Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
caktır. Mezohora yolundaki insan,
AHMET ANTMEN
THEMOS KORNAROS’TAN
yazarın deyimiyle kendi ruhuna da-
hi yetişemez! Sıla hasreti koğuşlar-
ÖZYAŞAMDAN KURGUYA
la, tecritle ve ölümle gölgelenir.
MÜCADELE GÜNLÜKLERİ...
Kitapta devrimciler en yalın, en in-
Yunanistan’da 30 Kuşağna da-
sani kaygılarıyla ele alınıyor. Sözge-
Sömürüye karşı:
hil sosyalist gerçekçiler arasında yer
limi Almanlis, “Dahasını öğrenmeye
alan Themos Kornaros’un, Nevzat
fırsat bulamadım; hep gerçeği ara-
Hatko’nun usta çevirisiyle Yordam
dım ama savaş patlak verdi, sonra
Edebiyat tarafından yayımlanan ro-
kendimi bu hapiste buldum” sözle-
‘Fırtınadan Doğanlar’
manı Fırtınadan Doğanlar’ı, hem öz-
riyle okuyamamış olmanın sızısını
yaşamından izler taşıyor hem de sınıf
açığa vuruyor.
mücadelesine ışık tutuyor.
Mektep yüzü görmemiş Bataryas’ın
şiyle hesaplaşmayan hiç kimse için nihai kur-
Girit’ten Atina’ya uzanan bir direniş
tutkusu ise coğrafya. Dağları, vadileri avu-
tuluş yoktur.”
destanı Kornaros’un yaşamı, Haydari Kampı’nda yoldaşları
cunun içi gibi bilen bu çobana kalırsa böy-
İyiyi ya da kötüyü mutlaklaştırmaktan ka-
yerine işkence sırasının kendine gelmesini dileyen inançlı bir
lesi bilgileri kitaptan beklemek nafiledir.
çınan yazara göre aynı insan, koşullara bağlı
devrimcinin portresi.
Öğretmenler, halk çocuklarına emperya-
olarak şeytana da meleğe de dönüşebilir.
Romanın çevirmeni Nevzat Hatko da Türkiye İşçi Parti-
listlerin hangi kaynaklara el koyduğunu öğ-
si üyesi, yazarla aynı dünya görüşünü paylaşan bir aydın.
ACIMASIZ GERÇEKLE BÜYÜYEN
retmelidir. Yoksullar, vakti geldiğinde kimi
Yunanistan’da sürgün olarak başlayan yaşamında türlü bas-
HAYALLER
nereden söküp atacaklarını, hangi zengin-
kılar görmüş, cezaevlerinde yatmış. Yazar ile çevirmenin dü-
Romanda yazgısının ve zenginliklerinin
likleri nasıl bölüşeceklerini ancak bu coğra-
şünsel akrabalığı dil ustalıklarıyla bütünleniyor.
idaresini sömürgecilere kaptırmış bir halk an-
fi bilinçle tayin edebilir.
Kornaros, sınıf edebiyatının bizzat emekçiler eliyle üre-
latılıyor. Fabrikada çıkan yangında patronlar
Bir diğer eğitimci Kapsalis’in önderliğin-
tilmesi gerektiğini savunuyor. Yapıtlarını uzun süre “İşçi”
insandan önce makineleri kurtarma telaşına
de köylüler, İngilizlerin bir kâhyaya peşkeş
mahlasıyla kaleme alan yazar, dilimize “Ya Aşk Ya Hissizlik”
düşüyor zira insan canından daha ucuzu yok!
çektiği okul binasını geri almak için kapıya
olarak çevrilebilecek ilk kısa romanından başlayarak özgün
Yangında prese yapışıp kalan Sotiri, ar-
dayanır. Tek bir bireyin dik duruşu kurulu
bir biçem yaratıyor ve genellikle bir aforizmayla başlıyor.
tık iş göremeyeceği için kapının önüne konu-
düzeni sarsmaya yeter ve bu eylem kısacık
İlk kitabın kapağında yer alan “Kulak kesil ki iç dünyanın
luyor. “Aç insan asla dinlenemez” diyen bu
bir an da olsa ezilenlerin şölenine dönüşür.
ağıdını duyasın” ifadesi daha o günlerde ruhu bedenden ba-
yaşlı adama son sığınağı saydığı köyüne dö-
Egemenlerin yanıtı ise gecikmez:
ğımsız, soyut bir varlık olarak görmediğini ortaya koyuyor.
nüş yolunda kitabın anlatıcısı eşlik ediyor.
Koğuşlar hızla dolar, infazlar sıradanlaşır.
