12 Mayıs 2026 Salı English Abone Ol Giriş Yap

Katalog

Son Araştırmalardan CBT 1438/10 Ekim 2014 7 TEKNOPOLİTİK Baha Kuban baha.kuban@gmail.com Biyolojik silahtan kanser ilacına: Şarbon virüsünün zehri gelecekte dirençli kanser hücrelerine karşı kullanılacak. Amerikalı bilim insanları zehir karışımındaki proteinlerin ölümcül kısımlarını, özel olarak üretilmiş antikorlarla değiştirdikten sonra hücreye aşıladı. Laboratuvarda başarıyla sonuçlanan bu deney, kanser ilaçları için yepyeni bir alternatif oluşturabilecek diyor uzmanlar. Bacillus antracis bakterisi çok tehlikelidir. Şarbon virüsünün ürettiği öldürücü zehir, biyolojik savaşlarda ve terör saldırılarında bile kullanıldı. Bakterinin sporları on yıllar boyu hayatta kalarak, enfeksiyona neden olabiliyor. Bakteri zehrinin işte bu etkisi şimdi dirençli kanser hücrelerine karşı kullanılacak. Antikorlar çeşitli kanser türlerinde etkili oldu. Bu antikorlarla kanser hücrelerinin üzerindeki spesifik reseptörler bloke edilebiliyor. Mesela bazı meme kanseri tümörlerindeki HER2 reseptörü gibi. Fakat ne var ki diğer birçok reseptör, hücrenin üzerinde değil içerisinde yani antikorun menzili dışında yer alıyor. Bu reseptörlerin kontrolden çıktığı kanser türleri bu yüzden antikor terapisine karşı dirençlidir. Nitekim hücre zarı çok zor aşılabilen bir engeldir. Bu konuda şarbon bakterisi yardımcı olacak. Şarbon toksini, büyük enzimleri hücre içine taşıyacak bir profesyonel, diyor Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden Bradley Pentelute. Araştırmacı, şarbon zehrinin etkisini yok edip, tıbbi antikor olarak kullanabilmek için şarbon toksininin ölümcül kısımlarını ayıklamış. Zehir üç proteinden oluşan bir karışım. Bunlardan LF ve EF bölgeleri zehrin etkisinden sorumlu. Geriye kalan PA kısmı ise hedefteki hücrenin zarıyla birleşerek, hücreyi öldüren LF ve EF için adeta bir kapı açıyor. Normal antikorlardan daha küçük olan bu yapay antikorlar belli başlı reseptörlere göre üretiliyor. Laboratuvar deneylerinde lösemiye neden olan BcrAbl proteini üzerinde test edilmiş. İçlerinde bu tür protein üreyen kanser hücreleri böylece programlanmış hücre ölümüyle yok olmuşlar. Pentelute bundan sonraki araştırmalarında hem farelerdeki tümörleri iyileştirmeye çalışacak hem de proteini belli başlı hücre tiplerine saldıracak şekilde değişimden geçirecek. Kansere karşı şarbon zehri depresan etki arasında bir bağlantının bulunup bulunmadığını öğrenmek istemiş. Bu amaçta, antrenman yapmadan da kaslarında bol miktarda PGC1?1 proteini oluşan genetik fareler yetiştirilmiş. Daha sonra ise bu grup ve normal farelerden oluşan ikinci grup yoğun stres altında bırakılmış. Gürültü, yanıp sönen ışıklar ve gecegündüz ritminin değişmesi gibi faktörlere, fareler insanlara benzer bir şekilde tepki gösterirler, yani depresif semptomlar ortaya çıkar ki kontrol grubundaki farelerde de aynısı yaşanmış. Oysa kaslarında fazladan PGC1?1 proteini bulunan farelerde depresyon belirtileri görülmemiş. Kasların bedeni zararlı bir maddeden kurtaran bir madde ürettiği sonucundan yola çıkan araştır Kapitalizm ve İklim Yukarıdaki, Naomi Klein’ın son