20 Mayıs 2026 Çarşamba Türkçe Subscribe Login

Catalog

6 ütün olumsuz gelişmelere karşın ülke yönetimi çok yönlü stratejik anlayış ve arayıştan uzak bir noktada bulunuyor. Ekonomik, siyasi, toplumsal çıkarlar yoğun olarak törpüleniyor. ‘İnsan hakları, demokrasi’ kavramları ikili ve çoklu ilişkilerde dengeleyici araç olarak kullanılıyor. Gelinen aşamada, bağımsız düşünmenin önünü açmak, seçenek üretecek girişimleri başlatmak gerekiyor. B Açık olarak jeopolitik arzular uluslararası hukukun üstüne çıkıyor, Avrupa çıkarlarının önceliğinde AB kimliğinde var olduğu sanılan birçok değeri kendi eliyle zedeliyor, yok sayıyor. AB için resmi belgelerde ve sözcülerinin dillerinde sık, sık yer bulan üç kavram; insan hakları, demokrasi ve hukuk, Kıbrıs adasından uzak tutuluyor. İki toplumlu adada açıkça ayrımcılık yapılarak, ambargolar altında yıllarca yıpratılan bir toplum, hukuki ve tarihsel haklılığı ve kazanımları Avrupa’nın AB sürecinde ortadan kaldırılıyor. Türkiye’nin ada üzerindeki garantörlük hakkı fiilen işlemez kılınarak, adadaki askeri varlığına son verilmeye çalışılıyor, Ancak adadaki İngiliz askeri üsleri ve Yunanistan’ın askeri etkinliğine yönelik Türkiye’ye takınılan tavır gösterilmiyor ve ada üzerinde AB’nin hesapları netlik kazanıyor. Metropol sınırları tamamlanan AB’nin, bu sınırlar içinde kalan adada, metropol sınırlar içinde bugün olmayan ama gelecekte de olamayacak bir ülkenin ( Türkiye…) güçlü bir bağının olmamasına çalışılıyor. Sadece AB’nin Kıbrıs adası konusunda takındığı tavır bile Türkiye için tam üyeliğin düşünülmediğinin açık göstergesi olduğu sorgulanmıyor. (Aslında bunu anlamak için 17 Aralık 2004 Brüksel zirve kararlarının beklenilmesine hiç gerek yoktu…) Kıbrıs’ta yenilgi… 959 ve 1960 anlaşmalarının açık hükümleri ihlal edilmemesi adına yani uluslararası hukukun çiğnenmemesi için aday olan Türkiye ile pekala Kıbrıs adası da birlikte yani eşzamanlı tam üye yapılabilirdi gerçeği hiç tartışılmıyor. Kıbrıs adasının Türkiye’den önce uluslararası hukuku hiçe sayarak tam üye olmasının hangi haklı gerekçesi olduğu, niçin Kıbrıs’ın öncelik kazandığı, Kıbrıs’ta bölge ve dünya barışını tehdit eden bir ortamın mı olduğu, her türlü çabaya rağmen (Annan planları, referandumlar..) üstelik Rum tarafının hayır demesiyle bütünleşme olamamışsa, kuzey kesimine, güney hayır da derse siz mutlaka evet deyin denilerek, bir yandan tanınmaya varan vaatlerde bulunulmuş bir yandan da manevi baskılar yapılmışsa ve bir toplum al datılarak, tek taraflı ve iyi niyetli olmayan bir süreç egemen kılınmışsa yani her şeye rağmen bütünleşme olmuyorsa bir adadan iki devlet olmaz diye bir kural mı olduğu sorularının cevapları verilmiyor. Açıkça Türkiye’den Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla Rum tarafını tüm adayı temsilen tanıması ve böylelikle KKTC’nin Türkiye eliyle ortadan kaldırılması hedefleniyor. Türkiye dış politika da dengeleyici ve çok yönlü bir stratejiden uzak tutuluyor, Avrupalı olduğu kadar Asyalı olduğunu hiç hatırlamıyor, tüm büyük güçlerin ilgi odağı Avrasya ile yeterince ilgilenmiyor, öncelikle bölge merkezli dış politikayı hayata