Onun gözünde insan da toplum da tinsel ve tözsel olarak tıp-
Sotiri’nin düşlerinde Mezohora, toprağın
Kendisi de işkencelerden geçmiş siyasi bir
kı etle tırnak gibidir.
bire bin verdiği bir hayal diyarını temsil ediyor, oysa gerçekte
tutsak olan Kornaros, öfkesini de umudunu da içeriden bir
Kornaros’un yapıtlarında öğretmen karakterlerin ağırlık ta-
açlığın hüküm sürdüğü bir toprak parçası.
gözle aktarır.
şıması ise hem kişisel özlemleriyle hem de eğitimin toplu-
Egemenler, halkın sözde kurtarıcılarına şükran borcunu az-
mun bütünü üzerindeki etkisiyle açıklanabilir. BENİ SEV, BENİ ÇOK SEV!
la yetinerek ödemesi gerektiğini vaaz ediyor. Gerçek katılaş-
İdama yürürken bile gülümsemeyi elden bırakmayan, pe-
tıkça yolcuların düşlerle mesafesi açılıyor. Sefalet bu coğ-
İNSAN: HEM MELEK HEM ŞEYTAN!
ri kılığına bürünmüş kadınları anlatır. Ölüme giden direnişçi
rafyanın ortak yazgısı; nitekim yazar, betimlemelerini yok-
Fırtınadan Doğanlar, iki dünya savaşı arasındaki büyük
bir kadın parmağındaki yüzüğü çıkarıp nişanlısının annesine
sunluk ekleriyle örüyor: Temelsiz ev, asfaltsız yol, çerçeve-
ekonomik buhran döneminde geçiyor. Sahne, İngiliz himaye-
uzatır, sevgilisine sağ kalırsa özgür bir Helen kızıyla evlen-
siz pencere...
si altında sözümona “kurtulmuş” bir Yunanistan’dan insan
mesini vasiyet eder. “İkisi de beni ansınlar, sevsinler” der.
manzaralarıyla açılıyor. EMPERYALİZMİN SOPASI: SÖMÜRÜ!
Bir başka genç ise darağacına gitmeden yoldaşına fısıldar:
Egemenlere kalırsa kişinin gülüşü bile bir medeniyet gös- Kornaros, kurgusal zamanı doğrusal olmayan, kesintili bir
“Beni sev, beni çok sev!” Hücresinde, “Burada başımdan ge-
tergesidir, yoksulların kahkahası ise yüksek kültürden uzak- teknikle kuruyor. Mezohora yolunun yani hayali cennetin ne-
çenleri kâğıda dökemem, ilk aramada delil sayarlar” diyen
tır, aksine Balkan ve Ortadoğu yüzeyselliğini yansıtır. rede bitip sömürünün nerede başladığını belirsizleştiriyor.
karakter belki bizzat Kornaros’tur.
Böylesi eğreti bir bilinç, okumuş halk çocukları arasında Hâkim düzen, sabahın köründe emekçilerin önüne yalnızca
Yazar, antik çağ ozanları gibi belleğinin gücüne sığınır.
dahi hızla yaygınlık kazanıyor. Örneğin, öğretmen Spiromi- iki rota koyar: Maden ocağı ya da pamuk tarlası.
Fırtınadan Doğanlar’da okuru akla kazınmış, kulaktan kula-
lios dünyayı resmi müfredatın hegemonik kalıplarıyla algılı- “İnsan değil mi bu akılla bezenmiş olan, Tanrı’nın kendine
ğa sırlanmış sözcükler bekliyor. Yürekten yüreğe bir sohbet
benzer yarattığı” diyen anlatıcıya göre: “Zifiri karanlıklar,
yor. Egemen siyasete uzun yıllar hizmet ettikten sonra kendi-
bu hem yerleşik hem de konargöçer...
n
adeta Tanrı’nın insandan aldığı bir öçtür.”
ni sorgulayıp direniş hareketine katılıyor.
Bir emekçi kadın, bebeğini tek başına ve karanlıkta doğur-
Dönüşüm sancısı çeken herkes için geçerli bir eşiğe işaret Fırtınadan Doğanlar / Themos Kornaros / Çeviren:
mak zorundadır, doğum gündüze sarkarsa gündeliğinden ola-
ediyor Kornaros: “Kendi zaaflarını kabullenmeyen ve geçmi- Nevzat Hatko / Yordam Edebiyat / 256 s. / 2026.