kitabının başlığı. Klein, bilindiği gibi şirketlerin tahakkümündeki dünya ekonomisi (No Logo) ve neoliberal global siyasetin acımasız eleştirisi (Şok Doktrini) ile ilgili uluslararası çok satan kitapların yazarı. Bu küreselleşmekarşıtı, büyük şirketlerkarşıtı ünlü yazarın son kitabının başlığı da daha öncekiler gibi iddialı. Bu Her Şeyi Değiştirir‘de Klein, kapitalizmin ve kapitalizmin içsel dinamiklerinin yol açtığı insan kaynaklı iklim değişikliğine ve onun daha az görünen bir yüzüne bakıyor. Bilim, yıllardır yeryüzünde biyoçeşitliliğin hızla eridiğini gözümüze sokuyor sokmasına da, biz sanki insanoğlu dünya üzerindeki canlı varlıklardan biri değilmiş gibi seyrediyoruz bunu... İnsanoğlunun kendi neslini sürdürmesinin ön koşulu tüm diğer türlerde olduğu gibi, üremeye devam etmesi. İşte Klein, bu kitabında, yaşamın kıvılcımının, yalnızca hayvan türlerinde değil, insanda da, tohum ve döl (embriyo) aşamalarında nasıl yok olmakta olduğunu belgeliyor. Klein, kitabının bir bölümünü, yaklaşık 150 milyon yıldır yeryüzünde ikamet eden bir deniz kaplumbağası türünün (Leatherback Sea Turtle) farklı makalelerden derlediği hikâyesine ayırmış. Bu yaratıklar olasılıkla göktaşı çarpmaları ve dinazorların neslinin kuruması gibi felaketlerden sağ çıkmayı başaran, yüzelli milyon yıl ile dünyanın en uzun ömürlü deniz canlılarından biri. Bugün deniz kaplumbağaları, aşırı avlanma, balık sürülerinin azalması ve iklim değişikliği nedeniyle yok olma tehdidi ile karşı karşıya. Costa Rica ve ABD‘li bilim insanlarının yayımladığı ve „Mother Jones“ dergisinde alıntılanan yakın tarihli bir araştırmaya göre, bu tür kaplumbağaların (Leatherback Sea Turtle) üreme kapasiteleri, iklim değişikliğinin yol açtığı daha sıcak ve kuru iklim nedeniyle ciddi tehdit altında. Araştırmanın sonuçlarına göre, yumurtalarını sahildeki kumların içine gömen deniz kaplumbağalarının hem yumurtlama, hem de yumurtadan çıktıktan sonra hayatta kalma oranları hızla düşüyor. Bize ne değil mi allahın deniz kaplumbağasından!!! Ama kazın ayağı öyle değil, tabii... Naomi Klein, bu kitabı yazmaya BP’nin Meksika Körfezinde doğal hayatı perişan eden “Deepwater Horizon” adlı petrol platformu sızıntısının ardından karar vermiş. Bu çevre felaketinin ardından denize akan petrolün, ABD’nin körfeze komşu Luisiana eyaletinin karadan oldukça içlere uzanan ve bereketli bir deniz hayatına ev sahipliği yapan bataklık bölgelerine (Bayou’lara) kadar sızdığı, burada yaşayan çeşitli balık ve kabuklu deniz canlısı türlerini olumsuz şekilde etkilediği biliniyor. Bu tür felaketlerde olağan olduğu üzere, üremeye olan etki çok uzun yıllar sonra canlı nüfusunda ve tür çeşitliliğinde dramatik düşüşlerle kendini gösteriyor. Örneğin Alaska‘da 1989 Exxon Valdez petrol tankeri faciasının yol açtığı çevre felaketi, ringa balığı nüfusunda neredeyse 45 yıl sonra görülen muazzam düşüşlerde görülebilmişti. Klein, bu bataklık bölgelerde bir inceleme gezisi yapmış ve çevre felaketlerinin insanoğlunun üzerindeki etkisini, Mossville kasabasında gözlemlemeye çalışmış. 