özelliğine bağlıdır) sağlanmasına gayret ediliyor. En son elde edilen verim 300lm/w’tır. Dünyada elektrik tüketiminin dörtte birinin aydınlatma için kullanıldığını göz önünde bulundurursak, LED’lerin Dünya kaynaklarında büyük tasarruf sağlayacağını söyleyebiliriz. Aynı zamanda malzeme tüketiminde de tasarruf sağlanır. Çünkü LED’lerin dayanıklılığı yaklaşık 100.000 saattir. Oysa akkor ampuller 1.000 saat, floresan lambalar 10.000 saat dayanır. LED lambalar, ayrıca elektrik şebekesi olmayan bölgelerde yaşayan 1.5 milyar insanın yaşam kalitesini yükseltme şansı doğuruyor. Düşük enerji gereksinimine bağlı olarak, LED’ler bu bölgelerde ucuz yerel güneş enerjisi ile çalışabilir. Mavi LED’lerin icadı yirmi yaşında, fakat yepyeni bir yöntemle beyaz ışığın yaratılmasında büyük katkısı olduğunu unutmamak gerekir. 2014 NOBEL TIP ÖDÜLÜ: Ödül, beyindeki GPS sistemini bulanlara 2014 Nobel Tıp Ödülü İngiliz bilim insanı John O’Keefe ile Norveçli Moser çifti arasında paylaştırıldı. Beyindeki konumlama sistemini oluşturan hücreleri keşfeden bilim insanları, beynin karmaşık bir ortamda yolunu nasıl bulduğunu ortaya çıkarttı. Nerede olduğumuzu nasıl anlıyoruz? Bir yerden başka bir yere giderken yolumuzu nasıl buluyoruz? Daha sonra yararlanmak üzere bu bilgileri beynimizde nasıl saklıyoruz? Bu yılki Nobel Tıp Ödülü beynin içinde bulunan bir “iç GPS”i keşfeden bilim insanlarına verildi. Bu sistem sayesinde yolumuzu bulabiliyoruz. Bu da daha yüksek bilişsel bir işlevin hücresel temelini oluşturuyor. olarak konumunu ve yolunu bulabiliyor. John O’Keefe, MayBritt Moser ve Edvard Moser, düşünürlerin ve bilim insanlarının yüzyıllardır kafasını meşgul eden bir sorunu çözmüş oldular. Bu soru şuydu: Beynimiz, çevremizdeki alanın haritasını nasıl çıkartır ve bizler bu kadar karmaşık bir ortamda yolumuzu nasıl buluruz? Yer duygusu ve yol bulma yeteneği olmadan varlığımızı sürdüremeyiz. Yer duygusu çevredeki konumumuzu algılamamızı sağlar. Yol bulunken, bu duygu mesafe duygusu ile iç içe geçer. 1971 yılında John O’Keefe bu konumlama sisteminin ilk bileşenini keşfetti. Beynin hipokampus bölge İLK KEŞİF 1971’DE Beynin iç haritası sinde bir sinir hücresi tipi buldu. Bu hücreler, deney faresi odanın belirgin bir noktasında durduğu zaman aktif hale geliyordu. Fare, odada yer değiştirdiğinde diğer sinir hücreleri aktif duruma geçiyordu. O’Keefe bu “yer hücrelerinin” odanın haritasını çıkarttığı sonucuna vardı. 30 yıl sonra 2005 yılında MayBritt ve Edvard Moser çifti beynin konumlama sistemine ait başka bir önemli bileşeni daha keşfettiler. “Şebeke hücreleri” adını verdikleri bu farklı tip sinir hücreleri, bir koordinat sistemi yaratıyor ve bu sistem sayesinde fare tam Bilim insanları ve düşünürler, yer ve yol bulma ile ilgili soruları uzun süredir yanıtlamaya çalıştılar. 200 yıl önce Alman düşünür Immanuel Kant, insanların deneyimlerinden bağımsız olarak bazı zihinsel yeteneklere sahip olduğunu ileri sürüyordu. Kant’a göre alan kavramı zihnin doğuştan sahip olduğu bir becerisiydi. 20.yüzyılda davranış psikolojisinin gelişmesiyle bu soruları bilimsel deneylerle yanıtlama olanağı elde edildi. Edward Tolman deney farelerinin bir labirent içindeki hareketlerini incelediğinde, bunların yollarını bulmayı öğrenebildiklerini tespit etti. Sonuçta “bilişsel bir haritanın” beyinde oluştuğu sonucunu çıkarttı. Ancak böyle bir haritanın beynin hangi bölgesinde temsil edildiği sorusu yanıtsız kaldı. Beyin görüntüleme teknikleri ve beyin ameliyatlarından elde edilen bilgilerin yardımıyla, insan beyninde de şebeke ve yer hücrelerinin bulunduğu ortaya çıktı. Alzheimer hastalığına yakalanan insanlarda bu hücrelerin bulunduğu bölgeler erken yaşta etkilendiği için bu insanlar yollarını kaybederler ve çevrelerini tanımakta zorlanırlar. Dolayısıyla beyinde bir GPS’in olduğu bilgisi, Alzheimer hastalarının bellek kayıplarının altında yatan mekanizmanın daha iyi anlaşılmasının yolunu açabilir. Ayrıca beynin konumlama sisteminin keşfi, yüksek bilişsel fonksiyonların işlerlik kazanması sürecinde, bir paradigma değişikliği yarattı. Böylece, bellek, düşünme ve planlama gibi diğer bilişsel süreçleri daha iyi anlamamız mümkün olabilecek. ZİHİNSEL HARİTA İLE İLGİLİ ÖN ÇALIŞMALAR