ğil örgütlenmelerini leselleşti ve ezilen yığınlar nezdinde meş- rülebilir…” Ahmet Üsküplü. Nazmi Bayrı,
de kaybetti. Sendi- ruiyet kazandı. Bu anlamda, çalışma bir Bir Acayip Şehir’de, bir şehrin farklı yüz-
karşı tarih çalışması olarak okunabileceği lerini sosyal kültürel yönleriyle, karşıtlık-
kalar neoliberal po-
larla ve gerilimlerle ortaya koyuyor. Deği-
litikalara uyum gös- gibi küresel işçi hareketinin yeniden ya-
şen şehirler ve mekânlar, insan ilişkileri,
pılanma sürecinde ortaya çıkmış zengin
terdikçe bürokra-
hüzünle anımsanan geçmiş, gelecekle il-
deneyimler olarak da okunabilir.
tik, korporatist ya-
VİTRİNDEKİLER gili kaygılar ve umutlar arasındaki insanın
pılara, meslek örgü-
Bir Acayip Şehir /
yaşama deneyimleri çerçevesinde varolu-
tü ya da çıkar gru-
Nazmi Bayrı / Öteki
şun anlamına ilişkin sorgulamalarla ülke-
bu olarak hareket
Ters Dalga - Tarih Yay. / 120 s.
deki siyasal gelişmelerin şehirlere yansı-
eden ortalıklara dönüştü. Sınıfın sahip ol-
ve Eylem / Volkan
“Nazmi Bayrı, yalnız- malarını ve yol açtığı sorunları, toplumsal
duğu her şeyin içi boşaltıldı, mücadele ve
Yaraşır / h2o Kitap /
ca kentlerin değil köy- kutuplaşmaları yansıtıyor.
direniş yeteneği dışında... Volkan Yaraşır,
368 s.
lerin de geçirdiği san-
Ters Dalga’da, küresel düzeyde yaşama
Gilda Bize Bakıyordu
cılı bir değişim sürecin-
“Komünizm
geçirilen neoliberal karşıdevrim sürecin- / Rahmi Emeç /
den izlere ve kesitle-
hayaleti”nin Ekim Dev-
de, sarsıcı örgütlenme ve deneyimlerle iz Klaros Yay. / 83 s.
ri dile getirirken aynı za-
rimi ile beden bulması-
bırakmış; direniş ve karşı duruş hareke-
“Gilda Bize Bakıyor-
manda kaybolan insa-
nın ardından derin va-
tine dönüşmüş ve halihazırda bir kısmı iç
du, geçmişin hafıza du-
ni değerleri anımsatır. Bu çerçevede geç-
roluş korkusuna kapı-
evrim geçirerek devam eden işçi hareket-
raklarına bırakılmış ya-
mişin acılarını, politik gerilimler ekseninde
lan kapitalistler için re-
lerini inceliyor. Hindistan, G. Kore, Arjan-
zıları, o yazıların için-
geçen günleri anımsatan Bayrı, bu bağ-
fah devleti, bir zorunluluk, uluslarara-
tin, Filipinler, G. Afrika, Brezilya’daki “ta-
lamda okuru da bir yüzleşmeye ve de- de nefes alan kimlik-
sı sınıfsal devrimden kaçınma umudu ol-
rihsel birikimlerinin yanında farklı anlarda
ğerlendirmeye çağırır. (...) İnsani incelikle- leri, mekânları, olgula-
muştu. İşçi sınıfına karşı, “neoliberal po-
ve eksenlerde ortaya çıkan; aşağıdan ör-
re dokunan ve insan yaşamındaki fırtına- rı, bugünlerin okurları-
litikalar” söylemiyle yumuşatılan öç al-
gütlenme yöntemleriyle sermayenin ya-
lı günlerin izlerinde dolaşan Bayrı, yalnız- na taşımakla yeniden var ediyor. Sinema
ma harekâtı dünya çapında sürdürülür-
nında bürokrat, korporatist, neokorpora-
ca bir şehrin değil ülkenin de acayip hal- makinisti İlyas Cankılıç, Porsuk çayında
ken işçilerin uluslararası birliğinin / en- tist sendikal yapıların sınıf üzerindeki he-
lerine dikkat çeker; çözemediği sorunla- sandal kiralayan Nuri Sututar; takvimler,
ternasyonalizmin unutturulması amacıy-
gemonyasını kıran; sınıfın farklı katmanla-
rın gerilimlerin sarmalında sürüklenip gi- mevsimler, evler, sokaklar, kahvehane-
la “küreselleşme” kavramı allanıp pullan- rında örgütlenen ve sınıfın yeniden yapı-
den bir topluma yönelik eleştiriler de sos- ler ve tabii bizi bir yerlere ulaştıran yolcu-
dı. İşçi sınıfı, sadece yavaş yavaş buda- lanmasında üstün başarı gösteren bu işçi yal bir uyanışın ve aydınlanmanın canlan- luklar... Deneme, anlatı, söyleşi ve incele-
nıp örselenen tarihsel kazanımlarını de- hareketleri ya da örgütlenmeleri hızla kit- ması için estetik bir başkaldırı olarak gö- meye yaslanan yazılar...”
6 3 Eylül 2026