14 dev petrokimya tesisinin çevrelediği bir bölgede bulunan kasaba, ABD ortalamalarının çok üzerindeki kanser oranları ile biliniyor. Ancak kimyasal kirliliğin doğurganlıkla ilişkisi, şimdiye kadar daha az incelenmiş. Görünen o ki, bu kasabada doğum yapabilen kadın yok gibi! Klein incelemesinde kayagazı kuyuları etrafındaki yerleşimlerde görülen doğurganlık sorunlarını da ele alıyor. Çeşitli bilimsel makalelerden derlenen alıntılara göre, kuyulara 16 km’den yakın yerleşimlerde doğan çocuklarda kalp rahatsızlığı oranları, ortalamaların %30 üzerinde! Birleşmiş Milletler de zaten 25 milyon çocuğun iklim değişikliği etkilerine en çok maruz kalacak nüfus içinde olduklarını ilan etti bile! Sonuç: Yeryüzünün bir parçası olan insanoğlu da, tüm diğer türler gibi yok olma yolunda! Peki, bu her şeyi değiştirir mi; göreceğiz... macılar, çalıştırılan kasların, böbreklere veya karaciğere benzer arındırıcı bir etkisi olduğunu söylüyorlar. Yeni keşfedilen mekanizmada, hiçbir sinyalin veya ilacın kan beyin engellini açmak zorunda olmaması nedeniyle yöntemin umut verici olduğu düşünülmekte. Yenidoğanların bağışıklık sistemleri sanılandan daha güçlü Kings’s College bilim insanları yenidoğanların bugüne dek sanılandan daha güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olduklarını buldu. Bebeklerin bağışıklık sistemleri her ne kadar yetişkinlerinkinden farklı çalışsa da yine de hastalık etkenleriyle etkili bir şekilde savaşacak durumda (Nature Medicine). Oysa araştırmacılar yeni doğmuş bebeklerin henüz olgunlaşmamış bağışıklık sistemine sahip olduklarını bu yüzden de enfeksiyonlara, yetişkinler gibi aynı şekilde reaksiyon veremediklerini düşünüyorlardı. Tahminlere göre küçük bedende zararlı etkiler yapabilecek aşırı bağışıklık reaksiyonu, Tlenfositlerinin (Thücreleri) belli bir dereceye kadar baskılanmasıyla engelleniyordu. İngiliz immünoloji uzmanı Deena Gibbons, 28 yenidoğnanın kan örneğini inceleyerek, bebek bedenindeki Thücrelerinin yetişkinlerinkinden çok farklı olduğunu ama buna rağmen yine de bakterilere reaksiyon gösterecek durumda olduğunu saptamış. Thücreleri, Interleukin8 (IL8) olarak isimlendirilen, antibakteriyel etki gösteren bir uyarı maddesi üretiyorlar ki daha önce bu maddenin Thücreleri tarafından üretildikleri bilinmiyordu. Nilgün Özbaşaran Dede nilodede@hotmail.com Depresyonu sporla yenmek mümkün İsveçli bilim insanları, bedensel etkinliğin depresyon üzerindeki etkisini hayvan deneyleriyle açıklığa kavuşturdu. Çalıştırılan kasların içindeki özel proteinler, kandaki belli başlı depresyon sinyallerini zararsız hale getiriyor. Bu şekilde proteinler beyinde olumsuz etki yapmıyor (Cell). Daha önceki araştırmalardan bedensel etkinlik sonucunda kanda PGC1?1 proteininin yükseldiği biliniyordu. Ayrıca kas sistemi üzerindeki pozitif etkileri de eski araştırmalarla kanıtlanmıştı. Karolinska Enstitüsü’nde Jorge Ruas ve ekibi bu yüzden proteinin, bedensel etkinlik ve anti
Abone Ol Giriş Yap
Anasayfa Abonelik Paketleri Yayınlar Yardım İletişim English
x
Aşağıdaki yayınlardan bul
Tümünü seç
|
Tümünü temizle
Aşağıdaki tarih aralığında yayınlanmış makaleleri bul
Aşağıdaki yöntemler yoluyla kelimeleri içeren makaleleri bul
ve ve
ve ve
Temizle