geçiremiyor. Oysa Soğuk Savaş sonrası Batı eski müttefiki Türkiye’nin hemen tüm değerlerini tartışmaya açıyor, ekonomik bağımlılığı altında toplumsal dokusu zedeleniyor, misyonerler Anadolu’da cirit atıyor. Batı için postmodern zenginlik sayılan etnik farklılıklar, Ortadoğu için Asya için ve Türkiye için ayrılmanın, ufalanmanın, parçalanmanın, kaosun ve karmaşanın nedeni haline getirilmeye çalışılıyor. Bağımsızlık, vatan duygusu, ulusal bütünlük, ulusal irade ve dayanışma, tarihsel ve kültürel bağlılık, ulusal kültür sentezi, kalkınma heyecanı, toplumsal bilinç gibi kavramlar unutturulmaya, karalanmaya çalışılıyor. Türk ulusunu özgüvensiz ve hedefsiz kılabilmek için çaba harcanıyor. Sağa sola savrulan, bugünden geleceği tasarlayamayan, teslimiyete boyun eğen, başı dik onurlu ve kimlikli yaşama inancını yitiren bir toplum ve bir ülke hedefleniyor. ‘Bölerek büyümebölünerek küçülme’ ikilemi C S TRATEJİ ğıyla sürdürürken Türk kavramı Türkiyeli’ye dönüştürülmeye çalışılıyor. Batı’nın milli devletlerinin emperyalist çıkarları uğruna Türk milleti kavramı ve iddiası, karalanmaya ırkçılıkla eşdeğer, Hitler faşizmiyle özdeş kılınmaya çalışılıyor. Anadolu’nun mayası ve hamuru dağıtılmaya, yurttaşlık kimliği yozlaştırmaya, iç çatışma ortamı yaratılarak, ülke Yugoslavyalaştırmaya çalışılıyor. Kendi değerlerine yabancılaştırarak, geleceğine güvenle bakamayan bir ülke görüntüsü yaratılmaya, geçmişi ve ülkesiyle kavgalı bir kuşağın yetişmesine çaba harcanıyor. Türkiye’yi; Büyük Ortadoğu Projesi kapsamına alarak, komşularıyla kavgalı kılmaya, "ya bölerek büyü" yada "bölünerek küçül" seçeneklerine bağımlı hale getirmeye çalışılıyor. Aslında Ortadoğu’da çizilmeye çalışılan yeni haritaların uzantısı kılınmaya, Ortadoğu’da körüklenen etnik çatışmanın yansıma alanına dönüştürülmeye çalışılıyor. Türkiye’de aydın kimliği sorun haline geliyor, aydın kitlesi zihin bulanıklığından kurtulamıyor, sorumluluğundan sıyrılıyor, öncü rolünü unutuyor, halkından kopuyor, değerlerine sahip çıkmıyor. Bilginin bilince dönüşmesinin takipçisi olmuyor, elini taşın altına koymamaktan kaçınıyor, Anadolu’ya sahip çıkmıyor, kimliksizliğin girdabında savruluyor. Aslında Türkiye gerçek aydını arıyor, halkına tepeden bakmayan ona güvenen, onunla bütünleşen, dağınıklığı gideren ve Anadolu’ ya sahip çıkan bir aydın kitlesine ihtiyaç duyuyor. Aslında her yurttaşın bu nitelikteki bir aydın gibi davranmasına arzuluyor. Stratejik düşünme yeteneği ri teknolojiyi üretebilmek ve IMF, Dünya Bankası boyunduruğundan kurtulmak istiyor. Türkiye; ulusal pazarını, piyasasını yani ekonomisini dış baskılarla ve korumasızca "dışa açarak" değil, ancak kendi iradesiyle "dışa açılarak" kalkınmanın gerçekleşebileceğine inanıyor. Sermaye hareketlerinin istikrar bozucu niteliğine seyirci kalmaktan kurtulmak, ulusal kaynaklarını bilerek, coğrafi olanaklarını yeterince tanıyarak ve ona sahip çıkarak, özünü, kendi kaynaklarını seferber ederek davranabilmeyi öncelikli kılmak istiyor. Türkiye; tarihsel, kültürel ve coğrafi birikimiyle özdeşleşen ve bu temelde bütünleşen, yaşadığı mekana sahip çıkma bilincini yitirmeyen ve bireysel çıkarını toplumsal çıkarın önüne koymayan bir neslin yetişmesini hedefliyor. Ortak çıkarda buluşmayı beceremeyen, dağınık savruk, kolayca borçlanabilen, satın aldıklarıyla değerlendiğini sanan, böylece ülkesinden, değerlerinden kopan, geleceğini tasarlayamayan, duyarsızlaşan, değerlerden arınarak vatan ve millet bağlılığını yitiren, bağımsızlıktan kolayca ödün veren, başkalarının uzantısı olmaktan kurtulamayan, benliğini ve kimliğini yitiren aslında varlık nedenini yitiren kuşakların yetişmemesi için Türkiye’nin harekete geçmesini istiyor. Türkiye üzerinde hesap yapanlara; Milli Kurtuluş mücadelesiyle çizilen sınırların, yapay olmadığını, bedel ödenerek çizildiğini, öylesine bir bedel ki, Çanakkale’den Kurtuluş Savaşı’na bir neslin, dirençle, sevdayla, ayrılıkla, acıyla, sevinçle ama hep başı dik ve onurla ödediği bir bedel olduğunu hatırlatmak istiyor. Birer asırlık çınar gibi davranan bu genç fidanların canları pahasına bıraktıkları emanetin vatan olduğunu hatırlatmak istiyor. Anadolu alaşımı u emanetin Anadolu’nun değerleriyle yoğrulduğunu, bir harman yeri olduğunu ve Anadolu’nun birikimiyle yaratıldığının unutulmamasını istiyor. Bugün Anadolu birikiminin Türkiye’nin en önemli zenginliği olduğunu ve yine Anadolu’nun; onurlu ve başı dik yaşamanın adı olduğunu bildirmek istiyor. Anadolu’nun; bir sentez ve alaşım, et ve tırnak, birlikte halaya kalkmak, birlikte türkü söylemek birlikte ağlamak, birlikte gülmek olduğunu ısrarla vurgulamak istiyor. Anadolu antiemperyalist mücadelenin birikimi, teslim olmamanın, direnmenin adı olduğunu ve bunu yaratan Anadolu’nun mayası ve hamurunun yüzyıllardır biriken iç içe geçen ve cumhuriyet harmanında kimliklenen değerler bütünü olduğunu unutturmamak istiyor. Kolayca çözülmek, başkalarının çıkarları için oyuna gelmek, kurda kuşa yem olmak, dağılmak, ufalanmak ve bu tuzağa Anadolu’nun kolayca geleceğini beklemenin Anadolu’yu tanımamak olduğunu hatırlatıyor. Her şeye karşın Anadolu’nun çok da ihanet gördüğünü ama kazananın hep Anadolu olduğunu da çok iyi biliyor… B 1 erçeklerle halk arasına çekilen sis perdesini indirebilmek için, önemsizleştirilen kavramların yeniden yaşam bulabilmesi için, yitirilen değerlerin yeniden filizlenmesi için var gücüyle ürkiye Cumhuriyetini kuran Türkiçalışacak aydın kitlesine ihtiyaç duyuyor. ye halkına Türk milleti denir" anlaGerçeklerle yüzleşmekten kaçınmayan, yışı yok edilmeye çalışılıyor. "Fransız", bu gerçekleri halkından uzak tutmaya ça"Alman", "İngiliz", "İtalyan", "Amerilışmayan bir aydın kimliğini arıyor. kan" kavramları varlığını olanca ağırlıTürkiye adına hareket edenlerin, aslında gerçek Türkiye’yi Türk ulusunun temsil ettiğini unutmamalarını istiyor. Ve gerçek Türkiye geleceğini tasarlamak, stratejik düşünme yeteneğini geliştirmek ve yapay yönlendirmelerden ve bağımlılık kıskacından sıyrılmak istiyor. Yeniden kalkınma heyecanını hissetmek, borç sarmalından kurtulmak , üretmeden tüketmemek, tasarrufu ve Bizim medyaya göre 3 Ekim zafer günü. ‘Pirüs zaferi’ yatırımı unutmamak, ileolmaması dileğiyle... G T
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear