12 Mayıs 2026 Salı English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

POLİTİK BİLİM Ali Akurgal ali@akurgal.com 8 Bellek CBT 1438/10 Ekim 2014 Gölge Dilimizde gölge sözüne birçok değişmeceli (mecâzî) anlam yüklenmiştir. Bir kutlamayı kötü olayların gölgesinde buruk, neşesiz yapmak gibi, ya da bir işi, o işte uzman biri ile yaparken onun gölgesinde kalıp, başarısını gösterememek gibi. Ama en yaygın bilinen gölge sözü, Sinop’ta doğan Diyojen’in, Büyük İskender’e söylediği “gölge etme başka ihsan istemem” sözüdür. Günümüzde tıbbın nedenini bulamadığı ağrıları bastırmak için ağrı giderici ilaçlar kullanılıyor. Bunlar, bir dizi yan etkilerinin yanı sıra, alışkanlık da yapıyor. Bu nedenle, deri altına konulan elektronik aygıtlar da kullanılmakta. Bu aygıtlar, sinirlere etki ediyorlar ve sinir sistemi, bunların yaydığı elektronik dalgalarla meşgul olunca, ağrı ikinci plana düşüyor ve “hafifliyor”. Bu cihazlar pahalı. Hem de günümüzde bunların yerleştirilmesi sinirlere zarar verebilecek riskli ameliyatlarla yapılıyor. Serdar Kıykıoğlu, TÜBİTAK MBEAE’de birlikte çalıştığım bir arkadaşım. 1989’dan bu yana ABD’de yaşıyor. Yaptığı işlerden biri ağrı giderici elektronik deri altı cihazlar. Bu işte çalışırken, bir dizi üstünlüğü olan değişik bir yöntem düşünmüş. Çalıştığı şirket pek oralı olmamış. Serdar da “ben de gider bunu Türkiye’de yaparım” diye geldi iki sene önce. Şimdi, bir Türk firmasıyla birlikte TÜBİTAK’tan hibe destekli, bu cihazı geliştiriyorlar. Bittiğinde denemeleri gerek. Prof. Dr. Cengizhan Öztürk, aslen tıp doktoru. Sonra mühendis de olmuş. Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde, Yaşam Bilimleri Merkezi’nin kurucusu. Kandilli Kampusü’nde, tam Serdar’ın hedeflediğine benzer cihazların deneylerini yapmak amacıyla bir “Temiz Oda”ları var. Merkez bünyesinde bir de “Vivarium” kurmuşlar, Burada yalnız farelerle değil geniş bir yelpazedeki hayvan çeşidiyle deneyler yapmayı hedefliyorlar. Adı o nedenle “Vivarium”. Ne güzel; “Serdar’ın aygıtını Cengizhan hocanın merkezinde deneriz işte” diye toplandık. Aygıt, farelerde denenmek için çok büyük. İnsan dokusuna en yakın, görece büyük olan domuzda denemek gerek. Ama deney domuzu bulmak sorun. Yanılmıyorsam, eskiden bazı üniversitelerle bağlantılı deney domuzu yetiştiren/bakılan çiftlikler vardı. Ama günümüzde belki de yöneticilerimizin inanışlarına uymadığı için buna son verildi. Domuz yerine koyun kullanmayı önerenler oldu. Ama koyun, ağrıya domuz kadar tepki vermiyor, onların üzerinde nasıl ağrı giderme deneyi yapılacak? Bir de Cengizhan hoca demesin mi ki, “Bizim yerimiz dar, genişleyemiyoruz, bu deneyleri bizde yapamayız”. Daha geçen gün, Emin Çapa ile Emre Alkin söyleşiyorlar. Emin Çapa, tam 6 yıldır GSYİH’nın kişi başı 10.000USD’de takılıp kaldığından ve bir türlü 11.000USD’yi göremediğimizden yakınıyor. Prof. Dr. Emre Alkin de, “Bu gemi bu kadar gider. İstediğin kadar gazla daha hızlı gitmez. Daha hızlı gitmek istiyorsan, tekneyi değiştireceksin. Yaptığın niteliksiz işleri bırakıp yüksek teknolojiye geçeceksin; arge, insan kaynağı, …” diye anlatıyor. Otomotiv, ihracatı omuzlamış, ülkeyi taşıyor. Üretip yurt dışına sattığımız hafif ticari araçların ülkemizde bıraktığı katma değer belli. Serdar’ın aygıtları cep telefonundan küçük. Ama bir hafif ticari aracın yarı fiyatına satılıyor. Ülkemizde bırakacağı katma değer de, belki 20 ticari aracın bıraktığından fazla. Galiba, Emre hoca bunu anlatmak istiyor… Paragözlü adamın biri her gün tanrısına dua edermiş: “Tanrım, piyangoda büyük ikramiyeyi kazanayım”. Her gün, her gün… Sonunda Tanrı, yardımcısına dönmüş, “verin şu herife şu ikramiyeyi de sussun” demiş. Yardımcısı, “ah demiş, çoktan vereceğim ama herif bilet almıyor!”. Ağrı giderici deri altı aygıt için Serdar, bir değil birkaç bilet aldı. Tam Emre hocaya göre bir ürün yapıyor. Ama deneyemezse? Sertifika alamayacak, ticarileşmeyecek. Bu gölge nereden düştü? Ah Diyojen, ne güzel söylemişsin! Bebekliğimizi neden anımsayamıyoruz? Genç beyinlerin hızla gelişmesi bebeklik dönemi anılarının yitirilmesine neden olabilir İ nsanlar onyıllarca önce yaşanan yaş günleri, lise mezuniyeti, büyükanneye ziyaretler gibi olayları kolayca anımsayabilirlerken, bebeklik anılarını anımsamakta neden zorlanır? Araştırmacılar yüzyılı aşkın bir süredir “bebeklik amnezisinin” nedenini bulmaya çalışıyor. Sigmund Freud bebeklikteki bellek yitiminin erken dönemde yaşanan cinsel deneyimlerin bastırılmış olmasından kaynaklandığını öne sürdü, ancak bu görüş bilim çevreleri tarafından pek de inandırıcı bulunmadı. Daha yakın bir geçmişte de bilim insanları bunu çocuğun öz algı, dil ve anıların kodlanması için gerekli başka donanımlardan yoksun olmasına bağladılar. Ne var ki, Toronto Çocuk Hastanesi sinirbilim uzmanlarından Paul Frankland ve Sheena Josselyn bu olgunun dil bilimi ve benlik duygusuyla da açıklanamayacağına inanıyor. Araştırmalar bebeklik amnezisinin (unutkanlığının) salt insanlara özgü bir durum olmadığına işaret ediyor. Fareler ve maymunlar da çocukluklarının ilk evrelerini unutuyorlar. İnsanlarla fareler ve maymunlar arasındaki benzerliklere bir açıklama getirirken, genç beyinde hızla üretilen çok sayıda yeni sinir hücrelerinin eski anılara ulaşımı önlediğini öne sürüyor. FARE VE MAYMUN DA UNUTUYOR Frankland ve Josselyn deneylerinde genç ve erişkin farelerin hipokampus bölgesinde yeni sinir hücrelerinin gelişme hızında oynamalar yaparak sonuçlarını görmeye çalıştı. Hipokampus bölgesinde beynin özyaşamsal olayları kayda geçer. Deneyde sinir hücresi üretimi yavaşlatılan genç farelerde uzun erimli belleğin daha iyi olduğu görülürken, tam tersine, sinir hücre oluşumu hızlandırılan daha yaşlı farelerde bellek yitimine tanık olundu. (Science). Çocukluğun erken evrelerinde hızlı sinir hücresi gelişiminin beyinde eski anıların depolandığı devrelere zarar vererek bu anılara ulaşımı engellediğini düşünüyorlar. Ayrıca, küçük çocuklarda beynin anıları kodlayan bir başka bölgesi olan prefrontal korteksin de yeterince gelişmemiş olduğuna dikkat çekiyorlar. Bu veriler ışığında iki araştırmacı bebeklikteki bellek yitiminin bu iki etmenin biraraya gelmesi sonucunda ortaya çıkan bir durum olabileceğine inanıyor. Yaşlandıkça nörojenez, ya da hücre doğumu süreci giderek yavaşlıyor ve beynin hipokampus bölgesinde anıların oluşumu ile bunların bellekte tutulması arasında bir dengeye ulaşılıyor. Doğal olarak, insanlar yine de anılarının büyük bir bölümünü unutuyorlar. Ancak bu bizler için iyi bir durum olabilir. Frankland, “Yaşamın acı bir gerçeği şu ki, yaptıklarımızın çoğu son derece sıradan şeyler. Burada asıl fikir, erişkinlerde belleğin sağlıklı bir biçimde işlev görmesi için kişinin yalnızca yaşananları anımsayabilmekle kalmayıp, aynı zamanda önemsiz anıları da silip atabilme becerisine de sahip olmak zorunda olduğudur,” diyor. Öyle ki, tüm o uyuklamalar, ağlamalar ve emeklemeleri bellekten silip atmak gerekiyor. Zaten tüm bunların anımsanması ne işe yarayabilir ki? (RUScientific American Online/ 15 Temmuz 2014) CBT 1437 sayısında Aykut Göker’in yazısının son paragrafı yayımlanmamıştır. Yazarımızıdan ve okurlarımızdan özür dileriz. Eksik kalan paragraf şöyledir. Fâtih’in bu sonucu kabullenmesinde, Gazâlî’nin düşünce sistemini, hanedan ve devletin devamlılığının sağlanmasında etkin rol oynayacak bir araç olarak da görmesi ne ölçüde etkili olmuştur; bilemem. Ama “kendisini Doğu Roma İmparatorluğu’nun meşru vârisi olarak da gören Fatih’le gerçek bir imparatorluk olma hüviyetini kazanan Osmanlı devletinde” dinsel dogma, böylece, Fâtih’ten sonra da, toplumsal ve bireysel yaşamın bütün alanlarında belirleyici olmuştur. Doğal olarak “bilim” anlayışında da... ÖZÜR VE DÜZELTME
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle